TÜRK EDEBİYATI - 10 UYGULAMA DEFTERİ

KONU

A-İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı

1-Destan Dönemi
2-Sözlü Edebiyat

 

 

A)Coşku ve heyecanı dile Getiren Metinler (Şiir)

       1-Sagular

       2-Koşuklar

B) Olay Çevresinde Oluşan Metinler

       -Destanlar

3-Yazılı eserler

       a)Göktürk Yazıtları    

        b)Uygur Yazıtları

 

    

 

 

 

 

 

İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI

 

Türk kelimesi ilk defa “Göktürk” devletinde isim olarak görülmektedir. Türk kelimesinin “türemekten” çıktığı -(türeli: kanun nizam, sahip olma)- ileri sürülür. Tarihçiler ise Türk kelimesinin “kuvvetli” manasına geldiğini ileri sürerler.

 

HAYAT: Türk varlığının, bilinebilen ilk zamanlarından itibaren aile çekirdeği etrafında halkalanıp genişleyen bir yapı oluşturduğu görülür: Aile – Uruğ – Boy – Budun.

İlk zamanların göze çarpan özelliği; atlı-göçebe bozkır hayatının hakimiyetidir.

 

“Meselâ Türk ırkı, eski Asya topraklarında bir ordu milletti. Milyonca at besleyen, at üzerinde yaşayan, at üzerinde ölen Türklerin uzun konuşmaya vakti yoktu. Yaşanılan bozkır iklîminin sertli de buna imkân bırakmıyordu. Onun için, Türkçe’de Gel! Git! Vur! Kır! Çık! İn! Koş! Dur! Gibi, tek heceli cümleler sesleniyordu.” .(Banarlı, Nihad Sami, Türkçenin Sırları, Kubbealtı Neşriyat, 16. Baskı, İstanbul, 1999)

 

Atlı kültürünün kaynağı Orta Asya olduğu kabul edilir. At “tarih yapan hayvan” olarak nitelendirilmiştir. “KUŞ KANADI İLE TÜRK ATI İLE” (DLT) atasözü bu durumu açıklamaktadır. “At üstünde doğum, at üstünde ölmek Türk milleti için bir şerefti. At, bir silah gibi, bir kadın gibi “namus” sayılmıştır.

 

“Severiz esb-i hüner – mend-i sabâ – reftârı

Bie per-î – şekl sanem bir gözü âhû yerine.” (Gazi Giray-Kırım-XVI. Yy)

(Peri endamlı ve ahu gözlü güzeller yerine, biz, rüzgar yürüyüşlü ve hünerli atlarımızı severiz…) (Resimli Türk Edebiyatı Tarihi-N.S.Banarlı)

 

İlk dönemde tarım da görülmektedir. Çinlilerin Türklerden üzüm ve yonca ziraatı ile at terbiyesini öğrendiklerini ve buna karşılık, ipekçilik sanatı, çinicilik ve cam işçiliğini öğrettikleri bilinmektedir

 

Demir kültürünün, milattan önce iki bin yılına kadar çıktığı kabul edilmektedir. Demircilik mesleği kutsal kabul edilir. Demircilik sayesinde esaretten kurtulunulduğuna inanılır.

 

Kaynaklar genellikle, Türklerin temiz ahlaklı, dürüst ve cesur olduklarından bahsederler.

Türk’ler Büyük Okyanustan Hazar Denizi’ne kadarki büyük coğrafya üzerinde başta Çin olmak üzere, İran, Hint, Yunan ve Roma ile çeşitli siyasi, askeri ve ticari ilişkiler içinde olmuştur. Aynı zaman dünya ticaretinin kalbi “İpek “Yolu”nun tek hakimi olmuşlardır.

 

 

1-DESTAN DÖNEMİ

İnsanlığın ilk dönemlerinde kişilerin tabiatla, üstün güçlerle ve düşmanla mücadelesinde düş yoluyla ortaya koyduğu eser, söylediği söz, takındığı tavır mitolojik öğelerin oluşmasında etkilidir.   Destan dilinde de mitolojik öğelerin, dini törenlerin, musikinin ve hayatla mücadelenin etkileri vardır.

Destan dönemi ile ilgili verilen resimlerdeki çeşitli eşyalar, ve kumaşlar üzerinde çizilen “Hayat Ağacı, kutsal boğa ve gök kartalları” mitolojik unsurların günlük yaşam içindeki nesnelere nasıl yansıdığının bir göstergesidir.

Ergenekon destanında ise destan dilindeki hayatla, düşmanla ve tabiatla mücadele etkili olmuştur.

 

MİTOLOJi  NEDiR?

