EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 25, 2012, 06:22:47 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: 1 2 [3]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kırım Özerk Cumhuriyeti  (Okunma Sayısı 4521 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #30 : Ağustos 02, 2010, 08:59:01 ÖS »

Kırım Tatar Millî Hareketi aktivistleri anti-Sovyet ajitasyon ve propaganda suçlamasıyla ilk olarak 1961 yılında mahkeme karşısına çıkarıldılar. Millî hareket mensuplarının Batı'nın iyice dikkatini çekmeye başlamaları üzerine, Sovyet idarecileri onları giderek artan sıklıkta yalan ve uydurma suçlamalarla muhakeme etmeye başladılar. Sovyetler Birliği'ne bağlı cumhuriyetlerin ceza kanunlarına Temmuz 1966'da yeni maddelerin ilâvesiyle, millî hareket mensuplarına karşı açılan davaların sayısı daha da arttı. 'Sovyet düzenine iftira' edilmesi hakkındaki yeni madde, Kırım Tatarlarının devletin milliyetler siyasetini tenkit eden her türlü belgesi dolayısıyla mahkûmiyetlerini kolaylaştırırken, 'kitle düzenini bozucu hareketlere iştirak' hakkındaki yeni madde de Kırım Tatarlarının hiç bir zaman izin alınmaksızın düzenledikleri gösteri ve mitingleri kapsamı içine almaktaydı. Elbette ki, önde gelen aktivistlerinin tevkif edilmeleri Kırım Tatar Millî Hareketi'ne ciddî zarar verdi ve faaliyetlerinde belirli bir azalmaya yol açtı. Bununla birlikte, kısa bir süre içinde hareket yeni bir kuvvet alacaktı.

Kırım Tatar Millî Hareketi Moskova'daki insan hakları savunucusu çevrelerle sıkı bir bağ kurdu. Kırım Tatar Millî Hareketi'ne büyük sempati besleyen bu çevreler ona çok yönden destek vermeye çalışıyor ve hareketin aktivistlerinin tutuklanmalarını açıkça protesto ediyorlardı. Moskova'da bulunan Kırım Tatarları bunların evlerinden çok istifade ediyorlardı. 1970'li ve 1980'li yıllarda Sovyet mahkemeleri tarafından mahkûm edilen pek çok rejim muhalifinin davasında hazırlamak ve dağıtmakla suçlandıkları Kırım Tatar meselesine ilişkin çok sayıda belge de yer almıştır.

Moskova'da yaşayan ve sonradan dünyaca tanınacak olan insan hakları savunucusu General Petro Hrihorenko'nun oynadığı rolden burada özel olarak söz etmemiz gerekmektedir. Kırım Tatar probleminden, zulme maruz bırakılmış halkların hukukunun müdafaasına dair pek çok mektup ve müracatnâmeyi kaleme almış olan yazar arkadaşı Aleksey Kosterin vasıtasıyla haberdar olan General Hrihorenko, hayatının sonuna kadar halkımızın dostu ve destekçisi olmuştur. Bu uğurda Sovyet rejiminin en korkunç cezalarından birine maruz bırakılmış ve İçişleri Bakanlığı'nın özel akıl hastahanelerinde beş yıl hapsedilmiştir. Serbest bırakılmasının ardından Sovyetler Birliği'nden sınır dışı edildi ve Amerika Birleşik Devletleri'ne yerleşti. Hayatının son günlerine kadar, şahsen ve başında bulunduğu Ukrayna Helsinki Grubu vasıtasıyla ABD Başkanı'na ve milletlerarası teşkilatlara Sovyetler Birliği'ndeki Kırım Tatar siyâsî mahkûmlarının serbest bırakılması için çağrılarda bulunmayı sürdürdü. Hal böyleyken, 1991'de Kırım'a geri dönen Kırım Tatarları tarafından kurulan ilk yerleşim yerindeki ilk sokaklardan birine Pyotr Grigorenko (Petro Hrihorenko) adının verilmesi şaşırtıcı değildir.

Diğer taraftan, Kırım Tatar Millî Hareketi de Sovyetler Birliği'ndeki diğer millî ve demokratik hareketlere ve genel demokratik sürece kendi ciddî desteğini vermeye başladı. Kırım Tatar Millî Hareketi'nin bu çizgisi hareketin aktivistlerinden birinin 1980'lerin başlarında Taşkent'deki muhakemesindeki son sözlerinde şöyle formüle edilmişti: 'Başkalarının ihlâl edilen haklarına kayıtsız kalarak kendi hakların için ortaya çıkmak mümkün değildir.' Kırım Tatar Millî Hareketi aktivistlerinin imzaları sadece kendi halklarının hukukunu savunan müracaatnâme ve bildirilerin altında değil, diğer insan hakları müdafîlerinin tevkiflerine, Sovyet ordusunun Çekoslovakya'ya ve Afganistan'a tecavüzüne ve her türlü millî ve dinî baskı ve zulme karşı çıkan protesto belgesinin altında yer almaktaydı. Kırım Tatarları 1969'da Sovyetler Birliği'nde ilk defa teşkil edilen insan hakları teşebbüs grubunun da kurucuları arasında yer almışlardır. Kırım Tatar Millî Hareketi'nin bu kararlı çizgisi ona gerek Sovyetler Birliği dâhilinde, gerekse dış ülkelerde büyük itibar kazandırmıştır.

Taşkent'de düzenlenen ve binlerce kişinin katıldığı halk gösterilerini müteakip 5 Eylül 1967'de S.S.C.B. Yüksek Sovyeti Prezidiumu 'Kırım'da Yaşamış Tatar Milliyetinden Yurttaşlar Hakkında' bir Kararnâme yayınladı. Bu kararnâmede, 'evvelce Kırım'da yaşamış Tatarlar'ın sürgün edildikleri yerlerde ne kadar geniş haklara sahip oldukları hususundaki klasik demagojinin yanısıra, Kırım Tatarlarının bundan böyle Sovyetler Birliği'nin her yerinde yaşama hakları olduğu kaydediliyordu. Bu Kararnâme'nin neşriyle birlikte, yüzlerce Kırım Tatar ailesi Kırım'a hareket etti. Ne var ki, Kırım'daki mahallî idareciler söz konusu Kararnâme'nin münhasıran 'emperyalist propaganda'yı etkisiz kılmak maksadıyla neşredildiği ve Kırım Tatarları için Sovyetler Birliği'nin her tarafında yaşayabilmeleri hususunun hiç bir şekilde Kırım'a yerleşmeleri mânâsına gelmediği hususunda merkezden 'izahat' almışlardı. Böylece, Kırım'a dönen Kırım Tatarlarını geri göndermek üzere derhal tedbirler almaya giriştiler. Kırım Tatarları Kırım'da ev satın aldıklarında, oturma izni ve iş temini gibi hususlarda bunları noterde tasdik ettiremiyor, sonra da oturma izinleri olmadığı için defalarca ceza ödüyorlar ve nihayet pasaport düzenini ihlâl ettikleri için hüküm giydirilerek cebren Kırım dışına çıkarılıyorlardı. Bütün bunlar mahallî yetkililerin Kırım Tatarlarına reva gördükleri standart muameleydi.

Yalnızca 1968 yılı içinde Kırım'a dönen ancak cebren dışarı atılan veya ağır baskılar karşısında barınmalarına imkân verilmeyen Kırım Tatarlarından sayısının on binden fazla olduğu hesaplanmaktadır. Bununla birlikte, vatanlarında kendilerini ne gibi kanunsuzlukların beklediğini çok iyi bilseler de Kırım Tatarları yine Kırım'a dönmeye devam ettiler. Bazı aileler defalarca Kırım'dan dışarı atılmalarına rağmen tekrar geri geldiler ve vatanlarında yaşama hakkı için mücadelelerini sürdürdüler.

Bazen bu Kırım dışına atılmaların trajik neticeleri olmaktaydı. Kırım'dan ailesi ile birlikte fevkalâde gaddarâne bir muameleyle dışarı sürülen 35 yaşındaki Fevzi Seydaliyev'in hikâyesi buna bir örnektir, Seydaliyev Kırım'dan dışarı çıkarıldıktan sonra Moskova'ya giderek Kızıl Meydan'da protesto gösterisi yapmaya kalkıştı. Derhal tutuklandı ve kapatıldığı Dnepropetrovsk şehri hapishanesinde 19 Ekim 1968'de öldürüldü.

46 yaşındaki üç çocuk babası Musa Mamut Kırım'ın Beşterek (Donskoe) köyünde 23 Temmuz 1978'de tekrar Kırım'dan dışarı çıkarmak üzere evine gelen mahallî Sovyet idarecilerinin önünde protesto maksadıyla üzerine benzin dökerek kendini yaktı.

Kırım'dan dışarı çıkarılma esnasında vücutlarına ağır darbeler alan bir çok çocuk da sonradan hayatlarını kaybetti yahut ömür boyu sakat kaldı.

Burada kaydetmek gerekir ki, bu zulümlerin sorumlusu olan yetkililerin hiç birisi bundan dolayı cezalandırılmamıştır. Eğer yaş haddinden emekli olmamışlar ise, bu gibiler bugün de Kırım'daki mahallî idarelerde sorumlu mevkilerde bulunmaktadırlar.

1967-1987 arasındaki yirmi yıllık süre içinde Kırım mahkemelerinde dâhilî pasaport düzeni kaidelerini ihlâl ettikleri ithamıyla mahkûm edilen Kırım Tatarlarının sayısı 300'ü geçmekteydi. Aynı şekilde, yetkililerin suiistimallerine dair kamuoyuna hitâben yazılan müracaatnâmeleri hazırlayan yahut bunları imzalayanlar da Sovyet sistemi ve devletin milliyetler siyaseti hakkında iftira atmak suçuyla hapse atıldılar.

1960'larda ve 1980'lerde Kırım'a dönen ancak tekrar tekrar Kırım dışına çıkarılan Kırım Tatar ailelerinin çoğu yaşadıkları sürgün yerlerine geri dönmek yerine, Ukrayna'nın Herson ve Zaporog oblastlarıyla (vilâyetleriyle) Rusya Federasyonu'nun Krasnodar eyaleti gibi Kırım'a mümkün mertebe yakın olan yerlere yerleştiler. Onlar buralarda millî hareketin teşebbüs gruplarını teşkil ettiler. Vatanlarında en şiddetli kanundışı zulümleri yaşamış olan bu insanlardan müteşekkil olan teşebbüs grupları kısa süre içinde en aktif ve dinamik gruplar haline geldiler.

Sovyet yetkililerinin Kırım Tatar Millî Hareketi'ne karşı politikası yalnızca baskı ve zulümlerden ibaret değildi. Sovyet organları, 1970'li yılların başlarından itibaren Kırım Tatar Millî Hareketi'nin bölünmesi ve içinde kukla olarak kullanılabilecek akım ve hizipler oluşturulması için teşebbüslere giriştiler. Bu akım ve hizipler de halkın vatanına dönmesi ve Kırım'da muhtariyetin ihya edilmesi arzusunda olduklarını söylemekle birlikte, onların asıl meşguliyeti Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi'ne, resmî Sovyet organlarına ve muhtelif süreli yayınların idarehanelerine Kırım Tatar Millî Hareketi'nin aktivistlerini anti-Sovyetizmle, 'Batılı emperyalistler'le ve Sovyet muhalifleriyle bağ tutmakla suçlayan bildiriler yollamak oluyordu. Bu hiziplerin ifadesine göre, suçladıkları aktivistler Kırım Tatarlarını 'Sovyet halkı' ve Sovyet hükûmeti nezdinde küçük düşürdükleri için Kırım Tatarlarının Kırım'a dönmesine ve bütün hukukunun iadesine engel olmaktaydılar.

Sovyetler Birliği'ndeki millî ve insan hakları hareketleriyle 'ilgilenmekle' görevli bölümde çalışmış olan sâbık KGB Yarbayı Aleksandr Kiçihin, Ekim 1993'de Azatlık Radyosu'na (Radio Liberty) verdiği mülâkatta KGB'nin Kırım Tatar Millî Hareketi'nin asıl çizgisine alternatif olacak üç ayrı akım oluşturduğunu tasdik etmiştir.

Bundan başka, Özbekistan Komünist Partisi Merkez Komitesi İdeoloji Bölümü KGB'nin ilgili dairesiyle birlikte, sistematik surette gerek bütün Kırım Tatar Millî Hareketi, gerekse münferit aktivistler hakkında kaba uydurma ve iftiralarla dolu daktiloyla yazılmış bildirileri hazırlamakta ve (çoğunlukla posta yoluyla) dağıtmaktaydı. Bu bildirilerin altında imza olarak, isim vermeksizin, 'Kırım Tatar İntelligentsiyası Mensupları', 'Kırım Tatar Komünistleri', 'Parti, savaş ve Emek Veteranları', ve saire gibi ibareler yer almaktaydı. Bâzen de, bu bildirilerin altında Kırım Tatar milliyetinden ve prestijli vazifelerde bulunan gerçek kişilerin imzalarının yer aldığı da olurdu. Daha sonraları bu imzaların çoğunun Sovyet organları tarafından baskı ile toplandıkları ortaya çıktı.

1980'li yılların sonlarında Sovyetler Birliği'nde başlayan demokratikleşme sürecinin Kırım Tatar Millî Hareketi'nin daha da faal hale gelmesine ve gücünü konsolide etmesine yardımcı olduğu bir gerçektir. 11-12 Nisan 1987'de Taşkent'de Kırım Tatar Millî Hareketi teşebbüs gruplarının bütün Sovyetler Birliği çapındaki ilk toplantısı yapıldı. Bu toplantıda bütün Kırım Tatar milleti adından Mihail Gorbaçov'a hitaben bir müracaatnâme kabul edildi. Söz konusu müracaatnâmede, Kırım Tatarlarının temel talepleri ortaya konmakta ve millet adına müzakerelere katılması istenen 16 temsilcinin isimleri gösterilmekteydi.

Ancak, altına kısa sürede 40.000 kişinin imza attığı bu müracaatnâmeye hiç bir cevap verilmedi. Bunun üzerine, 13-14 Haziran 1987'de düzenlenen müteakip bütün Sovyetler Birliği çapındaki teşebbüs grupları toplantısında Moskova'ya mümkün olan âzamî sayıda temsilci gönderilerek bunların orada Kırım Tatar meselesine Sovyetler Birliği yönetiminin ve kamuoyunun dikkatini çekmek üzere barışçı eylemlere girişmesi kararı alındı. Bu bütün Sovyetler Birliği çapındaki teşebbüs grupları toplantısında, Kırım Tatar Millî Hareketi'nin en yüksek organı olmak üzere 16 kişiden müteşekkil Merkezî Teşebbüs Grubu meydana getirildi. Moskova'ya giden Kırım Tatarları kendilerine karşı şiddet kullanılacağı tehdidine rağmen, 6 ve 23 Temmuz 1987 günleri Sovyet tarihinde ilk olmak üzere Kızıl Meydan'da açık gösteri düzenlediler. Dünya basın, radyo ve televizyonları bu gösteriler ve bunların milis ve özel kuvvetler tarafından zor kullanılarak dağıtılması hakkındaki haberleri dünyaya duyurdular.

Sovyet yönetimi bu olaylara resmî ajansı olan TASS'ın 24 Temmuz 1987 tarihli bir bildirisiyle cevap verdi. Bu bildiride yine Kırım Tatar halkı hakkında kaba uydurma ve hakaretler yer alıyor ve Kırım Tatarlarının problemleriyle ilgilenmek üzere SSCB Yüksek Sovyeti Başkanı Andrey Gromıko başkanlığında bir devlet komitesinin kurulduğu duyuruluyordu.

TASS bildirisi Kırım Tatarları arasında muazzam bir infialin doğmasına ve Kırım Tatar Millî Hareketi'nin görülmemiş ölçüde bir tırmanışa geçmesine yol açtı. Kırım Tatarlarının yaşadıkları her yerde miting ve gösteri dalgaları birbirini takip etti.

11 ay içinde Gromıko'nun başkanlığındaki devlet komisyonu tesbit ve kararlarını yayınladı. Bunların esas mahiyeti, II. Dünya Savaşı sonrasındaki demografik değişimler dolayısıyla hâlen Kırım'ın nüfusunun ezici çoğunluğu Ruslar ve Ukrainlerden oluştuğundan Kırım Tatarlarının Kırım'a dönmelerinin ve Kırım muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin yeniden kurulmasının mümkün olmadığı yönündeydi.

...
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #31 : Ağustos 02, 2010, 08:59:25 ÖS »

Bunun üzerine, yeniden Kırım Tatar miting ve gösterileri yapılmaya başlandı. Taşkent, Moskova ve Taman'da yapılan gösteriler milis tarafından şiddet kullanılarak dağıtıldı. Hükûmet organlarının gaddarlığına cevap ve Gromıko komisyonunun kararlarını protesto mahiyetinde olmak üzere ilk defa bütün Kırım Tatarlarını kapsayacak şekilde genel grev düzenlendi. Genel grev neticesinde 1500 Kırım Tatarı işlerinden atıldı.

Artık Kırım Tatarlarının ezici çoğunluğu vatanlarına dönmek için hükûmetten medet ummanın mümkün olmadığını çok iyi anladı. Böylece, sürgün yerlerindeki Sovyet idarecileri tarafından karşılarına çıkan pek çok engelleri aşmayı başaran yüzlerce aile Kırım'a hareket etti. Onları Kırım'da mahallî idarecilerin gelenekleşmiş mukavemeti bekliyordu. İşin gerçeği, Kırım'daki Sovyet idarecileri artık eskisi gibi Kırım'da Kırım Tatarlarına yer olmadığını açıkça ilân edemiyorlar (gerçi bazılarından bunu söyleyenler çıkmadı değil), onları cebren Kırım dışına süremiyorlar ve dâhilî pasaport düzenini ihlâl suçuyla hapse atamıyorlardı. Sadece Sovyetler Birliği'ndeki gelişmekte olan açıklık ve demokrasi cereyanları değil, Kırım Tatar Millî Hareketi'nin ulaştığı güç de bu gibi davranışlara izin vermiyordu. Mahallî Sovyet idarecileri artık daha ziyade, bürokratik tedbirlere, Kırım Tatarlarına ev satmamaları için Rus dilli ahali arasında 'çalışmalara', milliyetler arasında gerginlik yaratmak gibi faaliyetlere başvurmaktaydı.

Oturma izni almak yahut satın aldıkları evleri noterde tasdik ettirebilmek için Kırım Tatarları yine mitingler, gösteriler, piketler ve açlık grevleri yapmak zorunda kalıyorlardı. Meselâ, Bahçesaray rayonunu (ilçesini) öz halkından 'temiz' tutmak gayreti içine düşen mahallî Sovyet idarecilerine karşı, yaklaşık yüz Kırım Tatarı 17-21 Mayıs 1988 tarihlerinde Bahçesaray Rayon İcra Komitesi binası yanında dört gün kesintisiz gösteri yapmaya mecbur oldu. Ancak bundan sonra ilk bir kaç Kırım Tatar ailesi oturma iznine kavuşabildi. Kırım Tatarları Kırım'ın her yerinde böyle veya başka şekillerdeki protesto ve mücadelelerde bulunmaya mecbur bırakıldılar. Neticede, Kırım'daki Kırım Tatarlarının nüfusu bir yıl içinde iki katına çıktı ki, 1989 Nisan ayında bu rakam yaklaşık 40.000 olmuştu.

Böylelikle, Kırım Tatar Millî Hareketi'nin ve mücadelenin ağırlık merkezi tedrîcen Özbekistan'dan anavatana yani Kırım'a kaydı. Bütün engellemelere rağmen halk Kırım'a dönmeye devam ediyordu. Kırım Tatar Millî Hareketi iştirakçilerinin son büyük toplantısı olan Kırım Tatar Millî Hareketi teşebbüs gruplarının bütün Sovyetler Birliği çapındaki beşinci toplantısı 29 Nisan-2 Mayıs 1989 tarihleri arasında Taşkent oblastının (vilâyetinin) Yañıyul kasabasında yapıldı. Toplantıya katılanların oylarını ezici çoğunluğu ile mevcut teşebbüs grupları esasında Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilatı adında belirli sayıda üyesi, nizamnâmesi ve açık bir programı olan sosyal-siyâsî bir teşkilat kurulması kararı kabul edildi. Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilatı'nın Merkez Şûrâsı ve Başkanı bir yıllık görev süresi için gizli oyla seçildi. Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilatı Merkez Şûrâsı'nın bundan sonraki bütün büyük forum, toplantı ve kongreleri Kırım'da yapılacaktı. Kırım Tatarları birbiri ardından Kırım'a dönerlerken Teşkilat'ın Merkez Şûrâsı üyelerinin çoğunluğu da artık Kırım'a dönmüş bulunuyordu. Zâten, vatana dönen Kırım Tatarlarının her geçen gün artan sayısı ve mahallî idarecilerin onlara karşı giderek sertleşen tavrı Kırım'da çok daha teşkilatlı ve maksatları iyi belirlenmiş bir hareket yürütmeyi zarûrî kılmaktaydı.

Kısa süre içinde, Kırım'da Kırım Tatarlarının bulunduğu her yerleşim yerinde Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilatı'nın şubeleri teşkil edildi. Bu şubelerin temsilcileri iki haftada bir yahut şartlar icap ettirirse daha sık olarak toplanarak bütün yerleşim yerlerinden gelen bilgileri değerlendirmekte ve gereken kararları almaktaydılar. Bu suretle durumu kontrol altında tutmak, vatandaşların haklarını korumak, mahallî Sovyet idarecilerinin provokasyonlarını boşa çıkartmak ve aynı zamanda bazı yerlerde meydana gelme tehlikesi gösteren etnik çatışmaların önüne geçmek mümkün olmaktaydı.

Bununla birlikte, Kırım Tatarlarının kitlevî dönüşüne bağlı olarak Kırım'daki mesken fiyatlarının fâhiş bir şekilde yükselmekte ve aynı sebepten sürgün yerlerini terk eden Kırımlıların satmak istedikleri evlerin fiyatları da düşmekteydi. Böyle olunca, Kırım Tatarlarının ev satın almak yoluyla Kırım'a dönmeleri çok zorlaştı. O zaman da, Kırım'a geri dönen Kırım Tatarlarına üzerinde kendi imkânlarıyla ev kurabilecekleri arazi payları tahsis edilmesi meselesi gündeme geldi. Kırım Tatarlarının mahallî idarecilere bu yöndeki bütün müracaatlarına boş arazi olmadığı cevabı verilirken, aynı zamanda Rus ahaliye bahçecilik yapmaları, ev ve daça (yazlık ev) kurmaları için hızla toprak dağıtımına başlandı. O kadar ki, bazen Rus ahaliye arazi dağıtımı işyerlerinden (meselâ, Akmescit şehrindeki 'Foton' ve 'Fiolent' fabrikalarından) yapılıyor, onlara bu toprakları alarak kullanmalarının bir 'yurtseverlik borcu' olduğu, aksi takdirde söz konusu arazilerin dönekte olan Kırım Tatarlarının eline geçeceği ve böylelikle Kırım'ın 'Tatarların' olacağı belirtiliyordu. Bahçesaray rayonunda (ilçesinde) kolhoz ve köy Sovyetleri reisleriyle Komünist Partisi idarecilerinin köyleri dolaşarak orada yaşayan Ruslar arasında mevcut boş arazileri bir an evvel işlemeleri ve oralara yazlıklar kurmaları için ajitasyon yaptıkları belgelenmiştir. Bu ajitasyonlarda köylülere bu toprakları sadece kendileri için almakla kalmamaları, derhal Kırım dışındaki akraba ve arkadaşlarına haber vererek onları da çağırmaları istenmekte, onlara inşaat ve iskân için her türlü yardım vaad edilmekteydi. Yine aynı tehdit tekrarlanmaktaydı: Aksi takdirde Kırım 'Tatarların eline geçecek'ti. Böylelikle, oldukça kısa bir süre içinde 150 binden fazla arazi parseli temin edildi. Sonraları gazetelerde şu yahut bu şahsın tarla yahut yazlık arazi parselini döviz karşılığında satmak yahut otomobil, video, vs. ile değiştirmek istediği hakkında ilânlar yer almaya başlayacaktı.

Kolhozlar, sovhozlar ve rayon idareleri Rusya'dan çeşitli kuruluş ve firmalarla onlarca anlaşma imzalayarak, onlara inşaat malzemeleri, yakıt ve başka mallar karşılığında Kırım'da mesken ve diğer binaların inşaatı için arazi tahsis ettiler. Bu gelişmeler karşısında, Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilatı Merkez Şûrâsı 9-10 Haziran 1989 tarihli toplantısında Kırım'da kendisine ev inşa etmek üzere kendi iradesiyle arazi parseli işgal eden Kırım Tatarlarına 'her türlü yardım ve desteği gösterme' kararını aldı.

Kırım Tatarları tarafından boş arazilerin bu şekilde ilk işgali vakası Ağustos 1989'da Bahçesaray rayonunda gerçekleşmiş ve bilâhare bütün Kırım'a yayılmıştır. Sovyet makamlarının buna cevabı Kırım Tatarlarının buralarda kurduğu çadırlara baskınlar düzenleyerek onları dağıtmak, cezâî takibâta geçmek ve tevkifler yapmak şeklinde oldu. Bazı hallerde, Kırım Tatarlarının kurduğu derme çatma evlere baskınlar düzenleyen mahallî idareciler bu baskınlara çevre köylerdeki Rus ahaliyi de celbetmeye girişerek (ne yazık ki, bunda başarısız oldukları söylenemez) geniş çaplı bir etnik çatışma tehlikesini doğurmaktan da çekinmediler. Mahallî gazeteler 'Tatar ekstremistler'e ve Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilatı'na karşı linç duygusunu körükleyen yazılarla doluydu. Sovyet organlarının Kırım Tatarları arasından yetiştiregeldiği bazı 'akım' ve grupların mensupları ile Kırım mahallî idaresinden beslenen Kırım Tatar milliyetinden bazı şahıslardan da bu propagandalarda uysallıkla vazife alanlar oldu. Sonraları mahallî Kırım Sovyet idaresi bünyesinde teşkil edilen 'Sürgün Edilmiş Halkların Meseleleriyle İlgili Komite'ye de bu şahıslar dahil edileceklerdi. Söz konusu Komite, Ukrayna tarafından Kırım Tatarlarının ve Kırım'dan sürgün edilmiş diğer etnik grupların geri dönüş programı çerçevesinde tahsis edilen kaynakların dağıtımı, daha doğrusu israf ve talan edilmesi işiyle meşgul olacaktı.

Bütün bunlara rağmen, Kırım Tatarlarının sarsılmaz azmi sayesinde işgal ettikleri toprakların büyük kısmı ellerinden geri alınamadı. Bu durumda mahallî yetkililer belirli bir müddet içinde bu fiilî durumu 'kanunîleştirmeye' mecbur kaldılar. Sonraları zâten geri almaları mümkün olmayan bu parsellere işaret ederek Kırım Tatarlarına ne kadar çok arazi 'tahsis etmiş' oldukları hakkında beyanlarda bulunacaklardı. Böylelikle, iki-üç yıl içinde on binlerce Kırım Tatar ailesi vatana dönmeye ve hiç değilse boş parseller üzerinde ikâmet ruhsatı almaya muvaffak oldu.

Sovyetler İmparatorluğu'nun çöküşünün açık işaretlerinin ortaya çıkması ve Sovyet Birlik cumhuriyetlerinin bağımsız devletlere dönüşmesi gibi gelişmeler Kırım'daki Rus şoven çevrelerini ve en başta da Komünist Partisi Kırım Oblast Komitesi'ni ciddî surette telaşlandırdı. Bu çevreler, Çarlık ve Bolşevik rejimlerinin Kırım'a dair bütün diğer kararları tamamıyla kanunî ve âdilmişçesine, Sovyetler Birliği Yüksek Sovyeti Prezidyumu'nun 19 Şubat 1954 tarihli Kırım'ın Rusya Federasyonu terkibinden çıkartılarak Ukrayna'ya bağlanması hakkındaki Kararnâmesi'nin 'kanundışı' olduğuna dair yaygara koparmaya başladılar. Evvelce, Komünist Partisi Kırım Oblast Komitesi, Kırım Tatarları sürgünden sonra lağv edilmiş olan Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin yeniden kurulmasını talep ettiklerinde bunu âdetâ ağır bir suç olarak görürdü. Halbuki, aynı komite şimdi Moskova'nın da desteğiyle, 'Kırım halkının kendi kaderini tayin hakkı'ndan söz etmeye ve bir tür 'Birlik Antlaşması'yla SSCB bünyesinde yer alması öngörülen Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin ihyası için referandum yapılmasına dair kampanya başlattı. Elbette ki burada söz konusu olan Kırım'ın yerli halkı olan ve o sırada büyük kısmı sürgün yerlerinde yaşamakta bulunan Kırım Tatarlarının değil, sürgünden sonra çoğu Rusya'dan Kırım'a yerleştirilmiş olan ve hâlen Kırım nüfusunun kâhir ekseriyetini teşkil eden göçmenlerin kendi kaderini tayin hakkıydı. Diğer bir ifadeyle, gerçekleştirilmek istenen, Kırım Tatar halkının tarihî vatanı üzerinde geniş yetkilere sahip mahiyet itibarıyla bir Rus muhtariyeti kurmaktı. Bu muhtariyetin de şartlar müsait olduğu takdirde sürgün sonrası göçmenlerin büyük çoğunluğunun vatanına yani Rusya'ya bağlanması yahut bir müddet kendi başına buyruk bir cumhuriyet olarak kalması öngörülmekteydi.

Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilatı Kırım Tatar halkının kanunî hak ve menfaatlerinin utanmazca ihlâli olarak telâkkî ettiği bu maceraya şiddetle karşı çıktı. Teşkilat vatandaşlarını 20 Ocak 1991'de yapılacak olan ve neticesi baştan belli olan 'referandum'u boykot etmeye çağırdı.

Kırım Tatar halkının kanunî haklarını korumak için olmasa bile, hiç değilse kendi hükümranlığını ve toprak bütünlüğünü muhafaza gayesiyle Ukrayna hükûmetinin bu 'referandum' a karşı bir takım tedbirler alacağı yönünde bazı ümitler vardı. Kaldı ki, böyle bir 'referandum'un yapılması Ukrayna'nın şu yahut bu bölgesinin statüsüne dair meselelerin bölge çapında değil, ancak bütün Ukrayna çapında referandumların neticesi esas alınarak belirlenmesini öngören Ukrayna kanunlarına da aykırıydı.

Ne var ki, Ukrayna parlamentosundaki komünist çoğunluk 12 Şubat 1991 tarihli kararıyla Kırım referandumunun neticelerini tasdik ve teritoryal esaslı Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin teşkilini kabul etti. Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilatı temsilcileri Ukrayna parlamentosu toplantı salonuna alınmalarına ve demokratik görüşlü milletvekillerinin ısrarlı taleplerine rağmen kendi vatanlarının statüsü meselesi hakkında karar verilecek olmasına bakılmaksızın söz hakkı alamadılar. Bu arada, Komünist Partisi Kırım Oblast Komitesi idaresi Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilatı'nın bütün Kırım Tatar halkını temsil etmediği ve Kırım Tatarları arasında muhtelif siyâsî eğilimlerde çeşitli akımlar olduğu yolunda iddialar ortaya atmakla meşguldü.

26 Haziran 1991 tarihinde Akmescit'de Kırım Tatar Millî Kurultayı toplandı. Kurultay'a iştirak eden Kırım Tatar halkının temsilcileri Sovyetler Birliği'nde Kırım Tatarlarının yaşadığı bütün yerleşim yerlerinde yapılan seçimlerle belirlenmişti.

Kırım Tatar Millî Kurultayı Kırım Tatar halkının iradesi hilâfına Kırım'da teşkil edilen muhtar cumhuriyetin meşru olmadığını ilân ederek, 'Kırım Tatar Halkının Millî Egemenlik Beyannâmesi'ni kabul etti. Ayrıca, Kurultay'da gizli oyla yapılan seçimle Kırım Tatar halkının en yüksek temsil organı olmak üzere Kırım Tatar Millî Meclisi teşkil edildi.

Böylece, Kırım Tatar Millî Meclisi derhal Kırım'ın her yerinde mahallî millî idare organları olarak köy, kasaba ve bölge meclislerinin kurulmasına girişti. Kırım Tatarlarının Kırım'ın dışında geçici olarak yaşadıkları yerlerde ise vatana dönüşe yardım komiteleri kuruldu.
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #32 : Ağustos 09, 2010, 08:58:42 ÖS »

<a href="http://www.dailymotion.com/swf/video/x5thwu?additionalInfos=0" target="_blank">http://www.dailymotion.com/swf/video/x5thwu?additionalInfos=0</a>


Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #33 : Ekim 03, 2011, 01:06:19 ÖS »

<a href="http://www.youtube.com/v/GOB6ujlbf8g" target="_blank">http://www.youtube.com/v/GOB6ujlbf8g</a>

<a href="http://www.youtube.com/v/2J1HcnurWDQ" target="_blank">http://www.youtube.com/v/2J1HcnurWDQ</a>

<a href="http://www.youtube.com/v/W7ZWBiIHI1U" target="_blank">http://www.youtube.com/v/W7ZWBiIHI1U</a>

<a href="http://www.youtube.com/v/fBQcTpWeJ3E" target="_blank">http://www.youtube.com/v/fBQcTpWeJ3E</a>

<a href="http://www.youtube.com/v/0BOCvMqJppI" target="_blank">http://www.youtube.com/v/0BOCvMqJppI</a>

Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #34 : Ekim 03, 2011, 01:11:23 ÖS »

<a href="http://www.youtube.com/v/VsTwYh47pDo" target="_blank">http://www.youtube.com/v/VsTwYh47pDo</a>


Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #35 : Ekim 03, 2011, 01:28:03 ÖS »

Cengiz Dağcı toprağa verildi

Yazar Cengiz Dağcı'nın cenazesi, memleketi Kırım'da toprağa verildi. Dağcı'nın cenaze törenine Türkiye'den Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın da aralarında bulunduğu 200 kişilik bir heyet katıldı. Törende konuşan Kırım Özerk Cumhuriyeti Meclis Başkanı Abdülcemil Kırımoğlu, "Türk agalar bize Cengiz agamızı getirdi." dedi.Kırımlı yazar Cengiz Dağcı'nın cenazesi, II. Dünya Savaşı yıllarında ayrılmak zorunda kaldığı ve dünya gözüyle bir daha göremediği memleketinin topraklarında defnedildi. 22 Eylül'de Londra'da vefat eden Dağcı'nın cenazesi Türkiye'nin girişimleri sonucu önce Türkiye'ye, dün de Kırım'a getirildi. Cenaze namazı, Kırım Özerk Cumhuriyeti'nin başkenti Simferopol'daki (Akmescid) Kebir Camii'nde öğle vakti Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez tarafından kıldırıldı. Yazarın cenazesi daha sonra Akmescid'e 100 kilometre uzaklıktaki Yalta bölgesine bağlı Kızıltaş (Krasnokamenka) köyünde toprağa verildi.

Cengiz Dağcı'nın cenaze töreninde Türkiye'den Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, eski bakanlar Hasan Celal Güzel ve Mehmet Sağlam, TİKA Başkanı Serdar Çam, eski BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, Prof. Dr. ilber Ortaylı'nın da aralarında yer aldığı milletvekilleri, çeşitli üniversitelerin rektörleri, aydın ve yazarlar ile Kırım'dan göç etmiş bazı önemli kişilerden oluşan 200 kişilik bir heyet de hazır bulundu. Törende konuşan Kırım Özerk Cumhuriyeti Meclis Başkanı Abdülcemil Kırımoğlu, "Türk agalar bugün buraya Cengiz agamızı bize getirdi. Kendilerine şükran ve minnetlerimizi iletiyoruz. Uzun yıllar esaret altında kalan ve memleketinden ayrı yaşayan Cengiz Dağcı, bugün doğup büyüdüğü topraklara, Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu sayesinde getirilmiştir." dedi.

'BUGÜN BİR VUSLAT VE TOY GÜNÜDÜR'

Ahmet Davutoğlu ise, esas teşekkür edilmesi gereken kişinin Cengiz Dağcı ve Kırım Tatarları olduğunu söyleyerek, "O günlerde esaret altında yaşadı ama bugün doğduğu topraklara defnedilmek için bile olsa getirildiği için esareti bitmiştir. Yaşamı boyunca eserleri ile bize yol gösteren Dağcı, kitaplarında ana, vatan, bayrak dil, özgürlük temalarını işleyerek bir ışık olmuştur." diye konuştu. Bir programdayken cep telefonuna gelen mesajla Dağcı'nın vefatından haberdar olduğunu söyleyen Bakan Davutoğlu, o anda Cengiz Aytmatov'un da gözünde canlandığını söyledi. Davutoğlu, "Hem Cengiz Dağcı, hem de Cengiz Aytmatov ikisi de büyük şahsiyetler. Yıllarca memleketinden uzakta kalan Dağcı'nın vatan hasretine duyarsız kalamazdık. Biz de hemen devreye girdik. Bu konuda bize Ukrayna devleti de çok büyük yardımlarda bulundu. Sayın Başbakan'ımızın da talimatı ile Dağcı'nın naaşını sevenlerine, sevdiği yere kavuşturmuş olduk." dedi.

Kültür Bakanı Günay da konuşmasında Dağcı'nın cenazesinin Kırım'a dönüşünü vuslata benzeterek, bugünün aslında bir toy, yani bayram günü olduğunu söyledi. Günay, "70 yıldır yüreği Kırım'dan, annesinden, konuştuğu dilden, doğduğu köyden hiç kopmamış olan bir büyük insanı, anıtı, çınarı, doğduğu topraklara tekrar kavuşturuyoruz. Bugün dilimizin, kültürümüzün en büyük çınarlarından birini bir daha olmamak üzere, yapraklarını dökmemek üzere, hazan-kış yaşamamak üzere vatanına emanet ediyoruz." dedi.

22 Eylül Perşembe günü hayatının 60 yılını geçirdiği Londra'da 91 yaşında vefat eden Cengiz Dağcı, yurdundan ayrı düşen binlerce Kırım Tatarı'ndan biriydi. 9 Mart 1920'de Yalta şehrinin Kızıltaş köyünde doğdu. 1941 yılında Ukrayna cephesinde Almanlara esir düştü. Bir süre sonra Almanlar tarafından kurulan Türkistan Lejyonu'na katılıp Ruslara karşı savaştı. Londra'ya yerleşen Dağcı, bir daha Kırım'a dönmedi. 'Annemin dili' dediği Türkiye Türkçesi ile yazdığı romanlarında Kırım Türklerinin yaşadığı acıları anlattı. Türkiye'de birçok kişi Kırım'ı ve Kırım Türklerinin hayatlarını Cengiz Dağcı'nın romanlarından öğrenme imkânı buldu.
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #36 : Ekim 22, 2011, 05:21:02 ÖS »

DÜŞÜNDÜKÇE
Yavuz Bülent Bâkiler
 
 
Cengiz Dağcı’yı okudunuz mu?
 
Türk dünyasının Cengiz isimli iki meşhur roman yazarı var: Birisi Kırım Türklerinden Cengiz Dağcı. Ötekisi Kırgız Türklerinden Cengiz Aytmatov. Ben, Cengiz Dağcı’yı ilk defa 1956 yılında, Korkunç Yıllar isimli romanıyla tanıdım. Korkunç Yıllar’ı gözyaşlarıyla okudum. Sonra onun Yurdunu Kaybeden Adam, O Topraklar Bizimdi, Onlar da İnsandı, Badem Dalına Asılı Bebekler isimli romanlarını anlatılmaz bir hüzünle, ama aynı zamanda çok büyük bir dikkatle okudum. Dizlerime vura vura, Kırım topraklarına savrula savrula okudum.

Tarihin kaydettiği ender zalimlerden biri olan Stalin, 1944 yılının 18 Mayısında yüzbinlerce Kırım Türkünü, bir gece yarısı evlerinden alarak hayvan vagonlarına doldurdu ve onları 20 günlük çok zor bir yolculuktan sonra, Türkistan topraklarına sürdü. Kırım’da 8.730 köy yok edildi. 2.500 cami yıkıldı, 680 okul kapatıldı ve yüzbinlerce Kırım Türkü, açlıkla, sefaletle, zulümle, ölümle iç içe yaşadı. Cengiz Dağcı da, İkinci Dünya Harbinden sonra bir süre Almanlara esir düştü. Sonra Londra’da yaşadı. Yazdıkları, katiyyen bir hayal mahsulü değildi.

Cengiz Dağcı, yukarıda isimlerini sıraladığım beş roman yazmakla kalmadı. Daha sonra: Dönüş, Ölüm ve Korku Günleri, Genç Timuçin, Üşüyen Sokak, Anneme Mektuplar, Benim Gibi Biri, Yansılar (4 cilt) Yoldaşlar, Ben ve İçimdeki Ben, Biz Beraber Geçtik Bu Yolu, Halûk’un Defterinden ve Londra Mektupları, Bay Markus Burton’un Köpeği, Hatıralarda Cengiz Dağcı, Bay John Marple’nin Son Yolculuğu, Regina, Oy Markus Oy, Rüyalarda Ana ve Küçük Alimcan isimli roman ve hikâye kitaplarıyla da edebiyatımıza ayrı bir renk kattı.

Cengiz Dağcı 30 yaşında yurdundan ayrıldı. Ömrünün kalan 61 yılı, doğduğu topraklara hasretle geçti, Kırım’a dönülmesine izin verilmedi.

Çileli ömrünün 50 yılı Londra’da geçti. Karısı Regina Polonyalıydı. Gerçi 25 roman ve hikâye kitabı üzerinde imzası vardı ama bunlardan aldığı telif ücretleri yüz bin lirayı bulmadı. Geçimini, eşi Regina’yla birlikte, Londra’da açtıkları küçük bir aşçı dükkanının geliriyle sağlıyordu.

Cengiz Dağcı, 22 Eylül 2011 tarihinde vefat etti. Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu, Cengiz Aytmatov’un memleketi olan Kırgızistan’da, durumdan haberdar oldu. Cengiz Dağcı’yı Londra’da toprağa vereceklerdi. Konuyu çok büyük bir dikkatle, hassasiyetle ele aldı ve büyük yazarımızın Kırım’da toprağa verilmesini sağladı. Cengiz Dağcı, sağlığında giremediği vatan toprağına vefat ettikten sonra katıldı. Cenaze namazı 2 Ekimde, Bahçesaray’ın Kebir Camii’nde kılındı. Törene Türkiye’den Dışişleri ve Kültür Bakanlarımız, Meclis Başkan Yardımcılarımız, milletvekillerimiz, fikir ve sanat dünyamızdan bazı kişilerimiz katıldılar. Dışişleri Bakanlığımızın davet ettiği yazarlarımız arasında ben de vardım.
 
Romanlarını büyük hayranlıklarla okuduğum Cengiz Dağcı’nın tabutu altında yürüyeceğimi ve mezarına toprak atacağımı hiç düşünmemiştim. Mekânı cennet olsun. Onu mutlaka siz de okuyun. Seveceksiniz.


 
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #37 : Ekim 22, 2011, 05:25:09 ÖS »

DÜŞÜNDÜKÇE
Yavuz Bülent Bâkiler
 
 
Yine Cengiz Dağcı üzerine
 
Meşhur Fransız yazarlarından Balzac’ın millet tarifini, bu sütunda belki de kırk defa yazdım. Balzac diyor ki: “Millet, edebiyatı olan topluluktur!”

Necip Fazıl Kısakürek’in de benzer bir tarifi var: “Bir milletin edebiyatı yoksa, o millet de yok demektir!”
Ankara’da yapılan bir İLESAM toplantısında, Kırgızistan’ın dünyaca meşhur roman yazarı Cengiz Aytmatov sözlerine şöyle başlamıştı: “Kırgızistan’da şöyle bir sözümüz var, biz deriz ki: Bana edebiyatını söyle, sana nasıl bir millete mensup olduğunu söyleyeyim!”

Tarifleri, tesbitleri uzatmak istemiyorum. Demek istiyorum ki kişilerin ve milletlerin hayatında edebiyat çok önemli. Çünkü, edebiyatın temel malzemesi dildir. Dil olmazsa millet olmaz. Tarih boyunca, siyasî istiklâllerini kaybeden milletler çok olmuştur. Siyasî istiklâllerini kaybeden milletler, dillerini kaybetmedikleri takdirde, zamanla yeniden derlenip toparlanmışlar, bağımsızlıklarına yeniden kavuşmuşlardır. Ama dillerini kaybeden milletlerin, yeniden tarih sahnesine çıktıklarına dair, bir tek örnek yoktur.

Edebiyat ve dil, insanlar için de çok önemli. İlim dünyasının tesbitine göre; “Her insanın beyninde bir dehâ merkezi vardır. Bu dehâ merkezinin zenginleştirilmesiyle insanlar lider seviyesine yükselmektedirler. Bu deha merkezinin zenginleştirilmesi, kelime çokluğuyla mümkündür. Yani bir insanın hafızasında ne kadar çok kelime varsa, o insan aklını, o kadar doğru kullanabilmektedir. Kelime sayısı çok az olan insanların akıllarını yeteri kadar kullanamadıkları görülmektedir.” Bunlar çok doğru tesbitler.

Ekim ayının ilk haftasında, edebiyatımızın büyük isimlerinden olan Cengiz Dağcı’yı, Kırım’da doğduğu köyde toprağa verdik. Dışişleri Bakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu’nun gayretiyle Cengiz Dağcı için Kırım’da, çok büyük bir cenaze merasimi yapıldı. Bildiğim kadarıyla, Cumhuriyet tarihimizde böyle mükemmel bir cenaze merasimi, (edebiyatçılarımız arasında) ilk defa Cengiz Dağcı için düzenlendi. Türkiye’den Kırım’a yollanan ikiyüz kişilik heyet içinde; dört bakanımız iki Meclis başkan yardımcımız, milletvekillerimiz, yazarlarımız, radyocularımız, televizyoncularımız, dergi yöneticilerimiz... vardı.
Böylesine büyük bir toplulukla, hem de Kırım’da Cengiz Dağcı’yı sonsuzluğa uğurlamak elbette çok güzel. Ama Cengiz Dağcı’yı eserleriyle okumak ve onun kaleminden Kırım Türklerinin başlarına getirilen büyük, çok büyük felaketleri öğrenmek de şart.

Cengiz Dağcı’nın toprağı daha kurumadan bir TV programında aydın geçinen bir kişi, PKK ihanetini âdeta savunarak diyordu ki: “Sanki Türkiye’nin etrafı, düşman kuvvetleriyle çevriliymiş gibi bütçemizden ordumuz için büyük harcamalar yapıyoruz!”

İddia ediyorum: Böyle düşünenler ve konuşanlar, akıllarını tamtakır bırakanlardır. Hiçbir şey bilmeyenler ve okumayanlardır.

Onlara, Cengiz Dağcı’yı okumalarını tavsiye ederim. Komşularımızdan hiçbiriyle aramızda samimi bir dostluk yoktur. Bizim daha güçlü, daha vurucu, daha caydırıcı bir orduya şiddetle ihtiyacımız vardır. Kırım’ın durumuna düşmek istemiyorsak, buna mecburuz...



 
Logged
Sayfa: 1 2 [3]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM