GEZİ
YAZILARI
Gezi
Yazılarının Tanımı ve Niteliği
Bir yazarın gezdiği, gördüğü
ve incelediği yerlerden edindiği bilgi, görgü ve izlenimleri yansıtan yazıya ‘gezi
yazısı’ denir.
Gezi yazılarında yalnız
gezilip görülen yerlerin doğal özelliklerinin belirtilmesiyle yetinilmez. O
yerlerdeki insanların gelenek, görenek ve zevkleri de tanıtılmaya çalışılır.
Doğru bilgi ve gözlemlere dayalı gezi yazıları tarih,
coğrafya, toplumbilim gibi bilim dalları için
de yararlı bir kaynak olarak değerlendirilebilir. Bu tür yazılar ayrıca
okurların genel kültürlerini geliştirmede önemli bir rol oynar.
İnsanlar, kendi yakın
çevreleri dışında olup bitenleri öğrenmek isterler.
kitaplarda okudukları, haritada gördükleri
kıta, ülke veya kentlerde yaşayan insanların gelenek ve göreneklerini merak
ederler. görmeyi hayal ettikleri yerleri, usta yazarların aracılığıyla
tanımaktan,’gezer gibi olmaktan’ zevk duyarlar.kendisi de gezi türünde eser
vermiş olan Ahmet Haşim
bu duyguyu şöyle dile getirir,’…seyahatname okumanın tadını öteden beri
bilirim.bütün çocukluğum onları okumakla geçti.kış geceleri dışarıda rüzgar
olurken,bir gaz lambasının ışığını gözbebeklerimde iki altın nokta gibi
taşıyarak zengin bir ateş karşısında,rahat bir koltukta okuduğum o Afrika ve
Amerika seyahatnamelerinin masum ve namuslu üslubundan aldığım tadı bana pek az
edebiyat eseri verebilmiştir.’(Bize Göre,Gurebahane-i Laklakan,Frankfurt
Seyahatnamesi,s.70)
Gezi yazıları gerçekten
yaşanmış bir hayat kesiminin ürünüdür. Bu tür yazıların ağır basan yönü,
anlatılanların dikkatli bir gözleme dayanmış olmasıdır. Yazar, şüphesiz,
gördüklerini anlatırken anılarından söz edebilir, birtakım yazılı veya sözel
kaynaklardan yararlanabilir, karşılaştırmalar ve çözümlemeler yapabilir. Ancak
tüm bu çabaların keskin ve sağlam bir gözlem gücünden kaynaklanması şarttır. Biz
buna ‘görmesini bilme yeteneği’ de diyebiliriz.
Gezi yazarları, uzun bir
süre, daha çok insanların hiç gezip görme imkânı bulamadıkları ülkeleri, bölge
ve kentleri tanıtma amacı gütmüşlerdir. Kutuplar, Afrika’nın balta girmemiş
ormanları ile Orta Asya, Güney Amerika gibi kıtalarda yaşayan insan
topluluklarının ilginç yaşayış biçimlerini tanıtan gezi yazılarının yanında New
York, Tokyo, Paris, Londra gibi büyük şehirleri anlatan yazılara da
rastlanmaktadır.
Bir gezi yazısının kendi
türünde değerli olabilmesi, bazı nitelikler taşımasına bağlıdır. Bu
niteliklerden biri, okuyucu için ilginç görünüm, durum veya olayları
kapsayabilmesidir. İkinci nitelik, gezilen yerler ile görülen şeylerin dış
görünüşünden çok öze inen ve insanların iç dünyalarını yansıtan hususları gözler
önüne serebilmesidir. Üçüncü nitelik ise görülen yerler ve insanları, edinilen
izlenimleri yalın, sürükleyici ve renkli bir dille anlatabilmesidir.
Gezi yazılarını, ele alınan
konular ve anlatım bakımından ‘anı’
ve ‘röportaj’ türünden yazılara benzer bazı yönleri bulunur. Çünkü gezi, anı ve
röportaj diye adlandırılan yazılar geniş ölçüde yazarın gözlem, izlenim ve
yorumlarına dayanır. Bu nedenle bu türlerde yazılmış eserleri bir sınıflamaya
tabi tutmak bazen güçtür. Bununla birlikte, her üç türün de birtakım ayırıcı
özellikleri vardır. İyi bir okur bu özellikleri bilir veya belirlemede güçlük
çekmez.
