enriko
Full Member
 
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 198
(ву єηяιкσ) tüгк'üภ tüгкtєภ ๒คşкค ๔๏รtย א๏к!!!
|
 |
« Yanıtla #150 : Ağustos 13, 2008, 12:21:38 ÖS » |
|
Ağlama Gözlerim
Ağlama gözlerim!.., Yazık etme kendine, Hiçbirşey, hiç kimse için değmezmiş Şu yalan dünyanın, yalan haline.
Ağlama gözlerim!.. Dost bildiğin, Gülen yüzlere, Düştüğünde üstüne, Basıpta geçenlere.
Ağlama gözlerim!.. Sevmesini bilmeyenlere, Önce acı çektirip, Suçunu kadere yükleyenlere.
Ağlama gözlerim!.. Kıymetini bilmeyenlere, Yollarına gül döküpte Seni yok bilenlere
Ağlama, gül artık gözlerim!.. Kendini harap etme Güller açsın o hüzünlü gözlerde Eski değil, Eskimeyen dostunum diyebilenlere... Cemile Ünal
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Belce
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #151 : Ağustos 14, 2008, 06:48:38 ÖÖ » |
|
ŞAN
5
Aşk çocuklar parlayınca görülen ışıklardır Işık yüreğe varınca yorulur çeşmeler Aşığın avuç açıp doldurduğu sularla ki ölenler vardı sularla küçüklüğümün oralarda Elim yarım ve bilgisiz uzanarak Herşeyim çocukluğum En yakın nalbantın ağzından kestiği at sarsılınca ayağını büküp başlamışlardı güçlüydü nalbantın çıplak kollu adamı
Oyuncak atımla yolum düşerdi şehrin şanlarına sokağı dönerdim kaplanları karanlıkağızları arap bağırlarını zayıf çöl savrulu arap bağırlarını anlamadığım koşuyu birden bırakır ağlarken Birden kaybolan oyuncak atlı çocukları dönerdim Küçüklüğümün oralarda dehşetle devrilirdim Nedeninden hiç bir şey bilinmeyen Sen ey şanlara
Mahallede tuhaf bir korkuyla erkekler dolanırdı Ender dururdu kadınlar
Demirinde gül suyu şişeleri asılı pencerede Duvarlarına akrep tutturulmuş oda Duvar gezinirdi akrebin altında Duvar loş akrep sarhoş lambanın o büyük şafağından sonra gidip gelirdi mutfağa kilerde kirpilerin çuvalların dibinde peynir küpünün içinde Çocukları
Asılan kocası Kurşunla delinen akrabaları dururdu öper gelirdi Kan güden bir yaşamayla gider Kan güden bir yaşamayla gelirdi hizmetçi kadın Öyle sanırdım ben oralardım çocukluğumdu Beni bağrına bastırırdı Gözümü gözüne kaldıramazdım Kaşlarının dibinde kuytu ilk gelinlik mağarası Ağzının içi mor kat kat pütür Sonra duvar Demir Gül suyu şişesi Karşı pencere
Sabah nalbant hala durur beynimde Çocuğum öylece uyanırım Pek bilmem
Alt katta sivilceli bir oğlan Anası civcivleri ağaca saçar Yağmur toprak süyüklerden sallanırdı Taşlıkta kavun çekirdekleri kavrulan evde Sıcakken ateşin üstünde Kentteki kişilerin elleri tavanın içinde Alıp avucuna konan kabuksuz kavun çekirdekleri Alıp değdirirdim dudaklarımda kabaran deriye Kızgın
Dudağımınuykuda sevinçle yarılmış derisine kızgın Parmaklarımın civa akan ucunda müthiş azıcık kaygan Kavun çekirdeğinin batan sivrisine Ağzı kanasın diye nalbantın Kestiğ at
Çocuklar kişneyerek doldular avucuma Annelerinden koşan babalarıyla kovalanan Sarı ve siyah başlarıyla Ölümle boğuşa boğuşa onu kaldırım taşlarından çekerek üstlerine terli yüzleriyle yapıştılar ellerime Çocukluğumun orda en bülbül yerinde Nalbanttaki atın içinde şah duran korkuydu Zahmetle taşıyıp beraber kurduğumuz bahçeye Atın içinden bedeni yırtarak Fırlayan korku Ta kendisi bahçeye kurduğumuz salıncak
Çocuk başluktayken ölüye asılı kalmak Annenin sesi her evden Şehirde her baş dönmesinden Çocuklara çıngırak gibi duyulur Annenin elinde birden tahta kaşık kırılır İçini bastıırır raftan bir kaşık daha alır Ocaktaki çorbanın önüne çömelmiş Düşüncesi suyun şeytanına çağrılır - Hangi salıncaktasın çocuğum ipi iyi tut Annenim ben Yaklaşır kan kokusu yere vurur Burunda ve orada iyice kan bulunur
kaplar koşuşan bağrışan yüzleri eğilirler bakarlar ki tırnaktaki noktadır cansız bedene tırpanını geçirmiş çarşaf gibi büyüyen
Bayramlar oyun arkadaşları kuşlarla Güzel seslerle yaklaşır Tırnakta beyaz nokta olunca parmağa halkalı şeker Ölüm ve korku beraberce toplanır Dernek kurulur Her kadında bir çekmece açılır ve kapanır
Ey alın beni Yuvarlak ve dalgın kalayım Arkamda dik ve beni iterek kendine çekerek taş ve yerinden oynamaz Oysa onlar kuşlar gibi uçar durur İçine yukardan çiçeklerr savrulur Havuz cami havuzunda Kımıldayarak yatan minare
Size çağrıldığım çağlarda Açtım çekmeceyi onları siyahla boğulur buldum Çocuklar çılgın gibi oturuyorlardı ntahtalarda Ellerinde kırık aynalar ve aralarında Esrarlı bir hayvan dolanıyordu Falakanın ipiyle kıvrılan tahtası arasında çünkü falaka asıl her yanda Sıkışmış gibi gözleri Hain bakıyordu çocuklar Elif eşer Be beyazlatır Te terkeder Büyünür ferahlanırdı Bol güneşli kapıdan önce kaşları boz sakalları arkasında bol entarili içbükey kızları Yorganların ısıtan nakışları Cim
Kilimler süslenip yangının önüne serilirler Kan ve ateş beraber tadılırlar Buyurulur yayıklar az gelir Sabah ışığında uykulu çağda Bir çocugun aydan anlayışına Hamur ve tandırda çobanın kaval solukları Karacadağ bir deveyle aşılır Karacadağa bir deveyle varılır Ve hemen Karacadağ bir deveyle vurulur Kayalara ezan bağlanır dağlar kutsal kılınır Sular baş baş ağırlanır çünkü baş suya uzanır Kıl çadır ve deve ıhh Ihh ya deve Hoca Hocanın iklime emir veren karısı Ve çocukları kavrayan kızları Ve onları kat kat kapalı dizlerinde Pekmez ve ekmek duran sinide Biz güvercinlerdik yüksek ve gizlice Değirmenden Üzüm bağlarından gönderilirdi onlar gönderilirlerdi Elif Lam Mim İçimizin fatihleriydi bürürlerdi Güzelce Muhteşemce
Sen büyük ve yeşil renk ayrımı Seven bileğimin tuttuğu dostlar Çocugan kokuları havlayan masal şahları Oradayken kilerdeki torba yığınlar Geceyi kapının önünde geçirmiş Deve kervanı (ve birden manzara) Sal fıratın ortasında ve çıplak insanlar Boğuşurlar tutunulmaz gediklerinde Ekmek taşında
Çocuklar doğayı çeviren dehşeti arar Sorar.Rüzgarı tutar bırakmaz Sorar bırakmaz Bıraksa sal devrilir Tavşan yavruları bulur sever Salın ipini öper Su uysal kalır
Çocuğun saflığına denk Sincap elinin altında İnsanı koruyan suyu uysallaştıran da
Büyükler huysuz bir şehre gitmek ötekinden devrilmek Ana suya bakar Saçının tellerine korku takılır Bilinmez çocuğun Isırırken ananın yanağını Ya da kırarkaengül suyu bardağını Dost tuttuğu melekler Hep oradadırlar
6
Bayramda içinde buzlu su duran sürahi Hıdırellez çarpışı kırların mutlu çarpışı hapisane duvarının süyüğünde İçinde tozlu balıklar soluyan sürahi Ve atlı meydan yokuşunu başında Kovulan cinleri toplamış bir deve Bir hecin deve Kudurmuş ve ağzından köpükler saçarak Koşarken kalabalığa korkmuşum bir yalın kılıçla Başımı düzlemişler dizlerimin arasından kurtarıp Yüreğimi bir hançer başıyla Delip yırtmışlar iri yaralar açtığım yatağa
7
Gökten tarlada sürüneni gören kartal toprak damları uykuyla ayıran oymaklar Yukardaki her şeklin altına bir döşek açılır ses bastırılır sıkıca kapatılır dizlerin arasındaki yumruğa uyku o kimbilir hangi dağın ardından atılır rüzgarla soğuyan alna sançılr yıldırım sıkışık bekler sevenin yumulmaz gözünde kan birikir yatağın içinde savrulan eliyle akrep düğümler akrep biriktirir son had son saat toprak dam Dağ başı Karanlık Uyuyanlar seven dayanamaz kımıldar birden yıldızlar dökülür
dans dans içiçe gök dans üşürler bir anaya çarpılır atılırlar evin üçlü düzenine azap sağanak tutturur mevsimler kapılarla sakatlanır dolanırlar kırık camlarını pencerelerin elleri parçalanır çene deler yorganı çenenin ucu baygın sıcak uyuyan bedenleri uyanmayı vuran bilinç bu et onların mı kolları hangi çıkmazda onları alıp götürüyorlardı onlar yatanlardı zuhal yıldızıyla bir kestane çarpıştı tavanda
bütün kozlu dere künbet yıldız avında yıldızların yanında onlarla sahi onlardan biri topraktan tutmuşum yıldızım ne zaman kayacak ve şan şan açılır kitaptan sayfa bir küçük kıyamet yatırılmış içine üç parmak eninde gerçek tavanda dönen fare
elden avuçtan dalgınlıkla kaybolan çare kaybolan tepede tek taşıyla duran minare şeyhin bir nefesle ayakta tuttuğu minare ve yattığı toprağından hatıralar alındığı kadınların gebelik isteklerine her tozunda bin bir suare
en geniş geçmişte en son gelecekte o var nesiller dağa dağ tutarak toprağın yaralarını yararak bildiler onu ATEŞ saçan uyku girdap dönüp dolaşmak ölünce atılmak cesurca tutunmak
ve onlar kadınlar öyle değişik dururlar çocuğun teriyle savaşırlar önemle alınırsa van goh vahşice dolanır şafaklarda dağları yakalayıp duran gün daralır
ovalara sancılarla dalgalarla ahenkli dalışlara öyle sabah öyle kadınca çığlıkça
hayır anıla şer kutsal ağırlana çün tanrı bir güzelce buyurdu öyle buyurdu
insan toprak çalkanırken çocuklar kadınlar erkekler gülücükler ovalarca
8
Erkek ve dalgınca büyüdüm Dervişin su okuduğu taslarda Yumulup eğilmiştim bedenim vardı Suyu arıyordum vardı yanılmıyordum
Başımda göğün dolanan sarmaşıkları Güya kurnazca bakıyordum Ve Leylanın Bir gece ağrısında Sapsarı kabarcıklanan yüzüne
Bir haneye çağrıldılar halılar hasırlar ve kaynayan canlar Acı kahve derin fincanla sunuldu Oraya ateş birikmesi gibi oturdular Gözlerini kapıyarak ve sormıyarak
Hasırları birbirine vuran Hasırları duvara damlara Ve dağın mağarasındaki hikmete savuran Oraya bir ateş kümesi gibi kaydolan Kendi içlerine ummana sançılıp boğulmaya koyulan Dervişler Basık ve duvarları secdeye giden odada Hasırlar acı kahve derin halli uşak Halvet ve küçük ağzımla Uçar dalgınca uyurdum sakallarında Elmas ve tümlenen bir aşkla daima kekemeydim Sevişirlerdi derlerdi sevişiriz Söz bedeni aşınca harlardı Daire çizerek Ve kan Daire çizerek
Gece zangır zangır titreyerek Yorgana bir hal gelir uykuda bir şey gerilir (Komşu dağ derinde mi Mezarlar kuşatıldı ölüler baskınla mı alındı Bana verilen portakala ne oldu çıldırdı mı) bilemem çocuğum öyle uyur öyle uyanırım
Ne korkunç bir iklimdi çocukluğum Uyku yansın yürek maçburlansın Beden bedende artmaya can bedeni aşmaya Ağız ilk şanlı yemek Olan ölümü Başlasın anlatmaya
İz sürmek bundan gerek Ok ize düşmüş kemiği deşmişti
Cahit Zarifoğlu
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
sevi_ay
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 25
|
 |
« Yanıtla #152 : Ağustos 14, 2008, 08:05:28 ÖÖ » |
|
Şen günler bir kırlangıç Gibi vuruyor kanat. Kurulmamış bir saat. Birinde rüya tadı; Biri kan içen cadı. İkisinin de adı: Ömürden bir gün...heyhat!
Enis Behiç Koryürek
|
|
|
|
|
Logged
|
"BELKi SANA SENDEN DAHA YAKIN BiR YERDE
ÇARPAN KALBiNiN HER ATIŞINDAYIM"
|
|
|
|
Belce
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #153 : Ağustos 15, 2008, 10:10:14 ÖÖ » |
|
SİSLER BULVARI
elinin arkasında güneş duruyordu aylardan kasımdı üşüyorduk ağacın biri bulvarda ölüyordu şehrin camları kaygısız gülüyordu her köşe başında öpüşüyorduk sisler bulvarı'na akşam çökmüştü omuzlarımıza çoktan çökmüştü kesik birer kol gibi yalnızdık dağlarda ateşler yanmıyordu deniz fenerleri sönmüştü birbirimizin gözlerini arıyorduk sisler bulvarı'nda seni kaybettim sokak lambaları öksürüyordu yukarıda bulutlar yürüyordu terkedilmiş bir çocuk gibiydim dokunsanız ağlayacaktım Yenikapı'da bir tren vardı sisler bulvarı'nda öleceğim sol kasığımdan vuracaklar bulvar durağında düşeceğim gözlüklerim kırılacaklar sen rüyasını göreceksin çığlık çığlığa uyanacaksın sabah kapını çalacaklar elinden tutup getirecekler beni görünce taş kesileceksin ağlamayacaksın! ağlamayacaksın! sisler bulvarı'ndan geçtim sırılsıklamdı ıslak kaldırımlar parlıyordu durup dururken gözlerim dalıyordu bir bardak şarapta kayboluyordum gece bekçilerine saati soruyordum evime gitmekten korkuyordum sisler boğazıma sarılmışlardı bir gemi beni Afrika'ya götürecek ismi bilmiyorum ne olacak Kazablanka'da bir gün kalacağım sisler bulvarını hatırlayacağım kırmızı melek şarkısından bir satır lodos'tan bir satır yağmur'dan iki senin kirpiklerinden bir satır simsiyah bir satır hatırlayacağım seni hatırlatanın çenesini kıracağım limanda vapur uğuldayacak sisler bulvarı bir gece haykırmıştı ağaçları yatıyordu yoksuldu bütün yaprakları sararmıştı bütün bir sonbahar ağlamıştı ağlayan sanki İstanbul'du öl desen belki ölecektim içimde biber gibi bir kahır bütün şiirlerimi yakacaktım yalnızlık bana dokunuyordu eğer sisler bulvarı olmasa eğer bu şehirde bu bulvar olmasa sabah ezanında yağmur yağmasa şüphesiz bir delilik yapardım hiç kimse beni anlayamazdı on beş sene hüküm giyerdim dördüncü yılında kaçardım belki kaçarken vururlardı sisler bulvarı'ndan geçmediğim gün sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm yağmurun altında yalnızım ağzım elim yüzüm ıslanıyor tren düdükleri iç içe giriyorlar aklımı fikrimi çeliyorlar Aksaray'da ışıklar yanıyor sisler bulvarı ayaklanıyor artık kalbimi susturamıyorum Attila İLHAN
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
sevi_ay
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 25
|
 |
« Yanıtla #154 : Eylül 06, 2008, 08:50:49 ÖÖ » |
|
kalabalıklardan kaçıp, dizlerini karnına kadar çekip ağlayacaksın! işte o an özleyeceksin, eski sevgilini değil, pili bitmiş oyuncak ayını.. yanından ayırmadığın saflığını.. sen de birgün anlayacaksın dizlerini karnına kadar çekip, çocukluğuna ağlayacaksın.. o küçük kız çocuğu değilsin artık.. tel sarar kızıma tel sarar diyen babana, benzemeyecek bazı erkeklerin gözleri.. ve özleyeceksin kendini. o küçük kız çocuğu değilsin artık.. ama birgün sen de anlayacaksın kenarları dantelli elbisesiyle, saçlarını özene bezene yanlara ördüğün bez bebeğini nereye koyduğunu, hatırlaman gerektiğini...
|
|
|
|
|
Logged
|
"BELKi SANA SENDEN DAHA YAKIN BiR YERDE
ÇARPAN KALBiNiN HER ATIŞINDAYIM"
|
|
|
Öğretmen Adayı
Newbie
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 45
|
 |
« Yanıtla #155 : Eylül 06, 2008, 10:50:11 ÖÖ » |
|
Sorma dostum sakın nerelerden geldim Bilmezsin bilinmeyen uzak diyarlardaydım Hatırlamıyorum hiçbir şey oralardan Yaşam istasyonlarından birinden geçmişim Dur diyenim olmamış arkamdan gecelerde Sen neyden bahsediyorsun? Eşten dosttan zaten vazgeçmişim Bu saatten sonra neye yarar ki keşkeler Kırılmış çoktan tamir edilemeyen kalpler Bırak her şey böyle kalsın,kanasın bırak..
|
|
|
|
|
Logged
|
Her bildiğini söyleme ama her söylediğini bil...
|
|
|
|
sahara
|
 |
« Yanıtla #156 : Eylül 06, 2008, 02:37:38 ÖS » |
|
insan kendinden kaçarmı kaçarmış.......... bunu şimmdi anlıyorum insan kendini unuturmu unuturmuş.............. bunu şimdi daha iyi anlıyorum insan sustukça bir bir büyürmü büyürmüş......... bunu şimdi daha iyi görüyorum insan kendini anlatmak için sözemi ila kelimeleri dökmesi gerekirmiş gerekmezmiş........ bunu şimdi daha iyi anlıyorum SAHARA
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Belce
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #157 : Eylül 06, 2008, 02:42:36 ÖS » |
|
Güne Günaydın ; En güzel şiir, pencereni açıp seslenmek! Ey Hayat Seviyorum Seni!
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
zümrüd-ü anka
|
 |
« Yanıtla #158 : Eylül 07, 2008, 02:14:07 ÖÖ » |
|
ZAMAN Nefret ediyorum ondan Her saat başı vurur kafamı. Elinde kılıcı yaydan, Kemirir beynimi akrebi. Hele hüzünleri topluyorsa zaman, Ondan kaç aman aman! Bir,üç,beş hepsi aynı Dolaşık bir hayatın dehlizleri, Umutlar kaybolmuş serseri. Sevmem ille de duvar saatlerini. Koca koca açarlar gözlerini, Haykırır patavatsızlar gibi; Zamanın çelikten elleri Boğazlar onları her an. Bakıyor deli gibi Gözlerimin içine . Biliyor sanırım, Acizliğimi.
|
|
|
|
|
Logged
|
Ağlarım ağlatamam,hissederim söyleyemem Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım.
|
|
|
|
Belce
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #159 : Ekim 07, 2008, 10:51:57 ÖÖ » |
|
YAĞMUR KAÇAĞI
elimden tut yoksa düşeceğim yoksa bir bir yıldızlar düşecek eğer şairsem beni tanırsan yağmurdan korktuğumu bilirsen gözlerim aklına gelirse elimden tut yoksa düşeceğim yağmur beni götürecek yoksa beni
geceleri bir çarpıntı duyarsan telâş telâş yağmurdan kaçıyorum sarayburnu'ndan geçiyorum akşamsa eylül'se ıslanmışsam beni görsen belki anlayamazsın içlenir gizli gizli ağlarsın eğer ben yalnızsam yanılmışsam elimden tut yoksa düşeceğim yağmur beni götürecek yoksa beni
Attila İLHAN
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Belce
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #160 : Ekim 08, 2008, 10:04:18 ÖÖ » |
|
SEVMEK İÇİN GEÇ ÖLMEK İÇİN ERKEN akşamın acı su karanlığı içinden soğuk kadife teması yalnızlığın şuh bir kahkaha balkonun birinden gizli işareti midir bir başlangıcın
sevmek için geç ölmek için erken
başbaşa çay elele yürümek derken boğaz vapurları mı iskele sancak telefonda kaybolmak sesini beklerken insan insanı yeniler doğrudur ancak
sevmek için geç ölmek için erken
içimdeki gökkuşağı besbelli neden bulutların içinden kuşlar yağıyor bir şiire başlarsın birini bitirmeden hiç kimse gözlerine inanamıyor
sevmek için geç ölmek için erken
sevmek sevildiğini bile farketmeden yaklaştıkça ölüm soğuk bir yağmur gibi sevmek zehir zemberek ve yürekten gecikerek de olsa vuruşur gibi
sevmek için geç ölmek için erken
ATTİLA İLHAN
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Belce
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #161 : Ekim 09, 2008, 08:43:27 ÖÖ » |
|
Kendiyle Barışmak
Acılara gebedir tutkular! – Kim yatıştırabilir
Çok şeyler yitirmiş bir yüreğin ürkekliğini?
Hızlı uçup giden zamanlar, şimdi nerededir?
Boşunadır artık en güzelin sana nasipliği!
Bulanıktır ruh, karmakarışıktır başlangıçlar;
Dünyanın yüceliğini de algılamaz olur duyular!
İşte o anda yükselir müzik, melek kanatlarının titreşimleriyle,
Milyonlarca ve milyonlarca ezgiden oluşma bir örgü gibi,
Alabildiğine sızmaya başlar insanın bütün benliğine,
Doldurur içine sonrasız bir güzelliği;
Bir hazza dalar gözler, algılar yüce bir özlemle,
Hem ezgilerin, hem de gözyaşlarının kutsal değerini.
Ve böylece rahatlayan çarpıntılı yürek hisseder ki,
Yaşamaktadır, çarpmaktadır ve çarpmak ister hâlâ,
O olağanüstü cömert armağana içten teşekkürlerini,
Sunmak için kendi kendini yanıtlarcasına.
İşte o anda – ah, hep sürebilse ne olurdu! –
Yaşanmıştır artık müziğin ve aşkın çifte mutluluğu.
Johann Wolfgang Von GOETHE
Yarat Ey Sanatçı – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları – Sayfa.49
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Belce
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #162 : Ekim 10, 2008, 10:10:22 ÖÖ » |
|
SİSLER BULVARI
elinin arkasında güneş duruyordu aylardan kasımdı üşüyorduk ağacın biri bulvarda ölüyordu şehrin camları kaygısız gülüyordu her köşe başında öpüşüyorduk sisler bulvarı'na akşam çökmüştü omuzlarımıza çoktan çökmüştü kesik birer kol gibi yalnızdık dağlarda ateşler yanmıyordu deniz fenerleri sönmüştü birbirimizin gözlerini arıyorduk sisler bulvarı'nda seni kaybettim sokak lambaları öksürüyordu yukarıda bulutlar yürüyordu terkedilmiş bir çocuk gibiydim dokunsanız ağlayacaktım Yenikapı'da bir tren vardı sisler bulvarı'nda öleceğim sol kasığımdan vuracaklar bulvar durağında düşeceğim gözlüklerim kırılacaklar sen rüyasını göreceksin çığlık çığlığa uyanacaksın sabah kapını çalacaklar elinden tutup getirecekler beni görünce taş kesileceksin ağlamayacaksın! ağlamayacaksın! sisler bulvarı'ndan geçtim sırılsıklamdı ıslak kaldırımlar parlıyordu durup dururken gözlerim dalıyordu bir bardak şarapta kayboluyordum gece bekçilerine saati soruyordum evime gitmekten korkuyordum sisler boğazıma sarılmışlardı bir gemi beni Afrika'ya götürecek ismi bilmiyorum ne olacak Kazablanka'da bir gün kalacağım sisler bulvarını hatırlayacağım kırmızı melek şarkısından bir satır lodos'tan bir satır yağmur'dan iki senin kirpiklerinden bir satır simsiyah bir satır hatırlayacağım seni hatırlatanın çenesini kıracağım limanda vapur uğuldayacak sisler bulvarı bir gece haykırmıştı ağaçları yatıyordu yoksuldu bütün yaprakları sararmıştı bütün bir sonbahar ağlamıştı ağlayan sanki İstanbul'du öl desen belki ölecektim içimde biber gibi bir kahır bütün şiirlerimi yakacaktım yalnızlık bana dokunuyordu eğer sisler bulvarı olmasa eğer bu şehirde bu bulvar olmasa sabah ezanında yağmur yağmasa şüphesiz bir delilik yapardım hiç kimse beni anlayamazdı on beş sene hüküm giyerdim dördüncü yılında kaçardım belki kaçarken vururlardı sisler bulvarı'ndan geçmediğim gün sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm yağmurun altında yalnızım ağzım elim yüzüm ıslanıyor tren düdükleri iç içe giriyorlar aklımı fikrimi çeliyorlar Aksaray'da ışıklar yanıyor sisler bulvarı ayaklanıyor artık kalbimi susturamıyorum Attila İLHAN
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
sahara
|
 |
« Yanıtla #163 : Ekim 10, 2008, 11:41:59 ÖÖ » |
|
HAYATLA BİR BAG ARAMDA BENİ SIKI SIKIYA
HAYATA AŞİNA YAPAN HAYATLA BİR BAG VAR ARAMDA
BENİ DELİCESİNE HAYATA BAĞLIYAN
HAYATLA BİR BAĞ VAR ARAMDA BENİ BÖYLE GÜÇLÜ KILAN
HAYATLA BİR BAĞ VAR ARAMDA BENİM BÖYLE SEVMEME NEDEN
İŞTE ÖYLE BİR BAĞ VAR HAYATLA ARAMDA SONU GELMEZ sahara
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
memetto
Newbie
Offline
Mesaj Sayısı: 25
|
 |
« Yanıtla #164 : Ekim 12, 2008, 11:32:55 ÖS » |
|
kırılır bir gün kadehler dostlarım dökülen mey değil siz olursunuz üşürsünüz de hani kanınızda sıcak şaraplar dolaşırken
Abbas yok artık çilingir sofrası yok hepsini hepsini cahit alıp götürmüş Kafdağı'na giden yedi genci duydum Kemal'in kalemi öldürmüş
Bu şiir de benim eserim naçizane...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|