
KİTABIN ADI: “KAR”
KİTABIN YAZARI: Orhan PAMUK
YAYINEVİ VE ADRESİ: İletişim Yayıncılık A.Ş. İstanbul
BASIM YILI: Ocak 2002
1. KİTABIN KONUSU:
Bu kitapta; Türkiye’nin içinde bulunduğu durumlardan en
sorunlusu olmaya meyilli olan “İrtica ve Başörtüsü”
konusunun örneklendirerek açıklanması, ülkemizin içinde
bulunduğu büyük sorun ve örümcek kafalı kişilerin nasıl
masum ve saf Türk halkını kandırdığını ve kendilerine
tapınılacak duruma getirdiklerini anlatmaktadır. Bir diğer
açıdan ülkemizin nasıl bu durumdan aciz kaldığı bazı
konuları verse de, bu konularda duyarlı olduğunu, görevli
kişlerin konulara dikkat ve titizlikle yaklaştığını, ancak
bazı insanlarımızın burada sömürüldüğünü ana tema olarak
işlenmiştir.
2. KİTABIN ÖZETİ:
Kitapta yazar, çok sevdiği arkadaşının anılarını anlattığını
kitabın içinde değişik yerlerde vurgulamaktadır. Kitaptaki
yazılar tamamen otlarındaki şeyleri anlatılmıştan ibaret
olsa da bazı yerlerde kısaltlmalar ve birilerini veya
biryerleri rahatsız edeceği kuşkusuyla zorunlu olarak
kesintiler yapılmıştır.
Olaylar tamamen yurdumuzun doğu kesminin Kars ilinde
geçmektedir. Bir gazetede köşe yazarlığı yapan ve ünlü bir
şair olan Kerim Alakuşoğlu (kitabın bütününde ondan “Ka”
olarak bahsediliyor) Almanya’nın Frankfurt şehrinde
geçirdiği onca senelerden sonra Türkiye’ye dönme kararı
verir ve geldiği ayların flaş haberleri arasında yer alan
“Kars’taki kadınların intiharı” konularının üzerinde
gazetede yayımlayabileceği bir araştırma yapmaya karar
verir. Bunun için ülkemizde kış aylarının en sert geçtiği
dönemde Kars’a gitmeye karar verir. Yolda gördüğü çoğu
Kars’lı olan doğulu insanlarımızı, giyinişlerini,
konuşmalarını, yolların durumunu ve oradaki devlet
anlayışını açık ifadelerler anlatır. Yolda hayatında hiç
yaşamadığı bazı gülünç olayları ve yöre halkının candan ve
sevecenliğini anlatır.
Kars’a geldikten sonra üniversite yıllarından tanıdığı
arkadaşlarını bulur hatta üniversiteden tanıdığı ve
boşandığını duyduğu eski aşkı sayılabilecek olan İpek’in
sahibi olduğu otele yerleşir. Bütün olanlar boyunca bu
otelde kalır.
Kente bir yazarın geldiğini ve o dönemde de bir seçim zamanı
olması itibariyle kentin ileri gelen devlet görevlileri
Ka’nın yanına gelerek ziyaret ederler, konuşurlar ve esas
olarak neden Kars’a geldiğini öğrenmeye çalışmaktadır.
Ka’nın Kars’a geliş sebebi intihar eden genç kızların ve
kadınların neden bu yola başvurduklarını öğrenmek, bunları
gazetedeki köşesinde yayınlamak ve yapabilirse halka
intiharın kötülüklerinden bahsedip halkı bu yönden
uzaklaştırmaktır. Tabi bölgeye böyle ünlü gazetecilerden ve
sanatkarlardan fazla gelen olmadığı için halk önce onu
yadırgar ama Türk halkının en büyük özelliklerinden
misafirperverlikten de vazgeçmezler.
Ka’nın şehre geldiğini duytan bazı din taraftarları ve yobaz
kişiler onu kendi saklandıkları köşelere çağırır ve onlarla
göüşmesini sağlarlar. Amaçları tabii ki kötü düşüncelerini
ve geri kalmış fikirlerini onada aşılamak ve Kars halkının
daha da dikkatini çekmektir. Bu arada Ka araştırmalarına
devam eder ve intihar eden kadınlarla öğrencilerin çoğunun
bunalımda veya aşk acısından kendilerine kıydıklarını anlar.
Fakat şöyle bir durum da vardır ki bu ölen şahıslar
üniversitede okuyan ve başörtüsü taktıkları için okula
alınmayan kimselerdir. Bunu fırsat bilen geri kafalı
insanlar devletin dine karşı olduğunu, Kars’taki görevlileri
ise ateistlikle suçlarlar. Ka da devlet görevlilerini biraz
destekler gibi göründüğünden onu da ateistlikle suçlarlar.
Bu gelişmelerin yanında birtakım cinayetler işlenir. En
önemlisi ise üniversitede devletin kurallarını uygulayan bir
öğretim üyesinin öldürülüşüdür ki bunu yapanlarda laik
devlet düşmanı gruplardır. Ka tüm bu olayların üzerinde
korkmadan bu tip insanlarla ilişki kurar, çetebaşlarıyla
görüşür ve buradaki saf delikanlı erkeklerin ve bayanların
kandırıldıkları anlar. Bir ara kendisini öyle olaylar ve
davranışlar içinde bulur ki kendisinin de onlardan birisi
gibi olacağını anlayıp kurtulur onlardan.
İpek’e aşık olan Ka tüm bu olayların yanında kendinin ne
kadar tehlikelerin içinde olsa dahi kendinin İpek’in yanında
ve mutlu olduğunu hisseder. Ama bu mutluluğun gerçek mi
yoksa zahiri mi olduğunu anlayamaz. Bütün bu olaylar
yaşanırken halkın sosyal aktivitesini ve mutluluğunu, gece
gündüz kar yağmasından dolayı düştüğünü ve halkın morale
ihtiyacı olduğunu anlayan görevliler tarafından bir
organizasyon düzenlenir. Bu organizasyonda laik cumhuriyet
yanlısı
oyunlar
oynanır
ve örümcek kafalıların amaçlarına ulaşamayacağı anlatılır.
Gösteride bulunan çoğu beyni yıkanmış imam hatipli
öğrencilerin ve hokkabazların laf atması, sataşması,
cumhuriyet rejimini ve devlet memurlarını din düşmanı olarak
adlandırmalarından dolayı olaylar çıkar. Olayların sonucu
kentte sokağa çıkma yasağı ilan edilir ve ihtilal boy
gösterir. Tabii bunu bir çok halk sevinçle karşılarken
gericilerin çoğu ve ülkemize çomak sokmak isteyenler
nezarathanelere konur ve sorguları alınır. Ka bu olayları
pür dikkat inceler. Bir çok şiiri de bu olaylardan
etkilenerek yazar.
Olayları sıkıca inceleyen Türk polis ve askerinin bu
durumlarda nasıl canla başla çalıştıklarını ve ülkeyi
korumak için bu gericilere nasıl davrandıkları, ülkemizin bu
konulardaki sorunlarına da yazar uzunca dikkat çeker. Ka
bütün bunları yaparken bazı dinci lider ve elebaşlarının
ifadelerini eline geçirir ve hayretle bir ürperti hissi
duyar. Bu insanların kimlerce desteklendiklerini ve
yaptıklarını öğrendikçe meğer ülkesinde neler olduğunu ve
haberinin olmadığını anlar. Bu insanların Tanrı’nın adını
kullanarak ne zalimce işler yaptıklarını, nice cinayetler
işlediklerini ve utanmadan bunları Tanrı için yaptıklarını
öğrenince büsbütün hayrete düşer.
Ka olaylardan etkilenmişti ama korkmaya başlamıştı birazcık.
Çünkü bazı dinci kesimler Ka’yı bir ajan olarak görüyor ve
kendilerine vurulan darbelerin sebebi olarak onu
görüyorlardı. Arada bir tehditler olmasına rağmen polisin
Ka’yı koruduğunu zannedip düşüncelerinden vazgeçmişlerdi.
Ka bütün olayları incelemişti ve Kars’ı “Dünyanın bittiği
yer” olarak adlandırmıştı. Sevdiği İpek’in bile bazı
gerikafalılarla işleri ve ilişkileri olduğunu öğrenince
kendisini bu şehirde tutacak bir neden kalmayacağını düşünüp
şehirden üzüntülü olarak ayrılıp İstanbul’a dönecekti. Ama
artık hayattan umudu kesildiği için Ka düşüncelere dalmakta
ve İpek’i düşünmektedir. Buna rağmen en sonunda hediyeler ve
teşekkürlerle Kars’tan ayrılır. Kars tam olarak düzelmese de
uygarlık ve rahatlıklara ilk adımı atmaktadır.
3. KİTABIN ANA FİKRİ:
Kitabın ana fikri bir çok konu üzerine odaklanmış gibi
görünsede ülkemizin doğu kesimlerinin gerçekten de yokluk,
ilgisizlik ve eğitimsizlikten nasıl geri kalmışlığını, nasıl
cahil düşüncelerin kabul edildiğini, bu tip düşüncelerin
insanları nasıl hiçe saydığını anlatmaktadır. Aslında yöre
halkının çok duyarlı, vatanına ve milletine ne kadar bağlı
olduğunu ama nedense dış devletlerin veya dış kuvvetlerin
belki de yörede güç sahibi olmak isteyen vatan hainlerinin
nasıl yandaş topladıklarını, cahil halkı din duygularını
kullanarak nasıl sömürdüklerini ve başörtüsü yüzünden
halkımızla devletimizi nasıl karşı karşıya getirdiklerini
anlatmakta, okuyucuya bu konularda güzel örnekli bir anlatım
vermektedir.
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Ka kendi içinde bazen entel bazen
duygusal, kaliteli ve anlamlı şiirler yazan, ülkesini
belki de yurtdışında yaşadığı için çok seven ama en azından
hiç boş durmayıp ülkesine yardım eden kişi olarak göze
çarpmaktadır.
Olaylar sürekli Ka’nın etrafında döndüğü için diğer kişiler
biraz sönük kalsada sevgilisi ve otel sahibi İpek, bu
akımlardan ve kafa yapılarından etkilenmiş İpek’in kardeşi
Kadife ve sonu ölümle biten yüreği çok saf, tertemiz ve
kandırılmış kişi Fazıl. Ka burada İpek’in sevgisinden çok
Fazıl’ı sevmiş ölümüne üzülmüştür.
Kitapta olaylar birbirinin devamıdır ve yazar kitabı 43
bölüme ayırmıştır. Bütün bölümlerde güzel tasvirler ve
olayların tarafsızca aynen anlatıldığını, olan olayların ise
Türkiye’nin kaderimidir bilinmez şu ankiyle aynı olduğudur.
6. KİTABIN YAZARI HAKKNDA KISA BİLGİ:
Orhan PAMUK; 1952’de İstanbul’da doğdu ve Cevdet Bey ve
Oğulları ve Kara Kitap adlı
romanlarında anlattığına benzer bir ailede,
Nişantaşı’nda büyüyüp yetişti. New York’ta geçirdiği üç yıl
dışında hep İstanbul’da yaşadı. Liseyi Robert Koleji’nde
bitirdi, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde üç yıl mimarlık
okudu, 1976’da İstanbul Üniversitesi
Gazetecilik
Enstitüsü’nü bitirdi. 1974’den başlayarak düzenli bir
şekilde yazı yazmayı kendine iş edindi. İlk romanı Cevdet
Bey ve Oğulları 1979’da Milliyet Yayınları Roman
Yarışması’nı kazandı. 1982’de yayımlanan bu kitap 1983
Orhan Kemal Roman Ödülü’nü de aldı. Aynı yıl ilk baskısı
çıkan Sessiz Ev ile 1984 Madaralı Roman Ödülü’nü ve bu
kitabın Fransa’da çıkan çevirisiyle de 1991 Prix de la
découverte européenne’i (Avrupa Keşif Ödülü) kazandı.
1985’de yayımlanan tarihî romanı
Beyaz Kale Pamuk’un ününü yurt içinde ve yurt dışında
genişletti. New York Times
gazetesinin
“Doğu’da bir yıldız yükseldi” sözleriyle karşıladığı bu
kitap, belli başlı bütün Batı dillerine çevrildi. 1990’da
yayımlanan
Kara Kitap, karmaşıklığı, zenginliği ve doluluğuyla
çağdaş
Türk edebiyatının üzerinde en fazla tartışılan ve en çok
okunan romanlarından biri oldu. Ömer Kavur’un yönetmenliğini
yaptığı Gizli Yüz filminin senaryosunu da Pamuk 1992 yılında
kitaplaştırdı. 1994’te yayımlanan ve esrarengiz bir kitaptan
etkilenen üniversiteli gençleri hikâye ettiği
Yeni Hayat adlı romanı Türk edebiyatının en çok okunan
kitaplarından biri oldu. 1998’de yayımladığı
Benim Adım Kırmızı adlı romanı olağanüstü bir ilgi
gördü. Romanları yirmi dile çevrilen
Orhan Pamuk yirmi beş yıldır tuttuğu defterler, dergi ve
gazetelere yazdığı
yazılar,
denemeler, eleştiri yazıları, röportajlar ve gezi
notlarından yaptığı titiz bir seçme ile daha önce
yayımlanmamış “Pencereden Bakmak” adlı uzun
hikâyesini Aralık 1998’de Öteki Renkler başlığıyla
kitaplaştırdı.
En Güzel Paylaşımlar İçin Mail
Grubumuza Üye Olun
Picasa Fotoğraf ve Slayt Programı