2.
KİTABIN ÖZETİ:
Romanda geçen hadiseler yapılan inkılâp hareketlerinin
sonrasını kapsamaktadır, halâ bu devrimlerin yıkılmış
Osmanlı’ya yönelik bir hareket olduğunu sananlar vardı,
bunlar yeni devleti geçici bir yönetim şekli gibi görüyor ve
eski rejime geri dönmek ve hattâ eski rejimi daha da
yobazlaştırmak istiyorlardı. Kısacası “inkılâp”
sözcüğünün anlamını bilmeyenler vardı.
Çalıştığı bankada müdür olan Servet Bey sıkıntılarla
kavuştuğu bu makamın tadını çıkarıp zenginleşmiş ve üstüne
alım satım işine de uzanınca paraya para dememiştir. Nedim
adında yakışıklı bir oğlu ve gözü yukarılarda olan
Hollywood meraklısı, Sevim adında, sosyetik ortamlarda
bulunan özenti bir genç kızı vardır.
İnkılâp savunucularının en sağlamlarından olan milletvekili
Halil Ramiz kafasında irtica yapısına bir yer bulamadığı
için toplum içinde yalnız kalmaktadır. Atikler köyüne gidip
orada Fazlı Bey denilen, nice oyunlarla parti başkanlığına
gelmiş bir düzembazın halkı sömürmesinden, haksız yere
konutlara el koymasından rahatsız olmuş bunun üzerine avukat
olan ve Fazlı Bey’e baş kaldıran tek köyün sözcüsü
durumundaki Kenan Bey ile bu işleri sorgulamaya başlamıştır.
Bunun üzerine genel sekreter tarafından azarlanacak ve
istifasını verecektir ki bu hareketi onu tamamiyle yalnız
bırakacaktır.
Yüreği vatan
sevgisi ile çarpan Osman Nuri Bey namuslu bir memurdur,
başarılı olmasına rağmen aksilikleri hiç terk edememişdir.
Ailesini üzmek istemez ve kederlerini içine atar, lâkin yol
geçecek diye evinin yıkılması ve girdiği işlerden
çıkarılması üzerine kendini boğazın serin sularına teslim
etmiştir. Bu hareketi eşi Seniye Hanımı çökertmiş, iki
çocuğunu da evden soğutmuştur. Semra’nın ağabeyi Fuat
kendine kitaplarla çevrili bir dünya yaratmıştır.
Memleketde kendini tepeden inme bir inkılâbın
köksüz öncüleri sayan Ahmet Nazmi (felsefe öğretmeni) ve
Cahit Halid (ticaret ofisi müdürü) gibi insanlardan ziyade
Tahincizade Hacı Emin Efendi gibi fes yasağı ile evine
kapanmış, irtica hareketinin başlamasını dört gözle
bekleyen, farz olan namaz vakitleri arasında ikişer rekat
daha kılan, eşini kölesi gibi kullanan yobazların sayısı
daha ağır basıyordu.
Emektar dadısıyla yaşayan Komiser Hamdi Bey üç evlilik
yaşamış ve hepsini ölümle bitirmek zorunda kalmıştır.
Dördüncü eşi olan Nebile Hanım geceleri eşinde yeterli
cinsel isteği göremediğinden huzursuz olmaya başlamıştır.
Altı ay geçmesine rağmen bakire olan bu genç kızın vücudunda
sadece ayak tabanları Hamdi Bey tarafından temasa maruz
kalmıştır. İşte geçen altı ayın bir gizemli gecesinde
oynamak istediği bir kundak oyunu onun maskesini
düşürtmüştür. Tüm eşlerinin katili olan bu adam Nebile
tarafından tespit edilmiş ve altı yıllığına ceza evine
girmiştir.
Müteahhit Sırrı Bey paraya para dememektedir, kendisi
Mühendis Ragıp Beyin yakın dostudur, genç mühendis, dostu
Servet Beyin kızı Sevim’in tecavüze uğrayıp ruhunun
dengesini kaybetmesi üzerine tedavi amacıyla Servet Beyin
eşi ve Sevim’in kardeşiyle yurt dışına çıkarlar.
Bahsettiğimiz Atikler Köyünde Emeti Nine diye bilinen,
kocasını ve iki oğlunu vatana feda etmiş ve Nefise ile Ali
adında iki çocuğuyla yaşamına devam eden bir kadın vardır.
Ali, Fazlı Beye kafa tutanların başındadır ve bu yüzden
kaptırmak istemediği mer’a için saldırıya uğrayıp candostu
Karabaş ile hırpalanacaktır.
Bu sıralarda Atatürk ölüm döşeğindedir ve sanki O yanına bu
milleti de yatırmış gibiydi. O’nun sağlığını yakından takip
edenlerin sayısı bi hayli yüksek olmasına rağmen O’nun
yaptıklarının takipçisi yok denecek kadar azdı, yanında bir
devrimi de götürüyordu Atatürk. Bu ortamdan rahatsız olanlar
da vardı, Emin Efendinin oğlu Tahir CHP mensubuydu ve Ata
ölünce hortlayacak olan yobazların tepkisinden oldukça
rahatsız oluyor ve korkuyordu. On iki yılı evinde geçiren
Hacı Emin’e göre bu yaslı ortam, okunan türkçe ezan, dışarda
başı boş gezen kadınlar hep kutsal insan olarak gördüğü
araplara karşı çıkışımızdan bize verilen cezalardı. Bu yobaz
adam evinde kaldığı müddetde besleme kızı Fatma’ya göz
koymuş ve ondan bir çocuk meydana getirmişti.
Toplumda bir alman hayranlığı baş göstermekteydi, Fuat’ın
yakın dostları Cahit Halid ve Dr. Namık gibilerde görüş
açılarını değiştirmişti, bu kişiler yapılan Alman Paktı ile
sevince boğulmuştu, onlara göre ekonomi düzelecek hayatları
rahat olacaktı. Tam bu sırada Rusya’ya yapılan bir saldırı
memleketi perişan etmişti.
Dr. Ahmet’in hemşiresi Gertrude hututa gidip yurdu terk
edecekken konsolosluk kendisini, doktorla beraberken
yaşadıklarından dolayı kabul etmiyor, bunun üzerine Yozgat’a
gidip orda yaşamaya karar veriyor fakat orda da toplumun
kendisine bakış açısından dolayı kötü yola düşecektir.
Memleketin hâli perişan olmuştu, inkılâlap kavramı, yirmi
yedi yılllık istidbât devri diye anılıyorduve bu devire
millî mücadele devri konulmuyordu. İnkılâp sanki
buz üstüne yazılmış bir yazıydı. Bu değerli şey bize
altın tepsi içinde sunulmuştu fakat biz ne tepsinin ne de o
tepsideki varlığın değerinden bîhaberdik.
Bu sırada Sevim kaldıkları otelden yabancı bir gençle
kaçmıştır, Ragıp Bey İstanbul’a dönüp kendini bir mitingde
bulmuyor, neler olduğunu anlayamadan fakirleşmiş, politikaya
atılmış, sefil bir hayat süren eski milyoner dostu Sırrı
Beye rast geliyor. Bu sefil adamın bir zamanlar yanında
şöför konumunda olan Hayri Bey ise şimdi toplumda Hayri
Beyefendi diye bilinmektedir.
Eski komiser Hamdi Bey ceza evinden çıkmıştır, dadısının
yanına gider. Romanda yer yer serselilikleriyle ortaya çıkan
Pertev’in eşinin kardeşi bu dadının yanında ona yardımcı
olmaktadır ve çok geçmeden bu serseri de eve yerleşecektir.
1946 seçimleri ile CHP Hükûmeti
kurulmuştur, din dersleri okullara konmuş, Türkçe okunan
ezan kaldırılmış ve imam hâtip liseleri açılmıştır. Emin
Tahincioğlu (soyadı kanunu ile gelen bu soyadı da kabul
etmemektedir) bunları bir aldatmaca olarak
değerlendirmektedir. Bu sırada hacılara verilen inadiye
isimli başlık Hacı Emin’i on iki yıl aradan sonra dışarı
çıkartacaktır.
Semra zengin bir adamın metresi
durumuna düşmüştür ve bu üzüntü annesini daha fazla ayakta
bırakamaz, Fuat bu olaylarla iyice bunalmıştır ve kavga
ettiği dostu Ahmet Namzi’nin evine gider, evde yaşadıkları
tartışma sonucu dışarıda bir gezintiye çıkarlar ve
içlerindeki nefreti bir tarikatın ayin yaptıkları türbeye
girip boşaltınca tepeden inme inkılâbın bu köksüz
öncüleri de hayata gözlerini yumarlar.
3.
KİTABIN ANAFİKRİ:
Türk inkılâbının temellerinin lâzım geldiği kadar
tehlikelerden uzak olmayışıdır.
4.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE
ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Eserde adı gecen kahraman sayısının çok fazla olması
nedeniyle başlıca kahramanların değerlendirilmesini
yapacağım:
Servet Bey:
Bir bankada müdürlük yapan bu
şahıs, fakirlik içinde büyümüş, okuluna zor şartlarda devam
etmiş ve meşrutiyet döneminde gittiği Paris şehrinde aldığı
öğrenim sayesinde şimdiki makamına ulaşmış, sonraları alım
satım işleine yönelmiş Nedim ve Sevim isimlerinde iki çocuğa
sahip olan bir beyefendidir.
Mühendis Ragıp Bey:
Servet Beyin kızına aşık
olan, zengin, beyefendi, dürüst bir vatanseverdir. Romanın
büyük bir bülümünde Sevim ile yurt dışındadır.
Halil Ramiz:
İnkılâbımıza gönülden bağlanmış, ferâgat sahibi, ileri
düşünüşlü bir milletvekili. İleri görüşlülüğü ve inkılâbı
gönülden desteklemesi onun mensubu olduğu siyasi partiden
dahi dışlanmasına sebep olmuştur.
Hacı Emin Efendi:
Şapka inkılâbından sonra
yıllarca evine kapanmış, ev halkının sürekli huzurunu bozan,
şeriat hayranı olan ve Atatürk’ü yaptığı devrimden dolayı
dinsiz sayan ve O’ndan nefret eden zengin bir yobazdır.
Komiser Hamdi Bey:
Nazik, iyi yürekli, dürüst bir
memur, üç defa evleniyor üçünde de eşlerinin katili oluyor
fakat dördüncü eşinin durumu anlaması üzerine ceza evine
giriyor.
Fuat:
Başarılı bir vatanseverin oğlu
olan bu şahıs felsefeye fazlasıyla dalan, gerçek hayattan
uzaklaşıp hayatını kitaplar arasında kuran, memleketin
düştüğü hâli içine sindiremeyen ayrıca gözü para ve şöhret
hırsıyla tutuşan bir genç kızın ağabeyi olan memleketin
hayırlı evlatlarındandır.
Ahmet Nazmi Bey:
Cahit Hâlid adındaki dostuyla inkılâbımıza öncülük etmeye
çalışan fakat sonradan arkadaşının bu yoldan sapması üzerine
tek kalan bir felsefe öğretmenidir. Sonradan Fuat ile
kurduğu fikir arkadaşlığı sonucu beraber vatan sevgisi
uğruna bir ayin sırasında öldürüleceklerdir.
5.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Bu roman Türk İnklâbı’nın gecirdigi safhaların tablosunu
önümüze seriyor ve bize bazı uyarılarda bulunuyor. Hacı Emin
örneği gibi kendi köşesine çekilmiş şahısların bize tehlike
yaratabileceğinin ve bunların zamanı gelince başımıza
üşüşebileceğinin altını çiziyor.
Atatürk’ün
Nutuk’u
gibi her Türk gencinin okuması gereken bir kitap olduguna
inanıyorum, bu değerli eser toplumun saklı gerceklerini bize
tüm çıplaklığıyla göstermektedir.
6.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA
BİLGİ:
27 Mart 1889'da
Kahire'de doğdu. 13 Aralık 1974'te Ankara'da öldü.
İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiği Manisa'da başladı.
1903'te İzmir İdadisi'ne girdi. Babasının ölümünden sonra
annesiyle yine Mısır'a döndü, öğrenimini İskenderiye'deki
bir Fransız okulunda tamamladı. 1908'de başladığı İstanbul
Hukuk Mektebi'ni bitirmedi. 1909'da arkadaşı Şehabettin
Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti topluluğuna katıldı.
1916'da tedavi olmak için gittiği İsviçre'de üç yıl kadar
kaldı. Mütareke yıllarında İkdam
gazetesindeki
yazılarıyla Kurtuluş Savaşı'nı destekledi. 1921'de Ankara'ya
çağrıldı ve bazı görevler verildi. 1923'te Mardin, 1931'de
Manisa milletvekili oldu. Bir yandan da gazeteciliğini ve
roman
yazarlığını sürdürdü. 1932'de Vedat Nedim Tör, Şevket
Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin
ile birlikte Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı.
Savunduğu bazı görüşler aşırı bulunduğu için Kadro
dergisinin 1934'te yayımına son vermek zorunda kalmasından
sonra Tiran elçiliğine atandı. Daha sonra 1935'te Prag,
1939'da La Haye, 1942'de Bern, 1949'da Tahran ve 1951'de
yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960'tan sonra
Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Siyasal yaşamının son
görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği oldu.
BAŞLICA YAPITLARI :
Roman:
Kiralık Konak, 1922; Nur
Baba, 1922; Hüküm Gecesi, 1927;
Sodom ve Gomore, 1928;
Yaban, 1932;
Ankara, 1934; Bir Sürgün,
1937;
Panaroma, 2 cilt,
1953-1954; Hep O Şarkı, 1956. Öykü: Bir
Serencam, 1913; Rahmet, 1923; Milli Savaş Hikâyeleri, 1947.
Anı: Zoraki Diplomat, 1955; Anamın Kitabı,
1957; Vatan Yolunda, 1958; Politikada 45 Yıl, 1968; Gençlik
ve Edebiyat Hatıraları, 1969. Çeşitli: Bütün
Eserleri (bibliyografya
içerir), ilk 15 cilt, (ö.s.),
A.Öskırımlı (yay.), 1977-1984.