Mitoloji kelimesi, yunanca mythos ( masal - hikaye ) ve logos ( söz ) kelimesinden yapılmıştır. Mitoloji; çok ski zamanlarda gelmiş ve yaşamış olan ulusların  inandıkları tanrıların,  kahramanların, devlerin ve  perilerin hayat ve bahseden hikayelerdir. Her toplumun kendine özgü bir mitoloji maceraları vardır. Ve temsil ettiği topluluğun aynası gibidir. Mitolojiler toplumdan topluma farklılık gösterdiği gibi ortak yanlarda çok bulunmaktadır. Mitolojide geçen öykülerin hepsi hayal ürünü değildir. Birçok mitolojide geçen tufan olayı, yapılan kazı ve araştırmalar sonuçu gerçek olduğu ispatlanmıştır.

 

ÇİN MİTOLOJİSİ:

Çin mitolojisine göre başlangıçta evren bir yumurtanın içindeydi. Evrende ilkin sonsuz ve sessiz bir hiçlik varmış. Her yer karanlıklar içindeyken ilk olarak Pengu (Pan Ku) oluştu. Pengu yumurtanın kabuğunu kırarak dünyayı on sekiz bin yılda düzene soktu. Yumurtanın üst kısmı yükselip gökyüzünü Yang'ı meydana getirdi. Alt kısmı ise çökerek yeri Yin'i oluşturdu. Yin dişi, Yang ise erkekti. Birbirlerini tamamladılar. Bu iki gücün birleşimi dev bir yaratıcılık etkisi doğurmuş ve sonuçta dünyanın ve varlıkların temelini oluşturmuştur. Bu ikiliğin her parçası birbirine geçmekte, birbirini koşullandırmakta, ayrı olamamakta, böylece karşıtlar arasındaki birlik ve savaş oluşmaktadır. Yin ve Yang enerjileri sürekli birlikte dans ederler. Ve böylece kozmik dengenin uyumunu yaratırlar. Yin, soğuk, karanlık ve atıldır. Yang, sıcak, aydınlık ve hayat doludur. Bu ikili sonradan Feng shui'yu, hayat enerjisinin akışını anlatan yaşama sanatını ortaya çıkarmıştır.

Çin geleneklerine ve inanışlarına göre yaşamın sürmesini sağlayan; "Yin - Yang" olarak adlandırılan iki evrensel güç ve bu iki gücün etkileşiminin dengede tutulabilmesi prensibidir. Evrendeki bu iki karşıt gücün varlığı, varoluşun ayrılmaz iki kutbudur ve bu iki kutup sayesinde "Denge" sağlanabilmektedir. İnsanların vücudunda da bulunan bu iki karşıt gücün dengesi bozulduğu zaman, hastalıklar oluşmaktadır. Çin simgeleri arasında başı çeken Yin -Yang'da ortada beyaz ve siyah daireler bulunur. İç içe olmaları bu ikiliğin, düalitenin doğada olduğuna işaret eder ki aynı zamanda eril olanın dişili, dişil olanın erili içinde barındırdığına da dikkatimizi çeker.

Pengu Yin ve Yangı oluşturduktan sonra ölür. Öldükten sonra sol gözünden güneş, sağ gözünden ay, kanından denizler, saçlarından ormanlar, gövdesinden yeryüzü, son soluğundan da rüzgarlar meydana gelmiş. Daha sonra çürüyen bedeninde kaynaşan böceklerden de insanlar oluşur.

Zamanla gökyüzünün bir bölümü denizlere düşerek insanlığı yok etti. Bunun üzerine Tanrıça Nü-kua, yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı, denizleri yeniden sınırlarına itti ve çamurdan yeni bir insan türü yarattı.

Yapısal birlik, evrensel cevher Çi aracıyla gerçekleşmektedir. Çi, bir enerji, "yaşam enerjisi" olarak izah edilebilir. Ve Çi'yi tek bir tanımla anlatmak mümkün değildir. Çin Tıp anlayışına göre, tüm evrene yayılmış Çi adlı bir enerji denizinin içinde yaşıyoruz. Çi, tüm canlılığın ölçüsü. Bir insanın Çi enerjisi üç yoldan sağlanıyor; doğum sırasında, soluduğumuz hava ile, yediğimiz ve içtiğimiz besinlerle.

Çin mitolojisinde Ejderlere büyük önem ve yer verilmiştir. Mitolojiye göre Long adı verilen ejderlerin beş türü mevcuttu: Tanrıların evlerini koruyan kutsal ejderhalar; rüzgar ve yağmuru yöneten, aynı zamanda su baskınlarına neden olan ejder ruhlar; denizlerin ve okyanusların derinliklerini temizleyen doğa ejderleri; defineleri koruyan ejderler; ve beş penceli imparator ejderhalar. Taoizmde ejderler yang ilkeleri taşırlar ve sık sık su yada bulutlarla çevrilmiş olarak resmedilirler. Çin mitolojisinde Long-wang'lar, yani Ejderha Krallar, Taoizmde mistik yaratıklar olarak yerlerini almışlar. Yuan-shi tian-zong tarafından yönetilirler ve yılda bir kere ona raporlarını sunarlar. Cenaze törenleri ve yağmurlar üzerinde yargılama yetkisine sahiptirler. Eğer soylarından gelenlerin cenaze törenlerinde talihsizliklerine neden olacak kadar hata yapılırsa, Ejder Krallar dua etmeye başlarlar. Aynı zamanda kuraklık ve kıtlık devrinde onlar yağmur yağdırırlar.

 

İRAN MİTOLOJİSİ

Pers mitolojisi, İran platosu ve onun sınır bölgeleri ile Karadeniz'den Hoten'e kadar uzanan Orta Asya bölgelerinde yaşamış ve birbirleriyle kültürel ve dilsel olarak ilişkili olan eski halkların inanç ve ibadet uygulamalarının bütününe verilen isimdir.

Anahtar Metinler
Yaklaşık bin yıl önce Firdevsi tarafından kaleme alınmış Şahname Pers mitolojisinin merkezi toplamı, derlemesi konumundadır. Firdevsi'nin çalışması, atıflarıyla birlikte, Mazdaizm ve Zerdüştlük'teki karakter ve hikayelerden temel almıştır. Ayrıca kullanılan materyalin sadece Avesta`dan değil daha sonra ortaya çıkmış Bundahişn ve Denkard gibi metinlerden de olduğu bilinmektedir.

Dini Arkaplan
Pers mitolojisindeki karakterler güçlü bir biçimde ikiye ayrılmıştır: iyi olanlar ve kötü olanlar. Bu ikici iyi-kötü anlayışı Pers mitolojisindeki hikaye, figür ve çeşitli motiflere de yansır. Bu anlayışın kökeni Zerdüştlük'teki Ahura Mazda'nın (Avestaca, daha sonraları Farsça'da Hürmüz) iki emanasyonu anlayışı üzerine kurulmuştur. Spenta Mainyu yapıcı enerjinin kaynağı, Angra Mainyu ise karanlık, yıkım ve ölümün kaynağıdır.
Pers mitolojisinde büyük sayılarda bulunan daeva (Avestaca, Farsça: div) yani 'ilahi' veya 'parlak' isminde varlıklar da bulunmaktadır. Bunlara Zerdüşt Mazdaizmi'nden önceki zamanlarda tapılmaktaydı ve Vedik dinlerdeki gibi bu Zerdüşt öncesi Mazdaizm biçiminin bağlıları daeva`nın kutsal varlıklar olduğuna inanmaktaydı. Fakat, Zerdüşt'ün dini reformlarından sonra terim cinlerle özdeşleştirilmiştir. Yine de Hazar Denizi'nin güneyinde yaşayan İranlılar daeva tapımını sürdürdüler ve Zerdüştlüğü kabul etmemekte direndiler ve böylece de daeva`yı içinde barındıran bazı efsaneler bugüne kadar ulaşabilmiştir. Örnek olarak Mazandaran'ın Div-e Sepid yani "beyaz daeva" isimli efsanesi verilebilir.
Ayrıca, Zerdüşt şeytan epitomisi, Angra Mainyu veya Farsça Ehrimen, daha sonraki dönemlerde İran edebiyatında Zerdüştçü/Mazdaist kimliğini kayberedek bir div olarak tasvir edilmiştir. İslam'ın bölgeyi fethinden sonraki dönemlerde Ehrimen noktalı vücuda ve iki boynuza sahip bir adam olarak tasvir edilmiştir. Zaman zaman İslam'daki şeytan kavramı ile de bütünleşmiştir.

İyi ve Kötü
Pers mitoloji ve destanlarındaki en ünlü karakter Rüstem'dir. Bir başka ünlü figür de despotizmin sembolü olan Zahhak'tır. Zahhak sonunda Demirci Kaveh tarafından yenilgiye uğratılır. Zahhak ile ilgili ilginç ve bilgi verici bir nokta da Zahhak'ın omuzlarından çıkan ve onu koruyan iki engerek yılanıdır. Zira yılan çoğu Doğu mitolojisi gibi Pers mitolojisinde de kötülüğün sembolüdür. Pers mitolojisinde birçok farklı hayvan bulunur, bir kısmı iyiliği bir kısmı ise kötülüğü sembolize eder. İyiliği sembolize eden ve hiç kuşkusuz Pers mitoloji ve destanlarında büyük önem atfedilen hayvan kuştur. Bu kuşların en ünlüleri, büyük, bilge ve güzel olan Simurg ve kraliyet kuşu olan Huma'dır.

 

 

 

YUNAN MİTOLOJİSİ

Yunan mitolojisinin ilk ve en önemli kaynağı Homeros'tur. Homeros'un kim olduğu henüz tam olarak ortaya çıkmış değil. Pek çok açıdan bizler için hala bir sır. Nerede doğduğu ve yaşadığı konusunda hayli yazılmış ve çizilmiş ama bunların pek çoğu birbirini tutmamaktadır. Onu ölümsüzlüğe ulaştıran iki eseri ile tanınmaktadır. Bunlar İlyada ve Odysseia'dır. Ancak bu iki eserde de kendi yaşamıyla ilgili bilgi yoktur, ozan kendinden söz etmemiştir. Homeros hakkında bilinen en kesin şeyler MÖ.850 civarında yaşadığı ve İzmirli olduğudur.

Yunan mitolojisinde bazı tanrı ve tanrıçalar:

Agamemnon - Yunan mitolojisinde Miken kralı, Sparta Kralı Menelaos’un büyük kardeşi, orduları Truva (Troya) savaşına götüren kumandan. Agamemnonismi, İngiliz Kraliyet Donanması’na ait bir savaş gemisine verilmiş, bu gemi Çanakkale Savaşına da katılmıştır.

Herakles (Herkül): Klasik mitolojinin en ünlü kahramanıdır.Doğduğu günden itibaren tanrısal bir kuvvete sahiptir. Herkül kelimesi günümüzde çok kuvvetli kişiler için kullanılmaktadır. Ünlü haltercimiz Naim Süleymanoğlu, bu sporu yaparken Cep Herkülü olarak anılmaktaydı.

Hypnos: Yunan mitolojisinde uyku tanrısı. Günümüzde yapılan hipnoz seansları buradan gelmektedir.

Europa: Kitolojiye göre Suriyeli güzel bir kızdır. Zeus Europa’ya aşık olur. Avrupa kıtasının ismi buradan gelmektedir.

 

SORULAR:

1-Mitoloji nedir?

 

 

 

 

2-Naim Süleymanoğlu niçin Cep Herkülü olarak anılmaktadır?

 

 

 

 

 

3-İran Mitolojisinin en önemli unsuru nedir?

 

 

 

 

 

 

 

2-SÖZLÜ EDEBİYAT

Sözlü edebiyatın en önemli kaynağı destanlardır.Dünya edebiyatları içinde destanlar yönüyle en zengin edebiyat Türk edebiyatıdır.  Diğer milletlerin bir veya iki destanı varken Türklerin bunlardan kat kat fazla destanı vardır.  

Destan, milletin hayatını derinden etkileyen büyük savaşlar, göçler, istilalar sonucunda oluşur.  Eğer tarihin karanlık devirlerinde, halk arasında oluşmuş ve sonradan bir şair ya da yazar tarafından yazıya geçirilmişse doğal destan adını alır.  Millet hayatında önemi olan bir olayı bir şair ya da yazar kendisi destanlaştırmışsa  buna da yapma destan denir.

Elbette bir milletin tarih zenginliğini doğal destanlar ortaya koyar.  Bu yönüyle Türk destanları bir hayli önemlidir.

Asıl ürününü doğal destanlar dediğimiz tür oluşturur.  

 

Sözlü edebiyatın gelen özellikleri:

a)Sığır (av törenleri), şölen (dini ayinler), yuğ (ölen kişinin ardından yapılan törenler) adı verilen toplantılardan doğmuştur. 

b)Ozan, baskı, kam denen kişilerce, saz eşliğinde söylenir.  

c)Şiirlerde hece ölçüsü kullanılmış, bunların 7’li, 8’li ve 12’li olanları tercih edilmiştir. 

d)Nazım birimi olarak dörtlük kullanılmıştır. 

e)Daha çok yarım kafiye ve redif kullanılmıştır.  Bazı şiirlerde kafiye dize başlarında görülmekle birlikte, sonlarda kullanılması daha yaygındır. 

f)Nazım şekli olarak sav, sagu ve koşuklar görülür.  

g)Dil yabancı tesirlerden uzak, saf bir Türkçedir.

 

Eski Türk Toplumunda Şairler

Türk toplumunda şairler aynı zamanda rahip, büyücü, bilici, hekim, dansçı ve musikici idiler. Bunlar şaman, kam, oyun, baskı, ozan gibi anlar verilir.Bunların tanrılara kurban sunmak, ölülerin ruhlarının gökyüzüne çıkması için yol göstermek, hastaları sağırmak, gelecekten haber vermek gibi çeşitli görevleri vardı. Bu işler için özel törenler yapılır. Bu törenlerde şamanlar çoşup kendilerinden geçerek çalar, söyler, dans niteliği taşıyan hareketlerle sıçrar, toplumu etkileri altında bırakırlardı.

Törenler:

1-Sığı Töreni ; Eski Türk inanışlarında ungun’lar (totemler) önemli bir yere sahipti.Bu totemlerden biri de Öküz idi.Yılın belli dönemlerinde Türkler, bu kutsal sayılan öküzleri avlamak için sürek avına çıkar  bunu da dini bir tören havasında yaparlardı. Totemleri yaralamak suretiyle öldürmenin uğursuzluk getirebileceğine inanılmasından dolayı bunlar canlı olarak yakalanırdı. Şairler bu törenlerde avlanmanın kutlu geçmesi ve bereketli olması için kopuz eşliğinde dinsel şiirler söylerler, bu şiirle ava katılanları coşturmayı amaçlar, avdan sonra da bu törenlerde yararlılık gösterenlerle ilgili kahramanlık şiirleri okurdu. Bu törenler daha sonra dinsel içeriklerini kaybetmiş ve bir çeşit av eğlencesi niteliğini kazanmıştır.

 

2-Şölenler; Eski Türklerde her kabilenin özel bir totemi olur, kabileler totemlerinin etini yemez, yalnız yılda bir defa   büyük bir dini tören yaparak totemi kurban eder, kurban edilen totemin yerine de yeni avlanmış bir başka totem koyarlardı.İşte totemlerin kurban edildikleri bu günlerde yapılan dinsel ziyafetlere şölen denirdi.Şölenlerde şairler sazlarla şiirler söylerdi. Toy adıyla da anılan bu ziyafetlerde sonraki zamanlarda dinsel içerikli olmayan aşk, kahramanlık, doğa sevgisi temalı şiirler de söylenmiştir.

 

3-Yuğ Törenleri: Eski Türklerde önemli bir kişi öldüğünde ceset bir çadıra konur, ölen kişinin akrabaları kurbanlar keserek bu kurbanları çadırın önüne koyar, sonra hep birlikte atlara biner. Çadırın çevresinde yedi defa dönerlerdi.Ölüyü gömmek için uğurlu bir gün beklenir, ölü gömüldükten sonra da benzer törenler yapılarak kurbanlar kesilir ve mezarın etrafında yedi kez dönülürdü.Gömülen kahramanın mezarı çevresine balbal denilen taşlar dikilirdi.Türkler arasında yazı yaygınlaşınca böyle taşlar üzerine kitabeler dikilmeye başlandı. Köktürk Kitabeleri bu işlevle dikilmiş balballardır. Saz şairleri bu yas törenlerinde çeşitli şiirler söylerdi.

 

Totem: Bireyin ya da bir gurubun eski çağlarda boy göstermeye başladığı kendini koruduğuna inanılan; mistik, büyüsel duygularla bağlı bulunduğu hayvan eşya, herhangi bir madde veya görülmeyene duyulan inançtır.

 

SORULAR:

1-Toy hakkında bilgi verin?

 

 

 

 

 

2-Totem nedir?

 

 

 

 

 

3-Oğuzların Ozan, Yakutların Baksı, Tonkuzların Şaman adını verdikleri; genel anlamda “şair” olarak bilinen kişilerin ilk dönem Türk toplumlarındaki fonksiyonları nelerdir? Anlatınız.

 

 

 

 

 

 

 

 

4-Sözlü edebiyatın özelliklerini maddeler halinde yazın?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

A)COŞKU VE HEYECANI DİLE GETİREN METİNLER (ŞİİR)

1.Koşuk
İslam’dan önce sığır törenlerinde, şölenlerde söylenen aşk, kahramanlık, doğa sevgisi temalı şiirlere koşuk denir. Daha çok lirik, pastoral ve epik özellikler taşıyan bu şiirler  belli bir ezgiyle söylenmiş, bu ezginin oluşması için kopuzdan da yararlanılmıştır.
a. Hece vezni ve yarım kafiye ile söylenen şiirlerdir.
b. Nazım birimi dörtlüktür.
c. Bu şiirlerde düz kafiye kullanılır: aaaa, bbba, ccca… (aaab cccb dddb)
d. 7’li hece vezniyle söylenirdi.
e. Genellikle lirik şiirledir. Bu yüzden Koşukların duygu yönü ağır basar.
f. Kopuz eşliğinde söylenir.
g. Yiğitlik, aşk, tabiat konularını işler.
h. Bu şiirlerin İslâm sonrası halk edebiyatındaki adı koşma  özellikle (koçaklama ve güzelleme)dır.

 

KOŞUK                                                                                                                 Günümüz Türkçe’siyle Söylenişi

Keldi esin esneyü                    Rüzgâr eserek geldi

Kadka tükel osnayu                                 Kar tipisine benziyordu

Kirdi budun kasnayu              Halk titreyerek (evlere) girdi

Kara bulıt kükreşür                  Kara bulutlar görülüyor

 

Kar buz kamuğ erüşdi              Karlar ve buzlar hep eridi

Taglar suvı akışdı                     Dağların suyu (seller halinde) aktı

Kökşin bulıt örüşdi                   Mavimtırak bulutlar belirdi

Kayguk bolup ögrişür               Kayıklar gibi sallanıp duruyor

                                                                                             

 

Tümen çeçek tizildi                   On binlerce çiçek sıra sıra dizildi

Bükünden ol yazıldı                  Tomurcuklarından çözüldü

Üküş yatıp özeldi                      Uzun süre yatmaktan sıkılmışlardı

Yirde kopa adrışur                   Yerden biterek birbirlerinden ayrılıyorlardı.

(XI. yy. Türk Şiiri, Talat Tekin, Ankara, 1989)

 

2. Sagu
Yuğ törenlerinde ölen kişinin kahramanlıklarını anlatan, onun ölümünden duyulan üzüntüyü dile getiren şiirlerdir. Şekilsel olarak koşuklara benzer.
a. Ölen bir kişinin arkasından söylenen ağıt şiirleridir.
b. Ölen kişinin kahramanlıklarını, başarılarını, erdemlerini anlatır; ölümlerinden duyulan üzüntüyü dile getirir.
c. Koşuk nazım şekliyle söylenir.
d. Dörtlükler halinde söylenir.
e. 4+3=7’li hece ölçüsüyle yazılır.
f. Bu şiirlere İslâm sonrası halk edebiyatında “ağıt”, Divan edebiyatında “mersiye” denir
g. “Yuğ” denilen ölüm törenlerinde söylenir.
h. Divanu Lûgatit-Türk’teki Alp Er Tunga sagusu bu türün önemli bir örneğidir.
ı. Sagu söyleyen kişilere sagucu ya da ağıtçı denir.

i. Saguda düz kafiye kullanılır: aaaa, bbba, ccca… (aaab cccb dddb)

 

 

METİN  SORULARI

1-Şiirde hangi mevsimler ve bu mevsimlerin hangi özellikleri dile getirilmiştir? Bu özellikler gerçekçi bir anlayışla verilmiş midir?

 

 

 

 

 

 

 

 

2-İkinci dörtlükte yer alan teşbihi belirtiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

3-Okuduğunuz şiirde tabiat tasvirlerine geniş yer verilmesinin sebeplerini açıklayınız.

 

 

 

 

 

4-Şiirin veznini ve duraklarını gösteriniz.

 

 

5-“YUĞ" töreni hakkında bilgi verin.

 

 

 

 

 

 

 

 

6-İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı Dönemi sözlü ürünlerinden "Sagu"nun özeliklerini maddeler halinde yazınız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

7-İslâmiyet’ten Önceki sözlü Türk Edebiyatı ürünlerini yazınız.

 

 

 

 

8-Ağıt ne demektir, edebiyatımızda bu tür şiirlerin diğer adları nelerdir?

 

 

 

 

 

 

9-Eski Türk şiirinde nazım birimi nedir?

 

 

 

 

10-İslamiyet öncesi Türk şiirini şema ile gösterin.

 

 

 

11-İslâmiyet öncesi Türk şiiri için aşağıda verilen bilgilerin doğruluğunu değerlendiriniz. (D) (Y)

- Yuğ, şölen, sığır gibi törenlerden doğmuştur.     (   )

- Dörtlüklerden oluşur.                                           (   )

- Hece ölçüsü kullanılmıştır.                                    (   )

- Cönk denilen kitaplarda toplanmıştır.                    (   )

- Aşk, tabiat, ölüm gibi konuları işler.                      (   )

 

 

 

12-Aşağıda  sözlü edebiyatın özelliklerinden bazıları verilmiştir. Bu bilgilerin doğruluğunu değerlendiriniz. (D) (Y)

 

- Yabancı etkilerden uzak kalan milli bir edebiyattır.                  (   )

- Dini törenlerden doğmuştur.                                                                   (   )

- Başlıca verimleri destan, koşuk, sagu, sav’dır.                       (   )

- Hece ölçüsü yarım kafiye, dörtlük birim olarak kullanılır.         (   )

- Sanatlı ve mecazlı bir anlatıma sahiptir.                                   (   )

 

 

 

KOMPOZİSYON

Aşağıda verilen konu hakkındaki görüşlerinizi  yazınız.

 

Konu: Baharın gelişi insanlar arasında hayatı sevinçle karşılama duygusu uyandırırken, sonbahar insanlara ölümü hatırlatmaktadır. Sizce bunun nedenleri nelerdir?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

B) OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN METİNLER

 Destan:Eski çağlarda genellikle tanrıların,olağanüstü güçlerin yaptıkları savaşları,savaş katılanların başlarından geçenleri,gösterilen kahramanlıkları,yaşana olağanüstü olayları,felaketleri hayal gücüyle donatarak ve manzum olarak anlatan ürünlere denir.Bunların çoğu anonimdir.Mitolojiyle  karıştırmamak gerekir.Mitolojinin kahramanları tanrılar ve tanrılaştırılmış insanlardır.Ayrıca, Aşık Edebiyatı nazım şekillerinden “destan”ın söyleyeni bellidir.

Bir milletin  destanının olabilmesi için;

1)Milletin tarihinin efsaneler yaratma dönemine uzanacak kadar eski olmaması,

2)O milleti tarihinde unutulmaz tabiat olayları,büyük savaşlar,göçler,istilalar,yeni coğrafyada vatan kurmalar gibi halk hayat ve hafızasını nesillerce meşgul edecek olaylar bulunmalıdır.

3)Bütün bu olayları derleyip gelecek nesillere aktarılmasını sağlayacak birisinin olması gerekir.

 

Destanların Özellikleri

1)Olağanüstü olaylara ve kişilere yer verilir.

2)Destanların söyleyeni belli değildir.

3)Bir milletin ulusal törelerini,inançlarını ve değerlerini yansıtır.

4)Destan kahramanlarına tarih sayfalarında rastlanabilir(Oğuz  Kağan Destanı-Mete Han)     

 

Destanlar Doğal ve Yapma Destanlar Olmak Üzere İkiye Ayrılırlar

A)Doğal Destanlar:Milletlerin ilkel çağlarında kendiliğinden oluşan,ait olduğu milletin vicdanında derin izler bırakan bir olayın nesilden nesile aktarılarak- hayal gücü de katılarak-anlatılmasıdır.Anonim özellikler gösteren bu destanlar derlenip şekillenir.

1)İlyada ve Odysseia(Homeros)

2)Şehname(Firdevsi)

3)Kalevala(Lönnört)                                                                                                             4)Nibelungen(Wagner):Almanların

5)Ramayana:Hintlilerin

6)Chasenderolant:Fransızların

7)Oğuz Kağan,Türeyiş

 

B)Yapma Destanlar:Yeni ve yakın çağlarda,herhangi bir tarihi olayın bir şair tarafından yazılmasıyla oluşan destanlardır.

1)Vergilius(Aeneis,Latin Edb.),  

2)Çılgın Orlando(İtalyan şair,Ariosto):

3)Kurtarılmış Küdüs(Tasso):     

4)Kaybolmuş Cennet(Milton):

 

 

TÜRK DESTANLARINDA MOTİFLER

 

1-KÖK-BÖRİ: Totem devri yaşayan Türklerin totemi bozkurt, destanlarda hayat ve savaş gücünü temsil eder. Bozkurt, destanlarda Tanrı kurt ,anne kurt, ordular önünde yürüyen kumandan olarak geçer.Türkler bozkurta önce Tanrı diye tapmışlar, sonra kendilerinin bozkurt soyundan geldiklerine, böylelikle birer bozkurt olduklarına inanmışlardır.

2-IŞIK: Bu motif destanların kuruluşunda kutsiyetten kaynaklanan hayat verici bir özelliğe sahiptir.Destanların büyük kahramanları; bu kahramanlara kadınlık ve mukaddes Türk çocuklarına annelik yapan kadınlar ilahî bir ışıktan doğarlar.Şamanist inanca göre yerden on yedi kat göğe doğru gittikçe aydınlanan bir nur âlemi vardır ki bunun on yedinci katında bütün göz kamaştırıcı ışığıyla Türk Tanrısı oturur.Yeryüzünde iyilik yapan ruhlar da bir kuş şeklinde bu nur âlemine uçarlar.

3-RÜYA: Destanın bütününü etkileyen ve destan kahramanlarının hareket alanını belirleyen bir motiftir.Bir mücadele üzerine kurulu destanlarda kazanılacak başarı veya yaşanacak bir felaket düş yoluyla önceden öğrenilir. Kadercilik anlayışı düş motifiyle destanlarda işlenir.

4-AĞAÇ: Destanlarda ağaç motifi üç yönüyle yer alır: Sığınak (Oba), Ana ya da Ata, varlığı, devleti temsil eden sembol.İnsanlığın yaratılışı hakkındaki Türk düşüncesine göre Tanrı, yeryüzündeki dokuz insan cinsini, bu insanlardan önce yarattığı dokuz dallı ağacın gölgesinde barındırmıştır.

5-KIRKLAR:Bu motif, kahramanlar etrafındaki gücü temsil eder.Kırk sayısı bazı eşya ve davranışları sınırlar.Oğuz Kağan’ın kırk günde yürümesi, konuşması gibi.Kırk sayısı görünmez aleminden gelen koruyucu, güç verici kutsiyete erişmiş şahısları da simgeler.

6-AT: At destanlarda önemli bir konuma sahiptir. Bunun temelinde göçebe kültürün yarattığı zorlayıcı koşullar vardır.Ata bir tür dinsel totem özelliği kazandıran şamanist inançtır. At, kahramanın başarıya ulaşmasında en etkin güçtür.Sahibini korur, ona yol gösterir, tehlikelere karşı uyarır.

7-OK-YAY: Destanlarda maden isimlerinin sıkça geçmesi Türklerin savaşçı bir ulus oldukları kadar savaş aracı üretmede de usta olduklarını gösterir.Destanlardaki maden isimleri tamamiyle Türkçe’dir.Bu da Türklerin çok eskiden beri madencilikle uğraştıklarının delilidir.Ok- yay motifi destanlarda sadece savaş aracı olarak geçmemiş,Türk üstünlüğünü ifade etmiş, hukuki bir sembol haline gelmiştir.

8-MAĞARA: Bu motif destanlarda sığınak ve ana karnını temsil eder.Bazen de ilahî buyruğun tebliğ edildiği yer olarak karşımıza çıkar.

9-AK SAKALI İHTİYAR: Destanlarda hakanların akıl danışıp öğüt diledikleri gün görmüş yaşlılar vardır.Derin tecrübeli bu kimseler, geç hakanlara yol ve iz gösterirler.Bu, Türklerin alimlere mukaddes insan gözüyle bakıp ilme değer verdiklerini gösterir.

10-YADA TAŞI: Bu taş destanlarda millî birlik ve bütünlüğü, halkın mutluluğunu ve devletin idealini temsil eder.Bu taş ülkeden çıkarıldığında birlik ve bütünlük bozulur ve kıtlık baş gösterir.

 

 

METİN SORULARI

 

1-Destanda Oğuz’un vücudu hayvanlar aleminden alınma benzetmelerle tasvir edilmiştir. (MEB, TE2 Syf. 32). Bunun sebebini açıklayınız.

 

 

 

 

 

 

 

 

2-Oğuz Kağan destanında Oğuz’un doğumundan gençliğine kadar olan bölüm çok kısa anlatılmıştır (MEB, TE 2 Syf. 32). Bunun sebebi nedir? İlk dönem Türk toplum hayatını da göz önünde bulundurarak açıklayınız.

 

 

 

 

 

 

 

 

3-Dede Korkut kitabında söylendiğine göre, eski Türk toplumunda çocuk, kuvvetli ve cesur olduğunu ispat ettikten sonra ad alıyor, sosyal bir şahsiyet haline geliyordu. Destanda Oğuz kuvvetli ve cesur olduğunu nasıl ispat ediyor? 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ben sizlere oldum Kağan

Alalım yay, dahi kalkan

Talih bize olsun nişan

Bozkurt sesi olsun Uran(1)

Demir kargılar bir orman

Avlakta yürüsün kulan(2)

Daha deniz, daha Muran(3)

Gün Tuğ(4) olsun, Gök Kurıkan(5)

 

5-Oğuz’un kağan olduktan sonra söylediği yukarıdaki türküyü açıklayınız. 

 

 

 

 

 

 

 

6-Yapma Destanlar hakkında bilgi verin?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

7-Türk Destanlarında görülen motifler nelerdir?

 

 

 

 

 

 

8-Balbal nedir? Araştırınız.

 

 

 

 

9-Aşağıda destanlarla ilgili verilen bilgilerin doğruluğunu değerlendiriniz.

- Tarihin bilinmeyen devirlerini yansıtması (  )

- Manzum olması (  )

- Sözlü geleneğe bağlı olması (  )

- Tamamen tarihi gerçekleri yansıtması (  )

-   Kahramanların olağanüstü özelliklere sahip olması (  )

 

 

 

 

NOT: Tarih-i Oğuzan ve Türkân’a (Reşideddin-Camiü’t-tevârih) göre Oğuz’un ilk ceddi Hz. Nuh’un oğlu Yasef’dir. Hz. Nuh, yeryüzünü oğulları arasında bölüştürdüğü zaman, Türkistan’ı büyük oğlu Yasef’e vermiştir. Yasef’in Türkçe adı Olcay Han’dır. Olcay Han göçebedir. Yaylak ve kışlağıTürkistan’dadır. Olcay’ın oğlu Ohib Yavku Han’dır. Onun dört oğlu vardır. Oğuz, bunlardan Kara Han’ın oğludur. (Mehmet KAPLAN, Tip Tahlilleri, Dergah Yayınları)

 

 

 

 

3. YAZILI EDEBİYAT

Türklerin yazılı eserler ortaya koymasıyla başlar. Yazılı Türk edebiyatının, bugün elimizde sağlam vesikaları bulunan başlangıcı M.S. VIII. asra aittir. Bu vesikalar ilk ulusal alfabemiz olan Gök-Türk yazısıyla yazılmış Gök-Türk yazıtlarıdır. Yazıtlardaki alfabenin işlenmişliğine bakılırsa bu yazı dilinin çok eski çağlarda da kullanılmış olması muhtemeldir. Nitekim V. asırda yazıldığı söylenen ve Kırgızlara ait olduğu bilinen Yenisey Yazıtlarında da aynı alfabenin kullanıldığı görülmektedir.

 Bu dönemi Göktürk ve Uygur dönemi eserleri olarak iki grupta inceleyebiliriz.

 

1) Göktürk (Orhun) Yazıtları (VIII. yy

Göktürk Kitabeleri, VIII. Yüzyılda yazılmıştır. Türklerin ilk yazılı örnekleridir. Avrupa’da ilk yazılı eserlerin XII. Yüzyıla ait olduğu düşünülürse, Türklerin çok eski bir edebi geçmişe sahip oldukları daha iyi anlaşılır.

Türkler ölenlerin ardından onların yaptıklarını, başarılarını, kişiliğini öven taşlar dikerlerdi. Bu taşlara genel bir deyimle “balbal” denirdi. Abidelerde  ölen kişinim yaptıkları kendi ağzından anlatılır, böylece sonsuzluğa ulaşacağı sanılırdı. Bu nedenle bu taşlara bengi taş adı verilmektedir.

 

Göktürk Kitabeleri, Tonyukuk, Kül Tigin ve Bilge Kağan adlarına dikilen üç abideden oluşmaktadır.

 

Taşların ilki, Göktürklerin dört hakanına vezirlik yapan Bilge