EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 25, 2012, 06:16:18 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1] 2 3
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kırım Özerk Cumhuriyeti  (Okunma Sayısı 4520 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« : Ekim 31, 2009, 12:59:55 ÖS »

Kırım Özerk Cumhuriyeti

Nüfus : 2.400.000
 : %60 Rus
 : %24 Ukraynalı
 : %11 Kırım Tatarı
  Kırım Özerk Cumhuriyeti
 
Başkenti : Akmesçit (Simferopol) (364.000)
Yüzölçümü : 27.000 kilometrekare
Dil : Rusça, Ukraynaca, Kırım Tatarca
Başlıca Şehirleri : Akyar (Sivastopol),Kerç, Kefe (Feodosya), Kezle (Gözleve) (Yevpatorya), Yalta, Canköy, Bahçesaray

Ekonomi

Başlıca gelir kaynakları tarım, madenciliğe dayalı sanayi, balıkçılık ve kıyı turizmi. Yeraltı kaynakları: kömür, demir, manganez, alçı taşı. Kırım'ın kuzey kısmı tarımın en yaygın olduğu bölgedir. Ağırlıklı olarak ayçiçeği, mısır ve buğday yetiştirilir. Gerekli su Dinyeper nehrinden kanallar aracılığı ile sağlanır. Yönetim biriminin merkezi Akmesçit, yarımadanın kültür ve sanayi merkezidir. Güneydeki yamaçlarda üzüm bağları yer alır. Parfüm yapımında kullanılmak üzere çiçekte yetiştirilir.
 
Görülmesi gereken önemli yerler

Kırım savaşı Türk şehitliği - Sivastopol (Akyar)
Balaklava Koyu - Sivastopol (Akyar)
Kırlangıç Yuvası - Alupka
Livadya Sarayı - Yalta
Botanik Bahçesi - Yalta
Yalta sahil yolu - Yalta
Aluşta sahil yolu - Aluşta
Vorontsovski Sarayı - Alupka
Panaroma - Sivastopol (Akyar)
Akvarium Müzesi - Sivastopol (Akyar)
Hersonez Antik Şehri - Sivastopol (Akyar)
Han Saray - Bahçesaray
Zincirli Mederese - Bahçesaray
Çufukkale - Bahçesaray
Eski Kermen - Bahçesaray
Tepe Kermen - Bahçesaray
Sudak Kale'si - Sudak
Noviy Svet - Sudak
Ayvazovski Resim Müzesi - Feodosya (Kefe)
Ceneviz Kale'si - Feodosya (Kefe)
Han Camii (Mimar Sinan'ın eseri) - Yevpatoria (Gözleve)
Neapolis Antik Şehri - Simferopol (Akmesçit)
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Ekim 31, 2009, 01:03:43 ÖS »

Sürgün'ün Kronolojisi

Kemal ÖZCAN

28 Ağustos 1941: Volga boyunda yaşayan Alman asıllı Sovyet vatandaşlarının topluca sürgün edilmesi.

Ekim 1941: İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman ordularının Kırım'a girişi. Bütün Kırım'ın işgali Temmuz 1942'de tamamlanmıştır.
 
Kasım 1941: Kırım'da Müslüman Komiteleri'nin kurulması.

27 Kasım 1941: Edige Kırımal ile Müstecip Ülküsal'ın Kırım Türkleri adına faaliyetlerde bulunmak üzere Almanya'ya gitmeleri.

11 Ocak 1942: Müslüman Komiteleri tarafından Azat Kırım gazetesinin yayınlanması.

28 Ekim 1943: Kalmık Türklerinin topyekun sürgün edilmesi.

2 Kasım 1943: Karaçay Türklerinin topyekun sürgün edilmesi.

23 Şubat 1944: Çeçen İnguşların topyekun sürgün edilmesi.

10 Nisan 1944: Kırım'ın yeniden Sovyet hakimiyetine geçişi.

20 Nisan 1944: Kırım'da Alman işgali sırasında meydana gelen olayları tetkik etmek üzere Olağanüstü Devlet Komisyonu'nun kurulması.

11 Mayıs 1944: Kırım Türklerinin topyekun sürgün edilmesini onaylayan Stalin imzalı Devlet Güvenlik Komitesi kararnamesinin yayınlanması.

18 Mayıs 1944: Kırım Türklerinin vatanlarından topyekun sürgün edilmesi.
29 Mayıs 1944: Sürgün Kırım Türklerinin Özbekistan'a geliş tarihi.

20 Temmuz 1944: Kırım'dan sürgün edilmesi unutulan Arabat Köyü'ndeki bütün Kırım Türklerinin eski bir geminin içine doldurulup, denizin en derin yerine gelindiğinde ambar kapaklarının açılıp geminin batırılarak Kırım Türklerinin katliama uğratılması.

30 Temmuz 1944: Kırım ÖSSC'nin lağvedilerek Rusya Federasyonu SSC'ne bağlı bir bölge statüsüne getirilmesi.

12 Ağustos 1944: Devlet Güvenlik Komitesi tarafından, Kırım'dan sürgün edilenlerin yerine Rusya ve Ukrayna'dan kolhoz işçilerinin getirilerek yerleştirilmesinin kabul edilmesi.

14 Kasım 1944: Ahıska Türklerinin topyekun sürgün edilmesi.

14 Aralık 1944: Kırım'daki Türkçe yer adlarının Rusça isimlerle değiştirilmesi.

26 Kasım 1948: Sürgün edilen Kırım Türklerinin vatanlarından ebedî olarak çıkarıldıkları ve onların bir daha vatanlarına geri dönme hakkı olmadığını belirten kararnamenin çıkması.

4 Mart 1953: Sovyet Devlet Başkanı Stalin'in ölümü.

21 Haziran 1953: Stalin'in sağ kolu, İçişleri eski Halk Komiseri Leonid Beriya'nın tevkif edilmesi.

23 Aralık 1953: Beriya'nın idam edilerek öldürülmesi.

19 Şubat 1954: Ukrayna'nın Rusya ile birleşmesinin 300. yıldönümü münasebetiyle Devlet Başkanı Hruşçev tarafından Kırım'ın Ukrayna'ya hediye (!) edilmesi.

28 Nisan 1956: Kırım Türkleri üzerinden sürgün kısıtlamaları kaldırıldı. Ancak onlara vatanlarına dönüşlerine ile sürgün sırasında müsadere edilen mal varlıklarının iadesine izin verilmedi.

1 Mayıs 1957: Sürgünden sonra Kırım Türkçesi ile yayınlanan ilk gazete olan Lenin Bayrağı'nın çıkarılması.

11 Ekim 1961: Vatana dönüş için mücadele eden Kırım Türk Milli Hareketi mensuplarına yönelik ilk yargılamaların yapılması. Bu yargılamalar neticesinde Enfer Seferov ve Şevket Abdurrahmanov mahkum olmuşlardır.

Şubat 1962: Kırım Türk Gençlik Birliği kurma teşebbüsleri.

12 Mayıs 1962: Mustafa Kırımoğlu'nun ilk mahkumiyeti.

Ağustos 1965: Kırım Türklerinin vatanları Kırım'ı turist (!) olarak ziyaret etmelerine izin verilmesi.

5 Eylül 1967: Kırım Türklerinin diğer Sovyet vatandaşları ile eşit haklara sahip olduğunu, ülkenin diledikleri yerinde yaşama hakları bulunduğunu belirten Af Kararnamesi'nin yayınlanması. Yalnız kararnamenin "diledikleri yerde yerleşme hakkına sahipler" hükmü pratikte uygulanmamış ve onların Kırım'da yaşmalarına yine izin verilmemiştir.

21 Nisan 1968: Kırım Türklerinin ilk büyük protesto gösteri: Çirçik Mitingi.

20 Mayıs 1969: Kurucuları arasında Mustafa Kırımoğlu'nun da bulunduğu Sovyetler Birliği'nde İnsan Haklarını Savunma Teşebbüs Grubu'nun teşkili.

12 Ocak 1970: Mustafa Kırımoğlu ve Kırım Türklerinin dostu, insan hakları savunucusu şair İlya Gabay'ın yargılanarak mahkum olmaları.

5 Şubat 1976: TRT tarafından Mustafa Kırımoğlu'nun mahkumiyeti sırasında 303 gün süren açlık grevinde öldüğü yönünde haber yayınlanması.

23 Haziran 1978: Kırım Türklerinin "Ebedî Meşalesi" olan Musa Mahmut'un vatanına dönüp yerleşmesi üzerine Kırım'daki Sovyet yönetiminin kendisini ve ailesini Kırım'dan zorla çıkarmak istemesi üzerine kendini yakması ve bunun sonucu olarak 28 Haziran'da hayatını kaybetmesi.

15 Ağustos 1978: Kırım'daki Sovyet polisine dilediğini Kırım'dan çıkarma yetkisi veren Yeni Pasaport Kanunu'nun kabulü.

14 Kasım 1986: Sovyetler Birliği Yüksek Sovyeti'nin, sürgüne ve çeşitli baskılara maruz kalan bütün toplulukların haklarını kısıtlayan bütün hükümlerin ortadan kaldırılarak, bu halklara haklarının ve itibarlarının iade edildiğini ve bütün bunların devlet garantisi altına alındığını açıklayan deklarasyonunun yayınlanması.

23 Temmuz 1987: Moskova Gösterileri üzerine Sovyet Devleti tarafından Kırım Türklerinin meselelerinin çözülmesi için bir komisyonun kurulması.

21-29 Temmuz 1987: Kırım Türklerinin Mustafa Kırımoğlu önderliğinde Moskova'da yaptığı gösteriler.

23 Nisan - 2 Mayıs 1989: Taşkent'in Yangiyul ilçesinde yapılan Kırım Türk Milli Hareketi Teşkilatı toplantısı sonunda Mustafa Kırımoğlu'nun başkanlığa seçilmesi.

10-12 Haziran 1989: Kırım Türk Milli Hareketi Teşkilatı'nın Mustafa Kırımoğlu başkanlığında Kırım'daki ilk toplantısını yapması.

29 Ocak 1990: Kırım Türklerinin sorunlarının çözülmesi amacıyla yeni bir Devlet Komisyonu'nun kurulması.

12 Şubat 1991: Kırım ÖSSC'nin Ukrayna'ya bağlı olarak yeniden kurulması.

26 -30 Haziran 1991 : II.Kırım Tatar Milli Kurultayı Vatan Kırım’da Akmescit’te toplandı. Kurultay’da Kırım Tatarlarını temsile yetkili en üst organ olarak 33 kişilik Kırım Tatar Milli Meclisi seçildi ve başkanlığa Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu getirildi.

24 Temmuz 1991: SSCB Bakanlar Kurulu'nun "Kırım Türklerinin Kırım'a düzenli bir şekilde dönmeleri ve orada kendileri için gerekli şartların oluşturulmasının devlet garantisi altına alınması" hakkında kararname kabul etmesi.

13 Kasım 1991: Ukrayna Vatandaşlık Kanunu'nun Kabulü.

1 Aralık 1991: Ukrayna Bağımsızlık Deklarasyonu'nun oylanarak kabul edilmesi.

27 Mart 1994 : Kırım’da yapılan seçimler sonrasında Kırım Tatar Milli Kurultayı’nın belirlediği, 14 Kırım Tatar Milletvekili sürgünden sonra ilk defa Kırım Parlamentosuna girdi.
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Ekim 31, 2009, 01:04:50 ÖS »

Kırım Tatarlarının Türkiye'deki Müzik Hayatına Etkileri

Yrd. Doç. Dr. Zekeriya BAŞARSLAN

*
Kırım Tatar Türkleri Kırım Hanlığı'nın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ile bir çok alanda işbirliğine gittiler. Kırım atlıları Osmanlı'nın yanında savaşıyor, eğitim görüyordu. Müzik ve sanat alanındaki gelişmeler de bundan ayrı tutulamazdı. Bir kısım aydınlar geliyor eğitim görüyor, bir bölümü de Kırım'a geri dönüyordu.

Gerek Anadolu'da kalan gerekse Kırım'da yaşayan, Türkiye'deki müzik hayatına etki eden kişileri elde edebildiğimiz kadarı ile tarihsel sıra içinde sizlere sunmaya çalışacağım.

Abdullah Kırımî, (Kırım, ?— İstanbul, 1590), Türk hattat. Özellikle Kanunî döneminde ünlenen sanatçının, nesih, sülüs ve muhakkak yazılarda başarılı yapıtları vardır. Türk müziği ile ilgilenmiş ve tambur çalmıştır. Kırımî, mir Buhari camisi yakınına gömülüdür 1.

Gazi Giray Han II (1554-3.3.1608), Türk hükümdarı, asker, bestekâr, şair, bilgin ve sazendesi. Taht alan I. Devlet Giray Han'ın oğludur. Bora Gazi Giray Han, Kırım hanlarının en büyüklerinden ve 16. yy. Türkiye tarihinin büyük askerlerindendir. Olağanüstü bir klasik öğrenim ve askeri eğitim görmüştür. Birinci sınıf bir şair ve en büyük Türk bestekarlarından biridir. Bilgin ve sanatkârdır.

Saz semaileri ve peşrevleri ile ünü artmış ve günümüzde eserleri hala çalınmaktadır. Osmanlı mecmualarında kendisinden kısaca "Tatar" diye bahsedilir 2.

Ekrem Karadeniz'in "Türk Musikisinin Nazariye ve Esasları" 3 adlı kitabında bestecisi "Tatar" olarak gösterilen Devrikebir (yürük) Şedaraban Peşrevi, Muhammes (yürük) usulünde Eviç Hûzi Peşrev, Darbeyn (Yürük) Neva Buselik Peşrev ve Muhammes (yürük) Saba Buselik Peşrev'in notaları yer almaktadır.

Hüzzam, Şedd-i Araban, Beyati-Araban, hatta Gülizar, Muhalifi ırak ma kamlarının onun bileşimi olduğu sanılmaktadır. Günümüze 62 eseri gelebilmiştir. Eserlerinden bazıları şunlardır: l) Beyati-Araban Peşrevi, 2) Bevati araban Saz Semaisi. 3) Hüzzam Peşrevi, 4) Hüzzam Saz Semaisi, 5) Mahur Peşrevi 6) Mahur Saz Semaisi (Düyek), 7) Mahur Saz Semaisi (değişmeli), Karizmatik Muhalifi Irak Peşrevi 9) Muhalif-i Irak Saz Semaisi, 10) Şedd-i Araban Peşrevi ve 11) Saz Semaisi, 12) Zengüle Peşrevi ve 13) Saz Semaisi, 14) Zirefked Peşrevi ve Saz Semaisi, 16) Arazbar Peşrevi, 17) Gerdani Peşrevi vel 18) Saz Semaisi Gülizar Peşrevi, 20) Hüseyni Peşrevi, 21) Nişabur Peşrevi, 22) Rast Saz Semaisi Kantemiroğlu notaları arasında Gazi Giray'ın Şûr makamında Hafif Peşrev ve Saz Semaisi de bulunmaktadır. Bu makam günümüzdeki Azeri Türk Müziği'nde kullanılmaktadır 5.

Gazayi mahlasıyla da şiirleri vardır. "Râyete meyl ederiz kaamet-i dil-cû yerine" gazeli Y. Yektay tarafından 1930 yılında Rast makamında bestelenmiştir8

Gazi Giray Han güzel ve canlı şarkılar besteliyor, çeşit çeşit sazları büyük bir başarı ile çalıyordu7 .Yaşadığı yüzyılda bugün dahi kullanabileceğimiz son derece temiz, son derece dinamik, ritmik ve melodik cümleler verilmişti. Bugün onları büyük bir zevkle kullanıyoruz ve Türk Müziğinin ne kadar büyük olduğuna örnekler veriyoruz. Süleymaniye Camii'ne nasıl hayransak, ne kadar eski olursa olsun onun muhteşemliğine, büyük estetik ve dengesine hayranlığımız değişmiyorsa, aynı şekilde Gazi Giray'ın eserleri de takdirimizi toplamaya devam edecektir. Bu eserler derslerde öğrencilere örnek olarak verilecek baş yapıtlardır 9.

Çoban Devlet Giray (?-1629), Mustafa Ahmed adı ile de bilinir. Kırım prensi ve bestekar. 1596'da 2 ay kadar Kırım hanı olan I. Fetih Giray Han'ın oğlu ve Moskova Fatihi Taht alan I. Devlet Giray Han'ın (1551-1577) torunudur. Günümüze gelen eserleri şunlardır: l) Eviç Peşrevi (Darb-l Fetih 4 hane) ve 2)Saz Semaisi, 3) Feth-i Belgrat Peşrevi (Fahte) ve 4) Saz Semaisi, 5) Karcığar Peşrevi (Berefşan), 6) Hüseyni Peşrevi (Evsat, Kevseri'de) 7) Muhalif Peşrevi (Çenber), Karizmatik Rast-ı Sağır Peşrevi (Devr-i Kebir) ve 9) Saz Semaisi, 10) Şehnaz Peşrevi (Çenber) ve 11) Saz Semaisi, 12) Uşşak Peşrevi I (Çenber), 13) Uşşak Peşrevi II (Evsat, 3 hane) ve 14) Saz Semaisi'dir 9.

Ali Ufkî Bey (1610?-1685) Santûrî, bestekâr ve müzikolog. Türk Müziği eserlerini tesbit ederek ilk defa bir nota albümü oluşturmuştur. Kitabında güfteler gibi melodiler de sağdan sola yazılmıştır. Asıl adı Alberto Bobevio Leo-politano Bobowski'dir. 1610 da Lvov'da doğduğu sanılır. IV. Murad döneminde, Kırım Türklerince esir edilip İstanbul'a gönderildiği ve Müslüman olduğu sanılmaktadır10. O zamanki Batı notası ile Türk Musikisine ait yüzlerce saz ve söz eserini yazmıştır. "Mecmü'a-i Saz-ü Söz" adındaki kitabında topladığı bu eserler XV—XVII... Yüzyıla ait yüzlerce Türk Musikisi ürününü unutulmaktan kurtarmıştır. Daha çok halk musikisine ait parçalar yazmıştır. Eserler, makam sırasına göre yazılmıştır. İlk makam Hüseyni'dir. Büyük bir olasılıkla 1640'dan önce Kırımlılarca esir edilip "hezar-fen" (bin hünerli) bir adam olduğu için saraya alınmıştır.

Thadeus Gasztowtt, Ali Ufki Bey'in Türk asıllı olduğu üzerinde durmaktadır (La Pologne et L'Islam, Paris 1907, s. 32). Türk asıllı, yani Lehistan Tatarı olabilir 11.

Abdi Efendi (?— 21.10.1695), Kefeli Derviş Kadı-zade Osman adı ile de bilinir. Türk dinî eserler bestekarı. Kırım'da Kefe'de doğdu. Bursa'da öldü. Deveciler kabristanına gömüldü. Mutî mahlasıyla şiirler söyledi. Bestekâr ve zakir olarak büyük şöhret kazandı. Günümüze ulaşan tek eseri: Uşşak Evsat İlahi: Yüreğime dost derdi vurdu türlü yareler'dir12.

Aşık Ömer (1621—1707). Asıl adı Abdullahoğlu Ömer olan Aşık Ömer. 1621 yılında Kırım'ın Gözleve şehrinde doğmuştur. Medreseye devam etmiş ve yanda bırakmak zorunda kalmıştır. Onbeş yaşından sonra kahvelerde saz çalmaya başladı. Yazdığı şiirleri sazıyla söyledi. Böylece Aşık Ömer olarak her tarafta tanındı. Bir çok saz şairleri ve yırcılar kendisinden ders almak üzere Gözleve'ye akın ettiler 13.

Genç yaşta şöhret kazanan Ömer, bir kaç yıl sonra Dağıstan'a, Azerbaycan'a, İran'a ve Türkiye'ye gitti. Bu memleketlerde sekiz yıldan fazla kaldı. Aşık Ömer'in hangi tarihte Türkiye'ye geldiğini bu gün için bilemiyoruz. Ancak uzun süre kaldığını şiirlerinden çıkarıyoruz 14.

Bestelenen şiirlerinden örnekler vermek gerekirse: Ben sana gönlüm verip de şu cihanda gülmedim (N. Adlim, Karcığar Düyek Şarkı), Can-ü dilden mail oldum bir saçı Leylâ'ya ben (Emin Akan, Rast aksak Şarkı), Elâ gözlerine kurban olduğum (koşma) [S. Kaynak (1895—1961) Hicaz Sofyan Türkü], Ey bâd-ı sabâ sünbül-i reyhanıma değme (N. Pişkin, Hicaz Aksak Şarkı), Ey Çerh-i sitem-ger dil-i nâlâna dokunma (gazel) l) Faik Bey, Nihavent Hafif II. Beste, 2) Medeni Aziz Efendi (1842-1895) Hümayun Türk Aksağı Şarkı, Ey Felek, mecnunuyum Leylâ'yı gözler gözlerim (N. Adlim, Mahur Düyek Şarkı), Şu karşıdan gelen dil ber (Semai) (G. Çeki, Segah Curcuna Şarkı)l5.

Şunu söylemek gerekir ki, Açık Ömer'in yaratıcılığı hakkında ilk bilgiler 1848 yılında Profesör Feliks Dombrovski'nin Petersurg'ta yazılan Asık Ömer isimli makalesinden alındı. Aradan 146 yıl geçtiği halde, bu makalenin önemi devam etmektedir, ilerde yapılacak çalışmalar için tarihi vesikalardan, temel kaynaklardan biri olmaya devam edecektir 16.

Selim Giray Han I (1634-22.12.1705), Kırım hanı Hacı Gazi adı ile de bilinir. 7 padişah devrinde yaşamış 5'i devrinde hanlık yapmıştır. Ana tarafından II. Gazi Giray'ın (1588—1607) torunudur. Selim Giray, dedesinin çeşitli yeteneklerini, bu arada müzik ve bestekârlığını almış, "Selim" mahlası ile şiirler yazmıştır. Bahçesaray'da Selim Giray Han Camii'nde gömülüdür.

Pek çok şair, hattat, bestekâr ve alimi cömertçe himaye etmiştir. Bunların arasında Evliya Çelebi, Hafiz Post, Itrî, Sepetçi-zâde Mehmet Efendi vardır. (Şall Allaahü ale't-tehâmî, Askeri). Şu sabâ Evsat Cumhur İlâhi de onundur:

Kandedir cehl-ile zulmet nefs-i sûbânındandır17.

Gevheri (Kırım, 1650 ? — İstanbul, 1716), Aşık Mustafa adı ile de bilinir. Fuad Köprülü, Gevheri adlı eserinde, kendisine Kastamonu'dan gönderilen bir rivayete yer vermektedir. Bu rivayete göre şairi Kırımlı saydığını söylemektedir. İstanbul'a gelen Selim Giray'a medhiye yazmasının bir dereceye kadar memleketinin Kırım olabileceğini ileri sürmektedir18.

Bestelenmiş şiirleri arasında, Beyaz göğsün bana karşı [S. Kaynak (l895-1961 , Beyati-Araban Curcuna-Düyek Şarkı, Ela gözlü nazlı dilber (Semai) (Dr A. Yavaşça, 1927), Mahur Aksak Şarkı, Ey benim nazlı cananım [A.Çağan(1920-1966), Rast Türk Aksağı Şarkı] sayılabilir19.

Kâmili Efendi (?—6. 2. 1821) Kırımlı Tatar Hafız Ahmed adı ile bilinir. Türk bestekârı. Kırım'dan gelip çocuk yaşlarında Enderun'a alınıp öğrenim gör-dü. Sesinin güzelliği ile adını duyurdu. Hem dini, hem din dışı musikiyi iyi derecede biliyordu 20. En kıdemli kazasker sıfatı ile «reisü'l-ulema » resmi unvanını aldı. Ölümünde Haydarpaşa'ya gömüldü. III. Selim (24.12.1761—28.7. 1808) 'in musiki hocasıdır. III. Selim deha sahibi Türk bestekârlarındandır. 15 makam terkib etmiştir. Günümüze ulaşan 103 eseri vardır 21. Klasik Türk Musiki'nde önemli bir yeri olan III. Selim'in musiki hocası olan Kırımlı Hafiz Ahmed Kâmili Efendi'nin öğrencisinin verdiği bu eserlerdeki katkısı, sanıyorum hiç kimse tarafından yadsınamaz.

Halim Giray (1772—1823) Kırım'da doğmuştur. Vize'de sürgünde iken ölen Şehbaz Giray'ın oğludur. III. Selim döneminde İstanbul'a gelmiş, bir süre sonra Bahadır Giray Han'ın kalgaylığına atanarak Kırım'a gitmiş, sonra tekrar İstanbul'a dönmüştür, İstanbul'da bir süre kaldıktan sonra Çatalca'ya yerleşen Halim Giray, orada 1823 yılında vefat ederek, Ferhat Paşa Camii mezarlığına gömülmüştür. Şarkı ve gazelleri vardır. Eserleri: l) Divan-ı Halim Giray, 2) Gülbün-ı Hanan'dır 22.

Neş'et Molla Bey Giray (1843—1900) Avukat Neyzen Kırimîzâde adı ile de bilinir. Türk bestekârı. Anadolu Kazaskeri Kırımlı-zâde Ahmet Reşit Efendi'nin (ölm. 23. 11. 1863) oğlu ve Kırım Hanları (Giraylar) hanedanınından-dır. Edhem Paşa Türk musikisi repertuarı nota koleksiyonunun en önemli kısmını Paşa'nın ölümünden sonra o satın almıştır. Türk musikisinin hamilerindendi. Fihrist-i Ahlâk ve Kırımî-zâde Mecmuası adlı eseri vardır. Hayli de nota bastırmıştır. Günümüze ulaşan şu iki sarkısı kalmıştır. Hüzzam Yürük Aksak (Gelince bezme mestane, müseddes) ve Nihavent (Neler çekdim zamane dilberinden). Neş'et Molla Bey Türk avukatlarının pîri sayılmaktadır 23.

Leylâ Saz (1850—6. 12. 1936) Türk kadın şarkı bestekârı, şair ve edebiyatçısı. Dedesi ve annesi tarafından Kırımlı'dır. İstanbul'da doğdu. Müzisyenliği, şairliğinden üstündür. Ölümünden üç yıl önce « Saz » soyadını almıştır. Mezarı Edirnekapısı Şehitliği'ndedir. Leylâ Hanım, Arapça, Farsça, Fransızca ve Rumca biliyordu. Doğu ve Batı kültürlerinin içinde yetişti. Dilhayat Kalfa'dan sonra, Türk Musikisi'nin şöhret sahibi ikinci kadın bestekârı oldu. Piyano çaldığı için Batı Musikisi'ne de açıktı. 200 den fazla şarkı besteledi. Bunların notaları yandığı için dörtte biri kadarı günümüze gelebildi. Günümüzdeki eserleri: 46 Şarkı, l Türkü, 5 Marştan ibaret 52 parçadır. 9 defa Hicaz, 7 defa Hicazkâr. 4'er defa Hüzzam, Suzidil, Suzinak makamlarını kullanmıştır. Leyla Hanım'ın eserlerinden olan 5 Marş özellikle bir bayan tarafından meydana getirildiği için önemlidir, l Vatan Marşı (Sen anamızsın vatan), 2 Tararruf Marşı, 3 Hicazkar Milli Marş, 4 Hicaz Marş (Yaslı gittim. Şen geldim, Samih Rifat), 5 Nihavend Nim Sofyan Marş (Düşman çok hile kurdu, 1922) 24.

Orhan Tanrıkulu (22. 2. 1937—19. 3. 1989) Türkiye'nin yetiştirdiği en iyi orkestra şeflerindendir. Annesi tarafından Kırımlı olan ve Türkiye'nin en büyük sopranolarından Kırım Sudak doğumlu Remziye Alper ile evlenmiş olan Tanrıkulu. Kırım Türk müziğinin nadide parçalarını klasik orkestra için düzenlemek ve bunlardan albümler yapmayı planlıyordu. Ne yazık ki, bunu gerçekleştiremedi. "Karaker atım", "Karşıdan kördüm seni", "Elmas" adlı Kırım halk yırlarını orkestra ve piyano için düzenledi25.

§

Günümüzde Türkiye'de yaşayan ve geniş halk kitleleri tarafından tanınan Kırım kökenli sanatçılar arasında: orkestra Şefi Gürer Aykal, soprano Remziye Alper, Türk Sanat Müziği'nde Nesrin Sipahi ve Sami Aksu, Türk Halk Müziği'nde Yıldız Ayhan. Arabesk adı verilen fakat kendisinin bu ismi kabul etmediği tür'de bestekâr ve yorumcu Orhan Gencebay. Türk Hafif Müziği ya da pop müzikte Erol Büyükburç, Esin Engin, Ulvi Kırımlı, Ozan Orhon.

Sinema sanatçıları: Cüneyt Arkın (Fahreddin Cüreklıbatur), Kartal Tibet, Suzan Avcı, Aydan Şener, Zihni Göktay, Meral Konrat, Türkiye'de tanınan yazar Cengiz Dağcı, Afet Ilgaz ve şu anda isimlerin; yazamadığımız ya da henüz öğrenemediğimiz müzisyen ve sanatçılarla birlikte kendi dallarında Türkiye'de tanınmışlar ve birer ekol olmuşlardır.

Gerek Osmanlı döneminde, gerekse Türkiye Cumhuriyeti döneminde Kırım'la olan ilişkiler, göçler, bestekârlar ve eserleri Kırım Tatarları'nın Türkiye'deki müzik hayatına etkilerini gözler önüne sermektedir.

Müzik ve sanat dünyasındaki günümüzdeki isimler ise bu etkinin bitmediğini ve her alanda gelişerek devam ettiğini göstermektedir.

Gelecek günler Kırım ve Türkiye'yi daha da yakınlaştıracaktır.


--------------------------------------------------------------------------------

Sempozyum Bildirisi : (Köstence , 17-20 Kasım 1994)

Originea Tãtarilor - Locul lor în România şi în lumea Turca / Tatarların Kökeni - Romanya'da ve Türk Dünyasındaki Yeri / (The Origin Of The Tatars - Their Place in Romania and in The Turkish World) - Editura Kriterion Bükreş,1997 sf.257-262


1 "Abdullah Kırımî", Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi. Cilt l, İstanbul Inter-

press Basın ve Yayıncılık, 1992

2 Y. Öztuna, « Gazi Giray Han II », Büyük Türk Musikisi Ansiklopedisi, Cilt l, Ankara :

Kültür Bakanlığı Yayınları, 1990.

3 E. Karadeniz, Türk Musikisinin Nazariye ve Esasları, Ankara. Türkiye İş Bankası

Kültür Yayınları, [t.y.], s., 285—609

4 T. Kayan, «Gazi Giray Han ve Müzisyenliği Üzerine Dr. Selahattin İçli ile Bir Emel

Dergisi, S, 174 (Eylül-Ekim, 1989), s, 27—28.

5 Öztuna, Cilt 2, s. 363.

6 Öztuna, Cilt 2, s. 552.

7 I. H. Ertaylan, Gazi Geray Han, İstanbul: Kırım Türkleri Yardımlaşma Cemiyeti 1958,

s. 64.

8 Kayan, s. 28.

9 Öztuna, Cilt l. s. 203.

10 «Ali Ufki Bey», Thema Larousse Tematik Ansiklopedi, Cilt 6, [y.y.]. Milliyet

Gazetecilik A. Ş., 1993-1994.

11 Öztuna, Cilt l, s., 54—55.

12 Öztuna, Cilt l, s. 10.

13 M. Ülküsal, Kırım Türk-Tatarları, İstanbul l980,s. 262— 263.

14 Ş. Elçin, Aşık Ömer, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 1987, s, 5.

15 Öztuna, Cilt 2, s. 570.

16 R. Fazıl, Aşık Umer, Taşkent: Gafur Gulam Adına Edebiyat ve Sanat Neşriyatı

1990; s. 6.

17 Öztuna, Cilt 2, s. 283.

18 Ş. Elçin, Gevheri Divânı, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı MIFAD Yayınları 56,

1984, s., 11—12. Ş. Elçin, Gevheri. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları:

821, l987. s. 2.

19 Öztuna, Cilt. 2, s. 552.

20 Öztuna, Cilt l, s. 420. 21 Öztuna, Cilt 2, s. 279.

22 R.Toparlı, M.S. Çöğenli (haz.), Divan-i Halim Giray, Erzurum: Atatürk Üniversitesi

Fen-Edebiyat Fakültesi Yayını, 1991.

23 Öztuna, Cilt 2, s. 107.

24 Öztuna. Cilt 2, s. 264—267.

25 Z. Karatay, «Orhan Tannkulu», Emel Dergisi, S. 173 (Temmuz-Ağustos, 1989),s. 34.





Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : Ekim 31, 2009, 01:06:05 ÖS »

Çibörek (Çiğbörek, çiberek, şiborek)

Dilek Gence



6-8 kişi için

Hamuru için malzemeler;

1 kg un
bir tatlı kaşığı (silme) tuz
su
Harcı için malzemeler;

Yarım kg kıyma
2 adet soğan
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığından biraz az karabiber
½ bardak su
Bir kapta un, tuz su ilave edilerek kulakmemesi yumuşaklığına gelecek kıvamagelinceye kadar karıştırılarak hamuru hazırlanır.

Diğer kapta soğanlar rendelenerek, üzerine kıyma, tuz, karabiber ve sukarıştırılarak harç hazırlanır.

Meydana gelen hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar alınarak, yaklaşık20 cm çapında daireler oluşturulacak şekilde hamurlar açılır. Hazırlananharç, daire şeklinde açılmış olan hamurun üzerine yarım ay şeklindeince bir tabaka halinde sürülür. Hamurun diğer kısmı harç sürülen tarafınüstüne kapatılarak, harcın dışarıya akmaması için yarım ay şeklinegelen çiböreğin kenarları bir tabakla ya da kapatma tırtılı ile kesilir.

Hazırlanan çibörekler daha önce bir tencerede kızdırılmış yaklaşık2 kg yağa atılarak, her iki tarafı da hafif pembeleşecek şekilde kızartılır.

Bizce bazı püf noktaları;

1- Varsa şöyin kazanda ve kuvvetli bir ateşte pişirin

2- Harcı biraz sulu olsa daha lezzetli olur, suyu akan çibörek makbuldür, bunun için de harca yarım bardak suyu bir kere ilave etmek yerine yaptıkça, harcın suyunun azaldığını gördükçe su eklenirse çibereklerin çoğu daha sulu olacaktır.

3- Hamurlar açılırken bir birine yapışmaması için unlamak gerekir. Çiböreğin yağ emip lezzetini kaybetmemesi için harç konulup kapatılmadan önce hamurun ununun silkelenmesi kızarırken az yağ emmesini ve lezzetli olmasını sağlar.

4- İçine harç konulduktan sonra, bekletilmeden, mümkün olduğu kadar kısa sürede yağa atılıp kızartılmalıdır.

Ayranla yenilmesi tavsiye olunur. Afiyet olsun...

Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : Ekim 31, 2009, 01:07:21 ÖS »

Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu

Zafer KARATAY


13 Kasım 1943 yılında Bozköy'de doğdu. Babası Abdülcemil ve annesi Mahfure, Stalin döneminde Sudak'ın Ayserez köyünden "Kulak", yani zengin aile çocukları oldukları gerekçesiyle Urallar'a sürüldü. II.Dünya Savaşı esnasında gizlice Kırım'a dönen aile Kırım'ın çöl bölgesindeki (Kırım'ın kuzeyde kalan ovalık bölüme verilen ad) Bozköy'e yerleşti. Ağabeyleri Hanefi ve Hasan, ablaları Şevkiye ve Vasfiye ile birlikte henüz altı aylık bir bebekken 18 Mayıs 1944'de, bütün Kırım Tatarları gibi Kırım'dan sürgün edildi. Yanlarında anneleri vardı. Babası sürgünden iki gün önce diğer Kırım Tatar erkekleri gibi muhtemel bir direnişe karşı tutuklanarak tecrit edilmişti.

Aile Özbekistan'ın Andican bölgesine sürgün edildi. Küçük kardeşi Dilara sürgünde doğdu. Çocukluğu burada bir köyde geçen Kırımoğlu, 1955 yılında Taşkent yakınlarında bir kasabaya yerleştiler. 1959 yılında Rus dilinde orta öğretimini tamamladı ve Taşkent üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı Bölümüne girmek için müracaat etti. Ancak "Kırım Tatarlarını, yani Sovyetlere sadık olmayan bir milletin mensuplarını bu fakülteye almıyoruz" diyerek reddedilmesi üzerine bir fabrikaya işçi olarak girdi.

1961 yılında arkadaşlarıyla birlikte "Kırım Tatar Millî Gençlik Teşkilatı"nı kurdular. Bir kaç hafta sonra teşkilatın liderleri tutuklandı, Kırımoğlu işten çıkarıldı. 1962 yılında Taşkent Ziraat Mekanizasyon ve Sulama Enstitüsü'ne yazıldı. Ama üç yıl sonra KGB'nin isteği üzerine "Milliyetçi, Komünist Parti ve Sovyet Devleti aleyhine propaganda yapmak ve  yazdığı, Kırım'da XIII-XVII. Yüzyıllarda Türk Medeniyeti adlı makalesini enstitü talebeleri arasında dağıtmakla" suçlanarak okuldan atıldı.

Enstitüden atıldıktan sonra askere çağırıldı. "Benim milletimi yok sayan, tanımayan bir devlete askerlik yapmam" diyerek Kızıl Ordu'da askerlik yapmayı reddedince tutuklandı ve 1,5 yıl hapse mahkum edildi.

 1968 yılında Sovyetler Birliği'nin Çekoslavakya'yı işgalini protesto eden Moskova'daki bir grup cesur aydın arasında o da vardı. Bunun üzerine Sovyet Devleti aleyhine faaliyette bulunmak, Kırım Tatarlarının vaziyeti ve onların hakları hakkında mektuplar ve makaleler yazarak Sovyetler Birliği'nin millî siyasetini lekelemekle suçlanarak 1969 yılında yakalandı ve tutuklandı. Aynı suçlamalarla, Moskova'da yaşayan yahudi şairi İlya Gabay ve II. Dünya Savaşı'nın ünlü generallerinden Piyotr Grigorenko da tutuklanarak Taşkent'e getirildi. Ancak Grigorenko'nun davası onlarınkinden ayrıldı ve Grigorenko akıl hastanesine kapatıldı. Böylelikle bu Kızıl Ordu'nun ünlü generali, yalnızca Kırım Tatarlarının haklarını savunduğu için 5 yılını tımarhanede geçirdi. Kırımoğlu ve İlya Gabay 3'er yıl hapis cezasına mahkum edildiler.

Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu 1974 yılında üçüncü defa tutuklandı ve 1 yıl müddetle Sibirya'da ağır şartlı çalışma kampına sürgün edildi.

Cezasının bitimine üç gün kala kamp arkadaşlarına ve akrabalarına yazdığı mektuplarla Sovyet Devleti'ne karşı propaganda yapmak ve iftira etmek gibi suçlamalar ile hakkında yeni bir dava açıldı. Bunun üzerine açlık grevine başladı. Açlık grevi 303 gün sürdü. Açlık grevi boyunca zorla ve darp altında beslendi. Ünlü fizikçi Andrey Saharov, General Piyotr Grigorenko gibi Sovyet aydınları ve insan hakları savunucuları onun serbest bırakılmasını talep etmeleri ve bu maksatla Birleşmiş Milletler'e, Dünya Kamuoyu'na İslam Dünyası'na, İnsan Hakları kuruluşlarına yazdıkları müracaatlar, mektuplar ile Kırımoğlu'nun adı ve Kırım Tatarlarının meselesi Dünya Kamuoyuna, bu meyanda Türkiye Kamuoyuna duyuruldu. O yıllarda Türkiye'de Mustafa Cemiloğlu olarak tanınan ve halkı tarafında verdiği mücadele dolayısıyla Kırımoğlu olarak anılan bu ünlü insan hakları savunucusunun hapishanede öldüğüne dair haberler çıkınca, Türkiye'de pek çok yürüyüşler, toplantılar, protestolar ve açlık grevleri yapılmıştı.

Sovyet Makamları onun yaptığı açlık grevine ve Dünya Kamuoyunun tepkisine aldırmadan onu Sibirya'daki Omsk şehrinde yargıladılar ve 2,5 yıl ağır şartlı çalışma kampı cezasına mahkum ettiler. Muhakemesine ne akrabalarını ne de onu savunmak üzere Omsk şehrine gelen Andrey Saharov ve eşi Yelena Bonner'i almadılar. "Halka açık" yargılamada dinleyiciler sırasını KGB ve İçişleri Bakanlığı mensupları doldurmuştu. Kırımoğlu cezasını çekmek üzere Çin sınırındaki Primoraki Çalışma Kampına gönderildi.

Ceza müddetini tamamladıktan sonra Taşkent şehrine getirildi. Şehri terketmesi, Akşam 20.00 sabah 06.00 saatleri arasında evden çıkması, halkla toplu bulunabileceği yerlere (kahvehaneler, çay salonları, tiyatro, pazar yerleri vb.) gitmesi yasaklandı ve her hafta karakola gitme mecburiyeti getirilerek açık nezaret altına alındı.

Bir yıl sonra açık nezaret şartlarını ihlâl ettiği gerekçesiyle beşinci defa tutuklandı.. Taşkent'deki muhakemesine, Andrey Saharov'u, diğer arkadaşlarını ve akrabalarını almadılar. Kapalı yargılama sonucunda 4 yıl Yakutistan'daki Zıryanka Kasabasına sürgün edildi.Mektup arkadaşlığı yaptığı  Kırım Tatar kızı Safinar ile Ziryanka’da evlendi ve oğlu Hayser sürgünde Ziryanka’da doğdu. Yakutistan'dan döndükten sonra, ailesiyle birlikte yerleşmek maksadıyla Kırım'a geldi. Üç gün sonra cebren Özbekistan'a götürüldü. Yangiyul kasabasında yaşamaya başladı.

1983 yılı kasım ayında altıncı defa tutuklandı. Taşkent'deki yargılama sonucunda üç yıl ağır şartlı çalışma kampına gönderildi. Artık geleneksel olan öncekilerle benzer suçlamalarla, yani Sovyet Devleti'nin iç ve dış siyasetine iftira etmek, antisovyet olmak, Kızılordu'nun Afganistan'ı işgalini kınayan bir bildiriyi, Andrey Saharov ve bir kaç aydınla birlikte neşretmekle suçlandı. Ayrıca 1983 yılında Krasnodar bölgesinde vefat eden babasının naaşını yasak olmasına rağmen Kırım'a gömmeye teşebbüs etmek; bu esnada polisle ve askerle çıkan çatışmalara önderlik etmek gibi ek suçları vardı.

Magadan şehri yakınlarındaki kampta ceza müddetinin tamamlanmasına az bir zaman kala Kırımoğlu aleyhine yeni bir dava açıldı. 1986 yılı sonunda Magadan'da yargılandı ve üç yıl hapse mahkum edildi. Ancak yargılandığı haberinin alınmasıyla, Türkiye'de ve ABD'inde serbest bırakılmasına yönelik başlatılan yoğun kampanyalar ve İzlanda’da Reykjavik şehrinde yapılan tarihi Gorbaçov-Reagan zirvesinde, Reagan'ın ön şart olarak aralarında Kırımoğlu'nun da bulunduğu hapisteki 5 insan hakları savunucusunun serbest bırakılmasını talep etmesi sonucunda şartlı olarak serbest bırakıldı. Siyasî  faaliyetlerde bulunduğu takdirde, 3 yıllık hapis cezasını tamamlamak üzere tutuklanacaktı.

Kırımoğlu hapisten çıkınca, Kırım Tatar Millî Hareketi'nin Teşebbüs grupları mensuplarıyla görüşerek milli faaliyetlerini sürdürdü. Arkadaşlarıyla birlikte, 1987 yılında Kızıl Meydan'da Sovyet tarihinde benzeri hiç görülmemiş Kırım Tatar gösterilerini organize etti. Bu gösteriler, gerek Sovyetler Birliği'nde gerekse Hür Dünya'da büyük yankı yarattı ve dikkatleri Kırım Tatar meselesine çevirdi. Kırım Türklerine Kırım'ın yolunu açtı.

Kırımoğlu 1989 yılı Mayıs ayında Taşkent'te toplanan Kırım Tatar Millî Hareketi Teşebbüs Grupları Genel toplantısında kurulan Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilâtı başkanlığına seçildi. Bu teşkilâtın öncülüğünde 1991 yılında, SSCB'nin Kırım Tatarlarının yaşadığı her yerinde yaptıkları demokratik seçimler sonucunda II.Kırım Tatar Millî Kurultayı 26 Haziran 1991'de Akmescit'de toplandı. Bu Kurultay'ın seçtiği ve Kırım Türklerini temsile yetkili en üst organ olan Kırım Tatar Millî Meclisi Başkanlığına seçildi. Daha sonraki yenilenen seçimlerde de Kırım Tatar halkının tercihi ve teveccühü ile Millî Meclis Başkanlığı görevini sürdürmektedir.

29 Mart 1998 yılında yapılan seçimler ile Ukrayna Parlamentosu’nda Kırım Türklerini temsil eden milletvekili oldu ve yenilen seçimler ile de Ukrayna Parlamentosunda milletvekilliği devam etmektedir.

Ekim 1998 yılında, Halkını sürgünden barışçı yollarla ve olağanüstü bir mücadeleyle Vatanlarına döndürmeyi başardığı için Birleşmiş Milletler Mülteciler ve Kaçaklar Yüksek Komiserliği tarafından Nansen Madalyası ile ödüllendirildi.İlk defa 1954 yılında Eleanor Roosevelt’e verilmesiyle başlayan bu ödülü alanlar arasında Valéry Giscard d'Estaing (1979), Kral I.Juan Carlos (1987), Richard von Weizsäcker (1992) gibi devlet başkanları da bulunmaktadır.

2003 yılında KTMM başkanı ve Ukrayna milletvekili Mustafa Abdulcemil Kırımoğlu bakanlar kurulu kararıyla insan hakları mücadelesi, milletler arası ilişkilerin geliştirilmesine katkısı nedeniyle şeref diplomasına layık görüldü.

Yine 2003 yılında Uluslararası ilişkilerin gelişmesine ve devletin kalkınmasına şahsen sağladığı katkılardan dolayı 60. yaş günü kutlamaları vesilesiyle Ukrayna cumhurbaşkanlığı tarafından verilen Yaroslav Mudrıy nişanına layık görüldü.

Dünya Demokrasi Hareketi'nin başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılan toplantısı Nisan ayında İstanbul'da yapıldı.

Kırım Tatar milleti ve Kırım Tatar Milli Meclisi 5 Nisan 2006 akşamı Hilton Oteli'nde yapılan bir törenle Dünya Demokrasi Hareketi'nin "demokrasi ödülü"ne lâyık görüldü.

Mustafa A. Kırımoğlu halkını temsilen ödülü aldı

Mustafa A. Kırımoğlu, Kırım Tatar halkına önderlik etmeyi ve mücadelesini büyük bir sabır ve fedakârlıkla sürdürmektedir….

Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : Ekim 31, 2009, 02:34:59 ÖS »

Cengiz Dağcı ( 09.03.1920)

(9 Mart 1920- ) Yazar, Kırım'ın Yalta şehrinin Kızıltaş köyünde doğdu. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, Rus emperyalizminin zulmü ve büyük baskılar altında geçti. İlköğrenimi köyünde ve Akmescit'te yaptı. aynı şehirde ortaokulu bitirdi (1938). Kırım Pedagoji Enstitüsü ikinci sınıfında iken İkinci Dünya Savaşı çıktı. 1941'de Ukrayna cephesinde Almanlara esir düştü. Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak müttefik devletler safına sığındı. 1946'da Londra'ya yerleşti. Eserlerinde Kırım Türklerinin Rusların zulmü altındaki hayatını anlatır. Türk edebiyatının en güçlü yazarlarındandır. Hüzünlü bir üslûbu vardır.

ESERLERi:

YANSILAR I, II, III, IV, V

Cengiz Dağcı'nın hayatından, günlük tehassüs ve notlarından, Kırım'a, geçmişe olan hasretlerinden meydana gelmiş orijinal bir eser. Yansılar 2 ve Yansılar 3, Yansılar 4, Yansılar 5 olmak üzere, eser halen beş cild olmuştur.

BEN VE iÇiMDEKi BEN (YANSILAR' DAN KALANLAR)

Yansılar 1-2-3-4 diye devam eden eserlerinin sonuncudur.

KORKUNÇ YILLAR

İkinci Dünya Salvaşı'nda bir Kırım Türkü'nün başından geçenleri anlatır.

YURDUNU KAYBEDEN ADAM

Cengiz Dağcı serisinin bir başka romanı.

ONLAR DA iNSANDI

Kırım, Kırım'daki sosyal, hayat, Sovyet idaresinin muhtelif safhalarıyla ve sürgünle ilgili gözlem, hatıra ve çilelerin romanı.

O TOPRAK BİZİMDİ

Kırım'ın İkinci Dünya Savaşı sırasında Sovyet idaresi altındaki çaresizliğinin hikayesi.

ANNEME MEKTUPLAR

Kırım'da birbirine saf bir aşkla bağlanan iki gencin çocukluk ve yetişme çağlarını, Kırım'ın tabii çerçevesinde ele alıp işleyen bir roman.

ÖLÜM VE KORKU GÜNLERi

İkinci Dünya Savaşı'nda Alman işgali altındaki Polonya... Millî ayaklanma ve bunun kanla bastırılışı... Bu şartlar altında Varşova'da yaşanmış bir insanlık dramı...

BADEM DALINA ASILI BEBEKLER

Yazar bu romanında da Kırım'a ve Kırım'daki çocukluk günlerinin saf ve canlı hayatına dalıyor.

YOLDAŞLAR

Cengiz Dağcı'nın İkinci Dünya Savaşını anlatan romanı.

BiZ BERABER GEÇTiK BU YOLU

Cengiz Dağcı'nın bir başka romanı.

(alıntı)
Logged
Kürşad
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1349



Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #6 : Kasım 01, 2009, 03:09:44 ÖS »

<a href="http://d1.scribdassets.com/ScribdViewer.swf?document_id=21982072&amp;access_key=key-vu5rrz6phxz2mfwtphd" target="_blank">http://d1.scribdassets.com/ScribdViewer.swf?document_id=21982072&amp;access_key=key-vu5rrz6phxz2mfwtphd</a>
Logged

<a href="http://www.fileden.com/files/2008/9/9/2089451/tanrim.swf" target="_blank">http://www.fileden.com/files/2008/9/9/2089451/tanrim.swf</a>
Kürşad
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1349



Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #7 : Kasım 01, 2009, 03:18:17 ÖS »

<a href="http://www.vidoko.com/player.swf?file=http://vidipo.com/yurut/qlP2oXUTH-s.flv" target="_blank">http://www.vidoko.com/player.swf?file=http://vidipo.com/yurut/qlP2oXUTH-s.flv</a>
Kırım Milli Marşı
ANTETKENMEN!

Ant etkenmen, söz bergemen millet içün ölmeğe,
Bilip, körip milletemin közyaşını silmeğe.
Bilmey, körmey bin yaşasam, qurultaylı xan
bolsam,
Yine bir kün mezarcılar kelir meni kömmege!...

Ant etkenmen tatarların yarasını sarmağa,
Nasıl bolsun bu zavallı qardaşlarım çürüsin?!
Onlar içün ökünmesem, qayğırmasam, yanmasam,
Yüreğimde qara qanlar qaynamasın, qurusın!

Ant etkenmen, söz bergenmen millet içün ölmeğe,
Bilip, körip milletemin közyaşını silmeğe.
Bilmey, körmey bin yaşasam, qurultaylı xan
bolsam,
Yene bir kün mezarcılar kelir meni kömmege!..

Ant etkenmen şu qaranğı yurtqa şavle serpmeğe,
Nasıl olsm eki qardaş bir-birini körmesin? Bum
körip busanmasam, muğaymasam, yanmasam
Közlerimden aqqan yaşlar derya deniz qan dolsm!

Ant etkenmen, söz bergenmen millet içün ölmeğe,
Bilip, körip milletimin közyaşını silmeğe.
Bilmey, körmey bin yaşasam, qurultayh xan
bolsam,
Yene bir kün mezarcılar kelir meni kömmege!

Numan Çelebi Cihan 1917

ANT ETMİŞİM!
Ant etmişim, söz vermişim millet için ölmeye,
Bilip, görüp milletimin göz yaşını silmeye.
Bilmeden, görmeden bin (yıl) yaşasam, kurultaylı han
olsam,
Gene bir gün mezarcılar gelir beni gömmeye!

Ant etmişim Tatarların yarasını sarmaya,
Nasıl olsun bu zavallı kardeşlerim çürüsünl!
Onlar için üzülmezsem, kaygılanmazsam, yanmazsam,
Yüreğimde kara kanlar kaynamasın, kurusun!

Ant etmişim, söz vermişim millet için ölmeye,
Bilip, görüp milletimin göz yaşını silmeye.
Bilmeden, görmeden bin (yıl) yaşasam, kurultaylı han
olsam,
Gene bir gün mezarcılar gelir beni gömmeye

Ant etmişim şu karanlık yurda ışık saçmaya,
Nasıl olur da, iki kardeş birbirini görmesin?
Bunu görüp bunalmazsam, üzülmezsem, yanmazsam,
Gözlerimden akan yaşlar derya deniz kan dolsun!

Ant etmişim, söz vermişim millet için ölmeye,
Bilip, görüp milletimin göz yaşını silmeye.
Bilmeden, görmeden bin (yıl) yaşasam, kurultaylı han
olsam,
Gene bir gün mezarcılar gelir beni gömmeye

Numan Çelebi Cihan 1917
Logged

<a href="http://www.fileden.com/files/2008/9/9/2089451/tanrim.swf" target="_blank">http://www.fileden.com/files/2008/9/9/2089451/tanrim.swf</a>
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #8 : Kasım 01, 2009, 03:24:31 ÖS »

Çok teşekkürler Kürşad.
Kırım Milli Marşı güzel oldu bu sayfada.Gerekli idi ve nasıl oldu da düşünemedim.
Numan Çelebi Cihan'la ilgili paylaşımın da çok yerinde.Epey eksik bırakmışım konuyu. Üzgün
Ellerine sağlık.
Logged
Kürşad
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1349



Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #9 : Kasım 01, 2009, 03:28:26 ÖS »

Rica ederim ben teşekkür ederim.Değerli paylaşımlarınıza küçük bir katkıda bulunabildiysem ne mutlu bana Gülümseme
Logged

<a href="http://www.fileden.com/files/2008/9/9/2089451/tanrim.swf" target="_blank">http://www.fileden.com/files/2008/9/9/2089451/tanrim.swf</a>
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #10 : Temmuz 18, 2010, 04:09:37 ÖS »

<a href="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-2601640015757919386" target="_blank">http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-2601640015757919386</a>


Ant Etkenmen Kırım Milli Marşı
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #11 : Temmuz 18, 2010, 04:11:59 ÖS »

<a href="http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=660721" target="_blank">http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=660721</a>


Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #12 : Temmuz 18, 2010, 04:39:53 ÖS »

<a href="http://www.nartube.net/125ab2f809:HVw3MqalS8A:false.v" target="_blank">http://www.nartube.net/125ab2f809:HVw3MqalS8A:false.v</a>


KIRIM TÜRKLERİ-HASRET ŞARKISI-Grup TÜMATA
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #13 : Temmuz 20, 2010, 01:03:38 ÖS »

Kırım Hasret türküsü bana kızkardeşimi çağrıştırır daima.Fakülte yıllarında Türk Sanat Müziği korosunda olan kızkardeşimin sesi opera sanatçılarının sesini andırır.Güçlü ve gür bir sesi var."Hasret Türküsü"nü ise enfes söyler.Almanya da kongrede bulundukları günlerde yemekte iken, Türk ekibinden bir hoca yabancı hocalara dinletmek ister.Türk Sanat Müziği parçası isterler.Masada Alman ,Rus ve diğer Avrupa ülkelerinden konuklar var.Kızkardeşim Rus hocanın gözünün içine bakarak "Kırım Hasret Türküsü"nü söyler ama bizimkiler kızarır,bozarırlar.Şarkı bittiğinde Rus :"Bu şarkıya benzemiyor , daha çok hüzünlü bir ezgi." der."Evet hüzünlü"der kardeşim."Bu bir ağıt.Yurtlarından sürdüğünüz Kırım Türk'lerinin ağıdı."Rus hoca savunmaya geçer elbette.Stalin'in suçudur ve Rus halkının bir günahı yoktur.Masada ateşli bir tartışma başlar.Ve söz dönüp dolaşıp Ermeni soykırımına gelir her zamanki gibi.Ve Almanya da Türk çocuklarına uyguladıkları Almanca hazırlanmış testlerden düşük puan alanların, geri zekalı gibi algılanıp,okullarının ayrılmasına.Almanların savunması hazırdır:"Almanya da yaşadıklarına göre dilimizi bilecekler!"
Ne kadar garip değil mi?Onlar sürerse bir kişinin suçu.Biz suçluları sürsek bile tüm Türk halkı suçlu.Bizim ülkemizde binbir çeşit dil konuşulabilir.Binbir çeşit dilde yayın yapan tv ler kurulabilir.Milletin birbiriyle anlaşmasına gerek yoktur.Koklaşa koklaşa da anlaşabiliriz(!?)Ama onların ülkesinde herkes bir dil kullanmak zorundadır.Hiç yapmadığımız bir soykırımla suçlanabilir ama sabvunma hakkına sahip değilizdir.Ülkemiz topraklarına dünyanın öbür ucundaki millet dahi göz koyabilir ama biz komşunun tavuğuna yan bakamayız.Dileyen dilediği şehrimizden pay isteyebilir,bizim"N'oluyorrrr!!!!" deme hakkımız yoktur.Hey benim uyuyan milletim,ne demeli bilmem ki!?...
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #14 : Temmuz 20, 2010, 01:07:48 ÖS »

Türk Sürgünleri


Ermeni iddialarını gören gelişmiş ülkeler, sürgün edilen, ana vatanlarından koparılan, Kafkas ve Balkanlarda yaşayan Türk ve Müslüman halklarını bir türlü görmüyor.

”Göç göç oldu göçler yola dizildi, uyku geldi ela gözler süzüldü”… Rus işgalinden ve Ermeni mezaliminden canlarını, yavrularını kurtarmak için kaçan Erzurum halkının göç türküsü böyle başlar.

Osmanlı Devleti’nin zayıflaması ile işgale uğrayan Kafkas ve Balkan coğrafyasında yaşayan Türk ve Müslüman halklar için de umutsuzluklar, göçler, ölümler, işgaller, ana vatanlardan kopuşlar, tehcirler de başlamış oldu. Göç hikayeleri, göç türküleri ayrı dillerde söylense de duygular, hüzünler hep aynı noktaya işaret ediyordu. Sürgün edilen, ana vatanlarından koparılan, hastalıklara yenik düşen, yollarda ölen, açlık ve sefaletle karşı karşıya kalan bu halkların acısı, ne yazık ki dünyanın gelişmiş ülkelerince bir türlü görülmedi.

Tehcir edilen halkların sığınağı haline gelen Türkiye’yi, yıllardır Ermeni iddialarıyla karşı karşıya bırakan birçok gelişmiş ülke, ne yazık ki Kafkaslar ve Balkanlardan sürülen milyonlarca halkın yaşadığı acıları bir türlü görmek istemedi.

Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Kafkas Vakfı ve Balkan Medeniyet Derneği yetkililerinden derlenen bilgilere göre, Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflamasıyla 19. yüzyıldan itibaren Kafkaslardan ve Balkanlardan Anadolu’ya göçler başladı.

Rus Çarlığına bağlı askeri birliklerin 1859 yılında Kafkasya’ya girmesiyle bu coğrafyada göçler de beraberinde başladı. Rus birliklerine karşı verilen savaşı kaybeden Kafkas halklarını büyük bir dram bekliyordu. Çar’ın Kafkasya temsilcisi Grandük Mişel’in 1864 Ağustosunda Batı Kafkasyalılara, ”Bir ay zarfında Kafkasya terk edilmediği takdirde, bütün nüfus savaş esiri olarak Rusya’nın muhtelif mıntıkalarına sürülecektir” şeklindeki fermanı, bölgedeki sürgünleri ve göçü tetikledi.

YÜZDE 30′U YOLCULUĞUNU TAMAMLAYAMADAN ÖLDÜ

Rus Çarlığının emriyle 1864 yılında 1 milyon 500 bin Kafkasyalı yurdundan oldu. Tehcire zorlanan Kafkas halklarının birçoğu sürgün yolculuğunda açlık ve kötü koşullara yenik düşerek can verdi, binlercesi Karadeniz’in azgın dalgalarına dayanamayan gemilerin batmasıyla engin sularda boğuldu, yüzlercesi kalıcı hastalığa yakalandı. Karadeniz’deki Taman, Tuapse, Anapa, Soçi, Sohum, Poti ve Batum gibi limanlardan Rus, Osmanlı ve İngiliz gemilerine bindirilen muhacirler, Trabzon, Ordu, Samsun, Sinop, Varna, Köstence ve İstanbul’a getirildi. Arşiv kayıtlarına göre, Kafkaslar’dan sürgün edilen insanların yüzde 30′una yakını, yolculuk tamamlanamadan öldü.

KAFKAS HALKLARININ İKİNCİ SÜRGÜNÜ

Kafkasya’da sürgünler 1864 yılıyla sınırlı kalmıyordu. 1864 sürgünüyle dünyaya savrulan Kafkasyalılar, tekrar ana vatanlarında toparlanma fırsatı bulamadan bu sefer 1943 ve 1944 yıllarında SSCB lideri Josef Stalin’in emriyle geniş çaplı bir sürgüne maruz bırakıldı. Bu sürgünde ise Kafkas halkları, asılsız bir şekilde II. Dünya Savaşı’nda Almanlarla iş birliği yapmakla suçlanıyordu.

KARAÇAY BALKARLARIN SÜRGÜNÜ

SSCB’ye bağlı Karaçay Özerk Bölgesi, 2 Kasım 1943′te Sovyet askerlerince kısa süre içinde boşaltıldı. Emirlere uymayan Türk kökenli bu halk, anında infaz edildi. Karaçay halkından 32 bin 929′u çocuk olmak üzere 63 bin kişi tıpkı diğer Kafkas halklarına yapıldığı gibi hayvan vagonlarına doldurularak Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’ın iç bölgelerine gönderildi. 8 Mart 1944′de ise Balkarlar, Karaçay halkının maruz kaldığı acı sürgünü yaşadı.

ÇEÇEN VE İNGUŞLARIN SÜRGÜNÜ

Kızılordu’nun 23 Şubat 1944′te Kızılordu’nun 26. kuruluş yıldönümünü şenliklerine davet edilen Çeçen ve aynı etnik kökene sahip olan İnguşlar, apar topar ve binlerce insanın ölümü pahasına Sibirya’ya sürüldü.

Sürgüne gönderilen her aileye, yanlarına almak için ancak 20 kilogram bagaj izni verildi, insanların tüm mal varlıklarına ve hayvanlarına el konuldu. Felaketin en büyüğü ise sürgün yolculuğunda gerçekleşti. Sürgün edilen insanların yüzde 20′si kötü hava koşulları ve açlıktan öldü. Ölüm Çeçen ve İnguşlar’ın yakasını yerleştirildikleri yeni yerlerde de bırakmadı. Gerek iklim gerek ağır çalışma koşulları ve bunlara bağlı salgın hastalıklar nedeniyle pek çok muhacir yaşamını yitirdi. Çeçen ve İnguş halkının sürgündeki nüfus kaybının yüzde 38 oranında olduğu kaydediliyor.

Sovyetler Birliği Yüksek Şurası, 9 Ocak 1957 yılında aldığı karar ile 1944 yılında topyekun sürgün edilen Çeçen ve İnguşların ana vatanlarına dönmelerine izin verdi. 7 Mart 1944 tarihinde lağvedilen ve toprakları çeşitli ülkelere paylaştırılan Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ise 1957 yılında yeniden kuruldu. 1939 yılının resmi kayıtlarına göre 488 bin olan Çeçen-İnguşların nüfusu sürgünden sonra 200 bine kadar düştü. 1959 yılında ise Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’ndeki tüm İnguş ve Çeçenlerin sayısı 311 binden ibaretti.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlığını ilan eden Çeçenistan’da Rus birlikleriyle yerel direnişçiler arasında savaş başladı. 1994-96 yılları arasında bir milyon civarında nüfusu olan Çeçenistan, bu savaşta yaklaşık 120 bin kurban verdi. 1999-2001 yılları arasında yaşanan ikinci savaşta ise 100 bin Çeçen öldü, 30 bin Çeçen ise sakat kaldı.

KIRIM TATARLARININ SÜRGÜNÜ

Stalin döneminde sürgün sadece Kuzey Kafkasya ile sınırlı kalmadı. Sürgün kararından en çok etkilenen bir diğer halk ise Kırım Tatarlarıydı. 18 Mayıs 1944 gecesi başlayan sürgün furyası, 3 gün içinde 220 bin Kırım Tatarı’nın zorla yurtlarından koparılmasıyla sonuçlandı.

Orta Asya’nın ücra köşelerine götürülmek üzere ölüm katarlarına bindirilen Kırım Tatarlarının yüzde 42′si zor koşullara dayanamayarak ya da yapılan baskılar sonucu yaşamını yitirdi. Vatanlarına dönmek için çok yoğun bir mücadele veren Kırım Tatarları, hedeflerine ulaşmak için 1980′li yılları beklemek zorunda kaldı.

Yıllar sonra terk ettiği topraklarına gelen insanları başka bir hazin tablo bekliyordu. Kırım Tatarları yurtlarına döndükleri zaman evlerinin, iş yerlerinin ve topraklarının Ruslar ile Ukraynalılara dağıtıldığını gördü.

AHISKALILARIN SÜRGÜNÜ

Gürcistan’ın Ahıska bölgesinde yaşayan ve ”Osmanlı Türkleri” olarak da bilinen Ahıskalılar, 14 Kasım 1944 yılında tarihin en acı olaylarından birini yaşadı. Aradan geçen 65 yıla rağmen Ahıskalılar, halen yurtlarına dönemedi. Anavatanlarından koparılan ve gittikleri yerde hayatta kalan Ahıskalıların torunları bugün Rusya Federasyonu, Özbekistan, Kazakistan, Türkiye, Ukrayna, Almanya, Fransa, İtalya ve ABD’de yaşamlarını sürdürüyor.

Stalin’in emriyle bir gece ansızın gelen haber üzerine doğup büyüdükleri vatanlarını zorla terk ettirilen Ahıska Türkleri, ”ölüm katarı” olarak adlandırılan hayvan vagonlarına istiflenerek bir bilinmez yolculuğa çıktı. Sibirya’ya ve Sovyetlerin iç bölgelerine gönderilen yaklaşık 250 bin Ahıska Türkünün birçoğu yolda hastalıktan, açlıktan yaşamını yitirdi. Ayrı ayrı bölgelere dağıtılan Ahıska Türkleri yıllarca birbirinden haber alamadan yaşadı.

Özbekistan’da sürgün hayatı yaşayan Ahıskalılar, 1989 yılında ikinci büyük sürgün daha yaşadı. Fergana’da çıkan olaylarda yaklaşık 100 bin Ahıska Türkü ikinci vatan edindikleri Özbekistan’dan komşu ülkelere ve Rusya’nın Krasnodar bölgesi ile Ukrayna’ya göç etmek zorunda kaldı. Türkiye’de bir süre önce çıkarılan yasa ile Ahıskalıların Türk vatandaşlığına geçişi kolaylaştırıldı.

1944′de sürgün edilen Kafkas halklarından hiçbir şekilde yurtlarına dönüş yapamayanlar ise Ahıskalılar oldu. Gürcistan, Avrupa Konseyi’ne kabul edilirken Ahıskalıların yeniden kendi vatanlarına yerleştirilmesi konusunda taahhüt altına girdi, ancak bugüne kadar verilen sözler yerine getirilmedi.

KARABAĞ’IN ”KAÇGINLARI”

Ermenistan’ın Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesini 1992-94 yıllarında yaşanan savaşta işgaliyle başlayan süreçte en çok zarar gören, sivil halk oldu. İşgale uğrayan topraklarından kaçan yaklaşık 1 milyon Azeri Türkü, halen zor koşullar altında Azerbaycan’ın çeşitli vilayetlerinde yaşamlarını sürdürüyor.

Üsküp, Kalkandelen, Manastır, Ohri, Selanik, Saraybosna, Prizren, Şumnu, Varna, Deliorman, Belgrad, Sancak… Rumeli Türklerinin ”çil çil kubbeleriyle” geride bırakıp gelmek zorunda kaldıkları şehirlerden sadece birkaçıydı.

Rumeli Türkleri, ayrı bir anı, ayrı bir acı, ayrı bir özlemle terk edilmeye zorlanmıştı ecdat yadigarı toprakları….

Şehzade Süleyman Paşa’nın 1352 yılında Rumeli’ye geçişi ve art arda devam eden fetihlerle Osmanlı, kısa sürede Balkanların tek hakimi haline geldi. Türklerin Rumeli’ne yerleştirilmesi ve bölgenin yerli halkları olan Arnavutlarla, Boşnakların da İslam’ı seçmesi Balkan coğrafyasını ikinci bir Anadolu yaptı. Yaklaşık 500 yıl idaresi altında yaşadıkları Osmanlı’nın zayıflamasıyla birlikte bu bölgede yaşayan Türkler ve Müslüman halkları da zor günler bekliyordu. 1912 yılında yapılan 1. Balkan Savaşı’nın kaybedilmesiyle de elden çıkan topraklardan milyonlarca Türk, Boşnak ve Arnavut, Anadolu’ya göç etmek zorunda bırakıldı. Göç etme imkanı bulamayanlar ise kaldıkları coğrafyada çeşitli asimilasyonlara maruz kaldı.

Göçlerin en acı yanı ise 500 yılı aşkın Osmanlı idaresinde kalan coğrafyadaki Türk şehir mimarisinin en güzel örnekleri olan eserlerin yok edilmesi oldu. Osmanlı’nın 15 bin 787 mimari yapı inşa ettiği Balkanlar’da göçlerle birlikte bu tarihi eserler de sahipsiz kaldı. Osmanlı’nın izlerini yok etme pahasına birçok tarihi cami, han, hamam yıkıldı, geri kalan bir çok tarihi eser ise aslından uzak görünümle restore edilip amacı dışında kullanıldı.

BALKANLARDAN İLK GÖÇLER SIRBİSTAN’DAN BAŞLADI

Balkanlardan Anadolu;ya göçün ilk dönemi, 1804 yılında Sırp isyanı ile başladı. 1804′te isyan eden Sırpların şiddet hareketleri sırasında, Semendire’ye bağlı yerlerde Türklere karşı girişilen katliamdan kaçanlar, Rumeli ve Bosna-Hersek’e göç etti. 1826′da yapılan Akkerman Antlaşması ile 150 bin Türk, Sırbistan’dan göç etmek zorunda kaldı. 1867 yılında Sırpların zulmünden kaçan 150 bin civarında Boşnak da Türklerle birlikte Anadolu;ya göç etti. Yine 1908-23 yılları arasında 300 bin, 192333 yılları arasında da 350 bin Türk Sırbistan’dan göç etti. Göç edenlerin bir kısmı ise yollarda hastalık ve açlıktan öldü.

YUNANİSTAN’DAN GÖÇLER

Yunanistan’dan Türkiye’ye ilk göçler 1820 yılında Mora isyanından sonra başladı.

Avrupa’dan gelen gönüllü askerlerle Rum çeteciler, Teselya ve Ege adaları ile Mora’da oturan Türk ve Müslüman halka zulmetmeye başladı ve 32 bin Müslüman Türkü öldürdü. Rusya ile İngiltere arasında yapılan anlaşma ile 1826 yılında bağımsız Yunan devleti kuruldu ve Müslüman halkı Yunanistan’dan çıkarma kararı alındı. Bu kararla birlikte Türkler yüzyıllarca yaşadıkları coğrafyadan sürgün edilmeye başlandı.

Mora’nın ardından Girit’te de 1864 yılında Rumların sivil Türk halkına karşı katliamlara girişmesi üzerine, bu bölgeden Anadolu’ya ve İstanbul’a 60 bin kişi göç etti. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra da Yunanistan’daki Türklerden bir kısmı, Anadolu’ya kaçmak zorunda kaldı. Kurtuluş Savaşı’nı takip eden Lozan Antlaşması hükümlerine göre yapılan mübadelede ise Türkiye’ye 1923-1933 yılları arasında 384 bin kişi geldi.Yunanistan’dan göçler, 1934-1960 arasında da devam etti. Bu tarihlerde 23 bin 788 kişi Türkiye’ye geldi. 1960-1970 arasında ise 20 bin kişi Yunanistan’dan Türkiye’ye yerleşti.

BULGARİSTAN

Rusların 1828′de Tuna’yı aşarak Edirne’ye kadar gelmesi ve Bulgarları Türklerin üzerine saldırtması sonucu 30 bin Türk, Anadolu’ya göç etti. 1876′da Rusya, Almanya ve Avusturya tarafından Balkanlar bölündü. Avusturya, Bosna-Hersek’i aldı, ayrıca Bulgarlar ve Sırplara, Rusya himayesinde bağımsızlık verildi.

Aynı yıl Bulgarlar, Türklere karşı şiddet hareketlerine girişti. Buradaki Türkleri korumakla görevli Türk ordusunun hareketi, Avrupa devletlerinin müdahalesiyle durduruldu. Binlerce Türk, Edirne, İstanbul ve Anadolu’ya göç etti. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra yapılan Berlin Antlaşması ile Bulgaristan devletinin kurulması kabul edildi. Bu durum, Bulgaristan’daki Türkler için kötü sonuçlar doğurdu. 1876-1878 yılları arasında 200 bin Türk, Edirne ve civarına yerleşti. Sonraki yıllarda ise 300 bin göçmen, Rumeli’den Anadolu’ya geçti. Kuzey Bulgaristan’dan göç eden bir kısım Türk ise Rodoplar’da uğradıkları silahlı saldırılarda ağır kayıplar vererek Türkiye’ye gelebildi. Bu tarihlerde Doğu ve Batı Trakya ile İstanbul’un her yeri göçmenlerle doldu. Osmanlı bu göçmenlerin iskanı konusunda büyük zorluklar yaşadı.

Arşivlerde, 1885-1923 yılları arasında Bulgaristan’dan Türkiye’ye 500 bin kişinin göç ettiği belirtiliyor. 1923-1933 yılları arasında ise göç edenlerin sayısı 101 bin civarındadır. Yine Bulgaristan’dan 1934-1960 arasında 272 bin 971 kişi, 1968-79 yılları arasında da Bulgaristan’dan Türkiye’ye 116 bin 521 kişi Türkiye’ye göç etti.
Bulgaristan;dan son göç hareketi ise 1989 yılında Bulgar hükümeti tarafından burada yaşayan Türklerin Türkiye’ye göçe zorlanmaları ile başlatıldı. Göçmenler kitleler halinde trenlerle Türk sınırına bırakıldı. Böylece Türkiye, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da görülen en yoğun ve zorunlu göç akımını yaklaşık üç aylık bir süre içinde kabul etmek durumunda kaldı. Bu dönemde 64 bin 295 aileye mensup 226 bin 863 kişi serbest göçmen olarak Türkiye’ye geldi. Bu tarihten itibaren 1995 yılına kadar da aralıklı olarak gelen serbest göçmenlerin sayısı 73 bin 957 kişiye ulaştı.Bütün bu göçlere rağmen bugün Bulgaristan’da halen 1 milyonun üstünde Türk bulunuyor.

ROMANYA

Romanya toprakları, Osmanlı İmparatorluğu idaresindeyken, Besarabya ve Kırım’dan on binlerce Türk buraya yerleşti. 1806-1812 Osmanlı-Rus savaşlarında, Rus ordularının Tuna’yı aşarak Şumnu’ya kadar ilerlemesi üzerine bu bölgede yaşayan Türkler göçe zorlandı. Şumnu ve Dobruca civarından, 1812 yılından sonra 200 bin Türk, Anadolu’ya göç ederek başta Eskişehir olmak üzere çeşitli bölgelere yerleştirildi.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra Besarabya’nın Rusların eline geçmesi Dobruca’nın ise Rumenlere bırakılması üzerine Türklerin göçü yeniden başladı. O yıllarda Dobruca’dan 80 bin civarında Türk, yurtlarını terk ederek Anadolu’ya yerleşti. 1923′ten sonra, Dobruca’dan yeni göçler başladı. 1923-1933 arasında 33 bin 852 kişi göç etti. 1934-1960 yılları arasında ise Romanya’dan göç edenlerin sayısı 87 bin 476′ya ulaştı.

YUGOSLAVYA

Yugoslavya’dan Türkiye’ye Cumhuriyet döneminde toplam 77 bin 431 aileye mensup 305 bin 158 kişi göç ettiği, resmi kayıtlarda yer alıyor.

Yugoslavya idaresinin baskıları sonucu 1946-1968 ve 1971 yıllarını kapsayan göçlerde özellikle Üsküp, Prizren ve Sancak bölgesinde yaşayan Türk, Boşnak ve Arnavutlar, evlerini ve mallarını cüzi fiyatlara satarak Türkiye’ye gelmek zorunda bırakıldı.

alıntı
Logged
Sayfa: [1] 2 3
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM