|
HAZIRLIK ÇALIŞMASI
4-Atatürk’ün sanatla ilgili özdeyişlerini bularak sınıf panosuna asınız.
1.Metin KAR Kardır yağan üstümüze geceden, Yağmurlu, karanlık bir düşünceden, Ormanın uğultusuyla birlikte Ve dörtnala, dümdüz bir mavilikte Kar yağıyor üstümüze, inceden.
Sesin nerde kaldı, her günkü sesin, Unutulmuş güzel şarkılar için Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan, Rüzgâr gibi ta eski Anadol’dan Sesin nerde kaldı? Kar içindesin!
Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam! Uyandırmayın beni, uyanamam. Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına, Allah aşkına, gök, deniz aşkına Yağsın kar üstümüze buram buram…
Buğulandıkça yüzü her aynanın Beyaz dokusunda bu saf rüyanın Göğe uzanır-tek, tenha-bir kamış Sırf unutulmak için, unutmak ey kış! Büyük yalnızlığını dünyanın. Ahmet Muhip DIRANAS
1-Kar şiiri ile yukarıdaki metni, yazılış amacı ve dil bakımından karşılaştırınız. İki metin arasındaki farklılıkları sebepleriyle birlikte maddeler hâlinde tahtaya yazınız.
3-Kar şiirini, şiirin yanındaki resmi ve seyrettiğiniz bir sinama filmini seçtikleri anlatım yolları bakımından değerlendiriniz. Aşağıdaki şemayı da dikkate alarak güzel sanatların hangi ölçütlere göre sınıflandırıldığını belirleyiniz.
2.Met
KAR MÛSİKÎLERİ Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu. Bir kuytu manastırda duâlar gibi gamlı, Yüzlerce ağızdan koro hâlinde devamlı,
Bir erganun âhengi yayılmakta derinden… Duygumsa da zevk almadım İslâv kederinden. Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta, Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plâkta
Birdenbire mes’ûdum işitmek hevesiyle, Gönlüm dolu İstanbul’un en özlü sesiyle. Samdım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık, Uykumda bütün bir gece Körfez’deyim artık! Yahya Kemal BEYATLI
…Yeryüzüne kar yağması için, alt katmanların sıcaklığının 0 0C’un altında olması yeterlidir. Bu, karın yere düşmeden önce erimesini önler. Kuvvetli kar yağışlarıları, aşırı erime halinin yükseltide birden bire durması şeklinde açıklanır(donma çekirdekleri etkisi). Böylece karı iki temel koşul belirler: 1. Aşırı erimenin sürmemesi için oldukça fazla sayıda çekirdeğin bulunması ve yükseltide sıcaklıkların oldukça düşük olması. 2. Karın yağmura dönüşmemesi için yerdeki sıcaklığın 0 0C’un altında olması. Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklepedisi 7-Yukarıdaki paragrafla Kar ve Kar Mûsikîleri isimli şiirleri yazılış amaçları bakımından karşılaştırınız. Ulaştığınız sonuçları maddeler hâlinde tahtaya yazınız.
9- Şiirdeki “Unutulmuş güzel şarkılar için”, “Beyaz dokusunda bu saf rüyanın”, “Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu”, “Gönlüm dolu İstanbul’un en özlü sesiyle.” İfadelerinin müzik, resim ve heykel sanatları ile anlatılıp anlatılmayacağını tartışınız. Ulaştığınız sonuçları tahtaya yazınız.
3.Metin ATATÜRK, SANAT VE EDEBİYAT Dünya tarihine baktığımızda, ulusların geleceğini yönlendiren bütün büyük liderlerin sanat ve edebiyata karşı yakın ilgilerine, hatta bu alandaki uğraşlarına tanık oluruz. Ama şurası bir gerçek ki sanatın gerekliliğen inanan ve bu bilinçte olan tüm önderlerin düşğnce yapılarında demokrat ve ilerici nitelikler taşıdığnı görürüz. Sanatın temelinde var olan isnan sevgisine (insancıllığa), hoşgörüye, yaatma özgürlüğüne büyük önem veren bu önderler; sanatın gerekliliğine inanırlarken santçının da toplum içindeki saygınlığnı ve önemini özdeyiş(vecize) niteliğindeki sözlerle yeri geldiğinde her zaman vurgulamışlardır. Bir toplumun manevi yapısının mimarı olan sanatçılar için dünya tarihinde belki de en güzel, en gönendirici sözleri Atatürk söylemiştir: “Efendiler! Hayatta her şey olabilirsiniz; mebus, bakan, hatta cumhurbaşkanı… ama sanatçı olamazsınız.” Sanatçının değeri, saygınlığı, önemi ancak bu kadar anlatılabilirdi… Ne var ki Atatürk; sanatı, edebiyatı bireyci zevklerin, ilgilerin bir aracı olarak hiçbir zaman düşünmemiştir; onu, hayatla bağdaştırmış ve toplum için yararlı olan bir sanatın önemli üzerinde durmuştur. “Bir ulus sanattan ve sanatçıdan yoksunsa tam bir hayata sahip olamaz.” Sözlerinde sanatın, sanatçının “hayat ve toplum” için var olduğunu vurgular. Atatürk, bu yargılar doğrultusunda Namık Kemal ve Tevfik Fikret gibi toplum sorunlarını işleyen sanatçılara sevgi duymuş, onları hayranlıkla, ilgiyle okumuştur. Sadi Borak Atatürk ve Edebiyat adlı yapıtında ; “Mustafa Kemal, Fikret’in “Sis”, “Ferda”, hatta “Zangoç” adlı şiirlerini okutup, dinlerken her kez, koymak bilmez bir tat ve haz duyuyordu.” Diye yazar. … Kuşkusuz, Atatürk sadece edebiyata değil, (Cumhuriyet’i kurduktan sonra) güzel sanatların her türlüsüne önem vermiş, ulus ve toplum için bunların gerekliliğini her konuşmasında dile getirmiştir. En büyük özelliği de konuşmalarını sözde bırakmamış, kurduğu halkevlerini birer sanat ve kültür merkezi hâline getirmişti. Mehmet Yaşar BİLEN Sonra Yazı Vardı
12-Shakespaere dendiğinde İngiltere; Goethe ve Bach dendiğinde Almanya; Dante, Da Vinci ve Michelengelo dendiğinde İtalya; Puşkin, Dostoyevski ve Çaykovski dendiğinde Rusya; Sadi ve Hâfız dendiğinde İran; Cervantes ve Picasso dendiğinde İspanya; Chopin dendiğinde ise Polonya akla gelir. Bu durum milletlerin tanınmasında hangi etmenlerin ön plana çıktığını gösterir? Niçin? Sözlü olarak ifade ediniz.
ANLAMA YORUMLAMA
2-İlginizi çeken bir sanat dalı var mıdır? Bu sanat dalının ilginizi çekme sebebini sözlü olarak ifade ediniz.
4-Bir ressam sokağın başında durmuş, oranın resmini çiziyormuş. Mahalledeki çocuklar çizilen resme bakıp “Meğer bizim sokağımız ne güzelmiş!” demişler. Çocukların bu sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sözlü olarak ifade ediniz.
5-“Yüksek uygarlığın merdiveni sanattır.” Atatürk’ün bu sözüyle ilgili düşüncelerinizi defterinize yazınız.
ÖLÇME-DEĞERLENDİRME 1-Aşağıdaki cümlelerin karşılarına yargılar doğru ise (D), yanlış ise (Y) yazınız. Sanat eseri öncelikle doğruluk ve fayda değil güzellik amacı güder. (D) Sanat eseri bilimsel eserler gibi bilgilendirici ve nesnel olmalıdır. (Y)
2-Aşağıdaki cümlede boş bırakılan yere uygun kelimeyi yazınız. Resmin malzemesi fırça, boya, tuval; edebiyatın malzemesi ise DİLdir. 3-Aşağıdaki sanat dallarından hangisi edebiyatla ilişkilidir? A) Pandomim B) Bale C) Heykel D) Mimari E) Tiyatro Seçeneklerde verilen sanat dallarından tiyatro edebiyatla ilgilidir. Cevap E seçeneğidir. 4-Aşağıdakilerden hangisi edebî metin olabilir? A) Yemek tarifi metni B) Anne sevgisini konu alan bir metin C) Toricelli’nin basınç deneyini anlatan bir metin D) Trafik kazasını anlatan bir haber metni E) Karadeniz’in nüfus yapısını anlatan metin A,C,D E seçeneklerinde verilenler doğrudan bilgi vermeyi amaçlayan metinlerdir. Bu nedenle bunlar cevap olamazlar. B seçeneğinde ise anne sevgisini konu alan metinde duygu, düşünce, his gibi duygular işin içine girdiği için doğru cevap B seçeneğidir. 5-“İhtiyar uyanmış gibi: -Evet dostum, dedi, böyle bir yaratmaya varmak için insanın inanması, sanata inanması, eseri ile uzun zaman baş başa yaşaması gerekir. Bu gölgelerden bazıları da bana o kadar emeğe mal oldu ki!.. mesela şurada, yanakta, gözlerin altına hafif bir gölge var; bana tabiatta bakarsanız, sanatın ifade edemeyeceğini sanırsınız… Porbus, ihtiyarın omzuna vurdu, sonra Poussin’e dönüp; Poussin ağır, ciddi bir eda ile: -Ressam olmaktan çok bir şair, dedi. Porbus resme dokunarak: -İşte bizim sanatımız yeryüzünde, burada biter, dedi. -Sonra da gidip göklerde kaybolur. Porbus: -Ama bu bez parçası üzerinde ne hazlar var, dedi.” Bilinmeyen Şaheser adlı romandan alınmış olan yukarıdaki parçada sanatın hangi yönlerine vurgu yapılmıştır? Defterinize yazınız. Yukarıdaki parçada: Sanatçının eseriyle nasıl bütünleştiği, eser oluşturulurken büyük bir emek sarf edildiği, bir sanat eserinin üzerinde sanatçının bütün duygu ve zevklerini görmenin mümkün olduğu üzerinde durulmuştur. 6-“Sanatçı, toplumda uzun çalışmalardan, çabalardan sonra alnında ışığı ilk duyan insandır.” Atatürk’ün yukarıdaki özdeyişi ile ilgili düşüncelerinizi aşağıya yazınız. Sanatçı topluma yol gösteren insandır. Sanatçı aynı zaman da yaşadığı toplumun sorunlarını iyi bilen bu sorunlara ortaya koyduğu eserlerle çözüm arayan kişidir. Bu nedenle sanat eseri ve sanatçı topluma yol göstermeli, toplumun ihtiyaçlarını hissetmeli, duyarlı olmalıdır.
DERS PLANI BÖLÜM I:
BÖLÜM II:
BÖLÜM III
BÖLÜM IV
GÜZEL SANATLAR VE ATATÜRK Atatürk'e göre; "Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu ifade sözle olursa şiir, nağme ile olursa musiki, resim ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur." Millet hayatında sanatın değerini takdir eden Atatürk; "Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz." "Bir millet sanata ehemmiyet vermedikçe büyük bir felakete mahkumdur" diyerek sanatın önemini, millet hayatındaki rolünü açıklamıştır. Atatürk, millet hayatında sanatın yerini ve değerini belirtmekle beraber, onun korunmasını ve gelişmesini de sağlamıştır. Atatürk, her şeyden önce, sanatçılara sanatçı ruhuyla elini uzatmıştır: "Sanatkar, toplumda uzun uğraş ve çabalardan sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır." Güzel sanatlar alanında Cumhuriyet döneminin ilk 15 yılında devrim sayılabilecek çalışmalar yapılmıştır. "Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli kültürdür" diyen Atatürk, güzel sanatlar alanındaki çalışmaları bizzat yönlendirmiş, başarılı sanatçıları ödüllendirmiştir. Çok sesli Batı müziğinin ülkemizde yaygınlaştırılması temel ilke olarak benimsenirken, geleneksel Türk Müziği türlerinin derleme, araştırma ve geliştirilmesine önem verildi. 1924 yılı Eylülünde Ankara'da Musiki Muallim Mektebi (Müzik Öğretmen Okulu) açıldı. 1936 yılında Ankara Devlet Konservatuarı'nın açılmasıyla bu okul Gazi Eğitim Enstitüsü müzik bölümüne dönüştürüldü. Ankara Devlet Konservatuarı, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu müzik, tiyatro, opera, bale sanatçılarını yetiştirmeye başladı. "Türk Beşleri" olarak tanınan sanatçılar ilk sonat, senfoni, konçerto ve operalarını yazdılar. 1934 yılında ilk Türk operası olan Ahmet Adnan Saygun'un Öz Soy ve Taşbebek operaları, Ankara Halkevi'nde temsil edildi. Darülelhan'ın (İstanbul Belediye Konservatuarı) öğretim programı yeniden düzenlendi. Türk müziği derslerinin yanında Batı müziği derslerine de yer verildi. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın temeli olan İstanbul'daki Muzıka-i Hümayun Mart 1924'te Ankara'ya getirildi. Riyaset-i Cumhur Musiki Heyeti adını aldı. 1933'te bando bölümü orkestradan ayrıldı. Orkestranın şefliğini 1935 yılına kadar Zeki Üngör ve Ahmet Adnan Saygun yaptı. 1935'te Alman Ernst Praetorius şefliğe getirildi. Bu şefin yönetiminde orkestra büyük gelişme gösterdi. Cumhuriyet ilan edildiğinde İstanbul'da Dar üln Bedayi ve bazı özel tiyatrolar faaliyet halindeydi. Dar ül Bedayi, 1931'de İstanbul Belediyesi'ne bağlandı. 1934'te ise adı "İstanbul Şehir Tiyatroları" oldu. Tiyatro ve operetleriyle büyük ilgi çekiyordu. Tiyatro sanatının yurda yayılmasında Halkevlerinin büyük hizmetleri görüldü. Ankara Halkevi sahnesinde Akın (1932), Çoban (1932), Mavi Yıldırım (1932) oyunlarının ilk temsillerinde Atatürk de hazır bulundu. Ankara Devlet Konservatuarı Tatbikat Sahnesi'nde gerçek anlamda ilk oyunların temsilinden sonra Ankara'da Devlet Tiyatrolarının kuruluşuna giden yol açıldı. Atatürk dönemi Türkiye'sinde plastik sanatlarda da büyük gelişme gözlendi. 1924'ten itibaren Sanayi-i Nefise Mektebi Ali'si mezunları Avrupa'ya gönderildi. Cevat Dereli, Mahmut Cuda, Refik Epikman, Muhittin Sebati, Şeref Akdik ve Ali Karsan ilk gönderilen sanatçılardandı. Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi 1928'de Güzel Sanatlar Akademisi adını aldı. 1932-1933 öğretim yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü açıldı. Atatürk, anıt ve heykel yapımına önem vererek, Cumhuriyetin heykeltıraş kuşağının yetiştirilmesini destekledi. 1924 yılından itibaren resim ve heykel sergileri açılmaya başladı. Halkevleri Resim ve Heykel Sergileri (1936-1938), Ankara Halkevleri Birleşik Resim Heykel Sergileri (1937-1938) önemli sergilerdir. Atatürk tarafından 20 Eylül 1937'de açılan Resim ve Heykel Müzesi bu alandaki çalışmalara verilen önemin son halkasıdır. Sinema da Cumhuriyet döneminde büyük gelişme göstermiştir. Muhsin Ertuğrul tiyatroda olduğu gibi sinema sanatının gelişmesinde de görev almıştır. Sinema salonlarının sayısı artmış, uzun metrajlı ve konulu filmler çekilmiştir. İnsan ve Sanat En muhteşem sanat eserini bir hayvanın önüne bırakalım, hayvanın önündeki bir şaheser olsa bile, en küçük bir etki uyandırması mümkün olabilir mi? Şahane bir tablonun yer aldığı bir tuval ile mürekkebe düşmüş bir karıncanın üzerinde dolaşarak anlamsız zikzaklar çizdiği bir kâğıt; güve için aynı değeri taşırlar; ikisi için de aynıdır... İştahla yer ve bitirir... Demek ki, sanatın evveliyatında insan varlığı esas olduğu kadar; sonuçlanmış bir ürün olarak sanatla muhatap oluş sürecinde de yine düşünme, kavrama ve güzel duyuya sahip bir başlatıcı ve sonlandırıcı olarak insan durmaktadır. Ancak sanat eserinin oluşturucusu ve muhatabı kimliğini taşıyan insanın sanat eserine karşı tutumu nasıl olmalıdır? Sanat için hem bir başlatıcı hem de oluşma süreci sonucunda mütekâmil bir izleyici olarak insan için başlı başına bir sorundur bu... Genelde insanlar bir sanat eserine, ya bir meşguliyet vesilesi, ya izleyicinin dikkatini çekerek şaşırtan bir olgu, ya zaman anlamında bir süre uğraşılacak-uğraştıracak bir üst eylem ya da insani duyguların olgunlaşması için yol açacak bir girişim ve bu anlamda da sanatçının ve izleyicinin toplum ve çevre hakkındaki görüşlerini yansıtan koskoca bir olgular bütünü olarak bakmaktadırlar. İster Doğu’da isterse Batı’da olsun sanat eseri izleyiciler için olsa olsa salt bir görüntü ya da görüngü olarak sadece içsel bir duygulanım ve dalgalanma anlamı taşıdıklarından öncelikle birer görüntüsel oluşum olarak önemlidirler... İçinde çeşitli çöpvari kırıntılar bulunan suyla dolu bir havuzu düşünün; bu havuz bir şeyle karıştırıldığın da elbette ki, kısa bir sure sonra içindeki bu çöp yığınını ve diğer kırıntıları harekete geçirecek ve yüzeye çıkaracaktır. Oysa kısa bir süre sonra bu karışım durulduğunda tekrar yatışacak ve sanki de içindeki o çöpvari yığın hiç yokmuşçasına o durgun ve sade görünümüne yeniden kavuşacaktır.
İşte herhangi bir sanat eseri karşısındaki böylesi bir iç
tepki insanda da gerçekleşerek ilkel bir reaksiyonu ortaya
çıkarabilmektedir. Öyle ki; bir sanat eseri karşısındaki
beğeni sahibi insan-izleyicilerin yanı sıra o sanat eserini
ortaya çıkaran sanatçılarda da bu ilkel reaksiyonu hem bir
ilk ve doğal tepki hem de bir anlamda; bile isteye seçilmiş
ve üzerinde yoğunlaşılarak oraya vurgu yapılmış-hedef
edinilmiş bir başka boyutta gözleyebilmemiz mümkün
olmaktadır. Bu şekildeki bir Sanat algısının insana dair üstün ve aşkın yetenekleri ortaya çıkararak daha derin bir alan açması bir yana, bir diğer insan özelliği olan fıtratın alanındaki güzelliği ve yüce gerçekleri gözlemlemeye yönelik aşk ve iştiyakı ifade etmesi yönünden de tamamen insani bir işlevle yüklendiği görülecektir.
Bütün bu açıklamalar nezdinde insanlık
tarihinin pek çok devresinde sanata bakış açılarının
ortaya çıkardığı çeşitli meşrep ve üslup farklılıklarının
izleğinde sanatın değişen birçok türünün benimsendiği,
mesela sanatın sanat için ya da toplum için olması gerektiği
biçiminde farklılaşan fikirlerin revaç bulduğu akım ve
dönemlerin ortaya çıktığı görülmüştür. Ama bütün bu
gelişmelere şu gerçek ışığında bakılınca; sanatın en yüce
insani yeteneklerin ifadesi olması ile bile böylesi bir
yaklaşımla şu yada bu şekilde insanlığa dair bu geniş alan
içerisinde ve insanın komplike yapısının da bir mecburiyeti
olarak bazen de insanlık dışı çirkin heves ve arzuları açığa
vuran bir araç olarak kullanıldığı da görülmüştür. Bu nokta
da denilebilir ki; İnsanın yücelmeye olan özleminin ve yüce
insani yeteneklerin ifadesi olan sanatın böylesine hayvani
hevesler uğruna kullanılması her şeyden önce sanata karşı
yapılan bir haksızlık olacaktır. Bu da herhangi bir ağrı için karılmış bir ilacın ancak hem o karışımı hem de tedavi etmek üzere hazırlandığı rahatsızlığın odağındaki insanı bilenlerin denetiminde çeşitli tahlil ve kontrollerden geçtikten sonra üretilip satılmasına müsaade edilmesine benzer biçimde bir sanatsal algı alanı açar ki, işte sanatın da insanında tartışılması ancak bu alandan devşirilen ölçütlerle mümkün olacaktır…
Aksi halde kutsala dair ve kutsalın aleyhine bir kısıtlamaya
girişilerek bir yeni kutsal dizayn etmek ve elde edilen bu
seküler/kutsal dizaynın ölçütleriyle insan özgürleşmesinin
bir gereği olarak ‘ham’ bir özgürlük elde etmeye çalışmak ve
bu eylemin haklılığını savunan bütün girişimlerin insanı
ilgilendiren konular olarak kabul edilmesine rağmen kutsalın
hakkını savunma yolunda daha ne kadar arsızlaşacak ve
arsızlaştıracaksınız demek isteyenlere de kendi üretimleri
olan bir insan-sanat ve ruh ketleşmesiyle karşı durmak ne
kadar sanatkar olması bir yana ne kadar insani olacaktır. Bu çalışmayı dosya halinde indir
_____________________________Bağlantılar______________________________ eğitim eğitim kadın Sağlık Kadın yemek tarifleri yemek tarifleri sağlık yemek tarifleri kadın dekorasyon hamilelik kadın mobilya
|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||