edebiyatogretmeni.net forum
Aralık 03, 2008, 02:21:15 ÖÖ *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1 ... 9 10 [11] 12 13
  Yazdır  
Gönderen Konu: Güne Günaydın derken Bir Şiir hediyesine ne dersiniz?  (Okunma Sayısı 6478 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
enriko
Full Member
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 198


(ву єηяιкσ) tüгк'üภ tüгкtєภ ๒คşкค ๔๏รtย א๏к!!!


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #150 : Ağustos 13, 2008, 12:21:38 ÖS »


Ağlama Gözlerim


Ağlama gözlerim!..,
Yazık etme kendine,
Hiçbirşey, hiç kimse için değmezmiş
Şu yalan dünyanın, yalan haline.

Ağlama gözlerim!..
Dost bildiğin,
Gülen yüzlere,
Düştüğünde üstüne,
Basıpta geçenlere.

Ağlama gözlerim!..
Sevmesini bilmeyenlere,
Önce acı çektirip,
Suçunu kadere yükleyenlere.

Ağlama gözlerim!..
Kıymetini bilmeyenlere,
Yollarına gül döküpte
Seni yok bilenlere

Ağlama, gül artık gözlerim!..
Kendini harap etme
Güller açsın o hüzünlü gözlerde
Eski değil,
Eskimeyen dostunum diyebilenlere...
Cemile Ünal


Logged

Belce
Ziyaretçi
« Yanıtla #151 : Ağustos 14, 2008, 06:48:38 ÖÖ »

ŞAN
 

5

Aşk çocuklar parlayınca görülen ışıklardır
Işık yüreğe varınca yorulur çeşmeler
Aşığın avuç açıp  doldurduğu  sularla
ki ölenler vardı sularla küçüklüğümün oralarda
Elim yarım ve bilgisiz uzanarak
Herşeyim çocukluğum
En yakın nalbantın ağzından kestiği at
sarsılınca ayağını büküp başlamışlardı
güçlüydü nalbantın çıplak kollu adamı

Oyuncak atımla yolum düşerdi şehrin şanlarına
sokağı dönerdim
kaplanları karanlıkağızları arap bağırlarını
zayıf çöl savrulu arap bağırlarını
anlamadığım koşuyu birden bırakır ağlarken
Birden kaybolan oyuncak atlı çocukları dönerdim
Küçüklüğümün oralarda dehşetle devrilirdim
Nedeninden hiç bir şey bilinmeyen
Sen ey şanlara

Mahallede tuhaf bir korkuyla erkekler dolanırdı
Ender dururdu kadınlar

Demirinde gül suyu şişeleri asılı pencerede
Duvarlarına akrep tutturulmuş oda
Duvar gezinirdi akrebin altında
Duvar loş akrep sarhoş
lambanın o büyük şafağından sonra
gidip gelirdi mutfağa
kilerde kirpilerin çuvalların dibinde
peynir küpünün  içinde
Çocukları

Asılan kocası
Kurşunla delinen akrabaları dururdu öper gelirdi
Kan güden bir yaşamayla gider
Kan güden bir yaşamayla gelirdi hizmetçi kadın
Öyle sanırdım ben oralardım çocukluğumdu
Beni bağrına bastırırdı
Gözümü gözüne kaldıramazdım
Kaşlarının dibinde kuytu
ilk gelinlik mağarası
Ağzının içi mor kat kat pütür
Sonra duvar
Demir
Gül suyu şişesi
Karşı pencere

Sabah nalbant hala durur beynimde
Çocuğum öylece uyanırım
Pek bilmem

Alt katta sivilceli bir oğlan
Anası civcivleri ağaca saçar
Yağmur toprak süyüklerden sallanırdı
Taşlıkta kavun çekirdekleri kavrulan evde
Sıcakken ateşin üstünde
Kentteki kişilerin elleri tavanın içinde
Alıp avucuna konan kabuksuz kavun çekirdekleri
Alıp değdirirdim dudaklarımda kabaran deriye
Kızgın

Dudağımınuykuda sevinçle yarılmış derisine kızgın
Parmaklarımın civa akan ucunda
müthiş azıcık kaygan
Kavun çekirdeğinin batan sivrisine
Ağzı kanasın diye nalbantın
Kestiğ at

Çocuklar kişneyerek doldular avucuma
Annelerinden koşan babalarıyla kovalanan
Sarı ve siyah başlarıyla
Ölümle boğuşa  boğuşa onu kaldırım taşlarından çekerek
                                                               üstlerine
terli yüzleriyle yapıştılar ellerime
Çocukluğumun orda en bülbül yerinde
Nalbanttaki atın içinde şah duran korkuydu
Zahmetle taşıyıp beraber kurduğumuz bahçeye
Atın içinden bedeni yırtarak
Fırlayan korku
Ta kendisi bahçeye kurduğumuz salıncak

Çocuk başluktayken ölüye asılı kalmak
Annenin sesi her evden
Şehirde her baş dönmesinden
Çocuklara çıngırak gibi duyulur
Annenin elinde birden tahta kaşık kırılır
İçini bastıırır raftan bir kaşık daha alır
Ocaktaki  çorbanın önüne çömelmiş
Düşüncesi suyun şeytanına çağrılır
- Hangi salıncaktasın çocuğum ipi iyi tut
  Annenim ben
Yaklaşır kan kokusu yere vurur
Burunda ve orada iyice kan bulunur

kaplar koşuşan bağrışan yüzleri
eğilirler bakarlar
ki tırnaktaki noktadır
cansız bedene tırpanını geçirmiş
çarşaf gibi büyüyen

Bayramlar oyun arkadaşları kuşlarla
Güzel seslerle yaklaşır
Tırnakta beyaz nokta olunca parmağa halkalı şeker
Ölüm ve korku beraberce toplanır
Dernek kurulur
Her kadında bir çekmece açılır ve kapanır

Ey alın beni
Yuvarlak ve dalgın kalayım
Arkamda dik ve beni iterek kendine çekerek
taş ve yerinden oynamaz
Oysa onlar kuşlar gibi uçar durur
İçine yukardan çiçeklerr savrulur
Havuz cami havuzunda
Kımıldayarak yatan minare

Size çağrıldığım çağlarda
Açtım çekmeceyi onları siyahla boğulur buldum
Çocuklar çılgın gibi oturuyorlardı ntahtalarda
Ellerinde kırık aynalar ve aralarında
Esrarlı bir hayvan dolanıyordu
Falakanın ipiyle kıvrılan tahtası arasında
çünkü falaka asıl her yanda
Sıkışmış gibi gözleri
Hain bakıyordu çocuklar
Elif eşer
Be beyazlatır
Te terkeder
Büyünür ferahlanırdı
Bol güneşli kapıdan önce kaşları boz sakalları
arkasında bol entarili içbükey kızları
Yorganların ısıtan nakışları
Cim

Kilimler süslenip yangının önüne serilirler
Kan ve ateş  beraber tadılırlar
Buyurulur yayıklar az gelir
Sabah ışığında uykulu çağda
Bir çocugun aydan anlayışına
Hamur ve tandırda çobanın kaval solukları
Karacadağ bir deveyle aşılır
Karacadağa bir deveyle varılır
Ve hemen Karacadağ bir deveyle vurulur
Kayalara ezan bağlanır dağlar kutsal kılınır
Sular baş baş ağırlanır çünkü baş suya uzanır
Kıl çadır ve deve ıhh
Ihh ya deve
Hoca
Hocanın iklime emir veren karısı
Ve çocukları kavrayan kızları
Ve onları kat kat kapalı dizlerinde
Pekmez ve ekmek duran sinide
Biz güvercinlerdik yüksek ve gizlice
Değirmenden
Üzüm bağlarından gönderilirdi onlar gönderilirlerdi
Elif Lam Mim
İçimizin fatihleriydi bürürlerdi
Güzelce
Muhteşemce

Sen büyük ve yeşil renk ayrımı
Seven bileğimin tuttuğu dostlar
Çocugan kokuları havlayan masal şahları
Oradayken kilerdeki torba yığınlar
Geceyi kapının  önünde geçirmiş
Deve kervanı
(ve birden manzara)
Sal fıratın ortasında ve çıplak insanlar
Boğuşurlar tutunulmaz gediklerinde
Ekmek taşında

Çocuklar doğayı çeviren dehşeti arar
Sorar.Rüzgarı tutar bırakmaz
Sorar bırakmaz
Bıraksa sal devrilir
Tavşan yavruları bulur sever
Salın ipini öper
Su uysal kalır

Çocuğun saflığına denk
Sincap elinin altında
İnsanı koruyan suyu uysallaştıran da

Büyükler huysuz
bir şehre gitmek ötekinden devrilmek
Ana suya bakar
Saçının tellerine korku takılır
Bilinmez çocuğun
Isırırken ananın yanağını
Ya da kırarkaengül suyu bardağını
Dost tuttuğu melekler
Hep oradadırlar

6

Bayramda içinde buzlu su duran sürahi
Hıdırellez çarpışı kırların mutlu çarpışı
hapisane duvarının süyüğünde
İçinde tozlu balıklar soluyan sürahi
Ve atlı meydan yokuşunu başında
Kovulan cinleri toplamış bir deve
Bir hecin deve
Kudurmuş ve ağzından köpükler saçarak
Koşarken kalabalığa korkmuşum bir yalın kılıçla
Başımı düzlemişler dizlerimin  arasından kurtarıp
Yüreğimi bir hançer başıyla
Delip yırtmışlar iri yaralar açtığım yatağa
 

7

Gökten tarlada sürüneni gören kartal
toprak damları uykuyla ayıran oymaklar
Yukardaki her şeklin altına bir döşek açılır
ses bastırılır sıkıca kapatılır dizlerin arasındaki yumruğa
uyku o kimbilir hangi dağın ardından atılır
rüzgarla soğuyan alna sançılr
yıldırım sıkışık bekler
sevenin yumulmaz gözünde kan birikir
yatağın içinde savrulan eliyle akrep düğümler
akrep biriktirir
son had son saat
toprak dam Dağ başı Karanlık Uyuyanlar
seven dayanamaz kımıldar
birden yıldızlar dökülür

dans dans içiçe gök dans
üşürler bir anaya çarpılır atılırlar evin üçlü düzenine
azap sağanak tutturur mevsimler kapılarla sakatlanır
dolanırlar kırık camlarını pencerelerin elleri parçalanır
çene deler yorganı çenenin ucu baygın sıcak
uyuyan bedenleri uyanmayı vuran bilinç
bu  et onların mı kolları hangi çıkmazda
onları alıp götürüyorlardı onlar yatanlardı
zuhal yıldızıyla bir kestane çarpıştı tavanda

bütün kozlu dere künbet yıldız avında
yıldızların yanında onlarla sahi
onlardan biri
topraktan tutmuşum yıldızım ne zaman kayacak
ve şan şan açılır kitaptan sayfa
bir küçük kıyamet yatırılmış içine
üç parmak eninde
gerçek tavanda dönen fare

elden avuçtan dalgınlıkla kaybolan
çare kaybolan
tepede tek taşıyla duran minare
şeyhin bir nefesle ayakta tuttuğu minare
ve yattığı toprağından hatıralar alındığı
kadınların gebelik isteklerine
her tozunda bin bir suare

en geniş geçmişte en son gelecekte
o var
nesiller dağa dağ tutarak
toprağın yaralarını yararak
bildiler onu ATEŞ saçan uyku
girdap dönüp dolaşmak
ölünce atılmak cesurca tutunmak

ve onlar kadınlar
öyle değişik dururlar çocuğun teriyle savaşırlar
önemle alınırsa van goh
vahşice dolanır şafaklarda
dağları yakalayıp duran gün daralır

ovalara sancılarla dalgalarla ahenkli dalışlara
öyle sabah öyle kadınca çığlıkça

hayır anıla şer kutsal ağırlana çün tanrı
bir güzelce buyurdu öyle buyurdu

insan toprak çalkanırken
çocuklar kadınlar erkekler gülücükler ovalarca

8

Erkek ve dalgınca büyüdüm
Dervişin su okuduğu taslarda
Yumulup eğilmiştim bedenim vardı
Suyu arıyordum vardı yanılmıyordum

Başımda göğün dolanan sarmaşıkları
Güya kurnazca bakıyordum
Ve Leylanın
Bir gece ağrısında
Sapsarı kabarcıklanan yüzüne

Bir haneye çağrıldılar
halılar hasırlar ve kaynayan canlar
Acı kahve derin fincanla sunuldu
Oraya ateş birikmesi gibi oturdular
Gözlerini kapıyarak ve sormıyarak

Hasırları birbirine vuran
Hasırları duvara damlara
Ve dağın mağarasındaki hikmete savuran
Oraya bir ateş kümesi gibi kaydolan
Kendi içlerine ummana sançılıp boğulmaya koyulan
Dervişler
Basık ve duvarları secdeye giden odada
Hasırlar acı kahve derin halli uşak
Halvet ve küçük ağzımla
Uçar dalgınca uyurdum sakallarında
Elmas ve tümlenen bir aşkla daima kekemeydim
Sevişirlerdi derlerdi sevişiriz
Söz bedeni aşınca harlardı
Daire çizerek Ve kan Daire çizerek

Gece zangır zangır titreyerek
Yorgana bir hal gelir uykuda bir şey gerilir
(Komşu dağ derinde mi
Mezarlar kuşatıldı ölüler baskınla mı alındı
Bana verilen portakala ne oldu
çıldırdı mı) bilemem
çocuğum öyle uyur öyle uyanırım

Ne korkunç bir iklimdi çocukluğum
Uyku yansın yürek maçburlansın
Beden bedende artmaya can bedeni aşmaya
Ağız  ilk şanlı yemek
Olan ölümü
Başlasın anlatmaya

İz sürmek bundan gerek
Ok ize düşmüş kemiği deşmişti

Cahit Zarifoğlu
Logged
sevi_ay
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 25


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #152 : Ağustos 14, 2008, 08:05:28 ÖÖ »

Şen günler bir kırlangıç
Gibi vuruyor kanat.
Kurulmamış bir saat.
Birinde rüya tadı;
Biri kan içen cadı.
İkisinin de adı:
Ömürden bir gün...heyhat!


Enis Behiç Koryürek
Logged

"BELKi SANA SENDEN DAHA YAKIN BiR YERDE

ÇARPAN KALBiNiN HER ATIŞINDAYIM"
Belce
Ziyaretçi
« Yanıtla #153 : Ağustos 15, 2008, 10:10:14 ÖÖ »

SİSLER BULVARI




elinin arkasında güneş duruyordu
aylardan kasımdı üşüyorduk
ağacın biri bulvarda ölüyordu
şehrin camları kaygısız gülüyordu
her köşe başında öpüşüyorduk
sisler bulvarı'na akşam çökmüştü
omuzlarımıza çoktan çökmüştü
kesik birer kol gibi yalnızdık
dağlarda ateşler yanmıyordu
deniz fenerleri sönmüştü
birbirimizin gözlerini arıyorduk
sisler bulvarı'nda seni kaybettim
sokak lambaları öksürüyordu
yukarıda bulutlar yürüyordu
terkedilmiş bir çocuk gibiydim
dokunsanız ağlayacaktım
Yenikapı'da bir tren vardı
sisler bulvarı'nda öleceğim
sol kasığımdan vuracaklar
bulvar durağında düşeceğim
gözlüklerim kırılacaklar
sen rüyasını göreceksin
çığlık çığlığa uyanacaksın
sabah kapını çalacaklar
elinden tutup getirecekler
beni görünce taş kesileceksin
ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!
sisler bulvarı'ndan geçtim sırılsıklamdı
ıslak kaldırımlar parlıyordu
durup dururken gözlerim dalıyordu
bir bardak şarapta kayboluyordum
gece bekçilerine saati soruyordum
evime gitmekten korkuyordum
sisler boğazıma sarılmışlardı
bir gemi beni Afrika'ya götürecek
ismi bilmiyorum ne olacak
Kazablanka'da bir gün kalacağım
sisler bulvarını hatırlayacağım
kırmızı melek şarkısından bir satır
lodos'tan bir satır yağmur'dan iki
senin kirpiklerinden bir satır
simsiyah bir satır hatırlayacağım
seni hatırlatanın çenesini kıracağım
limanda vapur uğuldayacak
sisler bulvarı bir gece haykırmıştı
ağaçları yatıyordu yoksuldu
bütün yaprakları sararmıştı
bütün bir sonbahar ağlamıştı
ağlayan sanki İstanbul'du
öl desen belki ölecektim
içimde biber gibi bir kahır
bütün şiirlerimi yakacaktım
yalnızlık bana dokunuyordu
eğer sisler bulvarı olmasa
eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
sabah ezanında yağmur yağmasa
şüphesiz bir delilik yapardım
hiç kimse beni anlayamazdı
on beş sene hüküm giyerdim
dördüncü yılında kaçardım
belki kaçarken vururlardı
sisler bulvarı'ndan geçmediğim gün
sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm
yağmurun altında yalnızım
ağzım elim yüzüm ıslanıyor
tren düdükleri iç içe giriyorlar
aklımı fikrimi çeliyorlar
Aksaray'da ışıklar yanıyor
sisler bulvarı ayaklanıyor
artık kalbimi susturamıyorum
 
Attila İLHAN

 
Logged
sevi_ay
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 25


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #154 : Eylül 06, 2008, 08:50:49 ÖÖ »

kalabalıklardan kaçıp,
dizlerini karnına kadar çekip ağlayacaksın!
işte o an özleyeceksin, eski sevgilini değil,
pili bitmiş oyuncak ayını..
yanından ayırmadığın saflığını..
sen de birgün anlayacaksın
dizlerini karnına kadar çekip,
çocukluğuna ağlayacaksın..
o küçük kız çocuğu değilsin artık..
tel sarar kızıma tel sarar diyen babana,
benzemeyecek bazı erkeklerin gözleri..
ve özleyeceksin kendini.
o küçük kız çocuğu değilsin artık..
ama birgün sen de anlayacaksın
kenarları dantelli elbisesiyle,
saçlarını özene bezene
yanlara ördüğün bez bebeğini
nereye koyduğunu, hatırlaman gerektiğini...
Logged

"BELKi SANA SENDEN DAHA YAKIN BiR YERDE

ÇARPAN KALBiNiN HER ATIŞINDAYIM"
Öğretmen Adayı
Newbie
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 45


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #155 : Eylül 06, 2008, 10:50:11 ÖÖ »

Sorma dostum sakın nerelerden geldim
Bilmezsin bilinmeyen uzak diyarlardaydım
Hatırlamıyorum hiçbir şey oralardan
Yaşam istasyonlarından birinden geçmişim
Dur diyenim olmamış arkamdan gecelerde
Sen neyden bahsediyorsun?
Eşten dosttan zaten vazgeçmişim
Bu saatten sonra neye yarar ki keşkeler
Kırılmış çoktan tamir edilemeyen kalpler
Bırak her şey böyle kalsın,kanasın bırak..
Logged

Her bildiğini söyleme ama her söylediğini bil...
sahara
Hero Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 4092


http://tinypic.com


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #156 : Eylül 06, 2008, 02:37:38 ÖS »

insan kendinden kaçarmı
kaçarmış..........
bunu  şimmdi anlıyorum
insan kendini unuturmu
unuturmuş..............
bunu şimdi daha
iyi anlıyorum
insan sustukça
bir bir büyürmü
büyürmüş.........
bunu şimdi
daha iyi görüyorum
insan kendini anlatmak için
sözemi ila kelimeleri
dökmesi gerekirmiş
gerekmezmiş........
bunu şimdi
daha iyi anlıyorum        SAHARA
Logged

Belce
Ziyaretçi
« Yanıtla #157 : Eylül 06, 2008, 02:42:36 ÖS »

Güne Günaydın ;
En güzel şiir,
pencereni açıp seslenmek!
Ey Hayat Seviyorum Seni!
Logged
zümrüd-ü anka
Full Member
***
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 189


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #158 : Eylül 07, 2008, 02:14:07 ÖÖ »

                 ZAMAN
Nefret ediyorum ondan
Her saat başı vurur kafamı.
Elinde kılıcı yaydan,
Kemirir beynimi akrebi.
Hele hüzünleri topluyorsa zaman,
Ondan kaç aman aman!
Bir,üç,beş hepsi aynı
Dolaşık bir hayatın dehlizleri,
Umutlar kaybolmuş serseri.
Sevmem ille de duvar saatlerini.
Koca koca açarlar gözlerini,
Haykırır patavatsızlar gibi;
Zamanın çelikten elleri
Boğazlar onları her an.
Bakıyor deli gibi
Gözlerimin içine .
Biliyor sanırım,
Acizliğimi.
Logged

Ağlarım ağlatamam,hissederim söyleyemem
Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım.
Belce
Ziyaretçi
« Yanıtla #159 : Ekim 07, 2008, 10:51:57 ÖÖ »

YAĞMUR KAÇAĞI


elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni  götürecek yoksa beni


geceleri bir çarpıntı duyarsan
telâş telâş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa  eylül'se ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni









Attila İLHAN
Logged
Belce
Ziyaretçi
« Yanıtla #160 : Ekim 08, 2008, 10:04:18 ÖÖ »

SEVMEK İÇİN GEÇ ÖLMEK İÇİN ERKEN
akşamın acı su karanlığı içinden
soğuk kadife teması yalnızlığın
şuh bir kahkaha balkonun birinden
gizli işareti midir bir başlangıcın

sevmek için geç ölmek için erken

başbaşa çay elele yürümek derken
boğaz vapurları mı iskele sancak
telefonda kaybolmak sesini beklerken
insan insanı yeniler doğrudur ancak

sevmek için geç ölmek için erken

içimdeki gökkuşağı besbelli neden
bulutların içinden kuşlar yağıyor
bir şiire başlarsın birini bitirmeden
hiç kimse gözlerine inanamıyor

sevmek için geç ölmek için erken

sevmek sevildiğini bile farketmeden
yaklaştıkça ölüm soğuk bir yağmur gibi
sevmek zehir zemberek ve yürekten
gecikerek de olsa vuruşur gibi

sevmek için geç ölmek için erken

ATTİLA İLHAN
Logged
Belce
Ziyaretçi
« Yanıtla #161 : Ekim 09, 2008, 08:43:27 ÖÖ »

Kendiyle Barışmak
 


Acılara gebedir tutkular! – Kim yatıştırabilir

Çok şeyler yitirmiş bir yüreğin ürkekliğini?

Hızlı uçup giden zamanlar, şimdi nerededir?

Boşunadır artık en güzelin sana nasipliği!

Bulanıktır ruh, karmakarışıktır başlangıçlar;

Dünyanın yüceliğini de algılamaz olur duyular!

 

İşte o anda yükselir müzik, melek kanatlarının titreşimleriyle,

Milyonlarca ve milyonlarca ezgiden oluşma bir örgü gibi,

Alabildiğine sızmaya başlar insanın bütün benliğine,

Doldurur içine sonrasız bir güzelliği;

Bir hazza dalar gözler, algılar yüce bir özlemle,

Hem ezgilerin, hem de gözyaşlarının kutsal değerini.

 

Ve böylece rahatlayan çarpıntılı yürek hisseder ki,

Yaşamaktadır, çarpmaktadır ve çarpmak ister hâlâ,

O olağanüstü cömert armağana içten teşekkürlerini,

Sunmak için kendi kendini yanıtlarcasına.

İşte o anda – ah, hep sürebilse ne olurdu! –

Yaşanmıştır artık müziğin ve aşkın çifte mutluluğu.

 

Johann Wolfgang Von GOETHE

 

Yarat Ey Sanatçı – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları – Sayfa.49 
 
Logged
Belce
Ziyaretçi
« Yanıtla #162 : Ekim 10, 2008, 10:10:22 ÖÖ »

SİSLER BULVARI




elinin arkasında güneş duruyordu
aylardan kasımdı üşüyorduk
ağacın biri bulvarda ölüyordu
şehrin camları kaygısız gülüyordu
her köşe başında öpüşüyorduk
sisler bulvarı'na akşam çökmüştü
omuzlarımıza çoktan çökmüştü
kesik birer kol gibi yalnızdık
dağlarda ateşler yanmıyordu
deniz fenerleri sönmüştü
birbirimizin gözlerini arıyorduk
sisler bulvarı'nda seni kaybettim
sokak lambaları öksürüyordu
yukarıda bulutlar yürüyordu
terkedilmiş bir çocuk gibiydim
dokunsanız ağlayacaktım
Yenikapı'da bir tren vardı
sisler bulvarı'nda öleceğim
sol kasığımdan vuracaklar
bulvar durağında düşeceğim
gözlüklerim kırılacaklar
sen rüyasını göreceksin
çığlık çığlığa uyanacaksın
sabah kapını çalacaklar
elinden tutup getirecekler
beni görünce taş kesileceksin
ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!
sisler bulvarı'ndan geçtim sırılsıklamdı
ıslak kaldırımlar parlıyordu
durup dururken gözlerim dalıyordu
bir bardak şarapta kayboluyordum
gece bekçilerine saati soruyordum
evime gitmekten korkuyordum
sisler boğazıma sarılmışlardı
bir gemi beni Afrika'ya götürecek
ismi bilmiyorum ne olacak
Kazablanka'da bir gün kalacağım
sisler bulvarını hatırlayacağım
kırmızı melek şarkısından bir satır
lodos'tan bir satır yağmur'dan iki
senin kirpiklerinden bir satır
simsiyah bir satır hatırlayacağım
seni hatırlatanın çenesini kıracağım
limanda vapur uğuldayacak
sisler bulvarı bir gece haykırmıştı
ağaçları yatıyordu yoksuldu
bütün yaprakları sararmıştı
bütün bir sonbahar ağlamıştı
ağlayan sanki İstanbul'du
öl desen belki ölecektim
içimde biber gibi bir kahır
bütün şiirlerimi yakacaktım
yalnızlık bana dokunuyordu
eğer sisler bulvarı olmasa
eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
sabah ezanında yağmur yağmasa
şüphesiz bir delilik yapardım
hiç kimse beni anlayamazdı
on beş sene hüküm giyerdim
dördüncü yılında kaçardım
belki kaçarken vururlardı
sisler bulvarı'ndan geçmediğim gün
sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm
yağmurun altında yalnızım
ağzım elim yüzüm ıslanıyor
tren düdükleri iç içe giriyorlar
aklımı fikrimi çeliyorlar
Aksaray'da ışıklar yanıyor
sisler bulvarı ayaklanıyor
artık kalbimi susturamıyorum
 
Attila İLHAN
 
Logged
sahara
Hero Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 4092


http://tinypic.com


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #163 : Ekim 10, 2008, 11:41:59 ÖÖ »

HAYATLA BİR BAG ARAMDA
BENİ SIKI SIKIYA

HAYATA AŞİNA YAPAN
HAYATLA BİR BAG VAR ARAMDA

BENİ DELİCESİNE
HAYATA   BAĞLIYAN

HAYATLA BİR BAĞ VAR ARAMDA
BENİ BÖYLE GÜÇLÜ KILAN

 
HAYATLA BİR BAĞ VAR ARAMDA
BENİM BÖYLE SEVMEME NEDEN

İŞTE ÖYLE BİR BAĞ VAR
HAYATLA ARAMDA
 
SONU GELMEZ
sahara
Logged

memetto
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 25


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #164 : Ekim 12, 2008, 11:32:55 ÖS »

kırılır bir gün kadehler dostlarım
dökülen mey değil siz olursunuz
üşürsünüz de hani kanınızda
sıcak şaraplar dolaşırken

Abbas yok artık çilingir sofrası yok
hepsini hepsini cahit alıp götürmüş
Kafdağı'na giden yedi genci
duydum Kemal'in kalemi öldürmüş

Bu şiir de benim eserim naçizane...
Logged
Sayfa: 1 ... 9 10 [11] 12 13
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Hosting Hizmetleri Saglik
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!