
Atilla
İLHAN - KURTLAR SOFRASI
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Toplumsal ilişkiler ve sorunlar ışığında ele alınan
ilişkiler derinliğine işlemiş 27 MAYIS öncesinde
Türkiye’deki, iş çevrelerini, basın ve eğlence endüstrisini,
gençlik kesiminin durumunu yansıtmak maksadı ile
yayımlanmıştır.
KİTABIN ÖZETİ :
Toplumsal ilişkiler ve sorunlar ışığında ele alınan bireyler
arası ilişkiler, Atilla İLHAN tarafından detaylı bir boyutla
incelenerek işlenmiştir.
Kitapta ülkedeki iş
çevrelerini, basın ve eğlence endüstrisini
gazeteci Mahmut Bey’in kişiliği de ele alınarak,
yaşanan dönemi tüm çıplaklığı ile ortaya koymuştur.
Mahmut Bey, üzerinde çalıştığı
haberlerle ilgili olarak
Katip Rıza ile görüşmek üzere randevulaşır. Fakat randevu
yerine geldiğinde ortada katip yerine bir başkası ile
karşılaşır. Kendisini Katip Rıza’nın gönderdiğini söyleyen
kişi; kendisi ile gelmesini ister. Beraber giderken iki kişi
daha ortaya çıkar ve üçü birlikte Mahmut Bey’in üzerine
saldırırlar. Mahmut Bey, bir yolunu bulur ve aralarından
kaçarak kurtulur. Mahmut Bey, Katip Rıza’ya ulaşamamıştır ve
onu mutlaka bulması gerekmektedir. Buluşmayı önceden öğrenen
gangster bozuntuları Katip Rıza’yı iyice benzetip bir köşeye
atmış ve başına da üç nöbetçi bırakmışlardır.
Mahmut Bey Katip Rıza’nın izini bulur. Hemen bir plan
yaparak Katip Rıza’yı gangsterlerin elinden kurtarır ve
beraberce Beyazıt’ta Acem’in Sabahçı Kahvesi’nde soluğu
alırlar.
Mahmut Bey sigarasını içerken aklından tek geçen şey Sezai
YILMAZ’nın adresini bulmaktır. Ancak bu adam ve onun adresi
sayesinde, birbiri ile ilgisi yokmuş gibi gözüken birçok
olay çözülebilecek, aynı zamanda arsa spkülasyonuna ve
inşaat yolsuzluklarına kadar birçok olayın perde arkası
aydınlanacaktır. Katip Rıza intikamını almak için
Yazmacı’nın adresini bulur. Mahmut’u bir düşüncedir alır.
Böyle bir sırada İstanbuldan ayrılmak, gazeteyi ve Ümit’i
bırakmak doğrumu diye uzun süre düşünür. Mahmut ERSOY tüm bu
düşüncelerinden sıyrılarak İZMİR’e gitmeye karar verir.
Gazetenin diğer
çalışanlarından Ragıp da tedirgindir. Akşamdan beri elini
ayağını tutan onu dürüst bir iş sahibi etmeyen huzursuzluğun
altında tevkif edilme korkusu bulunmaktadır. Siyasetin ne
kadar çetrefilli bir iş olduğunu o zaman anlar. Ama
gazetecilik iç güdüsü ile duyduğunu, gördüğünü yazmak
istediği de vardır. Ona ters gelen taraf, sustuğu zaman
korkuyor anlamının ortaya çıkmasıdır. Gazetede çıkan
fıkranın konusu olan adam; iki defa haklı çıkması, üç defa
yerinde tenkidi yüzünden yarın cezaevini boylayacak olursa
korku düpedüz içine girmiş anlamına gelecek. Birden aklına
Mahmut’un sözleri gelir.
- “ … sen bir iki seçimle her şeyin küt diye yoluna
gireceğini mi sanıyordun? Yok be. Ragıp! Asıl çekişme bundan
sonra başlayacak bu gelenler gidenlerden farklı olmadıkları,
hatta belki daha kötü oldukları için, bütün ettikleri
vaatlerin altından kalkmak isteyeceklerdir. Sen, ben
karşılarına dikilmezsek, bunca gayreti, bir iyimserliğe
harcamış olmaz mıyız?”
Kirli işlerin adamı İbrahim, iri ve ağır bulduğu suratındaki
yuvarlak gözleri ile Mordohay’ı ve Seyit Sabri’yi etkisi
altına alır. Mordohay’ı içten içe bir korku sarıyor. Seyit
Sabri’nin baş eğdiyi bir fikre baş kaldırma ise, Mordohay’ın
adeta vazifesidir. O kadar mı? Birisi nasıl kıpır kıpır
koltuğunda ve dünyadaki yerinde kendisini rahatsız hisseder;
Oysa öteki iğneli beşikte olsa bile, bir bulut kadar
rahattır. Birisi nasıl küçük hesapların, buçuk liretlerin
birkaç sıfırlı küstah çeklerin, büyük bonoların adamıdır.
Mordohay’la iki çift lakırtı etmek sorunda kalırsanız,
kendinizi gerek sosyal, gerekse entellektüel bakımdan hiç
değilse size eşit bir kimse karşısında mı bulursunuz? Seyit
Sabri, sakallarını tel tel gözümüzün camına batırarak, size
mutlaka kapıcı muamelesi yapılacaktır. Ama birincisi Yiddiş
ve İbranice dahil altı dil konuşurmuş. Konuşmakla da kalmaz,
bütün bu dillerde yayımlanan kitapları bulur buluşturur,
ipek böceği Sabri ile okurmuş.İkincisi ise yarım Fransızcası
ve
İngilizcesi ile gittiği ve
gideceği herhangi bir yabancı ülkede, yemek listelerinden ve
uçak tarifelerinden başka, hiçbir şeyi okumak külfetine
katlanmazmış. İkisi de döviz kaçakçılığı yapar ama
Yardımseverler Cemiyeti hesabına hayır işlenmiş gibi …
Gece sabaha karşı balıkçılar denizde başsız bir erkek cesedi
bulurlar. Bir dizi araştırma sonucunda başsız bedenin Mahmut
ERSOY’ a ait olduğu anlaşılır. Faili meşhul bir cinayet
olarak kayıtlara geçer.
Mordohay ve Seyit Sabri’nin ellerini uzatmadığı köse,
burunlarını sokmadığı delik kalmamıştır. Bir o uçtan, diğer
uca, taa otuzlardan beri ithalat, ihracat derken, oluk oluk
para akıtan bir kazanç değirmeni kuruvermişlerdir.
Limanlardan gemiler mi kalkıyor? Sözün gelişi Hamburg
limanında gemiler mi bekliyor? Marsilya’da Rıhtım işçileri
kendilerini kamçılayıp simsiyah bir gemiye büyük kasalar mı
yüklüyor? Her şey bu tırnaklarını kemiren Yahudi Mordohay
MORDA için ! Bankalar caddesinde, Şişhane’ye en yakın, en
müthiş üç binadan birisinin giriş kapısında beyaz mermer
üzerine siyah harflerle “ Akın İş Hanı ” yazıyor. Bu han
şirketin; Şirket Seyit Sabri ile Mordohay’ın malı. İbrahim
CURA’nın hesaplarına göre, onlar sadece ithalat ve satış
kârları üzerine yaşasalar, yıllık safi gelirleri bütün
lükslerine yeter de artar bile. Oysa taban tabana zıt her
halleri ve hareketleri ile birbirlerini iten bu iki adam
Seyit Sabri ve Mordohay, yanlız bir noktada tartışmasız
birleşiyorlar.: Daima daha çok kazanma ! Servet bir yerden
sonra bütün dikişleri söküyor; ardından koşanları hep usul
usul kanun dışında hem de fark ettirmeden beşeri olmayana
götürüyor. Biri otuz beş yıllarında buhran sırasında, biri
vergi zamanında, iki büyük iflas tehlikesi geçirdikten sonra
firmasını kale gibi korumuş para avcısı iki canavar.
Bu canavarın işlerine burnunu sokanlar da Mahmut Bey gibi
görüyorlar.
Mahmut ERSOY bir İnkilap çocuğuydu! Bir İnkilap Şeyhi idi.
Basını, diyor; parayla soysuzlaştırmak istiyor. Çünkü yanlız
paranın kuvvetine inanıyorlar. Ahlak ölçülerini de yapan bu;
saadet ölçülerini de. Daha çok kazanmak, daha zengin olmak
için, iktidara mı gelmeli? Bunu açıklamaya kalkışan, ya
besleyip evcilleştirecekler ya da kaba kuvvete başvurup,
dize getirmeye çalışacaklar. Onların karşısında, her şeyden
çok, halka ve fikirlere tutunmak gerekli. Halka ve devrimci
fikirlere.
Bu böyle yürümez, Ümit! dedi. Bir şeyler yapmayı düşünmek
gerek. Artık bir şeyler yapmayı düşünmek yeter, artık bir
şeyler yapmak lazım. Gerekirse tehlikeli hatta ümitsiz,
fakat sonrakilere örnek teşkil edebilecek, elle tutulur,
gözle görülür hareketler! Onlar duruyorlar mı? Baksana çatal
dişleri, çamurlu burunlarıyla, kurtlar gibi herşeyi göze
alarak saldırıyorlar. Ete, ekmeğe, suya her şey onların
pençeleri arasında kalıyor. Memleket bir kurt sofrasına
döndü. Bu vaziyet karşısında, senin, benim, yapabileceğimiz
pek fazla bir şey yok.
Fakat asıl, en önemli sözünü Ümit’i usulca öptükten sonra
dudaklarını kulağına yaklaştırıp gizli bir aşk sözü gibi
fısıltıyla söylemişti.
Memleket bir kurtlar sofrasına dönmüş ise isyan haktır.
En Güzel Paylaşımlar İçin Mail
Grubumuza Üye Olun
Picasa Fotoğraf ve Slayt Programı