Gezi Türünün
Gelişimi
Gezi türünün uzun bir geçmişi
vardır. Bu günkü tanımına ve niteliğine tam uymasa da çok eski çağlarda gezi
türünden sayılabilecek örneklerin bulunduğu bilinmektedir. Eski Yunanistan’dan
başlayarak günümüze kadar çeşitli ülkelerden birçok gezgin, elçi,
şair ve yazar gezip gördükleri yerleri
anlatan eserler meydana getirmişlerdir.
Başka ülkelere yapılan
yolculuklarla ilgili ilk gezi yazılarına örnek olmak üzere M.S. 448’de Hun
hükümdarı Atilla’ya gönderilen elçilik heyetinde görevli tarihçi Priskosun eseri
ile M.S. 568 de Kilikyalı Zemarkhos’un Göktürkler ülkesinde Bizans İmparatorluğu
elçisi iken tuttuğu notları gösterebiliriz.
İranlı
şair ve din
adamı Nasır Hüsrev ‘in hac maksadıyla yaptığı Mekke gezisini ve bu arada Mısır
ve Anadolu’nun doğusunda gördüklerini anlatan ‘sefername’ adlı eserini de ilk
gezi kitapları arasında sayabiliriz.
Gezi türünün ilk önemli
eselerini verenlerin başında şüphesiz Venedikli ünlü gezgin Marco Polo ile yine
ünlü Arap gezgini İbn-i Batuta’yı anmamız gerekir.
Marco Polo, Yakın Doğu ve
Orta Asya ülkelerini kapsayan uzun bir yolculuğa çıkmış ve bu yolculuğunda gezip
gördüğü yerleri anlatan bir eser yazmıştır. Birçok dile çevrilen bu eser gezi
edebiyatının ilk klasik örneklerinden biri sayılır. Arap gezgini İbn Batuta da
Anadolu, Harezm, Maveraünnehir ve Horasan’ı dolaşarak oralarda yaşayan Türklerin
teknik ve toplumsal özelliklerini anlatan bir kitap yazmıştır.
Önceleri daha çok
tarihçilerin ilgi
gösterdikleri bu eserler, sonradan
edebiyatçıların da dikkatini çekmiştir. Ele alınan konular, kullanılan dil,
yazarların gözlem ve anlatım özellikleri bakımından gezi yazı ve kitapları artık
edebiyatın bir kolu, bir başka deyişle bir yazı türü özelliği kazanmıştır.
Gezi
Yazılarının Çeşitleri
Gezi yazılarını, yolculuk
yapılan yer bakımından ikiye ayırmak mümkündür: yurtiçi gezi yazıları ve yurt
dışı gezi yazıları…
Yurtiçi gezi yazıları, bir
yazarın herhangi bir amaçla kendi ülkesinde yaptığı bir yolculuk sırasında gezip
gördüğü yerleri ve edindiği izlenimleri anlattığı yazılardır. Bu tür gezi
yazılarına, Reşat Nuri Güntekin’in Anadolu
Notlarını gösterebiliriz.
Yurtdışı gezi yazıları ise
bir yazarın kendi ülkesi dışında yaptığı gezi ve incelemelerinin bir ürünüdür.
Bu tür gezi yazısına da Falih Rıfkı Atay’ın Deniz Aşırı adlı eseri örnek olarak
gösterebiliriz.
Gezi yazılarını, gezi
türünde eser veren kimselerin durumları bakımından da ikiye ayırabiliriz:
uğraşları yazarlık olan kimselerin kalemlerinden çıkan gezi yazıları, uğraşları
yazarlık olmayan kimselerin ortaya koyduğu gezi yazıları.
Yazarlığı bir meslek olarak
benimsemiş kimselerin eserlerinde gezilen görülen yerler, değinilen konular,
insanlarla ilgili gözlemler yazı sanatının birçok özelliğini yansıtan renkli bir
dille anlatılır.
İkinci kategoriye giren
yazılar, genellikle yazarlıkla ilgili olmayan, fakat yurt içinde veya dışında
bazı yerleri görmek üzere geziye çıkanların veya geçici görevlerle yabancı bir
ülkede oturanların kaleme aldıkları yazılardır. Bu gibi kimselerin eserlerinde
anlatım kuru ve renksiz olabilir. Ancak bu tür eserlerde bazen çok ilginç
gözlemlere, sağlam bilgilere ve mantıklı yorumlara rastlayabiliriz. Örneğin ünlü
Türk denizcisi Piri Reis’in Bahriye adlı kitabı bu bakımdan ilginçtir. Bu kitap
Akdeniz’i çevreleyen karalar, ormanlar, dağlar, kentler üzerinde verdiği
bilgilerle hem bir deniz atlası, hem de bir gezi kitabı niteliği taşır.
Gezi
yazılarını amaç ve yazılış bakımından da üçe ayırmak mümkündür: günü gününe
alınmış notlara dayalı gezi yazıları, mektup biçiminde yazılan gezi yazıları ve
bir ülkeyi daha nesnel ve derinlemesine tanıtmayı amaçlayan gezi yazıları.
Kimi yazarlar, gezip
gördükleri yerleri günü gününe veya aralıklı olarak tuttukları notlarla
anlatırlar. Bu gibi gezi yazıları çoğu kez anı türünün de özelliklerini taşır.
Bu çeşit gezi yazılarına Burhan Arpad’ın Gezi Günlüğü
adlı eseri örnek olabilir.
Kimi
yazarlar da gezi izlenimlerini belli aralıklarla arkadaşlarına yazdıkları
mektuplarda anlatırlar. Bu gibi gezi yazılarında mektup türünün hemen hemen her
özelliğini görebiliriz. Bu çeşit gezi yazılarına Celaleddin Ezine’nin Amerika
Mektupları örnek olarak gösterebiliriz.
Üçüncü tür gezi yazıları,
yazarın kişisel gözlemleri yanında daha başka bilgi ve belgelere dayalı tasvir
ve yorumları içerir. Örneğin Falih Rıfkı Atay’ın
gezi kitapları genellikle bu biçimde yazılmış eserlerdir.
Türk
Edebiyatında Gezi Yazıları
Bugünkü bilgilerimize göre
Türkçe yazılan ilk gezi kitabı, tanınmış denizcilerimizden Seydi Ali Reis’in
Miratül-Memalik adlı eseridir. Eser Portekizlilere karşı savaşırken Hint
denizinde fırtınaya yakalanıp Gücerat’ta karaya çıkan Seydi Ali Reis’in
Hindistan, Afganistan, Buhara ve Maveraünnehir yoluyla Edirne’ye dönüşü
sırasında başından geçen serüvenleri kapsar.
Ünlü bilginlerimizden Kâtip
Çelebi’nin Cihannüma adlı eseri de gezi yazılarında rastlanan birtakım
özellikleri içermektedir. Kâtip Çelebi, Osmanlı ülkesinin birçok yerini dolaşmış
ve eserinde gördüğü bu yerlerle ilgili ayrıntılı bilgiler vermiştir.
Edebiyatımızda gezi türünde
ilk büyük ve önemli eserin yazarı Evliya Çelebi’dir.
Tarih-i
Seyyah adını taşıyan on ciltlik eserinde Evliya Çelebi, Osmanlı İmparatorluğu
sınırları içinde ve dışında gezip gördüğü yerleri anlatır. Bu yerler arasında
Bursa, İzmir, Trabzon gibi şehirlerimiz yanında Avusturya, Hicaz, Mısır,
Habeşistan ve Dağıstan gibi yabancı ülkeler de bulunmaktadır. Evliya Çelebi’nin
gezi kitabından XVII. Yy. toplumumuzun zengin kültür özelliklerini öğrenmek
mümkündür. Anlatımdaki sadelik, içtenlik ve söyleşi havası da eser için ayrı bir
üstünlük sayılır.
XVII. yy’da Hac
yolculuklarını anlatan bir takım gezi kitapları ile birlikte Avrupa ve Yakın
Doğu ülkelerine gönderilen elçilerimizi yazdıkları “sefaretname”leri de birer
gezi eseri sayabiliriz. Bu eserler arasında gezi türünün özelliklerini en
belirgin biçimde taşıyanı Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin Fransa
Sefaretnamesi’dir. Yazar bu eserinde Lale Devri’nde Fransa’da elçilik yaparken
gördüklerini tatlı bir dille anlatmıştır.
Edebiyatımızda gezi
türünden yazılara ilginin arttığını daha çok XIX. yy’da görüyoruz. Bir takım
denizcilerimizin, ülke dışındaki Müslümanların eğitilmesi için görevlendirilmiş
din adamlarımızın ve gezginlerimizin görevle ve ya kendi istekleri ile gezip
gördükleri yerleri anlatan eserlerini burada anmak gerekir. Bu eserlerde Orta
Asya, Uzak Doğu, Afrika, Güney Amerika üzerinde ilginç gözlem ve izlenimlere
dayalı bilgiler sergilenmiş bulunmaktadır.
Tanzimat’tan
Sonraki Gelişmeler
XIX. yy’nin sonlarında yayımlanan ve gerçek bir gezi
yazısı niteliği taşıyan eser
Ahmet Mithat Efendi’nin Avrupa’da Bir Cevelan adlı kitabı olmuştur.
Yazar bu eserinde
İstanbul’dan Stockholm’e kadar yaptığı tren yolculuğuna ve dönüşünde uğradığı
birçok Avrupa kentlerine ilişkin gözlem ve izlenimlerini anlatır. Ali bey’in
Seyahat Jurnali adlı kitabı da bu yüzyılın önemli gezi eserleri arasında
sayılır.
1908’den sonra gezi türünden eserlerin sayısında
önemli bir gelişme görülmektedir. Bunda okur sayısının artışı yanında yabancı
gezi kitaplarının Türkçeye çevrilmesinin etkisi büyük olmuştur. Bu dönemin
tanınmış şair ve yazarlarından
Cenap Şehabettin’in Hicaz yolculuğunu anlatan Hac
Yolunda Suriye ve Irak’tan söz eden Afak-ı Irak ve bir Avrupa gezisinde
gördüklerini yansıtan Avrupa Mektupları adlı eserlerini Türkçe gezi türünün
başarılı örnekleri arasında gösterebiliriz.
Cumhuriyet
Döneminde ve Günümüzde Gezi Yazıları
Cumhuriyet döneminde edebiyatımızda gezi türünde
nicelik ve nitelik yönünden büyük bir ilerleme sağlanmıştır. Bu dönemin tanınmış
gezi yazarları arasında önce
Falih Rıfkı Atay’ı anmamız gerekir. Atay’ın
Denizaşırı, Taymıs Kıyıları, Bizim Akdeniz, Tuna Kıyıları, Hind, Yolcu Defteri,
Gezerek Gördüklerim ele alınan konular ile gerek gözlem gerekse anlatım ustalığı
bakımından ilginç ve değerli eserlerdir.
Cumhuriyet döneminde gezi türünde eser veren
diğer yazarlar arasında
İstanbul’dan Londra’ya Şileple Yolculuk ve Akdenizde Bir Yaz Gezintisi adlı
kitaplarıyla Saik Sabri Duran’ı, Finlandiya adlı kitabıyla Şükufe Nihal’i, Bir
Vagon Penceresinden ve Ankara-Bükreş adlı kitaplarıyla
Sadri Ertem’i, Tuna’dan Batıya ve Anadolu Notları adlı iki ciltlik kitabıyla
Reşat Nuri Güntekin’i,
Anadolu Manzaraları adlı kitabıyla Hikmet Birand’ı, Gezi Günlüğü ve Avusturya
Günlüğü adlı kitaplarıyla Burhan Arpad’ı sayabiliriz.
Son yıllarda gezi edebiyatımız yeni eserlerde daha da
zenginleşmiştir. Yabancı ülkelerle kültürel ilişkilerin artması ve bireysel gezi
imkanlarının çoğalması sonucu olarak bu türde eser yazanları sayısında da bir
artış görülmektedir.
Günümüz
yazarları arasında gezi yazı ve kitaparıyla ün
yapmış olanlar arasında Mavi Yolculuk ve Mavi Anadolu isimli eserleriyle Azra
Erhat’ı, Düşsem Yollara Yollara adlı eseriyle
Haldun Taner’i, Sovyet Rusya, Azerbaycan,
Özbekistan, Bulgaristan, Macaristan adlı eseriyle
Melih Cevdet Anday’ı,
Sam Amcanın Evinde ve Bir Garip Ada adlı eserleriyle Badii Faik Akın’ı, Canım
Anadolu adlı eseriyle
Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu, Şu Bizim Rumeli adlı eseriyle Yılmaz
Çetiner’i ve Almanya Beyleri İle Portekiz’in Bahçeleri adlı eseriyle Nevzat
Üstün’ü sayabiliriz.
BAHRİ PEKTAŞ
TDE ÖĞRT.
Benzer Sayfalar: