EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 25, 2012, 04:30:24 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: ATASÖZÜ VE DEYİMLERİN HİKAYELERİ  (Okunma Sayısı 6002 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Edebiyat Öğretmeni
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 6192


Calİmero


Üyelik Bilgileri
« : Nisan 16, 2009, 05:48:48 ÖS »

Biliyorum bunu her yerde bulabilirsiniz. Kitapçılarda, nternette, çeşitli dergilerde. E ama burası bir edebiyat öğretmenlerinin buluştuğu bir forum değil mi? Biz de kendi arşimizi oluşturalım. Hem belki hiç bilmediğimiz bir deyimin veya atatsözünün hikayesi vardır ya da o deyim veya atasözünü biliyoruzdur, hikayesini bulamamışızdır. Haydi fikirlerimizi paylaşalım ilki benden olsun.

ÇIKAR AĞZIDA BAKLAYI

Bu atasözünün iki versiyonu var. İlki bir öğrencimden:

Adamın biri çok fazla küfür ediyormuş olur olmaz yerde ve bundan da hiç memnun değilmiş. Bir gün bir hocaya gitmiş, derdini anlatmış. O da adama bir avuç bakla vermiş. "Birini ağzına al. Diğerleri yanında dursun, ne zaman konuşacak olsan ağzına bu baklalar takılacak ve aklına küfür etmemen gerektiği gelecek." demiş. Sonra adam hocaya teşekkür etmiş ve eve yemeğe davet etmiş. Hocayla eve giderken de yağmur yağmaya başlamış. Yağmur gittikçe çoğalıyomuş. Hızlı hızlı eve giderken bir evin camından kızın teki bağırmış: "Hocam, biraz bekler misin?" demiş ve içeri girmiş. Beklemeye başlamışlar hala ıslanıyolar.kız tekrar çıkmış hocam lütfen biraz bekleyin demiş içeri girmiş. bunlar tabi iyice sinirlenmiş tam o kızın evine niye beklettiğini öğrenmek için giderlerken kız tekrar çıkmış. Hoca sormuş niye bekletiyosun diye. Kız da "Hocam annem kuluçkaya tavuk yatırıyor, yatırırken bir kavuklunun olması lazımmış yavruların horoz olabilmesi için. O yüzden beklettim. Şimdi gidebilirsin." demiş. Hoca da yanındaki adama dönüp "Çıkar ağzındaki baklayı." demiş.

İkinci rivayet için (bkz:İskender Pala - İki Dirhem Bir Çekirdek)
 
« Son Düzenleme: Nisan 16, 2009, 07:31:11 ÖS Gönderen: EDEBİYAT ÖĞRETMENİ » Logged
Can Aynası
Sürekli Üye
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 158


Canan'ın Aynası


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #1 : Nisan 16, 2009, 07:23:26 ÖS »

İskender Türe mi İskender Pala mı?
Logged

Edebiyat Öğretmeni
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 6192


Calİmero


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Nisan 16, 2009, 07:24:39 ÖS »

Pardon Günay, Pala olacaktı. Nereden çıktı ben de anlamadım  Şaşırmış
Logged
Edebiyat Öğretmeni
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 6192


Calİmero


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : Nisan 16, 2009, 07:31:37 ÖS »

Uyarın için teşekkür ederim.
Logged
Can Aynası
Sürekli Üye
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 158


Canan'ın Aynası


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #4 : Nisan 16, 2009, 07:32:31 ÖS »

Çok güzel bir kitaptı. Kimin zaman şaşırmıştım, kimi zaman gülmüştüm. Yukarıdaki örnekte olduğu gibi.
Altı Kaval Üstü Şeşhane deyimi vardı. Aklımda nedense bu kaldı. Gülümseme
Logged

Edebiyat Öğretmeni
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 6192


Calİmero


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : Nisan 16, 2009, 07:35:51 ÖS »

Onun hikayesini biliyordum ama unuttum. Bilinmeyenleri de alırız buraya. Büyüklerimiz arada ağızlarında kaçırıyorlar. Kızıldığında "Davunu çıkmak" derler burada. (Anneannem davını derdi.) Annem söylememden korktu. Kanser gibi ölümcül hastalığa kapılmasını dilemek anlamında bir deyim.
« Son Düzenleme: Nisan 16, 2009, 07:44:06 ÖS Gönderen: EDEBİYAT ÖĞRETMENİ » Logged
Can Aynası
Sürekli Üye
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 158


Canan'ın Aynası


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #6 : Nisan 16, 2009, 07:40:33 ÖS »

Parçaları birbirine benzemeyen ve uygun olmayan, dolayısıyla bir işe yaramayan aparatlar hakkında veya giyim kuşam konusunda birbirine uymayan ve yakışmayan kıyafetler için altı kaval üstü şeşhane deyimini kullanırız. Buradaki şeşhane kelimesinin İstanbul'da bir semt adı olan Şişhane ile herhangi bir alâkası yoktur ve Şişhane söylenişi yanlıştır. Çünkü şeşhane diye namlusunda altı adet yiv bulunan tüfek ve toplara denir. Yivler, mermiye bir ivme  kazandırdığı için ateşli silahların gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. Evvelce kaval gibi içi düz bir boru biçiminde imal edilen namlular, yiv ve set tertibatının icadıyla birlikte fazla kullanılmaz olmuş ve gerek topçuluk, gerekse tüfek, tabanca, vs. ateşli silahlarda yivli namlular tercih edilmiştir. Merminin kendi ekseni etrafında dönmesini ve dolayısıyla daha uzağa gitmesini sağlayan yivler bir namluda genellikle altı adet olup münhani (spiral) şeklinde namlu içini dolanırlar. Altı adet yiv demek, namlunun da altı bölüme (şeş hane = altı dilim) ayrılması demektir ki halk dilinde şeşane (şişane değil) şeklinde kullanılır. Bu izahtan sonra üstü kaval, altı şeşhane biçiminde bir silah olmayacağını söylemeyi zait addediyoruz. Çünkü kaval topların attığı gülle ile şeşhanelerden atılan mermi farklıdır. Keza kaval tüfekler ile fişek atılırken şişhane namlulu tabancalardan kurşun atılır. Bu durumda bir silah namlusunun yarısına kadar kaval, sonra şişhane olması da mümkün değildir. Ancak yine de vaktiyle bir avcının, yivlerin icadından sonra çifte (çift namlulu) tüfeğinin kaval tipi namlularının üst kısımlarını teknolojiye uydurmak için şeşhane yivli namlu ile takviye ettiğine dair bir hikâye anlatılır. Hatta bu uydurma tüfek öyle acayip ve gülünç bir görünüm almış ki diğer avcılar uzunca müddet kendisiyle alay etmişler ve "Altı kaval üstü şeşhane / Bu ne biçim tüfek böyle" diyerek kafiyelendirmişler. O günden sonra, halk arasında bu hadiseye telmihen birbirine zıt durumlar için altı kaval üstü şeşhane demek yaygınlaşmış ve giderek deyimleşerek dilimize yerleşmiştir.
« Son Düzenleme: Nisan 16, 2009, 07:47:52 ÖS Gönderen: EDEBİYAT ÖĞRETMENİ » Logged

Can Aynası
Sürekli Üye
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 158


Canan'ın Aynası


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #7 : Nisan 16, 2009, 07:41:49 ÖS »

Bolu Beyi'ne baş kaldıran ünlü eşkıya Köroğlu (şair Köroğlu ile karıştırılmasın) bir gün atını çaldırmış. Asil bir hayvan olan atını aramak için tebdil-i kıyafet ile diyar diyar dolaşmışve sonunda yolu İstanbul'a düşmüş. Atını, satılmak üzere pazara getirilen hayvanlar arasında görünce, hemen alıcı rolüne bürünüp:
— Efendi, demiş, bu at güzele benziyor. Ancak binip bir denemek istiyorum. Satıcı, onu tanımadığı için binmesine izin vermiş. At, üzerine binen eski sahibini tanıyıp dörtnala koşmaya başlamış. Köroğlu, Sirkeci sahiline gelip bol para vererek bir sal kiralamış ve ver elini Üsküdar. Bu arada at cambazı, aldatıldığından dolayı kıvranır dururmuş. Köroğlu'nu atıyla birlikte bir sal üzerinde gören cambazın dostlarından biri, onu teselli için seslenmiş:
— Üzülmeyi bırak! Atı alan Üsküdar'ı geçti. O adam Köroğlu'nun kendisi idi.
Bugün bu sözü, "İş işten geçti" manasında kullanırız.
« Son Düzenleme: Nisan 16, 2009, 07:45:45 ÖS Gönderen: EDEBİYAT ÖĞRETMENİ » Logged

Edebiyat Öğretmeni
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 6192


Calİmero


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #8 : Nisan 16, 2009, 07:45:13 ÖS »

namlu içini dolanırlar. Altı adet yiv demek, namlunun da altı bölüme (şeş hane = altı dilim) ayrılması demektir ki halk dilinde şeşane (şişane değil) şeklinde kullanılır.
Bunu biliyordum.
Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM