EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Şubat 09, 2012, 12:19:12 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 6
  Yazdır  
Gönderen Konu: Son Konak  (Okunma Sayısı 9782 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #15 : Temmuz 29, 2010, 10:13:51 ÖS »

Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #16 : Ağustos 08, 2010, 05:49:29 ÖS »

"Osmanlı Türkünün başlı başına bir mezarlık sanatı vardır.Mezarlıkları korkunç olmaktan çıkarmış,dünyevi ve uhrevi alemin birbiri içinde eridiği bir üslub meydana getirmiştir.Bu üslub hiç bir milletin mezarlığında,meşhetliğinde görülmez.Her taş ayrı bir sanat eseridir.Hem de bir kaç yönlü bir sanat eseri...
Taşın işleniş tarzı;vefat tarihini belirten ve ebced hesabıyla yazılmış olan manzumeler;bu manzumeleri çeşitli yazı stilleriyle işleyen en usta hattatların yazıları;tek bir taşı nasıl paha biçilmez sanat eseri haline getirir,düşünelim!Bir mezar taşına üstünü okumadan;uzaktan bakmakla medfunun cinsiyetini,mesleğini,çocuk,genç veya yaşlı olduğunu tayin etmek mümkündür.Asırların geliştirdiği,yine asırların yıpratamadığı bu şahaseri evvela anlamayarak,sonra tahrib ederek yok ediyoruz."

Muallim Cevdet
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #17 : Eylül 06, 2010, 05:06:00 ÖS »

<a href="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?onsite=0&amp;id=15487414&amp;vid=5951653&amp;lang=en-us&amp;intl=us&amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/11063/92890076.jpeg&amp;embed=1&amp;thumbUrl=http://video.yahoo.com/watch/3401999/9508603" target="_blank">http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?onsite=0&amp;id=15487414&amp;vid=5951653&amp;lang=en-us&amp;intl=us&amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/11063/92890076.jpeg&amp;embed=1&amp;thumbUrl=http://video.yahoo.com/watch/3401999/9508603</a>



Taşa Nakşedilmiş Hayatlar
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #18 : Eylül 06, 2010, 05:15:14 ÖS »

Eyüp Sultan meydanından Piyer Loti tepesine çıkan arnavut kaldırımlı yolda,
Yokuş başından bir bel bükümü, bir soluk tüketimi uzakta
sağda:

Bir mütekadin kitabesi!
Bir küsür asırdır şehri İstanbul’u mest-i temaşa eden bu mezarın başında:

” Huve’l-Bâkî
Ziyâretteden murâd bir duâdır
Bugün bana ise yarın sanadır
Hazine-i Celile Muhâsebe-i Umûmiyesi
Tedkîk kalemi hulefasından
Mütekâid Ahmed Cemal Efendi
Ruhiyçün Fâtiha

Sene 1315
Teşrin-i sâni 29 “  [ 11 Aralık 1899]

Tarihli  veciz ifadesi.

Geçtiğimiz asırda insan ömrünün çok da uzun olmadığı düşünülürse, bu zatın mütekaid olup, emekliliğe erişebilmesi belki de en derin arzusuydu. Nitekim yüzden ziyade seneler sonra da ‘Ben mütekaidim!’ diye ziyaretçilerine seslenebilmekte…



-alıntı-
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #19 : Eylül 06, 2010, 05:56:11 ÖS »




Ne Söylerler, Ne Bir Haber Verirler


Yalancı dünyaya konup göçenler
Ne söylerler, ne bir haber verirler

Üzerinde, türlü otlar bitenler
Ne söylerler, ne bir haber verirler

Kimisinin üstünde biter otlar
Kiminin başında sıra serviler

Kimi masum, kimi güzel yiğitler
Ne söylerler, ne bir haber verirler

Toprağa gark olmuş nazik tenleri
Söylemeden kalmış, tatlı dilleri

Gelin, duadan unutman bunları
Ne söylerler, ne bir haber verirler

Yunus der ki, gör takdirin işleri
Dökülmüştür kirpikleri kaşları

Başları ucunda hece taşları
Ne söylerler, ne bir haber verirler

Yunus Emre





Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #20 : Eylül 06, 2010, 06:44:52 ÖS »



Soy ağacı çıkarırken müracaat edilen en önemli kaynaklardan birisidir de mezar taşları. Bunlardan dedelerin isimleri, vefat tarihleri hatta eski mezar taşlarından meslekleri ve meşreplerini öğrenmek olsıdır.
1930’larda başlayan asri mezarlık furyası ile Anadolu’nun pek çok yerlerinde çoğu şehirler içindeki mezarlıklar kaldırılarak iskâna açılmış veya üzerine park yapılmıştır. Bunların taşları ya toprağa gömülmüş ya da kanalizasyon veya kaldırım taşı olarak kullanılmış, öğütülerek çakıl yapılmış hatta mezarcılar tarafından kazınarak yeni taş olarak satılmıştır. Dolayısıyla milletin hafızası, vatanın tapusu sayılan mezarlıklar bakımından ülkemiz hiç de iyi durumda değildir.Elinin altında bulunan hazineyi bilinçsizce ,hoyratça savurmuştur.


Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #21 : Eylül 06, 2010, 06:52:35 ÖS »

MEDENİYET AYNASI MEZAR TAŞLARI

Heybetlidir kavuğu, serpuşu, sarığı, fesi,
Hüve’l Bâki ile teselli verir serlevhası.
Ebedi olan, ancak Rabbimizdir mânâsı,
Tarihi mirasımızdır Osmanlı mezar taşları.

Hatayî’li Rumî’li çizilir şekli şeması,
Sülüs, celî tâlîk, hüsn-ü hattır yazısı.
Zemin ördek yeşili, kabartmalar altın sarısı,
Sanat harikasıdır Osmanlı mezar taşları.

İncir, üzüm, kayısı hepsi cennet meyvesi,
Nergis, yasemin, sümbül, zarafetin ifadesi,
Gül, Resul-ü Ekrem’in, lâle, Huda’nın simgesi,
Tapu senedimizdir Osmanlı mezar taşları.

Mühr-ü Süleyman bolluğun, bereketin arması,
Denizcinin çapası, gâzîyânın madalyası.
Her âdemin farklıdır alâmet-i farikası,
Sessiz şahidimizdir Osmanlı mezar taşları.

Nazenin göçmüş ukbaya, pek çetindir acısı,
Emr-i ferman buyrulmuş Mevla’mızın yazgısı.
Şahide’sine işlenir kırılmış gül goncası,
İbret vesikasıdır Osmanlı mezar taşları.

Nakşedilir dünyanın acı tatlı hülasası,
Unutulmaz baba, dede, cümle geçmiş atası.
Diriden, Fatihadır ehl-i bekanın ricası,
Ecdat hatırasıdır Osmanlı mezar taşları.

Şair tarih düşürdü kitabenin son mısrası:
Bin iki yüz otuz dört, Ramazanın on altısı. (*)
Damga misalidir Mustafa Rakım’ın imzası,
Medeniyet aynasıdır Osmanlı mezar taşları…

Nidayi Sevim

Eyüpsultan, 25 Ocak 2010

(*) Hattat Mustafa Rakım Efendi tarafından, celi sülüs hat ile yazılan ve Eyüp Sultan Türbesi’nin arka kısmında bulunan Çelebi Mustafa Reşit Efendi’nin, meşhur mezar taşında ki ölüm tarihidir.

alıntı

Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #22 : Eylül 06, 2010, 07:45:45 ÖS »

<a href="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-7049849939864351586" target="_blank">http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-7049849939864351586</a>


Türk Tarih Kurumu Mezar Taşları Belgeseli
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #23 : Eylül 06, 2010, 07:55:25 ÖS »



Kaybolan Medeniyetimiz ve Mezartaşları

M. Nuri YARDIM

Bazıları için bir son ve bitiş olan ölüm, biz inananlar için yeni ve güzel
bir dünyaya açılan saadet kapısıdır. Sonsuzluk âlemine nâzır nurlu pencere,
kabir ise ""cennetten bir bahçe""dir. Medeniyetimizin biraz da bu
mekânlarda kendisini gösterir. Mezar taşları, yüksek sanatlarımızın seçkin
örnekleriyle doludur. Mimarî, süsleme ve hat sanatları, kabir taşlarında
zirveye çıkmış; insanımızın beşikten mezara kadar sanatla hemhâl olduğu
âşikâr bir şekilde görülmüştür.

2000'li yıllarda iki şairimizin, Ahmet Haşim ve Ziya Osman Saba'nın
mezarları kayıptı. Yaptığımız araştırmada "Merdiven" şairinin harap kabrine
ulaştık.edildi ve ziyarete açıldı. Saba'nın mezarı hâlâ
bilinmiyor ne yazık ki. Hâlbuki ölümü anlatan ne güzel şiirleri vardır
onun. Osman Cemal Kaygılı'nın da Tokmaktepe'deki mezarını bulamadım.
Belki de hiç kimsenin bilmediği kuytu bir yerde. İstanbul'un bu
"kaygı"lardan âzâde yazarı, hayatta iken de bir çok çileyi, derdi, gamı
yaşamıştı. Allah rahmet etsin. Eyüp Sultan'da araştırma yaparken Fatih
döneminden kalma heybetli ve süslü mezar taşlarının yollara döşendiğini
görmüş, yüreğim parçalanmıştı. Ecdadın muhteşem mezar taşlarını yerlere
sermiştik umarsızca. Dünyada öz medeniyetine bu derece ilgisiz başka ülke
var mı acaba, ne dersiniz?

Mezarlıklar tekin yerler değildir. Yalnız gezemezsiniz. İti uğursuzu
yollardadır. Sarhoşu serkeşi, tinercisi esrarkeşi vardır. Hatta son
yıllarda bir "mezarlık mafya"sından bile söz ediliyor. Güya, terk edilmiş
mezarlıkları imha edip buraları zengin müşterilere milyarlarca liraya
peşkeş çekiyorlar. Yetkililer çağımızın bu hayasız nebbaşları için ne
düşünür, bilemem? Öğrendiğime göre İstanbul'daki büyük ve tarihî
mezarlıklardaki koruma sayısı son yıllarda azaltılmış. Şimdi vatandaş,
yakınını hangi cesaretle ziyaret edecek? Bu olumsuzluklara rağmen bu âsude
mimarîmizin gönüllüleri, âşıkları vardır. Onlar gece gündüz demez, kar-kış
söylenmez mezarlıklarda dolaşır, yitik medeniyetten ipuçları bulmaya
çalışırlar. Bu kahramanlardan ikisi, yakın dostlarım Orhan Bayrak ve Muhsin
Karabay'dır. İki yorulmaz araştırıcı Zincirlikuyu'da yatan meşhurların
mezarlarını tespit edip taşların fotoğrafını çektiler. Umarım İstanbul
Mezarlıklar Müdürlüğü, büyük emek verilen bu çalışmaya sahip çıkar,
yayımlar. Bayrak'ın İstanbul'da Gömülü Meşhurlar adındaki eseri ne kadar
güzeldir?

Evet başta İstanbul olmak üzere Bursa, Edirne, Manisa, Konya gibi tarihî
şehirlerimizdeki mezarlıklar giderek elden çıkıyor. Selçuklu ve
Osmanlılardan günümüze gelebilen mezar taşlarımız büyük tahribata uğruyor.
Eyüp Sultan, Karacaahmet, Merkez Efendi gibi eski mezarlıklardaki nâdide
mezar taşları kırılmakta, yok edilmektedir. Cami hazîrelerindeki kabirlere
de tam mânâsıyla sahip çıkıldığını söylemek güç. Ama iyi örnekler de yok
değil. İşte Kaybolan Medeniyetimiz kitabı, bu duyguları bana yaşatıp ümit
verdi. Demek ki bir imam isterse ve çevresini seferber ederse muhteşem bir
şaheser vücuda getirebiliyor.

"Hekimoğlu Ali Paşa Câmii Hazîre'sindeki Tarihî Mezar Taşları" alt
başlığını taşıyan eseri, bu camide 24 yıl aralıksız imam ve hatiplik yapan,
ayrıca külliyeyi hat, ebru, minyatür, tezhip gibi geleneksel sanat kursları
düzenleyerek neredeyse sanat merkezine dönüştüren, bir azim, gayret, sebat
ve iman âbidesi olan hattat Hüseyin Kutlu hazırladı. Prof. Dr. Mustafa
Fayda'nın, eser hakkındaki "takdir"i şöyle: "26 sene önceki görüntüsüyle
mukayese edildiğinde Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi'nin iki bölümlü
hazîresinde mucizevî bir değişim yaşandığını ifade etmek gerekiyor. Hüseyin
Bey akılcı yaklaşarak ve pratik hareket ederek inanılmazı başarmış ve
hazîreyi adeta bir cennet bahçesine dönüştürmüştür. Bu zaman zarfında
yaptıkları ise hakikaten ibretâmiz birer numûnedir. İlk olarak taşları
tekrar kıble istikametine göre yerleştirmişti. Taş yığını hâlindeki mezar
taşlarını eşleştirmek için günlerce uğraşmış, tamamlanan parçaları çelik
millerle birbirine bağlamış ve yapıştırmıştır. Şu anda hazîrede yer alan
taşların üçte birinin bu şekilde tamamlandığını belirtmektedir. Ardından
taşların her biri mermerin beyazlığı ortaya çıkana kadar su ve fırça ile
temizlenmiş, zemine çim döşenmiş, lahidlerin çiçekleri değişik çiçeklerle
bezenmiştir. Ve netice olarak bu çalışmaları nadide bir eserle kâğıda
dökerek gayretlerini taçlandırmıştır."

Türk mimarisinde mezartaşları ile ilgili olarak göze ve gönle hitap eden
çok değerli makalelerin ardından külliye hakkında geniş bilgilere
ulaşıyoruz. Mezar taşları üzerindeki sembolik ifadelerin ne anlama
geldiğini, ölülerin mesleklerine, meşreplerine ve dergâhlarına göre mezar
taşlarında nasıl temsil edildiklerini öğreniyoruz. Mermere kazınan sanatın
incelikleri gözlerimizi kamaştırıyor. Muhteşem bir medeniyetten bize
intikal eden kültür unsurlarının canlılığı sayesinde bir şölene tanık
oluyoruz âdeta. "Ölüleriyle yaşayan" yüksek ruhlu bir milletin evladına çok
değerli bir armağandır Kaybolan Medeniyetimiz. Hekimoğlu Ali Paşa Câmii
Hazîresi'ndeki 247 adet mezar taşından 66'sının fotoğrafları ve
okunuşları kitapta yer alıyor. Hüseyin Kutlu bir câminin "hazîre"sindeki
"hazine"leri bu millete bir şâheserle takdim ediyor. Yitmekte olan
medeniyetimizden bir parça kurtarabilmenin hazzını, huzurunu yaşıyor şimdi.
Darısı bir çok câmi ve muhtelif kuruluşlara emanet edilen hazîrelerin
başına! Örnek din adamı, değerli sanatkâr Hüseyin Kutlu, her türlü takdiri,
alkışı, duayı ziyadesiyle hak ediyor. Kalemine, ömrüne ve himmetine
bereket.
(Kaybolan Medeniyetimiz, Damla Yayınları, İsmail Gürkan Cd. No.6
34110 Cağaloğlu-İst. 0 212 5142828)
Kaynak:
Kültür sanat sitesi;
www.mehmetnuriyardim.com
 

Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #24 : Eylül 06, 2010, 09:28:37 ÖS »

<a href="http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=305222" target="_blank">http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=305222</a>


Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #25 : Ekim 03, 2010, 08:58:01 ÖÖ »


İstanbul’un Fetih Yılına Ait Bir Mezar Taşı

(Hüseyin Nihal ATSIZ)


İstanbul’u zapteden Türk askerlerinden 18 kahramanın taşlarını saklayan bir mezarlık bakımsızlıktan yok olmak üzere.

İstanbul’da, Şehzade Başında, Şehzade Başı Polis Merkezi yanında On Sekiz Sekbanlar Sokağı adında bir sokak var. Bakımsız ve tozlu olan bu sokakta küçük bir mezarlık var. Duvarının bir kısmı yıkılmış ve içini otlar bürümüş olmasına rağmen duvar kitabesiyle içindeki mezar taşlarından bir tanesi sağlam kalmıştır. Şimdiye kadar kimsenin dikkatini celbetmiyen bu mezar İstanbul’un en eski mezarıdır. Üzerinde İstanbul fethinin hicrî tarihi olan 857 tarihi vardır. Duvardaki kitabe yüksek olduğu için fotoğrafını almak kabil olmadı.

Mezarlığın içinde iki tane lâhit varsa da birisinin taşı kalmamıştır. Öteki Sekban Kethüdası Hızır Oğlu Hamzaya aittir. Bununla beraber mezar taşındaki Kethüdâ-yi şühedâ-yi Sekban sözlerinden Hızır Oğlu Hamzanın mutlaka umum Sekban Kethüdası olduğu mânâsını çıkarmak doğru değildir. Bu söz, orada şehit düşen sekbanların kumandan, yahut en kahramanı mânâsına da gelebilir.

İsmet Paşanın bir müddet önce eski eserleri korumak hususunda vilâyetlere gönderdiği tamim dolayısıyla eski eserler encümeninin ve İstanbul valisinin dikkatini celbederim. Bu mezarlık derhal mükemmelen tamir olunarak âbide haline getirilmelidir. Çünkü bundan 480 yıl önce şehit düşen Türk kahramanlarına ait olduktan başka İstanbul’un en eski Türk eseri de budur. Kitabenin ve mezarın yazıları fazla aşınmamış olduğu için bundan bir iki asır önce tamir olunduğuna hükmolunabilirse de, bu onların tarihî değerini küçültmez. Bilâkis atalarımızın millî mefâhire bizden daha saygılı davrandıklarını gösterir.

Bu mezarlık, yakında yüksek adlarına bir âbide dikilecek olan 16 Mart Şehitleri meydanından 100 adım kadar uzaktadır. Burası imar için en çok 500 lira yetişir. Bu hususta Millî Türk Talebe Birliğinin de nazarı dikkatini celb ederim. Eğer hükümet kendilerine Çanakkale âbidesi için izin vermemek hususundaki inadında devam ederse, hiç olmazsa burasını tamir edip millî vazifelerini başka bir sahada itmam etsinler.


Orhun, 1934, Sayı: 8




Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #26 : Ekim 03, 2010, 04:27:40 ÖS »

      

Ah Nijad!  
    
 
Hasret beni cayır cayır yakarken
Bedenimde buzdan bir el yürüyor.
Hayaline çılgın çılgın bakarken
Kapanası gözümü kan bürüyor.

Dağda kırda rasgetirsem bir dere
Gözyaşlarım akıtarak çağlarım.
Yollardaki ufak ufak izlere
Senin sanıp bakar bakar ağlarım.

Güneş güler, kuşlar uçar havada,
Uyanırlar nazlı nazlı çiçekler..
Yalnız mısın o karanlık yuvada?
Yok mu seni bir kayırır, bir bekler?

Can isterken hasret odiyle yansın,
Varlık beni alil alil sürüyor.
Bu kaygıya yürek nasıl dayansın?
Bedenciğin topraklarda çürüyor!

Bu ayrılık bana yaman geldi pek,
Ruhum hasta, kırık kolum kanadım.
Ya gel bana, ya oraya beni çek,
Gözüm nuru oğulcuğum, Nijad'ım!

 
Recaizade Mahmud Ekrem
 
 
Yaşarken üç evladının ölümünü gören Recaizade Mahmud Ekrem'in, henüz 15 yaşında veremden kaybettiği oğlu Nijad için yazdığı bu şiir,ne kadar içten,ne kadar yalın bir dille anlatıyor geride kalanların ıstırabını.



« Son Düzenleme: Ekim 04, 2010, 02:23:36 ÖS Gönderen: Lâle » Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #27 : Ekim 03, 2010, 04:30:38 ÖS »



Orhan Seyfi Orhon'un Ebedi Mekanı
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #28 : Ekim 03, 2010, 04:40:24 ÖS »



Buna ne demeli?"Mezar Taşı Oyası" Konya yöresinde yapılıyor ve kaynanaya gönderiliyor.Bu oyayı gören kaynana,aradaki husumetin mezara kadar süreceğini anlıyor.Yaşamın doğal bir parçası olarak görülen ölüm olgusu el sanatlarımızda yerini almış.Ne kadar sıradan,ne kadar doğal.Başımızda mezar taşı...
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #29 : Ekim 03, 2010, 04:51:15 ÖS »

Var Git Ölüm

Ölüm ardıma düşüp de yorulma
Var git ölüm bir zaman da gene gel
Akıbet alırsın komazsın beni
Var git ölüm bir zaman da gene gel

Şöyle bir vakitler yiyip içerken
Yiyip içip yaylalarda gezerken
Gene mi geldin ben senden kaçarken
Var git ölüm bir zaman gene gel

Çıkıp boz kurtlayın ulaşamadım
Yalan dünya sana çıkışamadım
Eşimle dostumla buluşamadım
Var git ölüm bir zaman da gene gel

Karac'oğlan der ki derdim pek beter
Bahçede bülbüller şakıyıp öter
Anayı atayı dün aldın yeter
Var git ölüm bir zaman gene gel 
 
Karacaoğlan
 

Logged
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 6
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM