|
Cumhuriyetimizin başkenti Ankara'yı anlatan
Yakup
Kadri'nin "Ankara" adlı romanı, üç ayrı dönemi ve bu
dönemlerin Ankara hayatını yansıtması yönüyle ilginç ve
okunmaya değer bir eserdir. Romanın başkahramanı Selma
Hanımın hayatı, evlilikleri ve insanî ilişkileri ile
birlikte Ankara'nın üç dönemi canlı tasvir ve olaylarla
verilir.Bu dönemler:
1. Millî Mücadele'den önceki Ankara (Savaş
zenginlerinin, yolsuzlukların ve arayışların belirdiği
Ankara)
2. Millî Mücadele'deki Ankara (Millî silkinişin ve
yeniden toparlanan, zaferi kazanan Ankara)
3. Millî Mücadele'den sonraki Ankara (Savaş
sıkıntılarının geride kaldığı, modernleşen ve bir o
kadar da özünden kopup sosyeteleşen Ankara)
Selma Hanım,
İstanbul'daki bir bankada muamelât şefi olarak görev
yapan kocası Ahmet Nazif Bey ile birlikte Ankara'ya
gitme hazırlıkları yapar. Önce deniz yolu ile
İnebolu'ya; oradan da kara yolu ile (İnebolu - Kastamonu
- Çankırı güzergâhı = İstiklâl Yolu) Ankara'ya gelirler.
Onların Ankara'ya gelmek istemelerindeki en büyük amaç;
bir kurtuluş ümidi aramalarıdır. Çünkü, İstanbul yabancı
devlet askerleri tarafından işgal altındadır ve Türklere
her türlü işkence ve zulüm yapılmaktadır. Onlara göre;
Ankara'da başlatılan Millî Mücadele, dolayısıyla Ankara
adı, bir kurtuluş umududur.
Selma Hanım
ve Nazif Bey, Ankara'ya gelişlerinde Tacettin
Mahallesi'ndeki küçük bir eve yerleşirler. Yerleştikleri
evin sahibi Ömer Efendi ve ailesi Ankara'nın seçkin
kimselerindendir. Bu seçkinlik, soydan ziyade para ve
mala dayanmaktadır. Ömer Efendi ve ailesi Birinci Dünya
Savaşı'ndan yararlanmayı bilen savaş zenginlerindendir.
Birinci Dünya Savaşı döneminde bu tür zenginlerin
birdenbire ortaya çıkması olağan olduğu için halk, Ömer
Efendiyi ve ailesinin bu türedi zenginliğini yadırgamaz.
"Zira Büyük Kavga'da cephe gerisini tutanlardan
birçoklarının, yalnız Ankara'da değil, memleketin her
bucağında böyle hiç yoktan servet ve samana
konuverişleri en tabiî hadiselerden biri hâlini
almıştır." (Karaosmanoğlu, 1934:23)
Nazif Bey,
bir gün eski arkadaşlarından Murat Beyle karşılaşır.
Murat Bey, Büyük Millet Meclisi'nde mebustur ve
Etlik'teki bağ evinde oturur. Murat Bey; Nazif Bey ve
karısı Selma Hanımı Etlik'teki bu bağ evine davet eder.
Ankara'nın monoton havasından sıkılan Selma Hanım,
kocasını razı eder ve Murat Bey'in Etlik'teki bağ evine
gidilir. Murat Beyin evinde bir başka misafir daha
vardır. Binbaşı Hakkı Bey... Selma Hanım, Bnb. Hakkı
Beyin gururlu, milliyetçi ve vatanperver düşünceleri
karşısında büyülenir. Sonraki günlerde ve haftalarda Bnb.
Hakkı Bey ve Selma Hanım at gezintilerine çıkarlar.
Nazif Bey, karısı Selma Hanımın Bnb. Hakkı Beyle yaptığı
bu at gezintilerine sesini çıkarmaz, doğal karşılar.
Fakat, ev sahibi Ömer Efendi; Selma Hanım, kocası Nazif
Bey ve Bnb. Hakkı Beyin tutum ve davranışlarını hoş
karşılamaz; onları "yabanlar" olarak nitelendirir. Nazif
Bey, Ömer Efendinin kendileri için kullandığı "yabanlar"
kelimesini, "yabancılar" olarak yorumlar. Ömer Efendi,
bu kişilerin hareketlerini onaylamamasına rağmen sesini
çıkarmaz. Çünkü, neticede Nazif Bey, bankada çalışmakta
ve biri mebus, diğeri binbaşı olan iki önemli dostu
bulunmaktadır. Ne de olsa bu makamlarda bulunan
kimselere ihtiyacının olacağını düşünür ve beğenmese de
onlarla iyi geçinmenin menfaati icabı olduğuna kanaat
getirir.
Bir başka
gün Selma Hanım; kocası Nazif Bey, kocasının arkadaşı
Murat Bey ve ailesinin, Bnb. Hakkı Beyin de birlikte
bulunduğu bir sohbet toplantısında Neşet Sabit adında
İstanbul'dan yeni gelmiş bir yazarla tanışır. Selma
Hanım, Bnb. Hakkı Beyden etkilendiği gibi, Neşet Sabit
Beyden ve konuşmasından çok etkilenir. Neşet Sabit'in
Selma Hanım üzerinde bıraktığı bu etki, sonraki
zamanlarda da kendini gösterir.
Selma Hanım,
silâh kullanmayı iyi bilir. Bnb. Hakkı Beyin yaptırdığı
atış denemelerinde başarılı olur. Bu başarısından
cesaret alan Selma Hanım, Bnb. Hakkı Beyden kendisinin
cephe ya da cepheye yakın yerlerde görevlendirilmesini
talep eder. Bu talep karşısında Bnb. Hakkı Bey, aracı
olur ve onun Eskişehir'deki bir askerî hastahanede görev
almasını sağlar. Selma Hanımın hastahanede göreve
başlamasından bir hafta sonra Yunanlılar taarruza geçer.
Bu durumda Ankara'ya geri döner. Ankara halkı, ümitsiz
biçimde şehri boşaltma
faaliyetlerine girişir. Selma Hanım ise, Yunanlıların
Ankara'ya gelemeyeceği konusunda kesin inançlıdır.
Çünkü, hastahanede görev yaptığı kısa süre içinde yaralı
askerlerin bir an önce cephedeki arkadaşlarının yanına
dönme isteklerini unutamamıştır. Bu inancını, tanıdığı
herkese söylemeye ve halka moral vermeye gayret eder.
Kocası Nazif Beyin tüm ısrarlarına rağmen Ankara'yı terk
etmez ve Cebeci hastahanesindeki görevinin başından
ayrılmaz. Ona göre, Ankara; vatanın kalbinin attığı
kutsal bir şehirdir. Millî uyanış ve zafer; ancak
Ankara'daki mücadeleye bağlıdır. Bu nedenle Ankara, terk
edilmemelidir. Nazif Bey, karısı Selma Hanımın kendisini
dinlememesi karşısında ondan ayrılır.
Nihayet,
Selma Hanımın beklentileri meyvesini verir. Türk ordusu,
Sakarya'da zaferi kazanır. Bu zaferin arkasından ise
Büyük Meydan Muharebesi ile Türk milleti Yunanlılara
ağır darbeler vurur ve nihayet Yunanlıların elindeki
güzel İzmir, geri alınır. Türk milleti kesin zaferi
elde eder. Bnb. Hakkı Bey de "Miralay" rütbesi ile
Ankara'ya döner. Selma Hanım, önceden de çok takdir
ettiği Miralay Hakkı Bey ile evlenir. Bu arada Nazif
Bey, Selma Hanımdan boşandıktan sonra kötü bir hayata
sahip olur; tanınmaz ve silik özellikler çizer.
"Selma
Hanım, Nazif'in kendisini bıraktıktan sonra , ne kadar
bedbaht olduğunu da biliyordu. ... Yumuşak, pembe,
sessiz ve uslu Nazif; kuru, sinirli, sert ve haşin bir
insan olmuştu. Kendini tamamıyla içkiye verdiğini
söylüyorlardı." (Karaosmanoğlu, 1934:90)
Miralay
Hakkı Bey, emekli olur ve bir şirkette meclis idare
reisliği görevini alır. Sonraki zamanlarda ise Nazif Bey
gibi o da Selma Hanımın gözünden düşer. O artık,
cepheden yeni döndüğü zamanlardaki Selma Hanımın
gözündeki "ilah" değildir. Giyinişini, yaşayışını ve
Selma Hanıma olan tavırlarını çok değiştirir. Ayrıca,
lüks yaşamaya merak sarar. Miralay Hakkı Beydeki bu tür
değişiklikler, Ankara'da yaşayan diğer insanların da pek
çoğunda görülür.
"Nazif, ne
kadar eski Nazif değilse, Miralay Hakkı Bey de o kadar
eski Hakkı Bey değildir. Selma Hanımın, bu Hakkı Beye,
ikide bir 'Nerede o tunç rengin? Nerede o çelik gövden?
Nerede o sert ağzın? O koyu kumral bıyıkların?' diye
soracağı geliyor." (Karaosmanoğlu, 1934: 92)
Batılılaşmayı yanlış algılayan insanlar, alafranga hayat
tarzını kendine ölçü almaya başlar. Ankara'da
yaşayanların önemli bir bölümü; Gazi Hazretleri'nin
inkılâplarını yanlış yorumlar; çağdaş yaşamanın
balolarda, gece eğlencelerinde ve çaylarda boy
göstererek
eğlenmek olduğunu düşünür. Özellikle dönemin bürokrat ve
aydınlarının bir bölümü birbirleriyle gösteriş yarışına
girerler. Hakkı Bey de, Avrupa'yı gören ve Avrupalılarla
sıkı ticarî ilişkilerde bulunan biri olarak bu gösteriş
yarışının içinde yerini alır.
"Hakkı Bey:
- A hanım, diyordu. Bir defa , ben Avrupa'da bulunmuş
bir adamım. (Harb-i Umumî'de bir kere Almanya'ya
gitmişti.) Sonra da Avrupa adap ve muaşeretine dair ne
kadar kitap görürsem alıp okuyorum. Artık, benim
yaptığımın doğruluğundan şüphe edilir mi?" (Karaosmanoğlu,
1934:110)
Hatta, sade
bir aile hayatı olan Murat Bey bile, bu olumsuz ortam
içinde gülünç duruma düşmekten kendini kurtaramaz ve
bilinçsiz faaliyetleri ve tavırlarıyla Selma Hanımı
şaşırtır. Murat Bey, mebusluğu bırakır ve safahat âlemi
içinde özünü kaybeder. Murat Beyin arabasından, çay ve
yemek davetlerinden azamî derecede yararlanan insanlar,
gerçekte onun samimî dostları değildir.
Selma Hanım,
yılbaşı eğlencelerinin düzenlendiği yeni açılan Ankara
Palas Oteli'nde önceden tanıştığı ve etkisinden
kurtulamadığı Neşet Sabit Beyle tekrar karşılaşır. Neşet
Sabit Bey; Ankara'da bir evde tek başına yaşamasına
rağmen, İstanbul'daki bir
gazetenin yazarlığını ve
muhabirliğini yapar. Ayrıca, tercüme işleriyle uğraşır.
Neşet Sabit Bey de, Selma Hanım gibi Ankara sosyetesinin
bilinçsiz hayat tarzından rahatsızdır. İki eski dost,
duygu ve düşüncelerini birbirlerine aktarırlar. O günden
sonra birlikte gittikleri tüm balo ve davetlerde Selma
Hanım ile Neşet Sabit Beyin sohbet konusu Ankara halkı
üzerindeki değişme ve Batılılaşma kavramının yanlış
anlaşılmasıdır.
Cumhuriyetin
ilk yıllarında Ankara, yalnız insanlarıyla ve hayat
tarzı ile değil, mimari ve evlerin iç dekorasyonu ile de
Avrupaî tarza uygun olarak değişiklik gösterir. Gerek
Selma Hanım, gerekse Neşet Sabit Bey; Batılılaşmanın bir
eğlence tarzı olmadığı; bilimsel gelişme, değişme ve
işletme gücü olduğunda hemfikirdirler. Bu düşünceler;
Selma Hanımı Hakkı Beyden iyice uzaklaştırır. Ayrıca,
Hakkı Beyin yabancı bir kadınla olan flörtü ve Selma
Hanımın kendi hayatını kurmak istemesi, onları boşanmaya
kadar götürür. Selma Hanım ikinci kocası Miralay Hakkı
Beyden ayrılır.
Neşet Sabit
Beyin yardımıyla Selma Hanım öğretmen olur.
Cumhuriyet'in kuruluşunun onuncu yıl kutlama
törenlerinde Gazi Hazretleri'nin konuşmasını Selma
Hanım, yeni kocası
Neşet Sabit Beyle birlikte büyük bir coşkunlukla dinler.
Artık, Atatürk'ün oluşturduğu inkılâplar, halk
tarafından özümsenir; Ankara'nın çehresi ve bütün
Türkiye'nin hayat tarzı da olumlu bir değişme sürecine
girer. Ankara'nın bu değişen çehresine ayak uyduramayan,
kendi menfaatlerini, ülkenin menfaatlerinden önde gören,
yanlış Batılılaşan sosyete grup, Ankara'yı terk eder ve
Avrupa'ya yerleşirler. Murat Bey ve ailesi de bunlardan
biridir. Selma Hanım, Murat Bey ve ailesine acır ve
onların Avrupa'da barınamayacağını düşünür.
Selma Hanım
ve üçüncü kocası Neşet Sabit Bey, Kaledibi'nin Cebeci'ye
bakan yamacında bir apartman dairesinde yaşar. Selma
Hanım, öğretmenliğine devam ederken Neşet Sabit Bey de
roman yazarlığı ile meşgul olur. Ayrıca, Neşet Sabit
Beyin yazdığı "Kaltabanlar" adlı komedi eseri, Devlet
Tiyatrosu'nun açılış töreninde sahnelenecektir. Neşet
Sabit Bey, bu büyük güne hazırlanmanın telaşı ile
faaliyetlerine hız verir. Nihayet, oyunun sahneye
konacağı gün gelir. Tiyatro oyununu
izlemeye gelenler
arasında
Atatürk de bulunmaktadır. Oyun, çok başarılı
bir şekilde sahnede sergilenir. Atatürk, Neşet Sabit
Beyi yanına çağırtır ve onu tebrik eder. Oyunun sahnede
sergilenmesinden sonra oyunda görev alan ekip ile
birlikte sabaha kadar eğlenen Selma Hanım ve Neşet Sabit
Bey, yorgun bir şekilde evlerine dönerler.
Selma Hanım,
Neşet Sabit Beyi çok sevmesine rağmen, onun başka
kadınlarla olan ilişkisinden şüphelenir. Özellikle,
oyunda rol alan Yıldız Hanım adlı genç bir kızla olan
yakınlığını kıskanır. Ancak, Yıldız Hanımın sporcu bir
gençle evlenmesi ile bu şüphelerinden kurtulur.
Yıl
1933'tür. Selma Hanım, hayal kurmaktadır. 1943 yılında
yapılacak Cumhuriyetin 20. yıl dönümü kutlamaları
arasında kendini hissetmeye başlar. Hayalleri içinde,
bir gün evine döndüğünde kendine gelen bir mektuptan
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun yirminci yıldönümü
için yapılacak kutlamaların düzenleme komitesine
seçildiğini öğrenir. Bu mektupla, yaşlandığının farkına
varır. Cumhuriyet kurulalı yirmi yıl olmuştur.
Cumhuriyetin
yirminci yıl kutlamaları da, onuncu yıl kutlamalarında
olduğu gibi büyük bir coşku yapılır. Binlerce insan, bir
sel gibi Çankaya'ya akar, halk tek vücut olur.
Kutlamalara katılan Selma Hanım ve Neşet Sabit Bey,
ilerleyen yaşlarının verdiği zayıflıkla yorgun düşer ve
evlerine dönerler. Uzaktan işitilen şenlik seslerinin
eşliğinde ve içtikleri ıhlamur sayesinde yorgunluklarını
atmaya çalışırlar. (Cumhuriyetin 20. yıl kutlamalarını
anlatan bölüm içindeki ifadeler, Selma Hanımın
hayalleriyle ilgilidir.)
Yakup Kadri
KARAOSMANOĞLU'nun "Ankara", birbirinden farklı
dönemlerdeki Ankara'yı yansıtması yönüyle okunmaya değer
bir romandır. Özellikle, Millî Mücadele dönemi ile
Cumhuriyetin ilk yıllarındaki insanların karakteristik
özelliklerini anlatması, romana ayrı bir değer
kazandırmaktadır. |