EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 25, 2012, 04:51:57 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: 1 2 3 [4]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Edebiyat Öğretmenleri Okullarda Edebiyatı Sevdirebiliyorlar Mı?  (Okunma Sayısı 8827 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #45 : Ekim 17, 2010, 09:13:03 ÖS »

   SELİM İLERİ
   
Kemal Zeren'i hatırlayış
 
 
İki hafta geçti; değerli Ali Çolak yazısında öğretim kurumlarımızın çocukları, gençleri hâlâ nasıl bunalttığına değiniyordu. Bu özlü yazı beni kendi yıllarıma alıp götürdü.

Öteki derslerdeki sıkıntılarımı, endişelerimi git git unuttum. Belki silip attım. Ne var ki, çok seveceğimi hayal etmiş olduğum edebiyat, resim, müzik, tarih, sanat tarihi, felsefe gibi kültür ve sanat 'ders'lerinde yaşadıklarım aklımdan çıkmaz.

Ortaokuldaki edebiyat öğretmenlerimiz roman kişisi olacak kişilerdi. İlki, orta bir ders kitabımızda yer almamasına rağmen, eski şiirimizden, sözcükleri kolay kolay çözülemeyecek, dili muammalı mısralar, beyitler okur, kendinden geçerdi. İkincisi ezberciydi: Halide Edib kaç yılında doğmuş, Kiralık Konak kaç yılında yayımlanmış, Hâşim kaç yılında Frankfurt'a gitmiş?..

Ders kitaplarımızda seçme parçalar arasında edebiyat, sanat sevgisi aşılayacak örnekler çok değildi. Ama büsbütün yok da değildi. Hâşim'den Faust'un mürekkep lekelerini o zamanlar, ders kitabımızda okumuştum. Bu güzel yazı 'işlenmeden' geçilip gidildi. Sadece, seyahatnâmenin kaç yılında yayımlandığı...

Fahim Bey'in esvapları da ders kitabımızdaydı. Daha önce, hatta birkaç kez yazdığım gibi, Abdülhak Şinasi'ye tutkum Fahim Bey'in bir dolu giysisiyle başlar. Öğretmenimiz Abdülhak Şinasi Hisar'dan söz açmayı herhalde gereksiz bulduğu için, bu seçme alıntı bende yıllar yılı imzasız, yazarsız yaşamıştır diyebilirim.

Lisede durum biraz ya da -haksızlık etmeyeyim- bir hayli değişti. Çünkü öğretmenlerim edebiyat sanatıyla gerçekten haşır neşir kişilerdi.

Lise bir ve lise ikideki öğretmenimiz Bakiye Ramazanoğlu olmasaydı, kim bilir, Sait Faik'e ve Sabahattin Ali'ye ne zaman kavuşurdum... Zarif, duyarlı Bakiye Hanım bir gün sınıfa Varlık Yayınları'nın cep kitaplarıyla geldi; Sait Faik'ten Mahalle Kahvesi, Sabahattin Ali'den Kağnı. Hiç değilse, biz üç beş edebiyat meraklısı arkadaş, o günden sonra büyük hikâyecilerimizi okumaya başladık.

Son sınıfta öğretmenimiz Rauf Mutluay'dı. Mutluay'ın eleştirmenliği ayrıca irdelenebilir, öğretmenliğine ise toz kondurulamaz. Yetkin bir öğretmendi.

Onun dersleri şölen olup çıkardı. Edebiyattan zerre kadar hoşlanmayan öğrencilerini, Mutluay ne yapar eder, kitaplara yönlendirirdi. Üstelik kısıtlayıcı, sansürcü değildi: İstediğiniz eseri seçebileceksiniz.

Bu özgürlükçü tutuma rağmen, şimdi ikisini de rahmetle andığım, Rauf Mutluay'la sınıf arkadaşımız Seyit Ali Ak arasında bir tartışma yaşandı. Sonranın fotoğraf sanatçısı Seyit Ali, çılgın bir Kafka hayranı, o günlerde yeni yayımlanmış Amerika'yı elinden düşürmüyor. Rauf Bey'se, Kafka'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Yahudi soykırımından özür dilercesine şişirilmiş bir ad olduğuna inanıyor. Epey tartıştılar.

Hemen ekleyeyim: Öğretmenimiz öğrencisine düşman olmadı.

Unutamadığım resim öğretmenim Kemal Zeren'dir. Kendisi de usta bir ressam olan Kemal Zeren pek çoğumuza resim sanatını sevdirmiştir. Bir resmin karşısında aval aval bakmamayı onun sonsuz sanat duyuşuna borçluyuz.

