Kaybolan Medeniyetimiz ve Mezartaşları M. Nuri YARDIM
Bazıları için bir son ve bitiş olan ölüm, biz inananlar için yeni ve güzel
bir dünyaya açılan saadet kapısıdır. Sonsuzluk âlemine nâzır nurlu pencere,
kabir ise ""cennetten bir bahçe""dir. Medeniyetimizin biraz da bu
mekânlarda kendisini gösterir. Mezar taşları, yüksek sanatlarımızın seçkin
örnekleriyle doludur. Mimarî, süsleme ve hat sanatları, kabir taşlarında
zirveye çıkmış; insanımızın beşikten mezara kadar sanatla hemhâl olduğu
âşikâr bir şekilde görülmüştür.
2000'li yıllarda iki şairimizin, Ahmet Haşim ve Ziya Osman Saba'nın
mezarları kayıptı. Yaptığımız araştırmada "Merdiven" şairinin harap kabrine
ulaştık.edildi ve ziyarete açıldı. Saba'nın mezarı hâlâ
bilinmiyor ne yazık ki. Hâlbuki ölümü anlatan ne güzel şiirleri vardır
onun. Osman Cemal Kaygılı'nın da Tokmaktepe'deki mezarını bulamadım.
Belki de hiç kimsenin bilmediği kuytu bir yerde. İstanbul'un bu
"kaygı"lardan âzâde yazarı, hayatta iken de bir çok çileyi, derdi, gamı
yaşamıştı. Allah rahmet etsin. Eyüp Sultan'da araştırma yaparken Fatih
döneminden kalma heybetli ve süslü mezar taşlarının yollara döşendiğini
görmüş, yüreğim parçalanmıştı. Ecdadın muhteşem mezar taşlarını yerlere
sermiştik umarsızca. Dünyada öz medeniyetine bu derece ilgisiz başka ülke
var mı acaba, ne dersiniz?
Mezarlıklar tekin yerler değildir. Yalnız gezemezsiniz. İti uğursuzu
yollardadır. Sarhoşu serkeşi, tinercisi esrarkeşi vardır. Hatta son
yıllarda bir "mezarlık mafya"sından bile söz ediliyor. Güya, terk edilmiş
mezarlıkları imha edip buraları zengin müşterilere milyarlarca liraya
peşkeş çekiyorlar. Yetkililer çağımızın bu hayasız nebbaşları için ne
düşünür, bilemem? Öğrendiğime göre İstanbul'daki büyük ve tarihî
mezarlıklardaki koruma sayısı son yıllarda azaltılmış. Şimdi vatandaş,
yakınını hangi cesaretle ziyaret edecek? Bu olumsuzluklara rağmen bu âsude
mimarîmizin gönüllüleri, âşıkları vardır. Onlar gece gündüz demez, kar-kış
söylenmez mezarlıklarda dolaşır, yitik medeniyetten ipuçları bulmaya
çalışırlar. Bu kahramanlardan ikisi, yakın dostlarım Orhan Bayrak ve Muhsin
Karabay'dır. İki yorulmaz araştırıcı Zincirlikuyu'da yatan meşhurların
mezarlarını tespit edip taşların fotoğrafını çektiler. Umarım İstanbul
Mezarlıklar Müdürlüğü, büyük emek verilen bu çalışmaya sahip çıkar,
yayımlar. Bayrak'ın İstanbul'da Gömülü Meşhurlar adındaki eseri ne kadar
güzeldir?
Evet başta İstanbul olmak üzere Bursa, Edirne, Manisa, Konya gibi tarihî
şehirlerimizdeki mezarlıklar giderek elden çıkıyor. Selçuklu ve
Osmanlılardan günümüze gelebilen mezar taşlarımız büyük tahribata uğruyor.
Eyüp Sultan, Karacaahmet, Merkez Efendi gibi eski mezarlıklardaki nâdide
mezar taşları kırılmakta, yok edilmektedir. Cami hazîrelerindeki kabirlere
de tam mânâsıyla sahip çıkıldığını söylemek güç. Ama iyi örnekler de yok
değil. İşte Kaybolan Medeniyetimiz kitabı, bu duyguları bana yaşatıp ümit
verdi. Demek ki bir imam isterse ve çevresini seferber ederse muhteşem bir
şaheser vücuda getirebiliyor.
"Hekimoğlu Ali Paşa Câmii Hazîre'sindeki Tarihî Mezar Taşları" alt
başlığını taşıyan eseri, bu camide 24 yıl aralıksız imam ve hatiplik yapan,
ayrıca külliyeyi hat, ebru, minyatür, tezhip gibi geleneksel sanat kursları
düzenleyerek neredeyse sanat merkezine dönüştüren, bir azim, gayret, sebat
ve iman âbidesi olan hattat Hüseyin Kutlu hazırladı. Prof. Dr. Mustafa
Fayda'nın, eser hakkındaki "takdir"i şöyle: "26 sene önceki görüntüsüyle
mukayese edildiğinde Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi'nin iki bölümlü
hazîresinde mucizevî bir değişim yaşandığını ifade etmek gerekiyor. Hüseyin
Bey akılcı yaklaşarak ve pratik hareket ederek inanılmazı başarmış ve
hazîreyi adeta bir cennet bahçesine dönüştürmüştür. Bu zaman zarfında
yaptıkları ise hakikaten ibretâmiz birer numûnedir. İlk olarak taşları
tekrar kıble istikametine göre yerleştirmişti. Taş yığını hâlindeki mezar
taşlarını eşleştirmek için günlerce uğraşmış, tamamlanan parçaları çelik
millerle birbirine bağlamış ve yapıştırmıştır. Şu anda hazîrede yer alan
taşların üçte birinin bu şekilde tamamlandığını belirtmektedir. Ardından
taşların her biri mermerin beyazlığı ortaya çıkana kadar su ve fırça ile
temizlenmiş, zemine çim döşenmiş, lahidlerin çiçekleri değişik çiçeklerle
bezenmiştir. Ve netice olarak bu çalışmaları nadide bir eserle kâğıda
dökerek gayretlerini taçlandırmıştır."
Türk mimarisinde mezartaşları ile ilgili olarak göze ve gönle hitap eden
çok değerli makalelerin ardından külliye hakkında geniş bilgilere
ulaşıyoruz. Mezar taşları üzerindeki sembolik ifadelerin ne anlama
geldiğini, ölülerin mesleklerine, meşreplerine ve dergâhlarına göre mezar
taşlarında nasıl temsil edildiklerini öğreniyoruz. Mermere kazınan sanatın
incelikleri gözlerimizi kamaştırıyor. Muhteşem bir medeniyetten bize
intikal eden kültür unsurlarının canlılığı sayesinde bir şölene tanık
oluyoruz âdeta. "Ölüleriyle yaşayan" yüksek ruhlu bir milletin evladına çok
değerli bir armağandır Kaybolan Medeniyetimiz. Hekimoğlu Ali Paşa Câmii
Hazîresi'ndeki 247 adet mezar taşından 66'sının fotoğrafları ve
okunuşları kitapta yer alıyor. Hüseyin Kutlu bir câminin "hazîre"sindeki
"hazine"leri bu millete bir şâheserle takdim ediyor. Yitmekte olan
medeniyetimizden bir parça kurtarabilmenin hazzını, huzurunu yaşıyor şimdi.
Darısı bir çok câmi ve muhtelif kuruluşlara emanet edilen hazîrelerin
başına! Örnek din adamı, değerli sanatkâr Hüseyin Kutlu, her türlü takdiri,
alkışı, duayı ziyadesiyle hak ediyor. Kalemine, ömrüne ve himmetine
bereket.
(Kaybolan Medeniyetimiz, Damla Yayınları, İsmail Gürkan Cd. No.6
34110 Cağaloğlu-İst. 0 212 5142828)
Kaynak:
Kültür sanat sitesi;
www.mehmetnuriyardim.com