BU pratikleri ÖĞRENmiş miyDİNİZ?

Sevgili Halis
Kutmangil Lisesi öğrencileri, bilindiği
gibi, ÖSS’de bilgiyi kullanmanın yanında dikkat ve hız
da ölçülmektedir. Genelde öğrenciler, konuyu bildikleri
halde test tipindeki soruları yapmakta güçlük
çekmektedir.Bunun birkaç sebebi vardır:Yeterince test
tipindeki soruları çözmeme, konunun pratik, can alıcı
noktalarını bilmeme gibi…Bu eksikliği gördüğüm için
Türkçe konularını kısaca anlattım ve konuyla ilgili
çıkan soruların çözümünde uygulanması gereken pratik
teknikleri verdim.Aşağıda 99 madde halinde verilmiş bu
bilgiler, eminim işinizi daha da kolaylaştıracaktır; bu
yüzden bunları mutlaka inceleyin.Faydalı olması
dileğiyle…
1.Sözcüğün
türü, görevi, işlevi, çeşidi sorulursa sözcüğün
isim mi,
zarf mı,
sıfat mı,zamir mi ,edat mı… olduğuna
bakılacağını;
2.Sıfatların isimleri,
zarfların
genellikle fiilleri nitelediğini
(güzel kız: sıfat ; güzel konuş:zarf );
3.Sıfatların mutlaka ilgili olduğu
isimden önce gelmesi gerektiğini ( kötü insan:
sıfat);
4.Niteleme sıfatlarının önündeki isim
düşerse sıfatın adlaşmış sıfat olduğunu ( kötülerle
arkadaşlık yapmayın:adlaşmış sıfat)
5.Yüklemi ekeylem almış
fiilimsiden
oluşan cümlelerin isim cümlesi olduğunu (Tek amacım,
sizleri gelecekte iyi yerlerde görmektir.)
6.İsmin –e , -de ,-den hal ekleriyle
biten öğelerin genellikle
dolaylı tümleç olduğunu, ismin
–i haliyle biten öğenin her zaman belirtili nesne
olduğunu, 3. tekil iyelik ekiyle ( -(s) i) biten öğenin
özne olduğunu ( yolda gördüm: dt ) (bahçeyi
gezdim: b.n) (babası geldi: öz.);
7. –den ekiyle biten öğe cümleye bir
sebep anlamı katarsa o öğenin zarf tümleci olduğunu (hastalandığından
gelemedi:zt);
8.-de ve –den çekim eklerinin sıfat
tamlaması kurduklarında yapım eki özelliğini kazandığını
(sıradan insanlar ,candan arkadaşım, gözde
öğrenci: önündeki isme “nasıl” sorusunu yöneltebiliyoruz
öyleyse altı çizili ekler sıfat yapmıştır ve bu yüzden
artık yapım ekidir.);
9.İyelik eklerinin bir ismin sonuna
gelerek onun kime ait olduğunu bildirdiğini, iyelik
eklerini daha kolay bulabilmek için ismin başına “benim,
senin, onun, bizim,sizin,onların” getirebileceğimizi
(kitabım, yavrusu…);
10.İyelik eki almış bir isimin başında
iyelik zamiri (benim,senin,onun…) kullanılmamışsa
bunların tamamının “tamlayanı düşmüş isim tamlaması”
olduğunu (pantolonum,annesi…) ;
11. Her – im ekinin aynı ek olmadığını
(* telefonum nerede? :1.tekil
iyelik eki “benim telefonum”,
*çok iyiyim: ekfiilin geniş zamanı
;çünkü isme gelmiş ve onu yüklem yapmıştır,
*bizim çocuklarımız: tamlayan eki,
*ölümden korkma: fiilden isim
yapım eki
*yanına geleceğim:Şahıs ekidir,
bütün şahıs ekleri mutlaka kip ekinden sonra gelir);
12.İsim (ad) tamlamalarında ilk sözcüğe
tamlayan ikinci sözcüğe tamlanan dendiğini (yüreğinin
sesi ) ;
tamlayan t.nan
13. İsim tamlamalarında tamlayanla
tamlananların yer değiştirebileceğini
(içini
gıdıklıyordu bütün erkeklerin);
tamlanan
tamlayan
14.Belirtili isim tamlamalarında her iki
unsurun da ek aldığını ve tamlanana “neyin, kimin”
sorularını yöneltebildiğimizi (bahçenin kapısı
:neyin kapısı)
belirtisiz isim tamlamalarında sadece
tamlananın 3.tekil kişi iyelik eki aldığını tamlayanın
hiçbir ek almadığını ve hem daha kolay bulabilmek hem de
sıfat tamlamalarıyla karıştırmamak için tamlanana “ne”
sorusunu sorduğumuzu (bahçe kapısı : ne kapısı?);
15.Belirtili ad tamlamalarında araya
sıfatların girebileceğini ya da tamlayanın sıfatlarla
nitelenebileceğini (Sütçü İmam’ın kahraman torunları );
16. –İn tamlayan ekinin yerine bazen –den
ekinin de kullanılabileceğini (aşağıdakilerden
hangisi…);
17.Takısız isim tamlamalarında iki
unsurun da ek almadığını
tamlananın neye benzediğini ya da neyden
yapıldığını, ayrıca sıfat tamlamalarıyla karıştırmamak
için araya “den” ya da “gibi” getirmemiz gerektiğini
(altın (dan) yüzük ,ipek (gibi) saç )
Takısız isim tamlamalarıyla niteleme
sıfatlarını birbiriyle karıştırmayın, niteleme
sıfatlarının arasına “gibi” “den” getiremezsiniz.
(yorgun adam :sıfat tamlaması );
18.Bir sıfatın birden çok adı
niteleyebileceğini (yeni ev ve araba );
19.Bir ismin birden çok sıfatının
olabileceğini (zeki, çalışkan, dürüst , bir öğrenciydi);
20.Kurallı birleşik sıfatların , -lı, -li
eki almış sıfat tamlamalarının ismi nitelemesiyle ve
sıfat tamlamasında isimle sıfatın yer değiştirmesi ve
isme getirilen 3. t.k. iyelik ekini almış söz grubunun
ismi nitelemesiyle oluştuğunu (uzun saç: sf. Tm. ~ uzun
saçlı erkek : birleşik sıfat ; bozuk yol: sf. Tm. ~ yolu
bozuk köy :birleşik sıfat );
21.Belirtisiz isim tamlamalarının da
sıfat olarak kullanılabileceğini (altın sarısı saç );
22. Zamirlerle de isim tamlaması
kurulabileceğini (benim üniversitelerim, senin dünyan,
kendi insanlarımız, kimin nesi)Msn
Öğretmen
öss
kpss
Gazeteler
Sohbet
hazır mesajlar
ders izle
Belirli Gün ve Haftalar
Çanakkale savaşı
şiir
23. Geçişli fiillerin yani neyi, kimi
sorularını yöneltebildiğimiz fiillerin kılış fiili
(atmak, delmek, açmak),
Bir hareket bildiren, geçişsiz olan
ve hareketin kişinin kendi isteğiyle gerçekleştiğini
ifade eden fiillere durum fiili (yürümek, güldü,
oturmuş)
Bir hareket bildirmeyen, eylemin
kişinin kendi isteği dışında gerçekleştiğini ifade eden
ve geçişsiz olan fiillere oluş fiili (kararmak,
sararmak,solmak,büyümek)dendiğini ;
24.Fiil kiplerinin haber kipleri (-di, -miş,-yor,
-ecek , -ar,-mez)
ve dilek kipleri (-ayım, -alım, -a
,-malı, emir ekleri) olmak üzere ikiye ayrıldığını ;
25.Basit zamanlı fiillerin tek ;birleşik
zamanlı fiillerin iki kip eki aldığını (gelmiş: basit
zamanlı ~ gelmişti:birleşik zamanlı)
26.Bir fiil birleşik zamanlı ise orada
mutlaka bir ekfiilin olduğunu (çalışmalıymışım
~çalışmalı imişim);
27.Bir cümlede eğer isim soylu bir sözcük
yüklem olmuşsa orada mutlaka bir ekfiilin olduğunu
(sınıf temizmiş, her şeyim sensin, bu yaptıklarım senin
içindi, o da iyidir.);
28. Fiil çatısı denince,
fiillerin özne
ve nesneye göre aldığı durumun sorulduğunu;
29.Öznesine göre fiil çatısının
etken,edilgen,dönüşlü,işteş
olarak dört grupta incelendiğini;
30.Bir fiilin edilgen olabilmesi için
mutlaka –l ,-n çatı eklerini alması gerektiğini ve
öznesinin (eylemi yapanın) belli olmaması gerektiğini
(Sokaklar temizle-n-di) (kim tarafından temizlendi?
Cevap yok)
31.Bir fiil edilgen çatılı ise öznesi
mutlaka sözde öznedir. (çaylar içi-l-di ) (çaylar:sözde
öznedir)
32.Bir fiilin dönüşlü olabilmesi için –l,
-n çatı eklerinden birini alması, öznenin belli olması
ve kendi kendine olma anlamı vermesi gerektiğini (kadın
aynanın karşısında süsle-n-di ) (kadın: gerçek özne)
33.Bir fiilin işteş çatılı olabilmesi
için “–iş” çatı ekini mutlaka alması , öznenin en az
iki kişi olması ve eylemin birlikte ya da karşılıklı
yapılma anlamı vermesi gerektiğini (çocuklar döv-üş-tü
:karşılıklı ~ kadınlar gül-üş-tü: birlikte);
34.Etken fiillerin öznesinin belli
olduğunu yani öznesinin gerçek olduğunu ve –l , -n ,-ş
çatı eklerinden birini almaması gerektiğini (
çocukları dövdü)
35.Fiillerin nesnesine göre “geçişli,
geçişsiz, oldurgan, ettirgen” olduğunu,
36.Bir fiillin başına “onu” zamirini
getirebiliyorsak o fiilin geçişli, getiremiyorsak
geçişsiz olduğunu (“ sevdi” geçişli bir fiildir; çünkü
“onu sevdi” diyebiliriz.) (“oturdu” geçişsiz bir fiildir
çünkü “onu oturdu” diyemiyoruz.yani geçişliler nesne
alabilirken geçişsizler alamıyor);
37.Geçişsiz bir fiilin –r , -t ,-tır
ekleriyle geçişli yapılabileceğini ve geçişsizken
geçişli yapılan bu fiillere oldurgan fiil dendiğini
(adamı öl-dür-dü)
38.Geçişli fiillerin –t, -tır, -r
ekleriyle yeniden geçişli yapılarak geçişlilik
derecesinin artırılabileceğini ve bu tür fiillere
“ettirgen” çatılı fiiller dendiğini(Bir de kitap al-dır-dı.
);
39. Sıfat fiil ,zarf fiil
ve isimfiil
eklerinin üçüne birden fiilimsi(eylemsi) dendiğini
(sıfatfiil ekleri:an-ası-mez-ar-dik - ecek -miş)
(zarffiil ekleri:-arak, -ıp ,-madan, -ınca,
-dıkça ,-dığında…)
(isinfiil ekler:- ma ,-ış ,-mak) ;
40. Her -acak, -mez , -ar ,-miş
eklerinin sıfat fiil olmadığını,sıfatfiil olabilmesi
için genellikle sıfat tamlaması kurması gerektiğini, söz
konusu ekler eğer temel cümlede fiili yüklem yapmışsa
zaman ekleri olduğunu ( geçmiş günleri yad ettik
:sıfat fiil eki) (günler ne çabuk geçmiş:geçmiş
zaman eki)
41.Bir cümlede kaç tane fiilimsi varsa o
kadar yan cümle olduğunu (bir gülüşün ölmem
için yetecek: iki fiilimsi eki olduğu için iki yan cümle
vardır.);
42.Bir cümlede eğer fiilimsi varsa o
cümlenin girişik birleşik bir cümle olduğunu ve cümle
yapısına göre sorulursa önce şıklarda fiilimsi olup
olmadığına bakacağımızı
(gülerek yanıma geldi :girişik birleşik
bir cümledir; çünkü
–erek fiilimsisi ekini almıştır );
43. Birleşik fiillerin iki fiilin
birleşmesinden ( öpüver , bakakaldı, yapabildi…), bir
isimle bir yardımcı fiilin birleşmesinden ( mutlu olmak,
fark etmek, emretmek, etkili kılmak…) ya da deyimin
cümlede yüklem olmasıyla (baltayı taşa vurdu) oluştuğunu
;
44.Fiil kipinde anlam kaymasının bir
zaman ekinin ya da dilek kipinin bir başka zaman eki ya
da dilek kipi yerine kullanılması olduğunu ( Sabahları
yürüyorum (yürürüm) ,Nasrettin hoca eşeğe ters biner
(binmiş) );
45.Yapım eki almamış sözcüklerin basit
(geldi, çaylar ,seviyorum..), yapım eki almış
sözcüklerin türemiş ( taşlık, ışık, sevgi…) olduğunu ;
46.Yapım eklerinin sözcüğün anlamını ve
türünü değiştirdiğini (uç-ak , göz-lük, çiz-gi );
47.Çekim eklerinin sözcüğün anlamını ve
türünü değiştirmediğini, adlara gelen çekim eklerinin
durum ekleri,iyelik ekleri, çoğul eki, tamlayan eki ;
fiile gelen çekim eklerinin ise kip ve şahıs ekleri
olduğunu;
48.İkili kökün (ortak kök, kökteş) anlam
değişikliği olmadan hem isim ,hem fiil kökü olarak
kullanılabilen kökler olduğunu (Boya aldım
:isim) (evi boyamış: fiil ), “Ortak köklü”
sözcüklerle “sesteş, eşsesli” sözcüklerin farklı
olduğunu, sesteş sözcükler arasındaki ses benzerliğinin
tesadüfi olduğunu ve aralarında hiçbir anlamsal bağ
olmadığını oysa ortak köklü sözcüklerde anlamsal bağ
olduğunu ( Gül: “Gül.” dedi bülbüle: Bu
cümlede geçen ilk “gül” sözcüğü isimdir, ikincisi ise
fiildir; dikkat ettiyseniz aralarında hiçbir anlamsal
bağ yok, öyleyse bunlar sesteş) ;
48.İkilemelerin ve edat öbeklerinin de
sıfat ,zarf , isim olarak kullanılabileceğini ( çocuk
gibi ağlıyordu: edat öbeği zarftır.
Deste deste
para: ikileme sıfat görevindedir);
49.Cümle öğelerine ayrılırken önce
yüklemin tam ve doğru olarak bulunması ve hemen
ardından yükleme “kim ,ne” sorularını yönelterek
öznenin bulunması gerektiğini, özne bulunmadan nesnenin
bulunmaması gerektiğini;
50.Cümlenin öğeleri bulunurken isim
tamlamalarının, sıfat tamlamalarının, deyimlerin,
ikilemelerin, birleşik sözcüklerin bölünemeyeceğini ;
51.
Anlatım bozukluğu sorularında ;
a) Cümlenin dil bilgisi kurallarına uygun
olup olmadığına,
b)Ortak öğelerden kaynaklanan bir
yanlışlığın olup olmadığına,
c)Tamlama yanlışlarına,
d)Yan cümlenin yüklemi ile asıl yüklemin
çatı uyumuna,
e)Sözcüğün cümlede doğru yerde kullanılıp
kullanılmadığına,
f)Bir sözcüğün yanlış anlamda kullanılıp
kullanılmadığına,
g)Sözcükler ya da düşünceler arasındaki
anlam çelişkisine,
h)Cümlenin duru, akıcı, açık olup
olmadığına ve gereksiz sözcük olup olmadığına ,
i)Özne- yüklem uyumuna bakılacağını ;
52.Duru cümlenin içinde gereksiz sözcük
bulunmayan cümle
olduğunu
53.Akıcı cümlenin kolay okunur, anlaşılır
bir cümle olduğunu
54.Yalın cümlenin söz sanatlarından
arınmış cümle olduğunu
55.Ara sözlerin iki virgül, iki kısa
çizgi ya da iki parantez arasında söylenen açıklama
niteliğinde bir söz olduğunu ve ara sözün cümleden
çıkartıldığında cümlenin anlamının bozulmadığını (Ayşe ,evin
en büyük olanı, dün gelin oldu.);
56.Ara sözün görevi sorulduğunda aslında
cümlenin hangi öğesini oluşturduğunun sorulduğu
(Yukarıdaki cümlede ara söz özne görevindedir.);
57.Eksiltili cümlenin yüklemi söylenmemiş
cümle olduğunu (Karşımıza birdenbire çıkıveren bir
deniz…);
58.Cümlenin kuruluşuna (dizilişine) göre
ya kurallı (düz) ya da kuralsız (devrik) olduğunu,
yüklemi sondaysa kurallı, sonda değilse devrik olduğunu
(Yarın size geleceğim :kurallı)
(Yarın geleceğim size :devrik)
59. Bir cümlenin yükleminde, “-me, -ma, -mez,
-maz, -sız, -siz ekleri ya da “yok” , “değil” sözcükler
varsa o cümlenin olumsuz bir cümle olduğunu ;
60.Sözcüklerin yanlış yazılmasının ,
sözcüklere getirilen eklerin yanlış olmasının yazım
yanlışı olduğunu ;
61.Özel isimlerin hepsinin büyük harfle
başlaması gerektiği ;aksi taktirde bir yazım yanlışlığı
yapılmış olacağını (Yaban, Milliyet
gazetesi, Karabaş,
Meydan Mahallesi ,Kenan)
62. “f,s,t,k,ç,ş,h,p” sert ünsüzleriyle
biten bir sözcüğe “c,d,g” yumuşak ünsüzüyle başlayan bir
ek getirildiğinde bu ünsüzler eğer “ç , t ,k” ye
dönüştürülmezse orada bir yazım yanlışı yapılmış olacağını
ve bu dönüşümden sonraki ses olayına ünsüz benzeşmesi
(sertleşmesi) dendiğini (kitapcı :yanlı
~kitapçı: doğru ve aynı zamanda bir ünsüz benzeşmesi
vardır)
63. “p,ç,t,k” sert ünsüzlerle biten
kelimelere ünlüyle başlayan bir ek getirildiğinde bu
ünsüzlerin yumuşadığını buna da ünsüz yumuşaması dendiğini
,özel isimlerde bu yumuşamanın olmadığını ( ağaç –ı ~
ağacı , Zonguldak’ı )
64. Özel adlara , sayılara, kısaltmalara
getirilen çekim eklerinin kesme işaretiyle ayrılması
gerektiğini ;aksi taktirde bir yazım yanlışlığı yapılmış
olacağını (Ayşe’yi ,TDK’nin,5’te)
65. Bağlaç olan “de ,da” nın ayrı
yazıldığını ,kesinlikle “te,ta” biçimi olmadığını,
cümleden çıkartıp cümleyi yeniden okuduğumuzda cümlenin
yapısının bozulmadığını (Sana kitap da alacağım.) ;
66. Özel isimden sonra gelen “de ,da”
bağlacının kesinlikle kesme işaretiyle ayrılmayacağını(
sizinle Ahmet de gelecekti.);
67. “ki”nin çekimli bir fiilden sonra
geliyorsa bağlaç olduğunu ve mutlaka ayrı yazılması
gerektiğini (duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini)
68. “ki” eklendiği isimi sıfat yapmışsa
yani önündeki isme
“ hangi” sorusunu yöneltebiliyorsak o -ki’nin
sıfat yapan
“-ki” olduğunu, sıfat yapan –ki’lerin
genellikle –“da ,-de” ekinden sonra geldiğini ve bitişik
yazıldığını (duvardaki resim: hangi resim ; üzerindeki
elbise :hangi elbise? );
69. “ki” eğer bir ismin yerini tutmuşsa ve
“ki” den sonra “ler” çokluk ekini getirebiliyorsak o
“ki”nin ilgi zamiri olduğunu ve bitişik yazılması
gerektiğini (Seninki geliyor ~ Seninkiler geliyor );
70. “mi” soru edatının her zaman ayrı
yazıldığını ,hangi ögeden sonra geliyorsa o ögeyi
buldurmaya yönelik olduğunu
,- ma ,-me olumsuzluk ekinin darlaşmış
biçimiyle karıştırmamak gerektiğini (Siz mi geleceksiniz?
:soru ekidir ve özneden sonra geldiği için özneyi
buldurmaya yöneliktir.)
(Beni niçin dinlemiyor? :Burada –me
olumsuzluk ekinin darlaşmış biçimidir ve bitişik
yazılmalıdır.)
71.Büyük ünlü uyumuna “kalınlık –incelik
uyumu” , küçük ünlü uyumuna ise “düzlük –yuvarlaklık
uyumu” dendiğini ;
72.İçinde cümleyi kuran kişinin yorumu
,beğenisi olmayan, herkesçe kabul edilen yargıların
“nesnel” ; kişinin kendi beğenisini, yorumunu dile getiren
ve kanıtlanamayan yargılara ise “öznel” dendiğini
(Dünyanın en uzun nehri Nil nehridir :Nesnel ) (Nil’i
seyretmeye doyum olmaz :öznel )
73.Bir sanatçının anlatım biçimiyle ilgili
cümlelere üslup cümlesi dendiğini (Yazar, bu romanında
uzun cümleler kullanmış, yöre insanının konuşma dilinden
yararlanmıştır.);
74. “Dolaylı anlatım”la “dolaylama” nın
farklı kavramlar olduğunu;
75.Birinin cümlesini hiç değiştirmeden
kendi cümlemiz içinde aktarmaya “doğrudan anlatım”
,birinin sözünü kendi cümlemiz içinde eriterek, az çok
değiştirerek vermeye “dolaylı anlatım” dendiğini
(Öğretmenim:“Bu olmamış.” dedi. :doğrudan anlatım)
(Öğretmenim bunun olmadığını söyledi.
:Dolaylı anlatım ),
76.Tek bir sözcükle anlatılabilecek bir
sözcüğün birden çok sözcükle anlatılmasına “dolaylama”
dendiğini (Bu yıl bacasız sanayinin yüzleri
güldüreceği söyleniyor :Turizm kastedilmiş)
77.“İçin” edatının “-mek için” şeklinde
kullanıldığında “amaç- sonuç” ; “-dığı için” şeklinde
kullanıldığında “ neden – sonuç” bildirdiğini (seni
görmek için geldim: amaç-sonuç)
(çalışmadığı için kazanamadı: neden-
sonuç);
78.Belgisiz zamir ve sıfatların iki
sözcükten oluştuğu durumlarda bitişik yazılması
gerektiğini (birkaç insan, biraz sevgi, birtakım medya…);
79. “Etmek, olmak” yardımcı fiilleriyle
oluşmuş birleşik fiillerde isim unsurunda bir ünlü düşmesi
ya da ünsüz türemesi olmuşsa bitişik, olmamışsa ayrı
yazılması gerektiğini
(reddetmek ,emretmek ,terk etmek);
80.Birleşik fiillerde isim unsuru tek
başına kullanılamıyorsa düşüm olmasa dahi bitişik
yazılması gerektiğini (defetmek,defol, vazgeçmek …);
( Not: Bu yazıyı edebiyatogretmeni.net
dışında başka bir yerde okuyorsanız bilin ki
edebiyatogretmeni.net'ten alınmıştır.)
81.Ünlü daralması sorulunca önce –yor ekini
arayacağımızı kelimeden –yor’u çıkartınca daralma olup
olmadığını anlayabileceğimizi, daralma olabilmesi için
mutlaka –yor
ekinin olması gerektiği ;ancak her –yor
ekinin olduğu yerde daralma olmayabileceğini (bekliyor ~
bekle-yor :ünlü daralması var) ( seviyor ~sev-iyor
:daralma yok );
82.Dilimizde sadece “de-” ve “-ye”
fiillerinde -yor eki olmadan da daralma olabileceğini.
(diye ,yiyecek);
83.Virgül ve noktalı virgülden sonra gelen
sözcüklerin –özel isim değilse- küçük harfle, diğer
noktalama işaretlerinden sonra gelen sözcüklerin büyük
harfle başlaması gerektiğini (Kuşlar gibi uçmayı, balıklar
gibi yüzmeyi öğrendik;ancak çok basit bir sanatı
unuttuk:İnsanca yaşamayı…)
84.Sıfat ve isim tamlamalarında tamlayanla
tamlananın arasına virgül getirmenin bir noktalama
yanlışlığı olduğunu;
85.-ip, -ıp, -up, -üp bağfiil (zarf fiil)
ekini almış fiillerden sonra virgül getirilemeyeceğini
(kitaplarını alıp çıktı) ;
86. “ Mademki, halbuki, sanki, oysaki”
sözcüklerinden sonra gelen “ki”lerin bağlaç olduğu halde
kalıplaştığı için bitişik yazılması gerektiğini ;
87. Dilimizde üç ayrı türde “o” sözcüğünün
olduğunu;
88.“O” sözcüğü , bir ismin önüne gelir ve
önündeki isme “hangi” sorusunu yöneltebilirsek buradaki
“o” nun işaret sıfatı olduğunu ( o insanlarla konuşma)(
hangi insanlar?)
89. “O” sözcüğünden sonra –lar ekini
getirebiliyorsak buradaki “o”nun zamir olduğunu, bu
zamirin eğer bir insanın yerini tutarsa “şahıs zamiri”
,insan dışı bir varlığın yerini tutarsa “işaret zamiri”
olduğunu (Onlar mı söyledi?: şahıs zamiri) (o çok acı
olmuş. :işaret zamiri)
90. “Niçin” sözcüğünün her zaman soru zarfı
olduğunu, niçin anlamında kullanılan “ne, neden, niye, ne
diye” sözcüklerinin de soru zarfı olduğunu ;
91. Türkçede soru zarfı , soru zamiri, soru
sıfatı ve bağlaç olmak üzere dört çeşit “ne” olduğunu,
a) “ne” sözcüğü “niçin” anlamında
kullanılmışsa soru zarfıdır. ( Yüzüme ne bakıp
duruyorsun?)
b)Önündeki ismi belirtmişse, yani önündeki
isme “hangi” sorusunu yöneltebiliyorsak “soru sıfatıdır.”
(Ne tür romanlardan hoşlanırsın?) (hangi tür)
c)Bir ismin yerini tutmuşsa yani “ne” den
sonra “ler” ekini getirebiliyorsak “soru zamiridir.” (Bana
ne(ler) aldın?)
d)Bağlaç olan “ne” ise sözcük ya da sözcük
gruplarını birbirine bağlar ,“ne…ne” olarak
kullanılabilir, cümleye olumsuzluk anlamı katar. (Ne
ders çalışıyor ne okula gidiyor)
Not:Bir
cümlede “ne… ne” bağlacı kullanılmışsa yüklem olumsuzluk
eki almamalıdır; aksi taktirde bir anlatım bozukluğu
yapılmış olur.;
92. “En” sözcüğünün birkaç istisnası
dışında cümlede her zaman zarf olduğunu; (İçimizden en
adamı oydu: burada “en” sıfattır.) (en güzel şarkıyı o
söylerdi:burada “en” sıfatın zarfıdır);
93.Cümledeki yargı sayısının, çekimli
eylemlerin, eylemsilerin ve ekeylem alarak yüklem olmuş ad
soylu sözcüklerin toplamı olduğunu (Bir şiir istersin
içinde benzetmeler olan, kusura bakma
sevgilim heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir
şey yok) (bu dizelerde altı çizili sözcük ya da
sözcükler birer yargıdır dolayısıyla burada toplam altı
yargı vardır);
94. “Betimlemenin (tasvir etme)”,
gözlemlerin okurun gözü önünde canlanacak biçimde olması
gerektiğini, bu anlatım biçiminde niteleme sıfatlarının,
durum zarflarının çokça kullanıldığını,bir yerin ya da bir
kişinin genellikle dış görünüşünün anlatıldığını,hareketin
olmadığını, kısaca betimlemenin sözcüklerle resim çizme
işi olduğunu
(Adamın üzerinde açık mavi bir pardösü
vardı.Kirli ve biraz da eski bu pardösünün üzerindeki açık
kırmızı ve temiz atkı bir çelişki gibi görünüyordu.)
95. “Öykülemede” ise bir olay, bir
hareket olduğunu
(Öğretmen sınıfa girdi, defteri imzaladı,
yerinden kalkarak dersi anlatmaya başladı….);
96. “Açıklamada” yazarın asıl amacının
okuyucuyu bilgi sahibi yapmak olduğunu
97. “Tartışmada” ise yazarın okuyucunun
var olan bilgilerini değiştirmeye çalıştığını ,
kökleşmiş bir düşünceye karşı çıktığını ve okuyucuya kendi
düşüncesini kabul ettirmeye çalıştığını (Bizde şiir
kesinlikle çevrilemez görüşü hakimdir.Bugün gidin yazın
alanında gelişmiş toplumların yazın tarihine bakın,
sanatçıların önce bu işe çeviriyle başladığını görürsünüz
ayrıca orijinalinden daha güzel çevirileri göreceksiniz
orada.Bu da şiirin çevrilebileceğinin bir kanıtı değil
midir? )
98. “Örnekleme” nin sözü edilen soyut bir
düşüncenin kafamızda daha iyi canlanması
,somutlaştırılması için başvurulan bir düşünceyi
geliştirme yöntemi olduğunu;
99. Tanık göstermenin (alıntı yapma) ise
yazarın düşüncesini daha inandırıcı kılmak için sözünü
ettiği konuda ,alanında uzman birinin sözünü tırnak
içerisinde olduğu gibi alma olduğunu;
ÖĞRENMİŞ MİYDİNİZ?
Yusuf Kenan DURMUŞOĞLU