Türkçe’nin Kullanımı ve Dil
Politikası
Türkçe, dünyanın en çok konuşulan altıncı dilidir ve yayıldığı alan bakımından
dünyanın üç büyük dili arasındadır. Türkçe, günümüzde resmi dil, devlet dili,
azınlık dili ve göçmen dili olarak 12 milyon kilometrekarelik bir coğrafyada
kullanılmaktadır. Türkçe, yazı ve edebi dil, eğitim ve öğretim dili, sözlü,
görüntülü yayın ve basın dili, ağız ve lehçe, yabancı dil olarak da Avrasya’da,
Asya’da ve Avrupa’da en fazla kullanılan dil olmasına rağmen devletimizin ve
milletimizin belirgin bir Türkçe dil politikası olmaması ‘Türkçe sevdalılarını’,
‘filologları’ ve ‘Türkologları’ derinden üzmektedir. Türkoloji sahasında
yetişecek uzman ve öğrencilerimizin dilbilimi, sosyoloji, tarih, karşılaştırmalı
edebiyat, kültür, antropoloji ve halk bilimi gibi dersleri görmeleri, yabancı
dillere vakıf olmaları sağlanmalıdır. Böylece 21. yüzyılda ana dilimiz
Türkçe’nin varlığı daha iyi korunabilecek ve dille ilgili daha çok araştırma
yapılabilecektir.
Tarihi ve kültürel alanda varlık mücadelesi veren Türkçe yakın çevresinde ve
komşu ülkelerde iç içe kullanılmaktadır. Türkiye ve çevresine, Kafkaslar’a,
Türkistan’a, İdil Ural Bölgesi’ne, Sibirya’ya, Balkanlar’a yayılan Türkçe, bugün
soy, din, tarih ve kültür ortaklıklarıyla beslenip geleceğe zengin kelime
hazinesiyle ve iletişim dili olarak varlığını sürdürme mücadelesi vermektedir.
Günümüzde Türkçe, eski Doğu Bloku’nun ortak kültür dili olan Rusça’nın ve bilim,
teknik, diplomasi dili olarak kullanılan İngilizce’nin baskısıyla karşı
karşıyadır. Bulgarca, Sırpça, Romence, Yunanca, Arapça, Farsça, Çince gibi resmi
dillerin devlet dili olarak kullanıldığı ülkelerde Türkçe, siyasi ve sosyal
şartlara bağlı olarak, hatta uluslar arası ilişkiler çerçevesinde tamamıyla
yasaklanmış, bazen serbest bırakılmış şekliyle ‘azınlık dili’ olarak varlığını
devam ettirmiştir. Avrupa’da Almanca, Fransızca, İngilizce ve Flamence
dilleriyle birlikte kullanılan Türkçe’ye ‘azınlık dili’ statüsü bile
verilmemiştir.
Doğuda Arapça, Farsça, Çince, Hintçe Batıda ise Almanca, Fransızca, İngilizce,
İspanyolca, kuzeyde Rusça tarihte ve günümüzde önemli devlet ve kültür dili
olarak kullanılırken, Türkçe’miz hem doğuda, hem de batıda köklü geçmişi ile
geniş bir alana yayıldığından ülkemizde yeni dil politikalarının
geliştirilmesinin ve gözden geçirilmesinin tam zamanıdır. Yeni dil politikaları
geliştirilirken dünyanın en önemli beş dili ve o dilleri dünya dili, iletişim
dili, kültür dili, yabancı dil haline dönüştüren ‘dil politikası üreten
merkezlerin stratejileri’ araştırılmalı ve karşılaştırmalı çalışmalar yapılarak
“uygulamalı Türkçe politikası” gündeme getirilmelidir. Türkçe eğitim ve öğretim
merkezlerinin, özellikle Türkçe’nin yabancı dil olarak öğretilmesi konusunda
yeni stratejilerin geliştirilerek uygulanmasının Türk varlığına ve Türk
ekonomisine de katkısının büyük olacağı şüphesizdir.
Çünkü Türkçe’nin zengin, kültürel, tarihi derinliğe sahip, iletişim, mantık ve
bilgisayar, hatta müzik dili olduğunu bütün dilbilimciler kabul etmiş
durumdadır.
Türkçe, Türkiye’de ‘Türkiye Türkçe’siyle’, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde
Azerbaycan’da, Özbekistan ve Türkmenistan’da o ülkenin geçerli lehçesi ile,
Kazakistan ve Kırgızistan da ise resmi dil özelliğini Rusça ile paylaşarak
kullanılmaktadır. Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinde Kumuk ve Nogay, Karaçay
-Malkar Türkçesi ve Kafkas Türkmen Türkçeleri eğitim-öğretim, yazı, günlük
konuşma ve basın dili olarak kullanılmaktadır. Gürcistan’daki Türk Toplulukları,
Ahıska Bölgesinden sürgün edilen Ahıska Türkleri de Türkçeyi konuşma dili olarak
kullanırken,
Çuvaşistan’da Çuvaş, Başkurdistan’da Başkurt, Tataristan’da Tatar Türkçeleri
resmi dil olarak kullanılmaktadır. Saha Cumhuriyeti’nde Saha, Altay
Cumhuriyeti’nde Altay, Hakas Cumhuriyeti’nde Hakas, Tuva Cumhuriyeti’nde Tuva
Türkçeleri Rusça gibi resmi dil olarak kullanılmaya devam edilmekte olup, Altay
ve Hakas Türklerinde dil kaybolmakta olduğundan ‘ana dilleri Türkçe’ye sahip
çıkmak’ haysiyet meselesi haline gelmiştir. Şor Türkleri de yok olmak üzere olan
dillerini yaşatma gayreti içerisindedir. Kırım Tatar Türkçesi yeniden
eğitim-öğretim, basın ve yayın dili haline gelirken, Kırımçak ve Karay Türkçesi
kaybolmak üzeredir. Abhazya ve Azak Denizine yakın yerlerde yaşayan Urumlar ise
Türkçe’yle birlikte ‘iki dilli’ hayatlarını sürdürmektedir. Gagavuz Yeri’nde ise
Gagavuz Türkçesi, Rusça ve Moldava diliyle birlikte resmi dil olarak
kullanılmaya devam etmektedir. Odesa Bölgesindeki Gagavuz Türkleri de
Moldova’daki Gagavuzlarla dil ve kültür ilişkilerini pekiştirmektedir.
Bulgaristan ve Yunanistan’da yaşayan Gagvuz ve Pomak Türkleri ile Romanya’daki
Kırım Tatar, Gagavuz ve Nogay Türkleri Türkiye Türkçe’sinden farklı şiveleri
kullanmaktadırlar. Türkçe, İran’da, Irak’ta ve Suriye’de azınlık dili olarak
varlığını devam ettirmektedir. Türkçe, Irak’ta Türkmenler tarafından
radyo-televizyon dili olarak kullanılırken, Suriye’de konuşma dilinden öteye
adım atamamıştır. Türkçe son günlerde Suriye’de AB dili olarak eğitimi verilen
18 yabancı dil arasına girmiştir.
Özellikle İran’da ‘Türkçe şuuru ve kullanımı’ için stratejik yöntem ve diyalog
aranmalıdır! Çünkü otuz milyon civarındaki İran Türklüğünün dünyaya Türkçe
gözlüğü ile bakabilmesi için ‘Türkçe’yikullanma seferberliğine’ ihtiyaç vardır.
Kıpçak grubundan olan Halaç Türkçe’si ise kaybolmaya yüz tutan bir dil
olduğundan yeniden araştırılmalıdır. Türkçe, Fas, Tunus, Cezayir, Mısır, Libya
gibi ülkelerde yüzyıllarca konuşma ve edebiyat dili olarak kullanılmışken;
Mısır’da Memluk Kıpçak Türkçe’si olarak ortaya çıkmış, ama bugün bu ülkelerde
Türkçe hiç kalmamıştır.
Doğu Türkistan’daki Türk topluluklarının dil varlıklarının korunmasına Rusya ve
Çin her zaman politik yaklaşmıştır. Bu yüzden yazı ve edebi dil olarak bilinen
Uygur Türkçe’sinin eğitim-öğretim dili olmasına izin verilmemiştir. Fu-Yu
Kırgız, Sarı Uygur ve Salar Türkçeleri ise, konuşanları gittikçe azalan ve
kaybolmaya yüz tutmuş, ancak araştırılması gereken dillerdir. Afganistan’da
Özbek, Kazak, Türkmen, Kırgız, Türk boyu olan Aymak Türkçeleri konuşma dili
olarak varlıklarını sürdürmekte iken, Oğuz esaslı Lakay Türklerinin yaşadığı
Tacikistan’da Özbek Türkçe’si sosyal hayatta ağırlığını hissettirmektedir.
‘Hazara’ ve ‘Lakay’ dilleri hakkında fazla bir kaynak bulunmadığı için bu
dillerin kullanımı her yönden incelenmelidir.
Türkiye dışında yaşayan Türk vatandaşlarının ve çocuklarının ana dilleri
Türkçe’dir. Ancak üçüncü ve dördüncü kuşak Türk çocukları ana dillerini
kaybetmiş olup, ana dil yerine İngilizce, Almanca ve Fransızca
kullanmaktadırlar. Türkçe’yi sadece yabancı dil olarak öğrenen çocuklarımızın
sayısı da gittikçe artmaktadır! Türkçe’nin kaybı demek Türkçe düşünülmesinin
kaybı demektir.
Türklerin göçmen olarak gittikleri AB ülkeleriyle, Amerika ve Avustralya’da da
Türkçe, iletişimde, eğitim ve öğretimde, yazılı ve sözlü edebiyatta, sesli ve
görüntülü yayınlarda o ülkenin dilleriyle birlikte iç içe kullanılmaktadır.
Sosyal ve kültürel sıkıntılar yurt dışında yaşayan Türklerin hem kendi
kimlikleriyle olan bağlarını koparmamaları, hem de yaşadıkları ülkeye dil ve
kültür açısından uyum sağlayabilmeleri amacıyla ilkokuldan itibaren iki dilde
okuma yazma ders projeleri uygulamasına geçilmesine rağmen istenilen hedefe
ulaşılamamıştır. Bu bakımdan Türkçe, hem Türkler için, hem de o ülkenin yerli
insanları için daha önemli dil olarak gündeme gelmektedir. Türkçe, ne kadar
bilim dili olarak kullanılırsa, kültür, müzik, edebiyat, sözlü ve yazılı,
görüntülü yayın olarak güçlü ve etkili bir dil olursa, Türk kültür varlığı olan
dil de o kadar uzun korunur ve yaşar.
“Her Türk Topluluğunu bir millet, her Türk lehçe ve ağzını bir dil yapma
projesini” ustaca uygulayan ülkeler Türkçe’yi de, Türk milletini de parçalamak
istemişlerdir. Türkçe ve Türk milleti bu görüntüden mutlaka kurtarılmalıdır.
Türk dili kollarının büyük bölümünün “kayboluş ve yok oluş”sürecini engellemek
için Türkçe’de birlik sağlanmalıdır. Dilde bütünleşmek için Türkçe’nin bir kolu
değil, bir sözcüğü bile yok sayılmamalıdır. Kültür ve düşünce zenginliğini
sözcük anlamlarından alan Türkçe, etimolojik sözlüklerle, karşılaştırmalı
çalışmalarla ve dialektoloji , ağız ve lehçe araştırmalarıyla, alan tarama
sözlükleriyle ve yabancı kelimelere karşılık bulma çalışmalarıyla ‘Türkçe’nin
Sözcük varlığı’ genişletilmelidir. Ortak iletişim Türkçe’si siyasi bir kararla
değil, internet siteleriyle, uydu aracılığı ile, radyo ve televizyon
yayınlarıyla, yazar ve edebiyatçılarımızın eserleriyle güçlendirilmiş, bilim ve
teknikte işlenmiş 2023’te 300 milyon insanın kullandığı bir dil olarak ortaya
çıkmalıdır. Bütün bu bilgileri araştırarak yazan Nevzat Özkan’ın ‘Türk Dili’nin
Yurtları’ adlı eserini etraflıca okumalı ve okutmalıyız.
AB ile bütünleşme sürecinde çıkarılan ‘mahalli dil ve lehçelerde yayın ve eğitim
yapılması’ konusundaki yasa hükümlerinin dil kullanımında nasıl bir değişikliğe
yol açacağı ve hangi önlemlerin alınması gerektiğine ilişkin belirsizliklerin
olduğu da ortadadır. Çünkü anayasanın 42. maddesinde “Türkçe’den başka hiçbir
dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak
okutulamaz ve öğretilemez” hükmü yer almaktadır. Türkiye Cumhuriyeti sosyal
hayattaki mahalli zenginlikleri ve çeşitlikleri koruyarak geliştirme ilkesini
benimsemiş, milli devlet ilkesinin gereği olarak da her ülke gibi “tek dil, tek
bayrak ve bütünlük içinde bir ülke olmak” ilkesine dayandığı için Türkiye
Türkçe’sini her zaman koruyacaktır. Yeter ki Türkçe’nin zenginliğine güvenelim,
her yerde her zaman Türkçe konuşalım ve yazalım, yazdıralım! Türkçe öğretelim!
Türkçe’yi resmi bir Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler dili durumuna getirmek
için, Türkologlarımızın Türk dilini, Türk edebiyat ve kültürünü bütün dünyaya
tanıtma fırsatı verilmelidir. İşte o zaman "Benim vatanımın sınırları
‘Edirne’den başlayıp Hakkari’de bitmez, benim vatanımın sınırları Türkçe
konuşulan yerde başlar, Türkçe konuşulan yerde biter” diyen Ömer Seyfettin’i
haklı çıkarabiliriz.
Türkçe hakkındaki olumlu görüşlere rağmen Türkçe’nin ve Türk kimliğinin
erimemesi, yozlaşmaması için ve Türkçe’nin işlevini koruyan bir dil olarak
kalması için Kıbrıs Türk’ü Yusuf Yanç’ın aşağıdaki sözlerini aklımızdan
çıkarmamalıyız:
“Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken dilimizin
çalındığını, talan edildiğini, özün el diline özendiğine, içi yananınız var mı?
Masallarımızı, tekerlemelerimizi, ata sözlerimizi kaybettik, Şarkılarımızı,
türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik. Türkçe’miz elden gidiyor, dizini
döveniniz var mı?”
Alıntı: Aygazete 29.07.2003
Müjdat KAYAYERLİ
29.07.2003