EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 25, 2012, 04:14:50 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: YORGUN DİLİMİZ  (Okunma Sayısı 966 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
anıyaşa
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 16


yaşasın kuvay-ı milliye ruhu


Üyelik Bilgileri
« : Ekim 08, 2007, 02:21:27 ÖÖ »

YORGUN DİLİMİZ

M.Ö 3500-M.S 2007. İki tarih var elimizde geçmişten geleceğe akışı gösteren. İlk tarih, sonsuzluğa uzanacak bir doğuşu; ikincisi ise bu sonsuz doğumun şimdisini gösteriyor bize. Ne mi bu sonsuz olan? Bize sütünü veren annemiz, bizi koruyup gözeten babamız, suyumuz, aşımız, havamız, bize adını verip var eden tek varlığımız Türkçemizdir sonsuz olan.
Peki, bizi var eden, gerçek anamız, babamız olan dilimize karşı bir evlat olarak biz ne yapıyoruz? Bizler onun çocukları olmayı hak ediyor muyuz? Onsuz olamayacağımızın ne kadar farkındayız? Bütün bu sorular kişisel olarak değerlendirilebilir. Ancak genel anlamda verilecek cevaplar hep olumsuz olacaktır. Neden mi? Çünkü en başta daha dilimizin kim olduğunu bile tam olarak bilmiyoruz. Basit ve anlamsızca konuşuveriyoruz. Hatta bu basitlik yetmiyormuş gibi yeterince kelimemiz yokmuşçasına başka dillere sarılıyoruz. Falanca şoplara gidip hamburger, sandviç alıyoruz. Yabancı marka pantolon alıp ‘blue jean aldım’ diyoruz.‘Tamam’ demek dururken sanki daha kısa bir söyleyişe sahipmiş gibi ‘okey’ deyip geçiyoruz. Sanırım kendimize üvey bir anne arıyoruz.
Bütün bunlar yetmiyor tabi. İnsan annesini sevmez mi hiç? Ana dilimizdeki kelimeleri beğenmeyip yabancı olanlarını kullanıyoruz. Dahası, bütün bunları kültürlü olmanın bir işareti sayıyoruz. Günümüz aydınlarını ele alalım. Birçoğu televizyonlarda konuşmakta, gazetelerde yazı yazmakta, çeşitli konularda kitap çıkarmakta... Kullandıkları dil ise ortada. Öyle ki, kullandıkları dilin içinden yabancı kelimeleri çıkarıp atsanız ortada hiçbir şey kalmayacak. Sanki kendi dillerindeki kelimeleri kullansalar dertlerini anlatamayacaklar. Bir anlamda onlara hak vermiyor değilim. Sanırım onları buna zorlayan biziz. Okur olarak bizler yabancı kelime kullananları eleştirmiyor aksine bunu yapanları daha çok beğeniyoruz. Halkın dilini kullananları ise sıradan buluyoruz. Bu bakımdan suç bizde. Asıl yanlış yapan biziz.
Bir karınca ısırığı bile canımızı yakarken Türkçemizin kalbine kör bir hançer sokuyoruz böyle yaparak. Canlı bir varlık olarak dilimizi öldürüyoruz farkında değiliz. Bu yüzden müebbet hapse mahkûm olmuş birer suçluyuz bence. Ya da Türkçeyi ana dili yaparak tarihin en büyük fermanlarından birini veren Karamanoğlu Mehmet Bey’e; yok olmak üzere olan bir milleti ve dili tekrar dirilten Mustafa Kemal ve askerlerine karşı birer isyancıyız.
Geçmişi biliyor ve gülerek, eğlenerek yaşıyoruz şimdiyi. Ama anamız, babamız ana dilimiz hasta. Elimizle onu sonsuzluk yolunda bitkin düşürdük. Onun bakıma ve en keskin ilaçlara ihtiyacı var. Mezarlarında yatan atalarımız bir duadan daha çok bizden ana dilimize sahip çıkmamızı istiyorlar bence.
Gerçek ölüm, gözlümüzü sessizce kapatıp karanlığa gömülmek değildir. Eğer Türkçemiz bir gün halsiz düşüp bir adım bile atamayacak hale gelirse ve biz kendimize üvey bir anne bulursak işte o zaman biz gerçekten yaşamıyoruz demektir.
Logged

seyr eyledim eşkal-i hayatı
ben havz-ı hayalin sularında
bir aks-ı mülevvendir onunçün
arzın bana ahçar u nebatı...
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM