|
Picasa Slayt ve Fotoğraf Programı
En Güzel
Paylaşımlar İçin Mail Grubumuza Üye Olun
HALK EDEBİYATI - 2

Kaynağını geleneklerden,
halkın kültüründen alan bir edebiyattır. Halk Edebiyatı,
İslamiyet öncesi sözlü edebiyatın uzantısıdır. Halkın
yarattığı sözlü eserlerden oluşur. Dil, biçim, konular,
duyarlıklar bakımından halk kültürüne sıkı sıkıya bağlıdır.
Halk Edebiyatı; edebî
zevk, düşünce ve anlatım gücüne ulaşmış âşık ve tekke tarzı
sahibi belli eserlerle, malzemesi dile dayalı
destan, efsane, halk şiiri, mani, ağıt, türkü, bilmece,
masal, halk hikâyesi, fıkra, atasözü, deyimler, tekerlemeler
gibi sözlü gelenekte yaşayıp kuşaktan kuşağa aktarılan
anonim ürünlerden oluşur.
Halk Edebiyatı kavramı
içinde toplanan bu türlerin bir bölümü günümüzde de bazı
bölgelerde dinamik olarak yaşamaktadır.
Doğu Anadolu bölgesinde
canlı olarak devam eden Âşıklar geleneği, kahvelerde,
düğünlerde, bayramlarda, sohbetleri zenginleştirirken, aynı
zamanda dinleyenleri düşündürmekte ve eğlendirmektedir.
Nasrettin Hoca, Bektaşî,
Laz ve benzeri
tipler etrafında teşekkül etmiş ve etmekte olan fıkralar
güldürürken düşündürmekte toplumu ve kişileri eleştirirken
anlatanı ve dinleyenleri daha iyiye, daha güzele
yöneltmektedir.
Bilmeceler
yetişen genç nesillerin zihin gelişimine yardımcı
olmaktadır.
Atasözleri ve deyimler
eski nesillerin tecrübelerini ve tavsiyelerini yeni
nesillere aktarmaktadırlar.
Millet hayatındaki,
savaşlar, göçler,
destanlarda anlatılmış, ölenlerin ardından yakılan
ağıtlar ve her konuyu işleyen türküler kederi,
neşeyi ve sevgiyi yansıtmaktadır.
Dini yaşayıştaki heyecan
ve vecd ilâhîlerle anlatılmış, âşıklar Türk dilinin
anlatım gücünü, inceliğini musiki ile dile getirerek
yüzyıllarca yaşatmışlardır.
HALK EDEBİYATI’NIN GENEL
ÖZELLİKLERİ
1.
Dil ve anlatımda süslü
söyleyişe yöneliş yoktur. Genellikle yalın anlatım
kullanılır.
2.
Söylendikleri, yaşatıldıkları devir ve çevrenin yaygın
Türkçesi kullanılmıştır.
3.
Halkın içinden doğan
eserler, konu, tema ve duyarlık bakımından halkın hayatına
sıkı sıkıya bağlıdır.
4.
Şairler, genellikle
okumamış kişilerdir.
5.
Aşk, doğa, ayrılık, özlem,
ölüm, din, tasavvuf konularının yanı sıra toplum hayatını
ilgilendiren sorunlara da sık sık eğilen şairler, bunlarla
ilgili eleştiriler getirirler.
Daha çok
somut konular işlenir. Biçimden çok konuya ağırlık
verilmiştir.
6.
Âşık
edebiyatı şiir ağırlıklı bir edebiyattır.
7.
Âşık veya
saz şairi denilen sanatçılar tarafından daima müzik
eşliğinde söylenir.
Şair şiirlerini saz eşliğinde, belli bir ezgi ile söyler.
8.
Âşıklar, bu
edebiyatın mensur kısmını oluşturan halk hikâyelerinin
oluşumu, gelişimi ve aktarılmasında da önemli rol oynarlar.
9.
Şiirde nazım
birimi dörtlüktür. Yaygın olarak hece ölçüsü kullanılmıştır.
Hecenin en çok 7’li, 8’li ve 11’li kalıpları kullanılmıştır.
Fakat şehirde yaşamış, medrese eğitimi almış bazı ozanlar
aruzu da kullanmışlardır.
10.
Şiirler
işledikleri konuya göre güzelleme, koçaklama, ağıt ve
taşlama, ilahi… gibi adlar almışlardır.
11.
Koşma,
türkü, mani, destan, semâî… gibi değişik nazım şekilleri
kullanılmıştır.
12.
Âşık
edebiyatı doğaçlamaya (irtical) dayanır. Âşıklar, eserlerini
bir ön hazırlık olmaksızın, doğrudan sözlü olarak meydana
getirirler. Bu yüzden şiirlerde derin bir anlam, kusursuz
bir biçim görülmez.
13.
Dinî-tasavvufî edebiyatın etkisinde kalmıştır.
14.
Halk deyimlerine ve güzel
halk söyleyişlerine yer verilir.
15.
Azda olsa benzetmelerden
faydalanılmıştır. (Boy serviye, yüz aya, kaş kaleme, diş
inciye, yanak güle)
16.
Şiirlerin başlığı yoktur,
Nazım şekilleri ile adlandırılır.
17.
Genellikle
yarım kafiye kullanılır. Daha çok redifle ahenk sağlanır.
Kafiyenin yanı sıra “ayak” da söz konusudur.
18.
Konu, şekil
ve dil bakımından dış tesirlerden uzaktır.
19.
Nesir
alanında da eserler verilmiştir. Nesir halk edebiyatında
nazma göre çok çok önemsiz kalmıştır. Çünkü duygu ve
düşüncelerin kalıcılığı şiirle daha kolay sağlanmaktadır.
20.
Nesir
örnekleri arasında halk masalları, halk hikâyeleri,
efsaneler, atasözleri, deyimler, halk tiyatrosu, bilmeceler,
fıkralar sayılabilir.
21.
Bunlardan en
yaygınları -tür olarak- masallar, hikâyeler ve efsanelerdir.
22.
Atasözü,
bilmece ve deyimler zaten -halkın ürünü olmakla beraber- her
alanda herkes tarafından kullanılmaktadır.
23.
Halk edebiyatı gözleme
dayalıdır. Benzetmeler somut kavramlardan yararlanılarak
yapılır. Söyledikleri her şey gerçek yaşamdan alınmadır.
24.
Özellikle 18. yüzyıldan
itibaren halk şairleri, divan şairlerinden etkilenerek
aruzun belirli kalıplarıyla şiirler yazmayı denemişlerdir.
Hatta divan şiirinin mazmunlarını da kullanmışlardır. Bu
durumun ortaya çıkmasında halk şairlerinin, aydınlar ve
divan şairlerince hor görülmelerinin, değersiz ve güçsüz
sayılmalarının etkisi de vardır.
Halk Edebiyatı üç bölümde incelenir:
a)
Anonim (Ortak) Halk edebiyatı
b)
Aşık Edebiyatı (Saz Şiiri)
c)
Tekke (Tasavvuf) Edebiyatı
Anonim Halk Edebiyatı:
Söyleyeni belli olmayan, ağızdan ağza, kulaktan kulağa
yayılan, halkın ortak malı olan ürünlerin oluşturduğu
edebiyattır.
Özellikleri şunlardır:
1)
Belli
bir sahibi yoktur. Halkın ortak malı olan ürünlerden oluşur.
2)
Dili
sade, akıcı bir halk Türkçesidir.
3)
Şiirlerde hece ölçüsünün 7’li, 8’li, 11’li kalıpları
ağırlıklı olarak kullanılır.
4)
Somut
ve gerçeklerle iç içe bir edebiyattır.
5)
Şiirlerinin nazım birimi dörtlüktür.
6)
En
çok yarım kafiye kullanılmıştır.. Bazı manilerde cinaslı
kafiye görülür.
7)
Mecazlara ve edebi sanatlara fazla yer verilmez.
8)
Ölüm,
aşk, tabiat sevgisi, ayrılık acısı, özlem, yiğitlik,
toplumsal aksaklıklar gibi konular işlenir.
9)
Sözlü geleneğe dayanır.
10)
Anonim halk edebiyatı
ürünleridir; mani, ninni, türkü, destan, tekerleme, bilmece,
masal v.b.
ANONİM HALK EDEBİYATININ
BELLİ BAŞLI ÜRÜNLERİ
MANİ
Anonimdir.
Sevgi, tabiat, övgü, yergi, evlât sevgisi, ayrılık, hasret
ve aşk konularını işler. Konu sınırlaması yoktur. aaxa
şeklinde kafiyelenir. Genellikle tek bir dörtlükten oluşur.
Mani çeşitleri:
Düz Mani:
Yedişer heceli dört dizeden oluşur. Kafiyeleri çokluk
cinassızdır.
Kesik mani:
Birinci dizesi 7 heceden az, anlamlı ya da anlamsız bir
sözcük grubu olan maniler. Bu kesik dize sadece kafiyeyi
hazırlar.
Cinaslı mani:
Kesik manilerde eğer kafiye cinaslı ise bunlara cinaslı mani
denir.
Yedekli (artık) mani:
Düz maninin sonuna aynı kafiyede iki dize daha eklenerek
söylenen maniler. Cinaslı kafiye kullanılmaz, birinci
dizeleri anlamlıdır.
Deyiş:
İki kişinin karşılıklı söylediği manilerdir. Soru yanıt
şeklinde düzenlenir. Bir başka kişinin ağzındanmış gibi
aktarıldığı şekilleri de vardır.
gazeteler
TÜRKÜ
Daima bir ezgiyle
söylenen, düzenleyicisi bilinmeyen ya da unutulmuş olan,
değişik konulardan söz eden, genelde hecenin 11’li kalıbıyla
oluşturulan şiirlerdir. Türküler besteli şiirlerdir.
UYARI:
Daima bir ezgi ile söylenen "ninni" ve "ağıt"
türleri de türkü kapsamındadır. Yani ninniler ve
ağıtlar bağımsız bir nazım biçimi değil, türkü
biçiminin türleridir. Bunlar da anonim ürünlerdir. Ancak
koşma biçimindeki kimi ağıtların
söyleyenleri bellidir; onlar da bestelendiklerinde
türküleşirler.
AĞITLAR
Sevilen bir kişinin
ölümünden duyulan acıyı dile getiren ve her zaman bir
ezgiyle söylenen şiirlerdir. Ağıtlar aslında bir türkü
çeşididir. Dörtlüklerden oluşur. 11’li hece ölçüsüyle
söylenir. Genellikle uzun hava ve kırık hava denilen
ezgilerle terennüm edilir. Koşmanın bir çeşidi olan ağıtla
karıştırılmamalıdır. Aşık Edebiyatı’ndaki ağıtın söyleyeni
bellidir.
NİNNİLER
Her zaman bir ezgiyle
söylenen, türkü biçiminde oluşturulan ve küçük çocukları
uyutmak için söylenen şiirlerdir. Aslında bir türkü
çeşididir. Genellikle dörtlüklerden oluşur. 8’li ve 11’li
hece ölçüsü kullanılmıştır. Bazı ninnilerde hece ölçüsüne
dikkat edilmediği görülür.
Söyleyeni
belli olmayan bu ürünler dörtlüklerden ve nakarat
bölümlerinden oluşur.
ATASÖZLERİ
Uzun deneyim ve gözlem
ürünü olan, topluma bir öğüt vererek doğru yolu göstermeye
çalışan kısa, özlü sözlerdir. İslamiyet öncesi edebiyatta
sav olarak bilinen atasözlerinin çoğu hece ölçüsüne uygun ve
sanatlıdır. Atasözlerinde genellikle geniş zaman kipi
kullanılır. Didaktik özellikler taşıyan atasözleri hem
gerçek, hem de mecaz anlam taşır.
“Bol zamanda dar harcanan,
dar zamanda bol harcanır. “
BİLMECELER
Bir varlık veya nesnenin
adını anmadan niteliklerini üstü kapalı bir biçimde
söyleyerek o varlık, nesne veya kavramın ne olduğunu
dinleyene buldurmayı amaçlayan sözlerdir. Çoğu ölçülü,
kafiyeli, aliterasyonlu ve cinaslı olan bilmeceler birer söz
oyunu niteliğindedir. Bilmecelere Divan Edebiyatı’nda Muamma
adı verilmiştir.
“Elimde bir tane/İçinde
bin tane” Nar
Manisa’dan, Tire’den,
şimdi geçti buradan. (Rüzgar).
Burdan vurdum kılıcı,
Halep’ten çıktı ucu. (Şimşek)
FIKRALAR
İnsanı güldürürken çoğu
kez düşündürmeyi de amaçlayan kısa, nükteli öykücüklere
fıkra denir. Nasrettin Hoca, Bektaşi, İncili Çavuş...
fıkraları halkın ortak malı olmuştur.
KARAGÖZ
Seyirlik halk oyunlarından
olan Karagöz, bir gölge oyunudur. Oyunda Karagöz cahil halk
tipini; Hacivat ise aydın tipini temsil eder. Geleneksel
Türk Tiyatrosu ürünlerindendir. Manda ve deve derisinden
yapılan resimlerin, bir ışık yardımıyla sahnedeki perdeye
yansıtılmasıyla oluşur. Bir gölge oyunudur. Bu nedenle bazı
kaynaklarda “Hayal-i Zıl” şeklinde de adlandırılır.
Kahramanları Karagöz, Hacivat, eşraftan kimseler, Beberuhi,
Tuzsuz Deli Bekir, satıcılardır. Karagöz; okumamış, hazır
cevap, söylenenleri ters anlayan ve buna göre cevaplar veren
kaba bir adamdır. Hacivat ise aydın ve yarı aydın kişileri
temsil eder. Karagöz oyununda bütün konuşmalar perdenin
arkasındaki tek kişi tarafından yapılır. Bu nedenle Karagöz
oynatmak zor bir iştir. Karagöz oyununun oynatıldığı perdeye
“hayal perdesi” denir.
Karagöz oyunu dört
bölümden oluşur:
1)
Öndeyiş ve giriş: Sahneye
göstermelik denen bir resim konulur.
2)
Muhavere: Karagöz ve
Hacivat’ın karşılıklı konuşmaları
3)
Fasıl (Asıl oyun)
4)
Bitiş: Oyunun sonunda
hatalar için özür dilenen ve bir sonraki oyunun yerinin
belirtildiği bölümdür.
ORTAOYUNU
Seyircilerle çevrilmiş bir
alanda, yazılı bir metne bağlı kalmadan ve doğaçlama
(tuluat) yoluyla oynanan bir oyundur. Pişekar ve Kavuklu
oyunun temel kişileridir.
Halkın ortak malıdır.
Oyunların güldürme unsurları karşılıklı konuşmalardaki söz
oyunları, hazır cevaplılık, yanlış anlamalar ve yöresel
konuşmaların taklitleridir. Oyunda Karagöz ile Kavuklu’nun;
Pişekâr ile Hacivat’ın bütün özellikleri aynıdır. Karagöz
ile Ortaoyunun farkı ise, Karagöz’ün perdede, Orta Oyun’un
meydanda oynanmasıdır. Yani Orta Oyunu canlı kişilerle
oynanırken Karagöz’de tasvirlerin gölgesi oynatılır.
EFSANELER
Eskiden beri söylenegelen,
olağanüstü kişi ve olaylardan söz eden, konuşma diliyle
oluşturulan, üslup kaygısından uzak, hayali öykülerdir.
Efsaneler kimi yönlerden destan ve masalı andırır. Masallar
iyi bir sonla bitmesine rağmen, efsanede böyle bir durum söz
konusu değildir. Efsaneler bir inanış konusudur. Narlıgöl
Efsanesi, Ağlayan Kaya Efsanesi...
MASALLAR
Olağanüstü olay ve
kişilere yer veren, çoğu kez bir eğitim amacı güden hayali
öykülere masal denir. Masallarda yer ve zaman kavramı
yoktur. Bunlar toplumun beğenisini, düşünüş biçimini,
geleneklerini kuşaktan kuşağa aktarırlar. Toplumun
beğenisini, düşünüş tarzını, geleneklerini, dünya görüşünü
kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktaran ürünlerdir. Çoğunluğu
olağanüstü olaylarla doludur. Kafdağı gibi olağanüstü
coğrafi unsurlar; dev, yedi başlı canavar, ev büyüklüğünde
kuş gibi olağanüstü yaratıklar vardır. Masallarda yer ve
zaman kavramı belli değildir. Masalların anlatımında
genellikle –miş’li geçmiş zaman kipi kullanılır. Söyleyeni
bilinmeyen bu ürünler, kulaktan kulağa günümüze kadar
gelmiştir. Masallarda iyilik, doğruluk, yardımlaşma
öğütlenir. Bu nedenle masalla, didaktik eserlerdir.
Masalların özellikle başında, bazen de ortasında ve sonunda
tekerleme denilen kafiyeli sözle kullanılır. Türk
masallarının sonunda, genellikle iyiler ödüllendirilir. Kırk
gün, kırk gece düğün yapılır. Kötüler ise ya kırk katır ya
da kırk satır cezasına çarptırılır.
Sözlü gelenekte gelişen
masallar, sonradan kitap haline getirilmiştir. Türk
Edebiyatı’nda masal derleme konusunda en ciddi çalışmayı
yapan Eflatun Cem Güney’dir. Masallardan etkilenerek
günümüzde çocuk hikâyeleri doğmuştur.
DEYİMLER:
En az iki kelimeden
meydana gelen, genellikle mecaz anlamlı söz gruplarına
denir. Deyimlerde soyut kavramlar, somut varlıklarla
anlatılır. Açıkgöz, boşboğaz, kafa patlatmak, burun
kıvırmak...
Tekerlemeler:
Ses ve kelime benzerliğinden yararlanılarak oluşturulan yarı
anlamlı, yarı anlamsız, hoş söyleyişli sözlerdir.
Tekerlemelerde vezin, kafiye, seci ve aliterasyonlardan
yararlanılır. Duygu, düşünce ve hayaller, tezada, abartmaya,
güldürmeye, tuhaflığa ve şaşırtmaya dayalı olarak ustalıkla
anlatılır. Az gitmiş, uz gitmiş. Dere, tepe düz gitmiş.
Altı ay, bir güz gitmiş...
HALK HİKÂYELERİ
Destanların zaman içinde
değişime uğramış biçimleri sayabileceğimiz halk hikâyeleri
gerçeğe daha yakın olmaları bakımından destandan ayrılırlar.
Anonimdirler.
Halk hikâyelerinde şiirle
düzyazı iç içedir. Halk hikâyeleri konuları yönünden iki
grupta incelenebilir.
Tek olay çevresinde
gelişen halk hikayeleri olduğu gibi, kişi ve olay sayısı çok
halk hikayeleri de vardır. Bu hikayeler âşıklar ve yaşlılar
tarafından anlatılır.
Halk hikayeleri konularına
göre dört çeşittir.
a.
Aşk Hikayeleri: Leyla ile
Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Yusuf ile Züleyha,
Ercişli Emrah ve Selvi, Tahir ile Zühre, Âşık Garip
Hikayesi, Aşık Kerem Hikayesi, Elif ile Mahmut...
b.
Dini-Tarihi Halk
Hikayeleri: Hayber Kalesi, Kan Kalesi, Battal Gazi,
Danişmend Gazi, Hz. Ali ile ilgili diğer hikayeler...
c.
Kahramanlık Hikayeleri:
Köroğlu Hikayesi
d.
Destanî Halk Hikâyeleri:
Dede Korkut Hikayeleri
NOT:
Halk hikayeleri, destan ile roman arasındaki aşamanın
ürünüdür.
NOT:
Destan geleneğinden Halk hikâyeciliğine geçişin ilk ürünü
Dede Korkut Hikayeleri’dir. Bu nedenle Dede Korkut
Hikayeleri özel bir önem taşır.
Dede Korkut Hikayelerinin
en önemli özellikleri şunlardır:
1)
Asıl adı “Kitab-ı Dede
Korkut Alâ Lisan-ı Taife-i Oğuzan” şeklindedir.
2)
12, 13 ve 14. yy.da Doğu
Anadolu’da ve Azerbeycan’da yaşayan müslüman Oğuz boylarının
geleneklerini, göreneklerini, iç mücadelelerini, doğa üstü
güçlerle, yaratıklarla savaşmalarını ele alır.
3)
14. ve 15. yy.da yazıya
geçirilmiştir. Bu konudaki yaygın kanaat hikayelerin 14.yy.’da
yazıya geçirildiği şeklindedir. Hikayelerin kimin tarafından
yazıya geçirildiği bilinmemektedir.
4)
Toplam on iki hikayeden
oluşur.
5)
Şiir ve düzyazı
(nazım-nesir) karışık oluşturulmuştur.
6)
Hikayelerde az da olsa
masal ve destan unsurları görülür.
7)
Çok temiz, güzel ve zengin
bir kullanılmıştır.
8)
Anlatım açık, yalın ve
durudur. Kesinlik ifade eder.
9)
Hikayelerde en önemli
meziyet kahramanlıktır.
10)
Aileye, çoğalmaya, kadına,
çocuğa ve çocuk terbiyesine büyük önem verilir. Kadınların
ailenin en önemli unsuru olduğu vurgulanır. Önsözünde dört
ayrı tadın tipi çizilir.
11)
Bütün hikayelerde dini
unsurlar (namaz kılma, dua etme, arı sudan abdest alma)
görülür.
12)
Kahramanlar dövüşlerini,
Allah ve peygamber sevgisi için yapar.
13)
Türk milletinin
karakteristik özellikleri; doğruluk, adelet, güzellik
yüceltilir.
14)
Misafirperverlik ve
cömertlik insanların ortak özelliğidir.
15)
At, ağaç, su, yeşillik
kısaca tabiat çok sevilir.
16)
Kahramanların en büyük
yardımcısı atlardır.
17)
Kadınlar, eşlerine karşı
aşırı saygılı ve itaatkârdır. Eşler de kadınlarına önem
verir, iyi davranır.
18)
Hikâyelerde, birçok öğüt
vardır. Bu nedenle bu hikayeler didaktiktir.
19)
Hikayelerde yaşanan
olayların tarihi bilgilerle ilgisi vardır.
20)
Hikayelerde geçen ve
hikayeler adını veren Dede Korkut; yaşlı, herkesin saygı
gösterdiği, hakanların bile akıl danıştığı, çocuklara isim
koyan, eğlencelerde kopuz çalıp şiirler söyleyen,
kırgınlıkları gidermede aracılık eden kişidir.
AŞIK EDEBİYATI
Aşık
edebiyatının kaynağı, İslamiyet’in kabulünden önceki Sözlü
Edebiyat’tır. 15. Yy’dan sonra gelişerek günümüze kadar
ulaşmıştır.
Şiirini,
aşk, doğa, kahramanlık gibi konularda, sazıyla birlikte
söyleyen şairlere İslâm’dan önce “ozan”, “baksı”, “kam”
“oyun” denilirken, İslâm’ın kabulünden sonra “âşık”
ya da “saz şairi” denmiştir.
Bu âşıkların
oluşturduğu edebiyata da “âşık tarzı Türk edebiyatı”
denir.
Âşık
edebiyatı şiirden ibarettir. Bu şiir din dışı
bir şiirdir; âşık da denilen şairlerin kopuz, bağlama, cura,
tambura eşliğinde söyledikleri sözlü-besteli edebiyat
türüdür.
Usta-çırak
ilişkisiyle yetiştirilen aşıkların çoğu okuma yazma bilmeyen
ancak saz çalma ve şiir söyleme yeteneği olan kişilerdir.
Âşıklar, saz şairliğini usta âşıkların yanında
öğrenir, sonra onlardan mahlâs alarak diyar diyar gezmeye,
ellerinde saz şiirler söylemeye başlarlar.
Gelişme
alanları arasında kahvehaneler, asker ocakları,
kervansaraylar, bozahaneler, tekkeler, konaklar vardır.
Âşık, bilgi,
duygu ve becerisini yaptığı atışmalarda gösterir.
Aşık şiiri diğer halk edebiyatı ürünleri gibi sözlü edebiyat
ürünüdür. 15. yy’dan itibaren yazıya geçirilmeye
başlanmıştır. İlk olarak okuma yazma bilen kişilerce
derlenerek ‘cönk’ adı verilen defterlere yazılmıştır âşık
şiirleri. Böylece şiirlerin zamanla unutulup kaybolması
engellenmiştir.
Aşıklık
geleneği Anadolu coğrafyasında bugün de canlı olarak
yaşatılmaktadır.
Özellikleri:
1)
Aşık
veya ozan denilen kişilerin, saz eşliğinde söyledikleri
şiirlerden oluşur.
2)
Genelde sözlü olmasına rağmen şairler, şiirlerini “cönk”
dedikleri defterlerde toplamışlardır.
3)
Şairler, sazlarını omuzlarına alarak köy köy, kasaba kasaba,
şehir şehir dolaşmışlardır.
4)
Şiirlerde anlatım içten, canlı ve yalındır.
5)
Şairler, halkın içinden çıktığından halk dilini
kullanmışlardır. Bu sade dil 18. ve 19. yüzyıllarda bazı
şairler tarafından Divan Edebiyatı’nın etkisinde kalmasıyla
eski arılığını kaybetmiştir.
6)
Nazım
birimi dörtlüktür.
7)
Koşma, semai, destan, varsağı gibi nazım şekilleri
kullanılmıştır.
8)
Hece
ölçüsünün 7’li, 8’li ve 11’li kalıplarına ağırlık
verilmiştir.
9)
Aşk,
tabiat, gurbet, ayrılık, ölüm, özlem, kıskançlık, yiğitlik,
toplumun sorunları, insan davranışları, bunlarla ilgili
eleştiriler konu olarak işlenmiştir.
10)
Şiirlerin son dörtlüğünde şairin adı veya mahlası geçer.
11)
Göz
kafiyesi anlayışı yerine, kulak kafiyesine ağırlık
verilmiştir. Yani kafiye için aynı sesin kullanılmasına
gerek yoktur. Buna göre p/b , ç/ş, t/d, l/ n gibi seslerle
de kafiye yapılmıştır.
12)
Genellikle yarım ve cinaslı kafiye kullanılmıştır.
13)
Benzetme (teşbih) ve kişileştirme (teşhis) dışında edebi
sanatlara fazla yer verilmemiştir.
14)
Bazı
ürünlerde yöresel özellikler görülür.
15)
Şiirler genellikle hazırlık olmaksızın irticalen yani içe
doğduğu gibi söylenir.
16)
Divan
Edebiyatı’nda görülün kalışlaşmış benzetmeler (mazmun) Halk
Edebiyatı’nda da vardır. Buna göre sevgili anlatılırken
yeşil başlı ördek, inci diş, elma yanak, badem göz, kiraz
dudak, keman kaş, sırma saç, selvi boy gibi benzetmeler
kullanılmıştır.
17)
Divan
Edebiyatı daha çok düşünceye önem verdiği için soyut bir
edebiyattır. Halk Edebiyatı’nda ise şair gördüğünü,
yaşadığını anlatır. Bu nedenle Aşık Edebiyatı, somut bir
edebiyattır. Ayrıca Divan Edebiyatı’nda sevgilinin tipi
çizilir, adı söylenmez. Halk Edebiyatı’nda ise sevgilinin
adı (Elif, Ayşe...) vardır.
18)
Şiirler, işlenen konulara göre “koçaklama, güzelleme,
taşlama, ağıt” gibi adlar alır.
19)
Aşık
Edebiyatı hayali olaylardan çok, gerçekçiliğin ön plana
çıktığı bir edebiyattır.
20)
Aşık
Edebiyatı’nın yüzyıllara göre en önemli temsilcileri
şunlardır:
16.
yüzyıl: Köroğlu, Kul Mehmet, Aşık Garip, Aşık Kerem
17.yüzyıl: Karacaoğlan, Kayıkçı Kul Mustafa, Aşık Ömer,
Kuloğlu, Ercişli Emrah
18.yüzyıl: Gevheri
19.yüzyıl: Dertli, Dadaloğlu, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu
Zihni, Seyrani, Ruhsati
20.yüzyıl: Âşık Veysel, Âşık Ali İzzet, Âşık Murat Çobanoğlu,
Âşık Reyhanî, Âşık Şeref Taşlıova.
NOT:
19. yüzyıl halk şairlerinden Dadaloğlu, Divan şiirinden
etkilenmemiş, böylece aynı yüzyıldaki Halk şairlerinden ayrı
yol izlemiştir.
DİNÎ-TASAVVUFÎ TÜRK
EDEBİYATI
Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatı İslâmiyet’in ve Tasavvufun
etkisiyle ortaya çıkmıştır.
İslâmiyet’in
kökleşip yayılmasında büyük etkisi olan tasavvuf, zamanla
edebî eserlerde de işlenmiş, din ve tasavvuf, edebiyat
aracılığıyla yayılmaya çalışılmıştır.
Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatına Tekke edebiyatı da denir.
Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatında asıl olan sanat yapmak
değil, dinî-tasavvufi düşünceyi yaymaktır.
Tekke
şairlerinin çoğu tarikatlarda yetişmiş şeyh ve dervişlerdir.
Tekke şiiri,
halk şiirinden de divan şiirinden de nazım şekilleri
almıştır.
En belirgin özellikleri
şunlardır:
1)
Kurucusu 12. yüzyılda Doğu Türkistan’da yetişen Hoca Ahmet
Yesevi’dir.
2)
Tekke
Edb., Anadolu’da 13. y.y.’dan itibaren gelişmiştir.
3)
Bu
edebiyat şairleri tarikat merkezi olan tekkelerde
yetişmiştir.
4)
Nazım
birimi genellikle dörtlüktür.
5)
Hem
aruz hem hece vezni kullanılmıştır.
6)
Şiirlerin çoğu ezgilidir.
7)
Allah, insan, felsefe, doğruluk, ibadet gibi konular
işlenmiştir.
8)
İlahi, nefes, nutuk, devriye, şathiye, deme gibi nazım
şekilleri kullanılmıştır.
9)
Dili
Aşık Edebiyatı’na göre ağır, Divan Edb.’na göre sadedir.
10)
Aşık,
maşuk, şarap, saki gibi mazmunlara yer verilmiştir.
11)
Yüzyıllara göre bu edebiyatın en önemli temsilcileri
şunlardır:
12.yy.: Hoca Ahmet Yesevi
13.yy.:Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli
14.yy.:Kaygusuz Abdal
15.yy.: Hacı Bayram-ı Veli, Eşrefoğlu Rumi
16.yy.: Pir Sultan Abdal
17.yy.: Niyaz-ı Mısrî, Sinân-ı Ümmî, Hüdâi
18.yy.: Sezai
19.yy.: Kuddusi, Turâbi
GÜNÜMÜZ HALK EDEBİYATI
GENEL ÖZELLİKLER
1-Türk edebiyatının
başlangıcından 16. yüzyıla kadar ozan ve 16.yüzyıldan sonra
da aşık adıyla tanınan halk şairleri, Halk edebiyatı
geleneğini devam ettirdiler.
2-Aşık Veysel, Cumhuriyet
dönemi halk şairlerinin en büyüklerindendir. Günümüzde bu
geleneği sürdüren halk şairlerinin en tanınmışları ise,
Şeref Taşlıova, Âşık Reyhanî ve Murat Çobanoğlu’dur.
3-Sosyal yapının hızla
değiştiği ve kitle iletişim araçlarının geliştiği günümüzde
aşıklar, yine de sözlü geleneği devam ettiren önemli bir
kültür taşıyıcılarıdırlar.
4-Daha çok Doğu Anadolu’da
yetişen aşıklar deyişlerini saz eşliğinde doğaçlama olarak
söylerler.
5-Gezdikleri gördükleri
yerlerde bölgenin ileri gelenleri tarafından ağırlanan
aşıklar, aşık kahvelerinde, düğünlerde, odalarda sadece şiir
söylemezler. Bildikleri ve kendilerinin tertip ettikleri
hikâyeler de anlatırlar.
6-Aşıklar daha çok gurbet,
ayrılık, ölüm, yiğitlik, güzellik, rüşvet, yolsuzluk,
yoksulluk, cahillik gibi ferdi ve sosyal konularda
düşüncelerini dile getirmişlerdir.
Halk Edebiyatı Nazım
ŞEKİLLERİ:
Halk şiirinde “mâni” ve
“koşma” tipi olarak iki ana biçim vardır. Aslında az sayıda
olan öteki biçimler bu iki ana biçimden çıkmıştır.
Dizelerin kümelenişi,
dizelerin hece sayısı ve uyak düzeni bakımından özellik
gösterenler “biçim”, biçimi ne olursa olsun konu bakımından
benzerlerinden ayrılanlar da tür adı altında toplanmıştır.
ANONİM HALK EDEBİYATI
NAZIM ŞEKİLLERİ:
A.
mani:
Çoğunlukla 7 heceli dört
dizelik bir bendden meydana gelir. Ama dizeleri 4-5-8-10-14
heceli kalıplarla söylenmiş maniler de vardır.
Söyleyenleri belli
değildir. Birinci, ikinci dördüncü dizeler birbirleriyle
kafiyeli, üçüncü dize serbesttir. Yani kafiye dizilişi
aaxa'dır. Aaaxa ve axaxa düzeninde maniler de var.
İlk iki
mısra doldurmadır, konuya giriş için söylenir. Burada somut
nesneler, doğa ile ilgili görüntüler dile getirilir. Son iki
mısrada ise asıl söylenmek istenen verilir. Rubainin
etkisiyle oluştuğu sanılır. Maniler, düz mani ve ayaklı
(cinaslı, kesik) mani olarak iki grupta incelenir. Cinaslı
manilerde mısra sayısı dörtten fazla olabilir.
Mani", Doğu Anadolu'da "bayatı", Urfa'da
"hoyrat"...
gibi adlar alır.
B.
TÜRKÜ
Anonim Halk edebiyatı
nazım şekli ve türüdür.
İlk kez kimin tarafından
söylendiği bilinen türküler de vardır.
İsimleri
bilinen saz şairlerinin söyledikleri de giderek halka mal
olmuştur. Ancak
türkülerin büyük çoğunluğu anonimdir.
Halkın duygularını,
sevinçlerini ve acılarını ifade etmek için
söylenir. Daha çok aşk,
doğa, güzellik, kahramanlık, toplumsal olaylar işlenir.
Türkülerin kalıplaşmış bir
nazım şekli yoktur. İki bölümden oluşur.
Birinci bölüm asıl
sözlerin bulunduğu bölümdür ki buna “bent” adı verilir.
İkinci bölüm ise bentlerin sonunda yinelenen nakarattır. Bu
bölüme “bağlama” ya da “kavuştak” denir.
Her türküde kavuştak (nakarat) olmayabilir.
Çok çeşitli uyak düzeni
kullanılır. 7’li, 8’li veya 11’li hece ölçüsüyle
söylenir.
Türküler besteleriyle
söylenir. Bu nedenle bir türkünün ilk kez
söylenmesine “türkü
yakmak” denir.
Özel
durumlarda ya da ezginin, sözlerin çeşitlemesine göre ninni,
ağıt, deyiş,
hava adları da kullanılmaktadır.
Bir yörede yakılan türkü diğer bir yöreye şekli ve söyleniş
biçimi değişerek geçebilir. Türküler ezgilerine, konularına
ve yapılarına göre ayrılır.
Ezgilerine Göre Türküler:
Uzun havalar
(Divan, koşma, hoyrat), Oyun havaları , bozlak, kayabaşı,
türkmani, Çukurova
Konularına Göre Türküler:
Ninniler ve çocuk türküleri, tabiat üzerine türküler, aşk,
ayrılık, ölüm, düğün, kahramanlık, askerlik, tören, iş,
eşkıya, acıklı olaylarla ilgili türküler, güldürücü
türküler, karşılıklı söylenen türküler, oyun türküleri,
ağıtlar.
Yapılarına Göre Türküler:
Asıl bölüm olan ana
dizelerin dize sayısına göre üçleme, dörtleme, beşleme
gibi adlar alır.
Aşık Edebiyatı Nazım
Şekilleri:
A) Koşma:
Âşık Edebiyatı’nın en
sevilen ve en yaygın olarak kullanılan şiir biçimidir.
Koşmalar genellikle lirik konularda söylenir.
Dörder mısralık
bölümlerden oluşur. Dörtlük sayısı genelde üç ile beş
arasında değişir. Altı dörtlükten oluşan koşmalar da vardır.
11’li
hece ölçüsüyle (6+5 ya da 4+4+3 duraklı olarak)
yazılır/söylenir. 4+3 ve 4+4 kalıbıyla söylenmiş koşmalar da
vardır.
Sözlü Türk Edebiyatın’daki
koşuk nazım şeklinin devamı niteliğindedir. Koşmalarda
değişik kafiye örgüleri kullanılır. En yaygın kafiye örgüsü:
abab cccb dddb cccb ... veya; aaab cccb dddb...
veya; xaxa bbbc ccca ddda... şeklindedir. Son
dörtlükte şairin adı veya mahlası geçer. Koşmalar konu
yönünden Divan Edebiyatı’ndaki Gazel ve şarkı’ya benzer.
Türk Edebiyatı’nın tanınmış koşma şairleri Karacoğlan,
Bayburtlu Zihni, Aşık Ömer ve Erzurumlu Emrah’tır.
Genellikle saz eşliğinde,
ezgiyle söylenen koşmalar, ezginin niteliğine göre “Acemi
koşması, Ankara koşması, topal koşma, kesik kerem” gibi
türlere ayrılır.
Aşk ve doğa konularının
yanı sıra, ayrılık, özlem, yalnızlık, gurbet, sıla, ölüm
gibi temaları işler.
Koşmalar konularına göre
dört çeşittir:
a)
Güzelleme:
İnsan, hayvan ve tabiat güzelliklerinin anlatıldığı
koşmalara denir.
En ünlü
şairi Karacaoğlan (17. yy) dır.
b)
Koçaklama:
Yiğitçe bir anlatımla söylenen, kahramanlık ve savaş konulu
koşmalardır.
Bu türün
en başarılı sanatçıları Köroğlu (16. yy) ve Dadaloğlu
(19.yy)'dur.
c)
Taşlama:
Toplumun ve insanların eksik yönlerinin ele alınarak,
bunların eleştirildiği koşmalardır. Aynı konunun işlendiği
şiirler Divan Edebiyatı’nda hiciv, Batı edebiyatında
satir, çağdaş edebiyatta yergi olarak adlandırılır.
Bu türün
ünlü ozanı Seyrani (19.
yy)'dir.
d)
Ağıt:
Ölüm ve doğal afetler üzerine özel bir ezgiyle söylenen
koşmalardır. Ölüm konulu şiirlere Sözlü Türk Edebiyatı’nda
Sagu, Divan Edebiyatı’nda Mersiye adı verilir.
B) Semai:
Semai,
"işitilerek öğrenilen şiir" demektir.
Âşık
edebiyatının kimi yönlerden koşmaya
benzeyen bir nazım
biçimidir. Semainin başlıca özellikleri şunlardır:
8'li
hece ölçüsüyle söylenir.
Koşma gibi
3-6 dörtlükten
oluşur. Halk şiirinde
aruzla söylenmiş semailer varsa
da bunlar Divan şiirine özenen kimi ozanlar tarafından
söylenmiştir.
Uyak düzeni koşmaya benzer.
Koşmada işlenen temalar ve konular semaide
de işlenir.
Söyleyenleri bellidir.
Semainin de güzelleme, koçaklama, taşlama...
gibi türleri vardır.
Genellikle aşk ve doğa
konusu işlenir. Kafiye düzeni ve dörtlük sayısı bakımından
Koşmaya benzer; fakat semailerde 8’li hece ölçüsü
kullanılır. Ayrıca semailerin kendine özgü bir de ezgisi
vardır. Karacoğlan’ın semaileri ünlüdür.
C) Varsağı:
Güneydoğu
Anadolu'da yaşayan Varsak boyu
ozanlarınca söylenen şiirlere varsağı denilmiştir.
Çok
yaygın olmayan bir nazım biçimidir,
ölçüsü ve uyak düzeni
semai gibidir. (8'li ölçü,
abab / cccb / dddb...) özel bir ezgisi vardır.
Genellikle
3-5
dörtlükten oluşur. Dörtlük
sayısı daha fazla da olabilir.
Koşma ve
semaide işlenen konu ve temalar
varsağıda da işlenir.
Müziğinde ve
sözlerinde meydan okuyan,
babacan, erkekçe,
yiğitçe bir hava duyulur.
Bu da dörtlüklerin
içindeki “bre” “hey” “behey” gibi ünlemlerle sağlanır.
Hayattan ve talihten şikayet
üzerinde sık sık
durulur. Bu
türün en güzel örneklerini Karacaoğlan vermiştir.
öss
D) Destan:
Âşık edebiyatındaki destanı, ulusların başından
geçen kahramanlık olaylarını anlatan destan
(epope) ile karıştırmamalıdır. Âşık edebiyatındaki
destanlar,
toplumu yakından ilgilendiren savaş,
ayaklanma, eşkıyalık,
kıtlık, deprem, yangın gibi
olaylar; toplumsal
yergiler; cimrilik, dalkavukluk,
mirasyedilik... gibi
gülünç hayat olayları üzerinde
durur.
Destanların diğer özellikleri şunlardır:
Duygusal öğelere hemen hiç yer verilmez.
11'li ya da
8'li hece kalıbıyla söylenir. Dörtlüklerle oluşur.
Uyak düzeni
koşmaya benzer. Konusu ve uzunluğu bakımından koşmadan
ayrılır.
Halk
şiirinin en uzun nazım biçimidir.
Kimi destanlarda dörtlük sayısı yüzden fazladır.
Dörtlük
sayısı konunun özelliğine bağlıdır.
Kendine özgü bir ezgisi vardır
Destanın son dörtlüğünde
şair mahlasını söyler.
Konuları bakımından
destanları savaş, yangın, deprem, salgın hastalık, ünlü
kişilerin yaşamları, mizahi....gibi gruplandırabiliriz.
Seyranî ve
Âşık Ömer bu alanda ünlüdür.
Kayıkçı Kul Mustafa’nın
Genç Osman Destanı ‘’en ünlüsüdür’’.
NOT:
Halk şiirinde aruz ölçüsüyle düzenlenmiş şiirler de vardır.
Bunlar Divan edebiyatının Halk edebiyatına
etkisiyle oluşmuştur. Halk edebiyatında
özel bir adla anılan ve aruzla oluşturulan bu yoldaki nazım
biçimleri şunlardır:
Divan (Divani),
Selis,
Semai,
Kalenderi,
Satranç, Vezn-i âhar
ÂŞIK EDEBİYATI NAZIM
TÜRLERİ
Âşık edebiyatı nazım
türleri genellikle koşma ve semâi biçimiyle yazılır.
1. Güzelleme
İnsan,
tabiat, aşk, sevgi sevgilinin güzelliklerinden bahseden
şiirlerdir. Koşma nazım şekliyle yazılır. Lirik şiirlerdir.
En önemli
şairi Karacaoğlan’dır.
2. Koçaklama
Coşkun ve
yiğitçe bir üslûpla yiğitlik, kahramanlık ve savaş
konularını işler. Epik şiirlerdir. Koşma şeklinde söylenir.
Edebiyatımızda Köroğlu ve Dadaloğlu koçaklama şairi olarak
tanınır.
3. Taşlama
Bir kimseyi
veya toplumun bozuk yönlerini eleştirmek için yazılan
şiirlerdir. Koşma nazım şekliyle yazılır.
Aşık Dertli,
Bayburtlu Zihni, Ruhsati ve Develili Seyrani önemli taşlama
şairleridir. Divan edebiyatındaki adı hicviye’dir.
4. Ağıt
Sevilen bir
kişinin ölümünden duyulan üzüntüyü dile getirmek amacıyla ve
koşma nazım şekliyle yazılan şiirlerdir.
İslamiyet
öncesindeki adı sagu, Divan edebiyatındaki adı “mersiye”dir.
Anonim halk
edebiyatında da ağıtlar olmakla birlikte ağıtlar âşık tarzı
Türk edebiyatına aittir.
Doğal
afetler, ölüm, hastalık vb. çaresizlikler karşısında korku,
heyecan, üzüntü, isyan gibi duyguları ifade eden ezgili
ürünlerdir.
Ağıt söyleme
işine ağıt yakma, ağıt söyleyenlere ise ağıtçı
denilmektedir.
Koşma nazım
şekliyle söylendiğine göre dörtlüklerden oluşur.
Kafiye
şeması koşmadaki gibidir.
(Anonim halk şiiri ürünü
olan ağıtlar da vardır).
MUAMMA:
Kapalı bir biçimde anlatılan bir olayın ya da bilginin
okuyucu tarafından anlaşılmasını, bunlarla ilgili soruların
cevaplandırılmasını isteyen bir tür manzum bilmecedir.
NASİHAT:
Bir şey öğretmek, bir düşüncenin yayılmasına çalışmak gibi
amaçlarla söylenen didaktik şiirlerdir.
TEKKE EDEBİYATI NAZIM
TÜRLERİ
Tekke şiirinde görülen ve dinsel içerikli konuları
işleyen ilahi, nefes, deme, sathiye ... gibi
ürünler
nazım biçimi değil, birer nazım türüdür.
Çünkü bunlar da koşma
tipi nazım biçimiyle ve
hece ölçüsünün
genellikle 7, 8 ve 11'li kalıplanyla
söylenir. Söz konusu
türlerde dörtlük sayısı genellikle
3-7
dir. İlahi,
nefes ve demeler, bestelenerek söylenir.
a) İLAHİ
Herhangi bir tarikatın izini taşımaksızın Allah'ı
öven şiirlere denir.
Daima özel
bir ezgi ile söylenir.
Divan şiirindeki tevhit ve münacaatın Halk
edebiyatındaki karşılığıdır. En ünlü şairi Yunus Emre'dir.
Değişik tarikatlara göre
“deme, nefes, âyin” gibi adlar alır. Şekil olarak Koşma
biçimindedir. Yani dörtlüklerden oluşur. Son dörtlükte
şairin adı veya mahlası geçer. Genelde 7’li hece ölçüsü
kullanılır. Bazı ilahilerde aruz vezni kullanılmıştır. Aruz
vezninin kullanıldığı ilahiler gazel şeklindedir.
Nefes
Bektaşî
şairlerinin yazdıkları tasavvufî şiirlerdir.
Nefeslerde
genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücut (varlığı birliği)
kavramı anlatılır. Bunun yanı sıra Hz. Muhammet ve Hz: Ali
için övgüler de söylenir.
Nefeslerde
kalenderane ve alaycı bir üslûp göze çarpar.
Edebiyatımızda Pir Sultan Abdal nefesleriyle ünlüdür.
Deme
Alevi-Bektaşi tarikatından tasavvuf şiirlerinin
tarikatlarını ve hareketleriyle ilgili temaları işleyen,
sorunlarını konu edinen şiirlerine "deme" adı verilir.
Genellikle 8’li hece ölçüsüyle yazılan demeler saz eşliğinde
kendine özgü bir makamla söylenir.
Nutuk:
Tekke Edebiyatı’nda Pirlerin ve mürşitlerin, tarikata yeni
giren müridleri bilgilendirmek tarikat derecelerini ve
tarikat adabını öğretmek amacıyla söylenen didaktik
şiirlerdir.
Devriye:
Evrendeki canlı cansız
her şey Allah'tan gelmiştir, yine Allah'a dönecektir. Bu
felsefeyi yansıtan şiirlere Tekke edebiyatında
devriye denilmiştir.
Şathiye:
Dini ve tasavvufi halk şiirinde
genel olarak mizahi manzumelere şathiye adı verilir.
Tasavvufi konuları işleyenleri şathiyat-ı sûfiyâne
adını alırlar. İnançlardan alaylı bir dille söz eder
gibi yazılan şiirlerdir. Görünüşte saçma sanılan bu
sözlerin, yorumlandığında tasavvufla ilgili türlü kavramlara
değindiği anlaşılır. Bu tür şiirlere genellikle Bektaşi
şairlerinde rastlanır. Medrese hocalarına göre bu şathiyeler
küfür sayılır. Bu türün en tanınmış şairi Kaygusuz
Abdal’dır.
HALK ŞAİRLERİNİN
GRUPLANDIRILMASI
1.
GÖÇEBE(GEZGİN) ŞAİRLER
Bir yere bağlı kalmadan
gezerler. Genellikle eğitim görmedikleri için, Divan
Edebiyatı’ndan etkilenmezler. Dilleri sadedir. Hece ölçüsüne
bağlıdırlar. Geleneksel şiir anlayışını sürdürürler.
2.
YENİÇERİ ŞAİRLER
Osmanlılar zamanında
askerlik, hayat boyu süren bir meslekti. Orduda görev
arasında şairler yetişmiştir. Bunlar, katıldıkları
savaşlarla ilgili yiğitlik şiirleriyle dikkati çekerler.
Dil, anlatım, ölçü bakımından, göçebe şairler gibi
geleneksel şiir anlayışına bağlıdırlar.
3. KÖYLÜ ŞAİRLER
Hayatları köylerde,
kasabalarda geçer. Büyük kentlerle ilgileri olmadığı için,
kent kültüründen, Divan Edebiyatı’ndan etkilenmeden, halk
şiiri geleneklerine bağlı kalmışlardır.
4.KENTLİ ŞAİRLER
Genellikle Divan
Edebiyatı’nın etkisinde kalırlar. Hem Halk, hem de Divan
Edebiyatı tarzında şiirler söylerler. Dillerinde Arapça ve
Farsça sözcüklerin oranı yüksektir. Hece ölçüsüyle birlikte
aruza da yer verirler.
5. TASAVVUF (TEKKE )
ŞAİRLERİ
Tekkelerde yetiştikleri,
din ve tasavvuf konusunda eğitim gördükleri için, dilleri,
göçebe, yeniçeri ve köylü şairlere göre bazen daha ağırdır.
Zaman zaman Divan Edebiyatı’nın dil, anlatım, biçim, ölçü
özelliklerini taşıyan şiirler söylerler. Örneğin Yunus
Emre bile, aruz ölçüsü ve mesnevi düzeniyle
Risaletü’n-Nushiyye adlı bir eser vermiştir.
BAŞLICA HALK ŞAİRLERİ
YUNUS EMRE (1250-1320)
XIII. Yüzyıl halk
şairidir. Hayatı hakkında kesin ve yeterli bilgi yoktur.
Eskişehir’de doğup öldüğü söylenir. Hayatı efsanelerle
örülmüştür.
Tasavvuf felsefesi, XII.
yüzyıldan itibaren Anadolu’ya yayılmaya başlamış;
Mevlana, Sultan Velet, Ahmet Fakih gibi şairlerle
edebiyata girmiştir. Varlık- yokluk, İnsan-tanrı-ölüm
ilişkilerini güçlü bir kültür donanımı ve büyük şiir
yeteneğiyle irdeleyerek halka ulaştırabilmiştir.
Tüm halk şairlerini
yüzyıllar boyunca etkilemiştir. İlahi türünün en usta
şairidir.
İlahi türü şiirlerinde
Halk Edebiyatı’nın geleneklerine bağlı kalmıştır. Bunlarda
dil sade, anlatım yalın, ölçü hecedir. Risaletü’n-Nushiyye
adlı dini didaktik eserinde ise, bu gelenekten ayrılarak
aruz ölçüsünü, mesnevi nazım biçimini kullanmıştır.
Allah inancını ve insan
sevgisini işler. Şiirlerinde coşkun bir lirizm vardır. Tekke
edebiyatının en lirik şairidir. Şiirlerinde hem aruz hem de
hece vezni kullanılmıştır. İşlediği konular yönüyle
evrenseldir.
Eserleri: Türkçe divan
sahibi ilk şairdir. Ayrıca Risaletü’n-Nushiyye adlı öğretici
bir mesnevisi vardır.
HACI BAYRAM VELİ
(1352-1429)
Tasavvuf
şairidir,
güçlü bir medrese eğitimi almıştır. Bayramiyye
tarikatını kurmuştur. Yunus Emre etkisinde sade bir dil ve
lirik bir anlatımla dile getirdiği şiirlerinden yalnızca
birkaç tanesi bilinmektedir.
KAYGUSUZ ABDAL ( ?- ? )
15. yy tasavvuf
şairlerindendir. Yunus Emre’den etkilenmiştir. Alevi-Bektaşi
halk şiirinin kurucusudur. Nefeslerine hiciv-mizah motifli
tekerlemeler katarak insanlık kusurlarıyla alay etmiş,
Bektaşiliğin ilkelerini nükteli bir dille yaymıştır. Hem
heceyle hem de aruzla yazılmış şiirleri vardır. Budala-name
adlı eserinde 15. yy. halk nesrinin sade örnekleri vardır.
EŞREFOĞLU RUMİ (? – 1409)
Eşrefoğlu Rumi, İznik
medreselerinde öğrenim görmüş, öğrenimini bitirdikten sonra
da yine İznik'te Çelebi Mehmet medresesinde müderris adayı
olmuştur. 15. yy. tasavvuf şairlerinden olan sanatçı, Hacı
Bayram Veli’ye damat ve derviş olmuştur.
Yunus Emre’nin izinden yürümüş hem aruz hem de heceyle
şiirler yazmıştır. Bir divanda topladığı şiirlerinde
tasavvuf ilkelerini yaymaya çalışmıştır.
PİR SULTAN ABDAL ( ?- ? )
XVI. yüzyıl tekke ve aşık
edebiyatının ünlü şairlerindendir. Sivas’ta yaşamıştır.
Alevi-Bektaşi şiir geleneğinin en ünlü şairidir. Kanuni
zamanında Doğu Anadolu’da patlak veren bir isyana katılmış,
yaşadığı olayların izlenimlerini şiirlerinde anlatmış, İran
şahının propagandasını yaptığı için Hızır Paşa tarafından
Sivas’ta idam ettirilmiştir. Sanatının belirleyici
özellikleri, güçlü bir inanç, sade bir halk dili, coşkun bir
lirizm olarak özetlenebilir. Tasavvuf, tabiat, aşk ve halkın
gerçek yaşayışıyla ilgili konular işler. Bütün şiirlerini
hece ölçüsüyle söylemiş Divan
edebiyatında
etkilenmemiştir. Şiirini bir araç olarak kullanmasına rağmen
kuru bir öğreticiliğe düşmemiş, şiirini duygu yönünden de
beslemiştir.
KÖROĞLU ( ?- ? )
XVI. yüzyılda yaşadığı
sanılan bir halk şairidir. III. Murat zamanındaki
Osmanlı-İran savaşlarına katılan şair, Şirvan ve Tebriz’in
alınışı üzerine destan söylemiştir. Öteki şiirlerinde
yiğitlik, kahramanlık konularını işlemiş olduğundan, halk
öyküsündeki Köroğlu ile karıştırılabilmektedir.
En çok koçaklamalarıyla
tanınan şair, kavganın ve yiğitliğin simgesi olmuştur.
Aşk, tabiat, yiğitlik, arkadaşlık gibi konuları
işlemiştir.
Bolu Beyi’yle olan
mücadelesi efsaneleşen şair, halkın gönlünde yerini
almıştır.
KARACAOĞLAN (1606? -1697)
Doğum ve ölüm tarihleri
kesin olarak bilinmeyen
Karacaoğlan’ın
Toroslar’da yaşayan, Türkmen boyları arasında yetiştiği
sanılıyor. Göçebe bir şair olarak Anadolu içinde ve dışında
gezmiştir. Geleneksel şiirin dil, anlatım, ölçü anlayışından
ayrılmadan aşk, doğa, ölüm, ayrılık gibi temaları
işlemiştir; özellikle koşma ve semai biçimlerinde büyük
başarı kazanmıştır. Bütün aşık edebiyatı şairlerini
etkilemiştir.
Aşk ve tabiat şairidir.
Dili sadedir arı ve duru bir Türkçedir. Şiirlerinde
tasavvufa ve dini konulara yer vermemiştir. Divan ve Tekke
şiirinden hiç etkilenmemiştir. Şiirlerini hece ölçüsü ile
yazmıştır. Âşık edebiyatının duygu yönünden en zengin ve
güçlü şairidir. Koşma, semai, ara sıra da destan
söylemiştir.
KAYIKÇI KUL MUSTAFA (? –
1658)
17. yy. halk şairidir.
Devrin önemli şairlerinden biridir ancak hayatı hakkında
fazla bir bilgi yoktur. Yeniçeri şairidir. Şiirleri
yeniçeriler arasında, sınır boylarında sevilerek okunmuştur.
Şiirlerinde tarihsel olayları işlemiştir. Genç Osman için
söylediği destan ünlüdür.
Şiirlerinde
sade bir dil kullanmıştır. Akıcı bir üslubu vardır.
AŞIK ÖMER (? – 1707)
Konya doğumludur. Saz
şairleri arasında en çok şiirleri olan odur. Halk şairleri
yanında Divan şairlerinden de etkilenmiş, aruzla da şiirler
yazmıştır. Tevhid, naat, gazel, kaside ve murabbaları
vardır. Koşma, semai, varsağı… türlerinde daha başarılı
olmuştur. Dili diğer halk şairlerinden biraz ağırdır.
GEVHERİ (? – 1737?)
Aşık Ömer gibi Divan
edebiyatından etkilenmiş, hecenin yanında aruzla da şiirler
yazmıştır. Heceyle yazdığı şiirlerde daha başarılıdır.
Medrese eğitimi gördüğü için koşma ve türkülerinde bile yer
yer yabancı sözcükler, Divan mazmunları görülür.
DERTLİ (1772 -1845)
Toplumsal yergi içerikli
şiirleriyle tanınan Bolu’lu bir halk ozanıdır. Halk şiirinin
son ustalarından sayılır. Divan, Tekke ve Halk şiirini iyi
bilen şair, Divan şiiri yolunda eserler de vermiş fakat asıl
başarıyı heceyle yazdığı şiirlerinde göstermiştir.
ERZURUMLU EMRAH ( ? –
1860)
Zamanın ünlü
şairlerindendir. Saz şairleri arasında Divan şiirini en iyi
bilenlerden biridir. Heceyle yazdığı koşma ve semaileri
yanında aruzla yazılmış gazel, murabba ve muhammesleri de
vardır. Asıl sanatı hece ölçüsü ile yazdığı koşma ve
semailerinde görülür.
SEYRANİ
(1807 -1866)
Kayseri’nin Develi
kasabasında doğmuştur.
İstanbul a gelmiş ancak
devrin büyüklerini hicvettiği için, memleketine dönmek
zorunda kalmıştır
Hicivleriyle tanınır.
Aruzlar da yazmakla birlikte asıl şöhretini hece ölçüsüyle
bulmuştur.
DADALOĞLU (1785? -1868?)
XIX. yüzyılda, Çukurova
yöresinde yetişen halk şairlerindendir. Türkmen boylarının
yerleşik hayata geçirilmesi için 1865’te yöreye yollanan
Fırka-i İslahiye adlı Osmanlı ordusuyla Türkmenler
arasındaki çatışmalara katılmış, bu olayları yiğitçe bir eda
ile koçaklamalarına yansıtmıştır. Türkmenleri destekleyen,
mücadeleye çağıran şiirler yazmıştır. “Ferman padişahınsa
dağlar bizimdir” dizesi onun karakterini açıklar. Ayrıca aşk
ve doğadan söz eden şiirleri de başarılıdır. Şiirlerini
temiz bir halk diliyle ve hece ölçüsü ile yazmıştır. İçinde
bulunduğu tarih ve toplum olaylarını şiirlerine
yansıtmıştır. Şehir yaşamından uzak kaldığı için Divan
edebiyatından etkilenmemiştir. Koşma, semai, destan, varsağı
türünde şiirler söyleyen Dadaloğlu türkülerinde daha
başarılıdır. Anlatım yönünden Karacaoğlan ve Köroğlu’nu
anımsatır.
BAYBURTLU ZİHNİ (1802
-1859)
Medrese öğrenimi görmüş,
divan katipliği yapmış, birçok memurluklarda bulunmuştur.
Divan edebiyatından etkilenerek kaside, gazel ve tahmisler
yazmıştır. Şiirlerini topladığı bir Divan’ı ve
Sergüzeşt-name adlı bir mesnevisi vardır. Asıl ününü heceyle
yazdığı, Divan’ına bile almadığı yergi ve taşlama türündeki
aşık tarzındaki şiirleriyle kazanmıştır.
AŞIK VEYSEL (1894 -1973)
20.
yüzyıl halk şairidir.
Şarkışla’da doğup büyümüş, Cumhuriyetin onuncu yılında
Ankara’ya gelerek şiirlerini okumuş, bundan sonra ünü
yayılmaya başlamıştır.
Çocukluğunda geçirdiği
çiçek hastalığıyla gözünü kaybeden şair; genellikle gezgin
bir hayat sürmüş; kent kent dolaşarak aşktan, doğadan,
kardeşlikten, birlikten, barış içinde yaşamaktan ve insanı
insan yapan erdemlerden bahseden şiirlerini saz eşliğinde
söylemiş; bu içeriğin halka yakın düşmesi, ona kitlesel bir
sevginin doğmasına yol açmıştır.
Şiirlerinde insan, yurt,
tabiat sevgisini dile getirmiştir. Tasavvuf felsefesinin
kazandırdığı hoşgörü anlayışı, şiirinin temellerinden
biridir. Şiirlerinde sade bir Türkçe görülür. Kimilerince
Halk şiirinin son büyük ustası olarak nitelenmiştir.
Şiirlerini Deyişler,
Sazımdan Sesler adlı iki kitapta toplamıştır. Son olarak
tüm şiirlerini, Ümit Yaşar Oğuzcan tarafından
Dostlar Beni Hatırlasın adıyla yayımlanmıştır. Ahmet
Kudsi Tecer tarafından edebiyatımıza kazandırılmıştır.
Mustafa ÇOLAK'a teşekkürler. |