 |
 |
MASAL TEKERLEMELERİ
Bir iki tombul tekir
Camdan bakar
Başına takar
Hop hop, altın top
MISTIK
Mustafa, Mıstık,
Arabaya kıstık,
Üç mum yaktık,
Seyrine baktık.
LEYLEK
Leylek leylek havada,
Yumurtası tavada,
Gel bizim hayata,
Hayat kapısı kitli,
Leyleğin başı bitli.
KUZU
Kuzu kuzu me
Bin tepeme
Haydi gidelim
Ayşe teyzeme.
YAĞMUR
Yağ yağ yağmur,
Teknede hamur,
Bahçede çamur,
Ver Allah’ım ver,
Sicim gibi yağmur.
KARGA
Karga karga “gak” dedi,
“Çık şu dala bak” dedi,
Karga seni tutarım,
Kanadını yolarım.
PORTAKAL
Portakalı soydum,
Başucuma koydum.
Ben bir yalan uydurdum,
Duma duma dum.
Duma duma dum.
Öğretmeni kandırdım,
Kandırdım. OYUN
Oooo…..
İğne battı,
Canımı yaktı,
Tombul kuş Arabaya koş.
Arabanın tekeri,
İstanbul’un şekeri.
Hop Hop altın top,
Bundan başka oyun yok.
HANIM KIZI
Çan çan çikolata,
Hani bize limonata?
Limonata bitti,
Hanım kızı gitti.
Nereye gitti?
İstanbul’a gitti.
İstanbul’da ne yapacak?
Terlik pabuç alacak.
Terliği pabucu ne yapacak?
Düğünlerde,
Şıngır mıngır oynayacak.
KEÇİLER
Ayşe Hanımın keçileri,
Hop hop hopluyor,
Arpa, saman istiyor,
Arpa, saman yok,
Kilimcide çok.
Kilimci kilim dokur,
İçinde bülbül okur.
İki kardeşim olsa,
Biri ay, biri yıldız,
Biri oğlan, biri kız,
Hop çikolata çikolata,
Akşam yedim salata,
Seni gidi kerata.
SINIFLAR
Mini mini birler,
Çalışkandır ikiler,
Mavi gözlü üçler,
Dayak yiyen dörtler,
Misafirdir beşler,
Altılar, altınımı çaldılar,
Yediler, yemeğimi yediler,
Sekizler, semizdirler,
Dokuzlar, doktor oldu,
Onlar bizi okuttu.
EBE
Ebe ebe gel bize
Uzaktan vur elimize
Eğer vuramazsan
Ebesin ebe
Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi,
Bunu sana kim dedi?
Diyen dedi on yedi
Yağlı böreği kim yedi?
TAVUK
Pazara gidelim,
Bir tavuk alalım,
Pazara gidip,
Bir tavuk alıp ne yapalım?
Gıt gıdak diyelim.
Happur huppur,
Happur, huppur yiyelim.
TOP
Bir iki üç
Söylemesi güç
Sana verdim bir elma
Adını koydum Fatma
Hop hop hop
Bir büyük altın top
DEDE
Altı kere altı otuz altı
Dedemin sakalı yolda kaldı
Sakalını aldı dereye attı
Dedem sakalsız kaldı EV
Evli evine
Köylü köyüne
Evi olmayan
Sıçan deliğine
İĞNE
Ooooo
İğne iplik
Derme diplik
Çelik çubuk
Sen çık.
NACAK
Nacak sapına
İki kes
Bir sana
Biri de bana
HEDİYE
Kızın adı Hediye
Ekmek vermez kediye
Kedi gider Kadıya
Kadının kapısı kitli
Hediyenin başı bitli
EL EL EPENEK
El el epenek
Elden düşen kepenek
Kepeneğin yarısı
Keloğlan’ın karısı
KARNIM AÇ
Karnım aç
Karnına kapak aç
Değirmene kaç
Değirmenin kapısı kitli
Heybaşı bitli
DEĞİRMEN
Değirmene girdi köpek
Değirmenci vurdu kötek
Geldi yedi köpek
Hem kötek
Hem yedi köpek
ALİ DAYI
Ali dayının keçileri
Kıyır kıyır kişniyor
Arpa saman istiyor
Arpa saman yok
Kilimcide çok
Kilimci kilim dokur
ÇARŞI
Çarşıya gittim
Eve geldim hanım yok
Bebek ağlar beşik yok
Çorba taşar kaşık yok
Ali baba öldü tabut yok
HAKKI
Hakkı hakkının hakkını yemiş.
Hakkı Hakkı’dan hakkını istemiş.
Hakkı Hakkıya hakkını vermeyince
Hakkı da Hakkı’nın hakkından gelmiş.
HASAN
Hasan Hasan
Helvaya basan
Kapıyı kıran
Kızı kaçıran
KÜÇÜK DOSTUM
Küçük dostum gelsene
Ellerini versene
Ellerimizle şap şap
Ayaklarımızla rap rap
Bir şöyle, bir böyle
Dans edelim seninle.
ELLERİM PARMAKLARIM
Sağ elimde beş parmak,
Sol elimde beş parmak
Say bak, say bak, say bak.
Hepsi eder on parmak.
Sen de istersen saymak
Say bak, say bak, say bak.
Hepsi eder on parmak.
ALİ
Ali baksa dum dum
Sakalına kondum
Beş para buldum
Cebime koydum
KUZU
Kuzu kuzu mee
Bin tepeme
Haydi gidelim
Hacı dedeme
Hacı dedem hasta
Mendili bohça
Kendisi hoca
KOMŞU, KOMŞU
-Komşu, komşu !
-Hu, hu!
-Oğlun geldi mi?
-Geldi
-Ne getirdi?
-İnci, boncuk.
-Kime, kime?
-Sana, bana.
-Başka kime?
-Kara kediye
-Kara kedi nerede?
-Ağaca çıktı
-Ağaç nerede?
-Balta kesti
-Balta nerede?
-Suya düştü.
-Su nerede?
-İnek içti.
-İnek nerede?
-Dağa kaçtı.
-Dağ nerede?
-Yandı, bitti kül oldu
TAVŞAN
Kapıdan tavşan geçti mi?
Geçti
Tuttun mu?
Tuttum
Kestin mi?
Kestim
Tuzladım mı?
Tuzladım
Pişirdin mi?
Pişirdim
Bana ayırdın mı?
Ayırdım
Hangi dolaba koydun?
Çık çık dolaba koydum
Haydi, al getir
Getiremem
Neden getiremezsin?
Kara kediler yemiş.
Vay vay, miyav
NEREDEN GELİRSİN?
Nerden gelirsin?
Zikzak kalesinden.
Ne gezersin?
Açlık belasından.
Nerde yattın?
Beyin konağında.
Altına ne serdiler?
Perde.
Desene kupkuru yerde.
Bıyıkların neden yağ oldu?
Bıldırcın eti yedim.
Bıldırcın yağlı mıydı?
Gökte uçarken gördüm.
Saçların neden ağardı?
Değirmenden geldim.
Değirmen dönüyor mu?
Zımbırtısını duydum.
Ayakların neden ıslandı?
Çaydan geçtim.
Çay derin miydi?
Köprüyü dolaştım,
İşte geldim sana ulaştım.
CAM
Bir cam
İki cam
Üç cam
Dört cam
Beş cam
Altı cam
Yedi cam
Sekiz cam
Dokuz cam
On cam
Bu da benim amcam.
Eveleme develeme
Evvel altı elma yedi
Seren sekiz serçe dokuz
Tarmanın topu kara
A devenin çatı kara
EBE
Ebe ebe nerede
Su doldurur derede
Dere boyu çalılık
Derede olur balık
Şu ebe de ne alık
Oltamı attım,
Balığı tuttum.
Balık suya dalamaz,
Ebe beni bulamaz.
Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi
Bunu kim dedi,
Diyen dedi on yedi,
Yağlı böreği kim yedi?
ELLERİM
Ellerim tombik tombik,
Kirlenince çok komik
Kirli eller sevilmez
Güzelliği görülmez
Dişlerim bakım ister
Hele saçlar, hele scalar
Uzayınca tırnaklar
Kirlenince kulaklar
Bize pis derler, pis derler
DEVE
Eveleme develeme
Evvel altı elma yedi
Seren sekiz serçe dokuz
Tarmanın topu kara
A devenin çatı kara.
PATLICAN
Patlıcan var patlıcan,
Patlasın senin kocan.
Şisko şisko biberler,
Arabaya bindiler.
Elmalar yedi buçuk,
Onu yedi, bir çocuk.
Patlıcandan bıktım,
Ben oyundan çıktım!
KOMŞU
Komşu komşu huu…
Sırtındaki ne?
Arpa
Kaça sattın
Kırka
Eve ne aldın?
Hırka
Çocuğa ne aldın ?
Halka
BÖREK
Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi,
Bunu sana kim dedi?
Diyen dedi on yedi,
Yağlı böreği kim yedi?
SINIFLAR
Mini mini birler,
Çalışkandır ikiler,
Mavi gözlü üçler,
Dayak yiyen dörtler,
Misafirdir beşler,
Altılar, altınımı çaldılar,
Yediler, yemeğimi yediler,
Sekizler, semizdirler,
Dokuzlar, doktor oldu,
Onlar bizi okuttu.
HANIM KIZI
Çan çan çikolata,
Hani bize limonata?
Limonata bitti,
Hanım kızı gitti.
Nereye gitti?
İstanbul’a gitti.
İstanbul’da ne yapacak?
Terlik pabuç alacak.
Terliği pabucu ne yapacak?
Düğünlerde,
Şıngır mıngır oynayacak.
PİTİ PİTİ
Ooooopiti piti
Kremanın sepeti
Terazi lastik jimnastik
Biz size geldik bitlendik
Hamama gittik temizlendik
Dik Dik Dİk
Son dersimiz matematik
MASAL TEKERLEMELERİ
Masalların başında sözcüklerin ses
benzerliğinden yararlanılarak söylenen
yarı anlamlı, yarı anlamsız söz dizileri
vardır. Bunlara “tekerleme” denir.
Masal
tekerlemeleri
birbirleriyle pek ilgisi olmayan, ancak
dinleyicinin ilgisini masala çekmek için
bir araya getirilmiş sözlerden oluşur.
Tekerlemenin asıl güzelliği de,
birbirleriyle ilgisiz gibi görünen bu tür
sözlerin bir düzen içinde
sıralanmasındadır. Bu da bir söz
ustalığını gerektirir. Bu ustalık masal
anlatanın, yani masalcının ustalığına
bağlıdır.
Aslında tekerlemenin masalla hiçbir ilgisi
yoktur. Sadece dinleyicinin ilgisini
çekmek ve onu masal dünyasına girişe
hazırlamak için söylenir. İşte masalcının
söz ustalığı da burada başlar. Söylediği
tekerlemeyle dinleyenleri neşelendirir.
Anlatacağı masala ilgi çeker. Masalının
dikkatle ve heyecanla dinlenmesini sağlar.
Kimi masal tekerlemeleri de bilinenlerden
birkaçının birleştirilmesinden oluşur.
Araya yeni deyim, benzetme ve sözcükler
eklenerek yeni biçimlere sokulur.
Gelin şimdi de söz ustalığının en güzel
örneklerinden biri olan masal
tekerlemelerinden sizin için
seçtiklerimizi okuyalım. Onları
ezberlemeye çalışalım. Anlatacağımız
masallara bu tür tekerlemelerle yeni
renkler katalım.
* * *
Evvel zaman iken, deve tellal iken,
saksağan berber iken… Ben anamın beşiğini
tıngır mıngır sallar iken. İp koptu, beşik
devrildi. Anam kaptı maşayı, babam kaptı
meşeyi, döndürdüler dört köşeyi. Dar attım
kendimi dışarı… Kaç kaçmaz mısın… Vardım
bir pazara. Bir at aldım dorudur diye.
Bineyim dedim, at bir tekme salladı bana
geri dur diye… Padişahın topları ateşe
başladı. Topladım gülleleri cebime koydum
darıdır diye. Tozu dumana kattım,
Edirne’ye yettim. Selimiye minarelerini
belime soktum borudur diye. Yakaladılar
beni tımarhaneye attılar delidir diye.
Babamdan haber geldi, onun eski huyudur
diye. Bereket inandılar, tutup beni
saldılar. Neyse uzatmayalım, masala
başlayalım…
* * *
Bir varmış, bir yokmuş. Zaman zaman
içinde, kalbur saman içinde. Deve tellal
iken, horoz imam iken, manda berber iken,
annem kaşıkta, babam beşikte iken… Ben
babamın beşiğini tıngır mıngır sallar
iken, babam düştü beşikten, alnını yardı
eşikten… Annem kaptı maşayı, babam kaptı
küreği, gösterdiler bana kapı arkasındaki
köşeyi… O öfke ile Tophane minaresini
cebime sokmayayım mı borudur diye… O öfke
ile Tophane güllesini cebime doldurmayayım
mı darıdır diye… Orada buldum iki çifte
bir kayık. Çek kayıkçı Eyüb’e…
Eyüb’ün kızları haşarı… Bir tokat vurdular
enseme, gözlerim fırladı dışarı… Orada
gördüm bir kız… Adı Emine, gittim yanına…
Bir tarafı tozluk dumanlık, bir tarafı
çayırlık çimenlik, bir tarafı sazlık
samanlık… Bir tarafta boyacılar boya
boyuyor renk ile… Bir tarafta demirciler
demir dövüyor denk ile… Bir tarafta Mehmet
Ali Paşa cenk ediyor şevk ile… Anan yahşi,
baban yahşi, kurtuldum ellerinden… vardım
masal iline.(Naki TEZEL’den)
* * *
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,
cinler top oynarken eski hamam içinde… Ben
deyim şu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan,
uçtu uçtu bir kuş uçtu; kuş uçmadı, Gümüş
uçtu. Gümüş uçmadı, Memiş uçtu. Uçar mı,
uçmaz mı demeye kalmadı; anam düştü
eşikten, babam düştü beşikten… Biri kaptı
maşayı, biri aldı meşeyi; dolandım durdum
dört köşeyi…
Vay ne köşe bu köşe! Dil dolanmadan ağız
varmaz bu işe; bu köşe yaz köşesi, şu köşe
kış köşesi, şu köşe güz köşesi, diye iki
tekerleyip üç yuvarlarken aşağıdan sökün
etmez mi Maraş paşası!.. Hemen bir sarıya
bir fare deliği bulup, attım kendimi
dışarı; gelgelelim şu mahallenin
yumurcakları haşarı mı haşarı; bir fiske
vurdular enseme, gözlerim fırladı
dışarı!..
Az gittim uz gittim… Dere tepe düz gittim.
Çayır çimen geçerek, lale sümbül biçerek;
soğuk sular içerek, altı ayla bir güz
gittim. Bir de dönüp ardıma baktım ki, ne
göreyim, gide gide bir arpa boyu yol
gitmişim!..
Vay başıma, hay başıma; bu yol bitecek
gibi tükenecek gibi değil, ya bir devlet
kuşu konsa başıma, ya da alsa beni
kanadına kaşına, demeye kalmadı bir de
gördüm ki, ne göreyim? Adıyla sanıyla,
yeşiliyle alıyla, Zümrüdüanka dedikleri
değil mi? Kafdağı’nın üstünden süzüm süzüm
süzülüp geliyor. Bakın hele! Yüzü insan,
gözü ahu. Ne maval, ne martaval.
İşitilmedik bir masal!..
* * *
Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde…
Bu sözün önü var, arkası yok; gömleğimin
yeni var yakası yok… Sabır da bir huydur,
suyu var tası yok. De gel sabreyle
sabreyle… İyi ama susuzla sabırsız ne
yapar? Ya bir kuyu kazar, ya dolaşır çarşı
pazar; ben de aç karın, yüksek nalın
çıktım pazara, Mevlam uğratmasın iftiraya
nazara…
Bir kaz aldım karıdan, boynu uzun borudan!
Kendisi akça pakça, eti kemiğinden pekçe,
ne kazan kaldı ne kepçe! Kırk gündür
kaynatırım kaynamaz.
Hay dedim, huy dedim; bu ne pişmez şey
dedim. Bir iken iki olduk, üç iken dört
olduk; anan soylu, baban boylu derken kırk
olduk; kırkımız kırk ateş yaktık!… Kırk
gündür kaynatırım kaynamaz. Baktım ki
olacak gibi, sofraya konacak gibi değil,
eğil dağlar eğil dedik; onumuz hu çekti,
onumuz su çekti; onumuz un, odun çekti;
haydan geleni huya sattık, unu bulguru
suya kattık. Suyu kazana, kazanı yeniden
ocağa attık; vay ne kaynattık ne
kaynattık… De şimdi kaynar mı, kaynamaz
mı? Derken efendim bu kez başını kaldırıp
bize bakmaz mı!..
Gayrı pabucunu bırakıp kaçan kaçana!
Kanadını kaldırıp uçan uçana! Eh, bir ben
miyim kırk kişinin gevşeği? Çıkardım
ahırdan boz eşeği vurdum sırtına palanı,
çektim yedi yerden kolanı; bindirdim
üstüne doksanlık anamı. Boynuna mavi bir
boncuk takmadım ama, koynuna koydum bir
sabırtaşı. Sabırtaşı, sabırcıktaşı deyip
geçmeyin öyle! Ne anamın aşı, ne gözümün
yaşı. İtler işin başı, tandırın başı,
masalın başı, bu sabırtaşı! Verilecek
kuluna vermiş, bize de versin Yaradan;
haydi dedikoduyu kaldırıp aradan, dinleyin
şimdi; sabırlı kim, sabırsız kimdi…
* * *
Evvel zamanda, yoksullar handa
Beyler, konağında yaşarmış.
Buna öfkelendim
Bir hayli söylendim
Aldım başımı çıktım dışarı
Görmeyin gidişimi
Bakmadan sağa sola
Düştüm bir yola.
Az gittim, uz gittim
Dere tepe düz gittim
Çayır çimen geçerek
Arpa buğday biçerek
Soğuk sular içerek
Altı ay bir güz gittim
Yürüdüm yürüdüm vardım bir bağa
Daldım bir konağa
Vay sen misin dalan
Kimi kolumdan tuttu kimi bacağımdan
Attılar beni bir dağa
Zoruma gitti başladım ağlamaya
Karşıma çıktı bir derviş
Derviş amca dedim bu ne iş?
Kuru idim ıslandım sel beni neyler
Bulut oldum uslandım
Yel beni neyler?
Vay gidi dünya
Kimi güler, kimi söyler
Kulak verin bu masala
Keloğlan ne iş tutar, n’eyler* * *
Handadır handa, bir kara manda
Üç yüz yaşındaydım evvel zamanda
Mavi çadır gerilmiş, duydum pazar kurulmuş
Vurdum karıncaya palanı
Kırk yerinden bağladım kolanı
Sardım sırtına seksen sekiz çuval soğanı
Vardım pazara
Vay ne pazar ne pazar, güzeller durmaz
gezer
Kırlangıçlar terzi, köpekler kalaycı,
tilkiler tüccar
Buldum bir köşe, başladım işe
Soğan sarmısak satarken
Terazimin kolu kırıldı bir güzele bakarken
Kurbağa kanatlandı gitti gelin getirmeye
Gelin çıktı çardağa, çat yerleşti bardağa
Masaldır bunun adı, dinlemekle çıkar tadı
* * *
Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde,
cinler cirit oynarken eski hamam içinde…
Odunun biri bir odun vurdu kafama… Kafam
koptu kalktı gitti sarmısak pazarında
sarmısak satmaya… Durur muyum ya, ben de
arkasından koştum. O gitti ben gittim, o
gitti ben gittim; derken arkasından
yetiştim ama, bak şu kafaya:
- Ben senin kafan değilim, demesin mi?
- Kafamsın!
- Değilim!
- Kafamsın!
- Değilim!
Diye atıştık, vuruştuk. Son sonu kadının
kapısında buluştuk. Buluştuk ya, bak şu
püsküllü belaya, kadı evde yokmuş,
mercimek ağacına çıkmış da mercimek
topluyormuş…
Ağacın tepesinden bize bağırdı:
- Sizin davanız büyük dava!.. Kuş kanadı
kalem olsa, derya deniz mürekkep; gene ne
yazılır, ne biter… Hele kırk tomar kâğıt,
kırk kucak kalem getirin de ötesini
düşünürüz, dedi.
Bir dediğini iki eder miyiz? Aldık
getirdik, bulduk getirdik. Merdiveni de
aradık taradık, götürüp mercimek ağacına
dayadık, dayadık ya, kadı inerken
kırılıvermesin mi mübarek!..
Kadı öldü, kafam da bana döndü: Ah kafa,
nah kafa; ne çekersem senin elinden
çekiyorum…
* * *
Var varanın, sür sürenin… Baykuşu çoktur
viranenin… Destursuz bağa girenin, geçmez
para ile dükkâna girenin, hokka çömleğini
başında patlatır Bekri Mustafa… Hak dost,
veli dost… Babamdan kaldı bir eski post…
Ben dikerim, o sökülür… Arasına bit, pire
sokulur… Ufacığı bakla gibi, büyüceği
toklu gibi… Tuttum pireyi, İstanbul’a
yolladım. Bekledim, bekledim gelmedi.
Ardından uşak yolladım.
Kırk kişiyiz… Onumuz odun yarar, onumuz
kav çakar, onumuz su taşır, onumuz ateş
yakar… Bir de baktık kaz kafasını
kaldırmış, kazandan bize bakar… Fare takla
tukla… Ne nohut bıraktı bu yıl, ne de
bakla… Kahveci kutuyu sakla, tiryaki olmuş
o güdük fare…
Fare ovada yedi başağı, sıyrıldı çıktı
direkten… Somunu kaptı kürekten… Gözleri
büyük çörekten… Dişleri iri oraktan…
Tavandan teker meker… Gözlerime toz döker…
İhtiyara bakmaz geçer. Bir oh çekmez mi
bizim güdük fare? Tavanda koptu patırtı…
Çömlek başına atıldı… Çektim tüfeği
avludan… Yah ettim dokuz kilo soğan.
Derken efendim, baldıranlığa daldı kurudur
diye… Boz eşek attı çifteyi geri dur diye.
Ben tuttum kuyruğundan ileri diye…
Kalktı sıçradı kürek sapına… Gözünü dikmiş
çocuk hakkına… Seksen kiloluk pekmez
küpüne…
Reçel olup gitti bizim güdük fare…
Efendimin ağası… Sivridir külahisi…
Uzatmayalım biz bu sözü, başımıza gelir
daha belası…
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,
bir memleket padişahının kırk oğlu varmış…
* * *
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,
deve tellal, pire berber iken, ben dayımın
beşiğini tıngır mıngır sallar iken,
aşağıdan:
- Tutun da, vurun da! diye bir gürültü
kopmaz mı?
- Eyvah, dedim. Şimdi bunlar susmazlar,
dayımı uyutmazlar.
İki kalktım, bir hopladım. Yüz ayak
merdiveni bir çırpıda atladım.
Baktım; bir kuru kalabalık.
- Nereye gidiyorsunuz böyle? dedim.
- Hak aramaya gidiyoruz, dediler.
Neyse, katıldım ben de içlerine, vardık
koca şehrin birine. Aradık taradık,
hakkımızı bulduk. Meğer o da pire değil
miymiş?
Bindim pireye, vardım Tire’ye. Pire gider
çatır çutur, hak sahibine balta getir. Bak
şu pirenin işine, yular bağladım dişine.
Gören şaştı, duyan şaştı, Üsküdar vapuru
Beşiktaş’ı aştı.
Tuttum pirenin birisini, kırdım ufağını
irisini, davula geçirdim derisini, kaytan
yaptım kuyruğunu.
Sonra sırtına vurdum palanı, altından
çektim kolanı, dinleyin bakalım bendeki
koca yalanı…(Eflâtun Cem GÜNEY’den)
|
|
|
|
|
|
|
Masallar Sayfasına Dön
Ana sayfaya Dön
www.edebiyatogretmeni.net
Picasa Slayt ve Fotoğraf Programı

edebiyat
Öğretmenler Öğretmenler
Forumu Gazeteler
öss soruları
Teknoloji
rüya
tabirleri
Gebelik
Belirli Gün ve Haftalar
Matematik
sağlık
sağlık
Şarkı
Sözleri
|