'Öğretilen' resmi bir türlü yapamazdım öte yandan resim yapmayı çok seviyordum. Sevgili öğretmenim, "Bir de kendi gördüğün, duyduğun gibi yap bakalım" dedikten sonra, yeşil örtü üstündeki vazoyu, dünya toparlığını ve sayfaları açık kitabı yeteneklerim çerçevesinde resmetmiş, Kemal Zeren'den tam not almıştım. Tam notun sevinciyle günlerce yaşadım.

Güzel anılarım bir yana; meselenin duyarlı öğretmenlerle çözülebileceğine inanmıyorum. Öğretim sistemimizde kökten anlayış değişikliğine ihtiyacımız var. Halide Edib'in ne yazdığına değil, hangi yılda doğduğuna, hangi yılda öldüğüne önem veren sistem bir dolu 'okumaz' yetiştirip duruyor.

Bugünkü tüyler ürpertici ufuk darlığımıza okumazların hırgürüyle sürüklenmedik mi?

 
17 Ekim 2010, Pazar
Logged
ser-mest
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1013



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #46 : Ekim 17, 2010, 09:30:55 ÖS »

Çok güzel bir yazı olmuş.
Edebiyatın sevdirilememesinde temel sorun bence sınav sistemidir.Ne yazık ki öğrenciler test ile tost arasına sıkışmış durumdalar.Bu yüzden edebi metin okumaktan çok uzaktalar.Gereksiz bir yığın bilgi ve ezberle edebiyat sevdirilemez.
Logged

"Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin"
 (Sezai Karakoç)
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #47 : Ekim 17, 2010, 10:08:43 ÖS »

Bu güzel yazıyı bizlerle paylaştığınız için teşekkürler sözedebiyattan hoca'm.
Logged
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #48 : Ekim 18, 2010, 10:02:17 ÖÖ »

Çok güzel bir yazı olmuş.
Edebiyatın sevdirilememesinde temel sorun bence sınav sistemidir.Ne yazık ki öğrenciler test ile tost arasına sıkışmış durumdalar.Bu yüzden edebi metin okumaktan çok uzaktalar.Gereksiz bir yığın bilgi ve ezberle edebiyat sevdirilemez.

Sayın ser-mest,
Sınav sistemi ile, müfredat ile ilgili elbette birtakım sıkıntılar olabilir, haklısınız ki Selim İleri de yukarıda bu sıkıntılara değinmiş ama kendisini yetiştirmiş, edebiyata gönül vermiş bir meslektaşımız, sizce öğrenciler üzerinde etkili olamaz mı?
Logged
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #49 : Ekim 18, 2010, 10:04:24 ÖÖ »

Bu güzel yazıyı bizlerle paylaştığınız için teşekkürler sözedebiyattan hoca'm.

Selim İleri çok güzel bir konuya vurgu yapmış, bu yazıyı okuduğunuz ve beğendiğiniz için teşekkür ederim Lâle Hoca'm.
« Son Düzenleme: Ekim 18, 2010, 10:12:11 ÖÖ Gönderen: sozedebiyattan » Logged
ser-mest
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1013



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #50 : Ekim 18, 2010, 04:22:25 ÖS »

Bence sınav kaygısının ön planda olduğu okullarda öğretmenin öğrencilere edebiyat sevgisi kazandırması çok zor.
Logged

"Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin"
 (Sezai Karakoç)
Kürşad
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1349



Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #51 : Ekim 18, 2010, 08:07:33 ÖS »

Elbette sevdirebilir.Kulakları çınlasın lise 1 deki edebiyat öğretmenim sayesinde edebiyatı sevdim.

Sadece edebiyat değil diğer branştaki öğretmenlerde derslerini sevdirebilir öğrencilere.Tarih dersi hocamızı unutmam mümkün mü?Şevkle heyecanla sanki arkadaşıyla sohbet ediyormuş gibi samimi bir şekilde dersi anlatırdı.Alır götürürdü bizi meydan muharebelerinin ortasına.Severdik, sabırsızlıkla beklerdik onun dersini.Teneffüslerde etrafında hep bir öğrenci yumağı olurdu.Gülerdi güldürürdü.

Sopasını sallayan, not defterini çıkarıp sözlüden 1 vermekle tehtit eden asık suratlı,sürekli öğrencilerini azarlayan hocalar da vardı.Ama onlar çaylarını hep yalnız içerdi. Gülümseme
Logged

<a href="http://www.fileden.com/files/2008/9/9/2089451/tanrim.swf" target="_blank">http://www.fileden.com/files/2008/9/9/2089451/tanrim.swf</a>
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #52 : Kasım 21, 2010, 07:22:25 ÖS »

Sopasını sallayan, not defterini çıkarıp sözlüden 1 vermekle tehtit eden asık suratlı,sürekli öğrencilerini azarlayan hocalar da vardı.Ama onlar çaylarını hep yalnız içerdi. Gülümseme

Sayın Kürşad,
Çaylarını öğrencileriyle içen hocalar bol olsun diyorum, teşekkürler... Göz kırpan
Logged
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #53 : Kasım 21, 2010, 07:22:59 ÖS »

Türk edebiyatını genç öğretmen yazarlar omuzluyor
 
MURAT TOKAY   -   21.11.2010

 



Türk edebiyatındaki hareketlilikte öğretmen yazarların hatırı sayılır bir yeri var. Son yıllarda ciddi edebiyat ödüllerini alan bu yazarların çoğu 30'lu yaşlarında ve taşrada görev yapıyor. 24 Kasım Öğretmenler Günü öncesi şiirleri ve yazılarıyla Türk edebiyatına omuz veren şair, öykücü ve romancı öğretmenlerin izini sürdük.
 

Şair Betül Tarıman öğretmenliğe başladığı ilk yılı anlatırken "Karlı bir kış günü sobayla ısıtılan sınıflar, çatısı damlayan bir okul ya da lastik ayakkabılı haylaz bir öğrenci aklıma geliyor." diyor. Kim bilir öğrencileri nasıl hatırlıyor Betül öğretmenlerini. İlkokul öğretmenleri hiç unutulur mu? Herkesin hayatında unutamadığı, şükranla andığı bir öğretmeni vardır. Hele bu öğretmen şair, yazarsa!

Yıllarca efsane öğretmen yazarlardan bahsedildi. Edebiyat öğretmenliği yapmış Ahmet Hamdi Tanpınar, Behçet Necatigil, Rıfat Ilgaz, Sabahattin Ali, Zeki Ömer Defne, Rauf Mutluay, Halit Fahri Ozonsoy, Fakir Baykurt ve Tahir Alangu ilk akla gelenler... Bu öğretmenler nice öğrenci yetiştirdi, nice öğrenciye edebiyat zevkini aşıladı...

Bugün de yazar öğretmenler Batman'da, Diyarbakır'da, Maraş'ta yurdun dört bir köşesinde öğrenci yetiştirmeyi sürdürüyor. Özellikle son yıllarda Türk edebiyatında şiir, öykü ve roman dalında başarılı ürünler vermiş birçok ismin öğretmenlik yaptığını biliyoruz. Biz de 24 Kasım öncesi bu genç öğretmenlerimizi tanımaya çalıştık. m.tokay zaman.com.tr




 
« Son Düzenleme: Kasım 21, 2010, 09:07:04 ÖS Gönderen: sozedebiyattan » Logged
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #54 : Kasım 21, 2010, 07:24:25 ÖS »

Türkçeyi sonradan öğrendi.  Öykü dalında pek çok ödülün sahibi bir öğretmen Yavuz Ekinci (31). Yunus Nadi ve Haldun Taner Öykü ödülleri en bilinenleri. Batman'da köy okulunda başladığı öğretmenliğe GAP İlköğretim Okulu'nda devam ediyor. Anadili Kürtçe olan Ekinci'nin Türkçeyi geç yaşlarda öğrendiğini belirtelim. Dört kitabı var.

İlk kitabıyla Öykü Ödülü aldı Murat Özyaşar, Diyarbakır'da edebiyat öğretmenliği yapan genç bir yazar. 1979 doğumlu. 'Ayna Çarpması' adlı ilk kitabıyla 2008 Haldun Taner Öykü Ödülü ile 2009 Yunus Nadi Öykü Ödülü'nün sahibi oldu.

ŞİİRİ SAVUNAN YAZAR Türk edebiyatında şiirleri ve şiir üzerine yazıları ile dikkat çekmiş bir yazar Celal Fedai (38). Ali Ural'la şiir dergisi Merdiven'i çıkardı. İzmir'in Menderes ilçesinde edebiyat öğretmenliği yapıyor. 'Parmak ile Boyanmış' kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği 2005 Şiir Ödülü'nün sahibi.

ROMANCI, sınıf öğetmeni  Cem Kalender, 2007'de A. Hamdi Tanpınar Roman Ödülü'nü kazanan ilk romanı 'Klan' ile edebiyat dünyasının dikkatini çekmiş bir yazar. 1976 doğumlu, İstanbul'da bir ilköğretim okulunda sınıf öğretmenliği yapıyor. Kalender'in ikinci romanı 'Zamanın Unutkan Koynunda' geçen aylarda yayımlandı.

Hem şair hem ressam Bünyamin K. memleketi Maraş'ta resim öğretmenliği yapan bir şair, ressam. 39 yaşında. 2003'te 'Hiçbir Baloda Yokum' kitabıyla Cahit Zarifoğlu adına verilen yarışmada jüri özel ödülünü aldı. İkinci şiir kitabı 'Bak Anne Geliyor Bir Kara Tren' geçen yıl yayımlandı.

Yaşar Nabi Nayır Ödülü'nü aldı Veysi Erdoğan genç bir şair-öğretmen. 1982 Diyarbakır doğumlu. 'Şimdi Terk Edin Çadırımı' adlı dosyasıyla 2008 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü'ne değer görüldü. Diyarbakır'da Türkçe öğretmeni olarak görev yapıyor.

Edebiyatçı bir İngilizce öğretmeni 'Herkesin Alıp Gittiği' dosyasıyla 2009 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü'nü alan A. Barış Ağır  1984 Adıyaman doğumlu. İngilizce öğretmenliği yapıyor. Ödül kazanan dosyası Varlık Yayınları'nca kitaplaştırılmıştı.

USTALARIN övdüğü bir yazar
Mustafa Kutlu'nun, Rasim Özdenören'in övgüsünü kazanmış bir öykücü Abdullah Harmancı. Konya'da edebiyat öğretmenliği yapıyor. 1974 doğumlu Harmancı'nın yayımlanmış üç kitabı var. Yazar 'Yerlere Göklere' kitabıyla 2007-Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Hikâyecisi Ödülü'nü kazandı.

Necatigil ödüllü öğretmen Şair Betül Tarıman  23 yıllık öğretmen. Yedi şiir kitabında imzası var. 2005 yılında Behçet Necatigil Şiir Ödülü'nü aldı. Öğrencileriyle birlikte şiir atölyeleri kurdu, edebiyat dergileri çıkardı, şiir dinletileri düzenledi. Teşvikiyle yazıya başlayan ve bunu sürdüren birçok talebesi var.

80 kuşağının en önemli şairi 80 kuşağının en önemli şairlerinden bir Hüseyin Atlansoy. Uzun yıllardır taşrada yaşıyor. Bilecik'in Bozüyük ilçesinde felsefe grubu öğretmenliği yapıyor. 1990 Yazarlar Birliği Şiir Ödülü sahibi. Toplu şiirlerini 'Su Burcu' ismiyle kitaplaştırdı.

DİN KÜLTÜRÜ ÖĞRETMENİ ŞAİR Hüseyin Akın (45), ilahiyat fakültesi mezunu bir yazar. 13 yıldır Nişantaşı Nuri Akın Anadolu Lisesi'nde din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olarak görev yapıyor. Son kitabı 'Canlı Renkler' geçen ay yayımlandı.

Şiir Defteri ondan sorulur! Şeref Bilsel şair, öğretmen. Sadece şiirleri ile değil şiir yazıları ve Cenk Gündoğdu ile hazırladığı Şiir Defteri adlı şiir yıllığıyla da konuşulan bir isim. Bilsel, Beykoz Prof. Dr. İbrahim Canan Anadolu Öğretmen Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yapıyor. Dört şiir kitabı var.

Diyarbakır'da bir köy öğretmeni Kemal Varol (33), Diyarbakır'da öğretmenlik yapıyor. Milliyet Sanat ve Kitap Zamanı gibi yayınlarda yazılarıyla düzenli olarak görülen bir isim. 'Yas Yüzükleri', 'Kin Divanı' ve 'Temmuzun On Sekizi' isimli üç şiir kitabı var. Geçen ay Sel Yayıncılık'tan 'Demiryolu Öyküleri' seçkisi yayımlandı.

Lâlezar kitabıyla ödüle layık görüldü Mustafa Fırat bir edebiyat öğretmeni. Mühür Şiir ve Edebiyat Dergisi'ni Mart 2005'ten beri iki aylık periyotlarda yayına hazırlıyor. Lâlezar kitabı ile 2005 Nüzhet Erman Şiir Ödülü'ne layık görüldü. 1978 doğumlu şair İstanbul'da yaşıyor.

Tanpınar Şiir Yarışması'nın birincisi Ercan Yılmaz Türk şiirinin başarılı genç isimlerinden. Sakarya Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yapıyor. Yeni kitabı 'Rüya Kasrı' bu ay içinde yayımlandı. 'Âherli Zamanlar' ve 'İncire Yemin' diğer şiir kitapları. 1977 doğumlu Ercan Yılmaz uzun süre şiir dergisi Ada'yı çıkardı.

ÖYKÜ DELİSİ BİR ÖĞRETMEN Recep Şükrü Güngör 1971 doğumlu. Sakarya'da bir kolejde edebiyat öğretmenliği yapıyor. Son kitabı 'Kayıp Ruhlar Kıraathanesi' bu yıl içinde yayımlandı. Öğrencilerinin 'deli, dost, öğretmen, öykücü-yazar ve derviş' diye andığı bir yazar Recep Şükrü.

Genç yazar adaylarına yol gösterdi Sait Türkoğlu taşrada birçok il dolaşmış bir edebiyat öğretmeni. Arkadaşlarıyla Sivas'ta Martı, Kayseri'de Yitik Düşler dergisini çıkardı. Birçok genç yazar adayına yol gösterdi, ağabey oldu. Deneme türünde ürünler verdi. 'Yazarlık Ağacı', 'Yoklukta Hayat Var', 'Gök Ekini' kitaplarından bazıları.

Üç şiir ödülü aldı Seyyidhan Kömürcü Mardin, Derik doğumlu şair. Resim öğretmeni. Arkadaş Zekâi Özger, Yaşar Nabi Nayır ve Nüzhet Erman şiir ödüllerine layık görüldü. Hasar Ayini isimli bir şiir kitabı var. 1979 doğumlu yazar Diyarbakır'da yaşıyor.

Mizah dergisi çıkarıyor Asım Gültekin da sıra dışı bir öğretmen. Mizah dergisi Caf Caf'ı çıkarıyor. Kültür sanat sitesi dunyabizim.com'un editörlüğünü yapıyor. 2008 yılında İGEDER (İstanbul Gönüllü Eğitimciler Derneği) tarafından yılın öğretmeni seçildi.

VE DİĞERLERİ Yazı ve şiirleriyle Türk edebiyatına katkı sağlayan öğretmen yazarlardan bazılarının isimleri de şöyle: İsmail Karakurt, Salih Güzel, Mustafa Uçurum, Reşit Güngör Kalkan, Zeynep Arkan, Yılmaz Yılmaz, Mustafa Uçurum, İsmail Aykanat, Ahmet Edip Başaran, Sait Yavuz, Bülent Parlak, Orhan Tepebaş, Nadir Aşcı, Mustafa Celep, Şemsettin Yapar.



« Son Düzenleme: Kasım 21, 2010, 09:07:40 ÖS Gönderen: sozedebiyattan » Logged
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #55 : Kasım 21, 2010, 07:58:12 ÖS »

Çocuklarla çalışmayı seviyorum

Yavuz Ekinci, öykücü (sınıf öğretmeni): Öğrencilerim benim yazar olduğumu biliyor. Benden dolayı yazıya ve edebiyata daha yakınlar. Onların hayal güçlerini geliştirmek için sürekli egzersizler yaparım. Bazen de düşüncelerini yazıya aktarmalarını sağlayan çalışmalar hazırlarım. Yaptığım bu çalışmaların çok verimli yanlarını gördüm. Okuma eskiden boş vakitlerde yapılması gereken bir uğraş olarak gösterilirdi. Oysa bunun böyle olmadığını onlara anlatmaya çalıştım ve okuma saatlerinde oturup onlarla birlikte kitap okudum. Günlük hayata yaşadığım her şey önce beni sonra da öykücülüğümü besliyor. Öğretmenlik benim mesleğim.

Öğrencilerim ayna'm benim

Ercan Yavuz, şair (edebiyat öğretmeni): Öğrencilerim benim kendimi seyrettiğim bir 'ayna' hiç şüphesiz. O aynada temâşâ etmeden kendimi nasıl bilebilirim? Ve dahi yeryüzünde nasıl şairâne konaklayabilirim? Yeni bir entelektüel kimlik inşa etmek için çıkılan bu yolculukta talebelerime, şiirin medeniyetimiz için başat unsurlardan biri olduğunu ve Gâlib Dede'nin 'Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen/Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen' beytinin manasını sezdirebilirsem kendimi bahtiyâr sayacağım.

İyi bir öğretmen olmak daha önemli

Kemal Varol, şair, (sınıf öğretmeni): Yaklaşık on yıldır değişik köylerde ilkokul öğretmenliği yapıyorum. Şair ve yazar olmaktan ziyade iyi bir öğretmen olmak benim için hep daha önemli oldu. Çocuklar, benim öğretmenlik dışında başka bir "işle" uğraştığımı hep sezdiler şüphesiz ama hiçbir zaman bu işin ne olduğunu tam olarak bilemediler. Kitap okumayı çok sevdiler örneğin, hatta iyi şiir ve öyküler yazdılar.

Bu mesleği seçtiğim için şanslıyım

Betül Tarıman, şair (öğretmen): Ben öğretmenliğe başlayalı tam yirmi üç yıl olmuş. Zaman nasıl da hızla akıp geçiyor. İçimde hâlâ öğretmenliğe başladığım yılların heyecanı var. O günkü kadar heyecanlı ve coşkuluyum. Sanki göreve yeni başlamışım gibi. Göreve başladığım yılki öğrencilerim bugün otuzlu yaşlarını sürüyorlar. Hepsi meslek sahibi oldu, çoluk çocuğa karıştı. Bense hâlâ bu mesleği seçtiğim için kendimi şanslı sayıyorum.

Kitabınızın olmasının kıymeti yok!

Şeref Bilsel, şair (edebiyat öğretmeni): Hasbelkader televizyonda, gazetede yahut bir dergide adınıza tesadüf edilmişse bu öğrencilerin motivasyonu açısından pekiştirici olsa da fotoğrafınızın görünürlüğü daha belirleyici olabiliyor. İsterse hiçbir şey yazmasın yüzünüz altında! 'Beş on kitaplı bir şair, yazar olmanızın, kendini bıyıklarıyla tartan bir kurum amirinin size dair görüşü karşısında hiçbir kıymet-i harbiyesi yok. Bu söylediğim eski okullarımın hal ve gidişine dairdir. Şimdiki okulum nispeten daha iyi.

Her öğrencim bir hikâyedir

Recep Şükrü Güngör, öykücü, (edebiyat öğretmeni): Hikâyemdeki iyi insanların kaynağı öğrencilerimdir. Bilginin başkasında ışıldadığını görmek huzur veriyor kederli hayatıma. Her öğrencim de bir hikâyedir. Bazıları kitaplarımda kahraman olarak yer alır. Dersleri en zayıf, öğretmenlerin adam olmaz dediği bir öğrencimi hikâye kahramanı yaptım. Hikâyede var olduktan sonra çocuk gayret etti ve şimdi üniversitede okuyor. Öğrencilerim, ailelerinin bana emanetidir.
« Son Düzenleme: Kasım 21, 2010, 08:57:56 ÖS Gönderen: meryemozcan » Logged
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #56 : Eylül 27, 2011, 09:36:46 ÖS »

[Yorum - Nuri Yurdusev] On yılda İngilizce öğretemiyoruz peki ya Türkçe?
Prof. Dr. A. Nuri Yurdusev   -   27.09.2011 



Milli Eğitim Bakanlığı'nda yapılan son düzenlemeler vesilesiyle eğitim meselesini konuşuyoruz ve çok da iyi ediyoruz. Mesele üzerinde daha da çok durmamız gerekiyor.Yine son günlerde Milli Eğitim Bakanı Sayın Dinçer'in İngilizce öğretimine ilişkin çarpıcı bir tespiti/itirafı basına yansıdı. Buna göre Sayın Bakan on yılda "How old are you?" (Kaç yaşındasınız?) dedirtemedik diye İngilizce öğretimindeki başarısızlığı ifade etmiş. Elhak doğrudur, Türkiye'de Milli Eğitim, İngilizce öğretimi konusunda başarısızdır. Üniversiteye kadar 10 yıl İngilizce dersleri veriyoruz ve basit düzeyde bir İngilizce öğretemiyoruz.

Dünyada böylesine başarısız ikinci bir ülke var mıdır bilmiyorum. Daha da acı olanı, ne yazık ki, ilk ve ortaöğretimin sonunda doğru-dürüst bir Türkçe bile öğretemiyoruz. Üniversite aşamasına gelmiş öğrencilerimizin Türkçe okuma-yazma seviyesi oldukça düşük. Elbette öğrenciler okuma-yazmayı biliyorlar, lakin bunu idrak (comprehension) olarak aldığımızda düzey çok düşük. Bir kere basit bir metni ilk okuyuşta hemen anlamıyorlar. Konuşurken ya da yazarken doğru kelimeyi kullanamıyorlar. Kelimeler arasındaki nüansların ayırdında değiller. İfade kapasiteleri de oldukça zayıf. Bütün bu sorunları sadece öğrencilerde değil toplumumuzun genelinde, en "eğitimli" kesimlerden sokaktaki insana kadar, gözlemek mümkün.

eğitim sistemimizi ideolojik indoktrinasyondan arındırmalıyız

Toplum olarak lisanımızı ortalama bir İngiliz'in İngilizceyi bildiği kadar bilmiyoruz. Ortalama bir Türk okur-yazarını günlük konuşmada izlerseniz "şey, falan, filan" gibi sözcükleri fazlasıyla kullandığını görürsünüz. Ayrıca doğru yerde doğru kelimeyle ifade etme oranı da oldukça düşüktür. Aynı şekilde ortalama bir İngiliz okur-yazarına baksanız bu tür kullanımın çok az olduğunu ve genellikle doğru yerde doğru sözcüklerin yer aldığını görürsünüz. Neden? Neden eğitim sistemimiz Türkçe bile öğretemiyor? Kanaatimce birinci neden, eğitim sistemimizin en büyük sorunlarından olan ve daha önce de değindiğim ve şu günlerde çoğu insanın gayet yerinde bir tavırla hayli sık dile getirmeye başladığı ideolojik indoktrinasyona dayanan eğitim zihniyetimiz. Eğitim sistemimizi sadece Kemalist indoktrinasyondan değil başta milliyetçilik, bilimcilik olmak üzere her türlü ideolojik indoktrinasyondan mümkün mertebe arındırmamız lazım. Hepimiz şunu artık görüyoruz ki ideolojik indoktrinasyon ile ancak sadık tebaa yetişir, analitik ve eleştirel idrak becerilerine sahip bireyler değil. Dahası ideolojik indoktrinasyondan geçen kişilerin genel realiteyi anlamak bir yana, bizatihi kendi ideolojilerine ve bu ideolojilerin gerçekliğine de hayrı yoktur. Mesela, Atatürk'ün mevcut biyografilerinden makul olanların hiçbirisi Kemalistler ya da Atatürkçüler tarafından yazılmamıştır. Ya da Türk dili üzerine yapılmış ciddi çalışmalar Türkçüler tarafından yapılmamıştır. Aynı şekilde İslamcıların kayda değer bir İslam medeniyeti eseri ortaya koyduğu vaki değildir.

Sosyalistlerin çoğu Marx'ı bile anlamazlar. Bu örnekleri uzatmaya gerek yok. İdeolojik indoktrinasyona dayalı eğitim neticesinde, bu indoktrinasyon fazlasıyla "Türklük" barındırmasına rağmen, doğru-dürüst Türkçe bile öğretilemez.

Türkçe öğrenimindeki seviye düşüklüğünün bence ikinci nedeni okullarımızda verilen Türkçe, özellikle Türkçe dil bilgisi (gramer), dersleridir.
Çoğu kişi, ve tabii ki "Türkçe öğretmenleri", bu görüşüme karşı çıkacaktır. Okullarımızdaki Türkçe dersleri teknik gramer bilgilerinin ve sıkıcı okumaların tasallutu altındadır. Sıkıcı metinler, gramer kuralları ve ayrıntıları ile boğuşan öğrencilerimiz Türkçeyi tam idrak edemedikleri gibi ondan soğumakta ve Türkçe dersleri katlanılması gereken, ama zevksiz faydasız, saatlere dönmektedir. Bir insanın, eğer filolog olmayacaksa, anadilinin gramerini bilmesine gerek yoktur. Teknik gramer kuralları öğrenilir, sınavda yapılır ve sonra unutulur. Bir dil sadece gramerden ibaret değildir. Bunun yanında dilin yapısı ve kelime hazinesi de vardır. Salt gramer kuralları ile bakınca Türkçenin ediplerinden çoğunu, mesela Nurullah Ataç'ı, bir kalemde silmeniz gerekir. Türkçeyi ve aslında herhangi bir dili, özellikle de dilin yapısını ve kelime hazinesini, iyi öğrenmenin yolu, kanaatimce o dilin klasiklerini okumaktır. Seneler önce, hem Osmanlı Türkçesini hem de günümüz Türkçesini iyi bilen bir İngiliz arkadaşıma bu yazının başında değindiğim tespitimi (ortalama bir İngiliz'in dilini ortalama bir Türk'ten daha iyi kullanması hususunu) aktarmıştım. Bu tespitime katılan arkadaşım şöyle bir açıklamada bulunmuştu: "Benim kuşağımda her İngiliz'in okuduğu iki temel klasik vardı: Shakspeare ve Kitab-ı Mukaddes'in King James tercümesi. Modern İngilizcenin temelini oluşturan bu iki klasik hemen hemen her İngiliz okur-yazarı tarafından okunduğu için herkes makul bir İngilizce seviyesine sahip oluyor. Ne yazık ki, Türkçenin yaygın olarak okunan ve dilin temelini oluşturan böyle klasikleri yok." Türkçenin temelini oluşturan klasiklerin varlığı-yokluğu tartışması bir yana, klasik diye niteleyebileceğimiz eserlerin yaygın olarak okunmadığı bir vakıa.

Az okuduğumuz için dilimizi de iyi öğrenemiyor ve kullanamıyoruz. Buraya kadar özetlersem, Türkçenin kullanımını (bu grameri de içerir) ve ifade kapasitesini edinmenin yolu temel klasikleri okumaktır, dili hem sözlü hem de yazılı olarak yoğun şekilde yaşamaktır. Ancak yoğun okuma ve tatbik ile kurallar, kullanım şekilleri ve ifadeler içselleştirilir. O zaman öncelikle yapılacak olan, Türkçe derslerinin gramer tasallutundan kurtarılmasıdır. İkinci olarak, derslerin okuma-yazma idrakini geliştirecek şekilde yürütülmesi gerekir. Bunun için de eğlenceli okumalar seçilmeli, sıkıcı, uzun tasvirler içeren metinlerden kaçınılmalı. Yazma alıştırmaları yapılırken çocukların sıkılmaması ve bir şeyleri yanlış yapma endişesine gark olmadan yazmaları sağlanmalıdır. Mesela kendi başlarından geçen bir şeyi hikâye etmekle başlanabilir. Öğrenci ve aslında hepimiz, ne kadar çok okur ve yazarsak, yani dilimizi ne kadar çok kullanırsak, o kadar iyi kullanırız. Bu bir yandan dilin kullanım özelliklerini ve yapısını içselleştirmemizi sağlar, diğer yandan da ifade kapasitemizi geliştirmemizi.

Son olarak değinmek istediğim neden; öğrencilerimizin ve yine aslında hepimizin, ifade kapasitemizin düşüklüğü. İfade kapasitesi bir yandan dilin kullanım özelliklerinin ve yapılarının içselleştirilmesine bağlıdır ki bu ancak dilin sözlü ve yazılı olarak yoğun kullanımı ile kazanılabilir. Bunun için de dediğim gibi klasiklerin okunması gerekir. Diğer yandan ifade kapasitesi dilin kendisi ve özellikle de kelime hazinesi ile ilgilidir. Bu hususta günümüz Türkçesi ne yazık ki oldukça fakirdir. İngilizceden bir metni Türkçeye çevirmeye kalkan herkes bunu görür. Bu ise Türkçenin son yüzyılda yaşadığı serencamın bir neticesi. Günümüzün çoğu Kemalistinin bizzat Atatürk'ün o güzel Türkçesini anlamak ve ifade etmekten aciz olduğunu hatırlarsak ne demek istediğim sanırım anlaşılır. Lakin bu ayrı ve uzun bir bahis.

Yazıyı bitirirken, düzgün Türkçe öğrenmek için Milli Eğitim Bakanlığı'na Türkçe derslerinin kaldırılmasını önersem çok mu radikal olur?

Logged
meryemozcan
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8580


Güzel olan sevgili değildir,sevgili olan güzeldir


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #57 : Eylül 28, 2011, 01:41:47 ÖS »

Türkçeyi sevdirme yöntemleri araştırılmalı öncelikle. Günümüz Türkçesinin oldukça fakir olduğu düşüncesine kesinlikle katılmıyorum. İngiltere'de insanlar Şekspir'i anlamak için sözlük kullanmak zorunda. Bu onların dilinin ne kadar zengin olduğunun göstergesi değil. İdeoloji hayatın bütün bölümünü işgal ediyor. Muhafazakar kesimin dili ile -karşı kesime ne ad vereceğimi bilemedim- diğer kesimin dilini bir karşılaştırın aradaki uçurumu görebilirsiniz. Sadelik adı altında dilimizi yozlaştırmaya da katılmıyorum. Yüzyıllar içinde dil seyrini devam ettiriyor, bizim nesle düşen edebi metinleri asıllarına bağlı kalarak anlamaya çalışmak ve işlerliğini devam ettirmek, bunu yaparken de halktan tamamen uzaklaşmadan yani  entelektüelleşmeden yazıp konuşmak...yazıyı okuduktan sonra çok şaşırdım acaba yazar şaka mı yapıyor? Türkçe derslerini kaldırmak fikri nasıl teklif edilebilir.... şaka olmalı şaka....
Logged


Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
kurtuluş53
Sürekli Üye
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 118


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #58 : Aralık 20, 2011, 08:42:52 ÖS »

Hee, sevdirebiliyorlar!..
Logged
Sayfa: 1 2 3 [4]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM