EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 25, 2012, 03:59:07 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Nesirlerim  (Okunma Sayısı 2293 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
kocamehmet
Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 58


Üyelik Bilgileri
« : Şubat 25, 2011, 05:10:01 ÖS »

 Kızgın Kızgın Kızgın

Cumhuriyet Savcılarına Suç Duyurusu

   Osmanlı sultanlarının onuncusu ve her Türlü İhtişâmın Zirvesinde olan,dünyânın kendisini “Muhteşem Süleyman” sıfatıyla yâd ettiği,hasmı olan Avrupalıları bile kendisini “Muhteşem Süleyman” lâkabı ile anmaya mecbûr eden, babası Yavuz Sultan Selîm vefat edince kendisinin pâdişâh olması üzerine “haçlı dünyâsı”nın genç ve tecrübesiz bir hasma muhâtap olacağını düşünüp ümîde kapılarak,Avrupalıları sevindiren, “Aslan öldü, yerine kuzu geldi!.” dedirten, Ancak çok geçmeden,Onları müthiş bir hayâl kırıklığına uğran, cengâver babası Yavuz Sultan Selîm Han’ın ânî vefâtı ile gerçekleştiremediği batı fütûhâtını, babasından -âdetâ- bir vasıyet ve emânet olarak alan,derhal Avrupa hedefine yönelerek, 1522’de Rodos’u alan, 1526’da Mohaç Muhârebesi ile Macaristan’ı haritadan silen, Budapeşte’yi fetheden, 1529’da Viyana kuşatan, 1532’de Avusturya seferine çıkan, 1533’de Almanya ile anlaşma imzâlayan,1537’de Estergon, İstoni ve Belgrad’ı fetheden, devletin ihtişâmını öyle göz kamaştırıcı yaparak, Barbaros Hayreddin Paşanın, “İslâm birliği” düşüncesi ile mâliki olduğu kuzey Afrika’yı Osmanlı devletine hediye ettiğinde,  buna mukâbil O’na devletin Kaptan-ı Deryâlığı’nı (Osmanlı deniz kuvvetleri kumandanlığını) veren, Akdenizi kısa zamanda bir Osmanlı gölü haline getiren,Hind Okyanusu’na bile donanma göndererek, oradaki müslümanlara yardımda bulunan,Sudan ve Habeşistan’a fetihler yapan,Devletinin hudutlarını, güneyde orta Afrika’ya kadar uzandıran, Kuzeyde Kırım Hanları, Moskova’ya kadar ilerleyen, 1548’de Tebrizi dördüncü defa geri alan, böylece doğudaki hudutu, Hazar Denizi’ne dayayan,Barbaros Hayreddîn Paşa’nın koca Cezâyir’de sultanlık yapabilecek bir imkândan ferâgat edip de oraları Osmanlı’ya ilhâk etmesini ihtişamı, kuvvet ve secaati sayesinde gerçekleştiren, mânevî olarak da ilâhî durumlara mazhar olan, uzun ömrünü, insanlığı huzûr ve seâdete eriştirmek için harcayan, birçok zâlim kralın zulmü altında inleyen insanları kurtararak, onlara İslâm’ın eşsiz merhamet, şefkat ve adâletini tattıran, her yerde husûsiyle İslâm memleketlerinde adını hayır ve hürmetle yâd ettiren,Emsâlsiz adâlet ve doğruluğu sebebiyle halk arasında riâyet edilmesi gereken “söz ve vaad”lere “ahd-i Süleymânî” (Süleymân sözü) ifâdesini darb-ı mesel hâline getiren,devrinde muhteşem Osmanlı ordusunun önüne hiçbir düşman duramayan,Adını Neml Sûresi’nin otuzuncu âyet-i kerîmesindeki “Hazret-i Süleyman” -Aleyhisselâm-’ın isminden alan, Yavuz Sultan Selîm’in 1512’de tahta geçmesi üzerine İstanbul’a çağrılan,Yavuz’un, kardeşleri ile mücâdelesi sırasında İstanbul’da O’na vekâlet eden, Babası kardeşlerini yenip tahtta rakipsiz bir hâle gelince merkezi Manisa olan Saruhan sancak beyliğine gönderilen, bu sûretle devlet idâresindeki tecrübesi ikmâl ettirilmiş olan, zamanın alimi Merkez Efendinin edebi ile mânen bir cihân imparatorluğunun dirâyet ve liyâkatli idâreciliğine hazırlanan, O’nun mânevî terbiyesi altında yetişen, Merkez Efendiyi kendisine hayat boyu bir feyz pınarı tayin eden,  30 Eylül 1520’de genç yaşta tahta geçen, hasmı olan Avrupalıları dahi kendisini “Muhteşem Süleyman” lâkabı ile anmaya mecbûr eden,yukarıda değindiğim gibi  1522’de Rodos’u alan,1526’da Mohaç Muhârebesi ile Macaristan’ı haritadan silerek Budapeşte’yi fetheden,1529’da Viyanayı kuşatan,1532’de Avusturya seferine çıkan,1533’de Almanya ile anlaşma imzâlayan, 1537’de Estergon, İstoni ve Belgrad’ı fetheden, Akdenizi kısa zamanda bir Osmanlı gölü haline getiren, Hind Okyanusu’na donanma göndererek, oradaki müslümanlara yardımda bulunan, Sudan ve Habeşistan’a fetihler yapan,Hudutları, güneyde orta Afrika’ya kadar uzandıran, Kuzeyde Kırım Hanları, Moskova’ya kadar ilerleyen, 1548’de Tebrizi dördüncü defa geri alan,Böylece doğudaki Devletinin hududunu Hazar Denizi’ne dayandıran,Barbaros Hayreddîn Paşa’nın koca Cezâyir’de sultanlık yapabilecek bir imkândan ferâgat edip de oraları Osmanlı’ya ilhâkının olmasına sebeb olan, babasından devraldığı 6.557.000 km∑’lik vatan toprağını, 14.893.000 km∑’ye ulaştıran, Devletinin hududunu kıt’a ve okyanuslarla çizilmesine neden olan,Lehistan’da:“Osmanlı atları Vistül Nehri’nden su içmedikçe, bu ülkenin hürriyet ve istiklâle kavuşamayacağı…” sözünü, bir darb-ı mesel hâline getiren, Nâil oldukları adâlet sebebiyle hıristiyan teb’anın devlete bağlılığını gösterermesine vesile olan,dirâyetli bir kumandan, çok zekî, teşkilatçı bir devlet adamı ve hem de âlim ve edip bir şahsiyeti olan,Devlet adamlarını seçip vazîfelendirmede çok mâhir olan, son derece müsâmahakâr olmasına rağmen, dîn ve devlet aleyhine olan hareketleri hiç afvetmeyen,Millet ve askerin hissiyâtına riâyetkâr olduğundan herkesçe pek çok sevilen,46 yıl süren saltanatı müddetince Allâh’ın dînini yüceltmekten başka bir gâyesi olmayan,teb’asına karşı adaletle muamele eden, mânevî kuvvetlerle de takviye edilerek dünyâ coğrafyasına hükmeden, târihi elinin çizdiği mecrâdan akıtan,aynı zamanda sanatçı ve şair bir patişah olan, Cihanın Kendisini “Muhteşem Süleyman” Sıfatıyla Yâd Ettiği KânûnÎ Sultan Süleyman Hanı zedeleyen,Ona hakakaret eden,dolayısıyle ejdadımız olması hesabı ileTürk Milletine hakakaret eden ve Türk Milletini derinden yaralayan ’’Muhteşem  Yüzyıl Filmine,yazarına, Onu hazırlayanlara,Filimde oynayan sanatçılara acele olarak ‘Türk Milletine Hakaret nedeni ile ceza davası’’acele kaydı ile  açılması;hakkını aramayan  ve ecdadını koruyamayan bir topluluk,asla bir millet mevcudiyeti gösteremeyeceğinden  yukarıda belirtilen ‘Türk Milletine Hakaret nedeni ile ceza davası’’ nın acele  açılması ve ’’Muhteşem  Yüzyıl Filminin yazarının  Onu hazırlayanların,filimde oynayan sanatçıların Türk Milletine hakaret ettiğinden dolayı Türk Milletinden özür dilemelerinin sağlanması gerekmektedir.
                   Gerğinin çok acele olarak mutlaka yapılması bilgilerine sunulur.
Logged
kocamehmet
Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 58


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Şubat 25, 2011, 05:23:55 ÖS »

 Kızgın Kızgın Kızgın
AVUKATLARA DAVA AÇMA DUYURUSU      
   Osmanlı sultanlarının onuncusu ve her Türlü İhtişâmın Zirvesinde olan,dünyânın kendisini “Muhteşem Süleyman” sıfatıyla yâd ettiği,hasmı olan Avrupalıları bile kendisini “Muhteşem Süleyman” lâkabı ile anmaya mecbûr eden, babası Yavuz Sultan Selîm vefat edince kendisinin pâdişâh olması üzerine “haçlı dünyâsı”nın genç ve tecrübesiz bir hasma muhâtap olacağını düşünüp ümîde kapılarak,Avrupalıları sevindiren, “Aslan öldü, yerine kuzu geldi!.” dedirten, Ancak çok geçmeden,Onları müthiş bir hayâl kırıklığına uğran, cengâver babası Yavuz Sultan Selîm Han’ın ânî vefâtı ile gerçekleştiremediği batı fütûhâtını, babasından -âdetâ- bir vasıyet ve emânet olarak alan,derhal Avrupa hedefine yönelerek, 1522’de Rodos’u alan, 1526’da Mohaç Muhârebesi ile Macaristan’ı haritadan silen, Budapeşte’yi fetheden, 1529’da Viyana kuşatan, 1532’de Avusturya seferine çıkan, 1533’de Almanya ile anlaşma imzâlayan,1537’de Estergon, İstoni ve Belgrad’ı fetheden, devletin ihtişâmını öyle göz kamaştırıcı yaparak, Barbaros Hayreddin Paşanın, “İslâm birliği” düşüncesi ile mâliki olduğu kuzey Afrika’yı Osmanlı devletine hediye ettiğinde,  buna mukâbil O’na devletin Kaptan-ı Deryâlığı’nı (Osmanlı deniz kuvvetleri kumandanlığını) veren, Akdenizi kısa zamanda bir Osmanlı gölü haline getiren,Hind Okyanusu’na bile donanma göndererek, oradaki müslümanlara yardımda bulunan,Sudan ve Habeşistan’a fetihler yapan,Devletinin hudutlarını, güneyde orta Afrika’ya kadar uzandıran, Kuzeyde Kırım Hanları, Moskova’ya kadar ilerleyen, 1548’de Tebrizi dördüncü defa geri alan, böylece doğudaki hudutu, Hazar Denizi’ne dayayan,Barbaros Hayreddîn Paşa’nın koca Cezâyir’de sultanlık yapabilecek bir imkândan ferâgat edip de oraları Osmanlı’ya ilhâk etmesini ihtişamı, kuvvet ve secaati sayesinde gerçekleştiren, mânevî olarak da ilâhî durumlara mazhar olan, uzun ömrünü, insanlığı huzûr ve seâdete eriştirmek için harcayan, birçok zâlim kralın zulmü altında inleyen insanları kurtararak, onlara İslâm’ın eşsiz merhamet, şefkat ve adâletini tattıran, her yerde husûsiyle İslâm memleketlerinde adını hayır ve hürmetle yâd ettiren,Emsâlsiz adâlet ve doğruluğu sebebiyle halk arasında riâyet edilmesi gereken “söz ve vaad”lere “ahd-i Süleymânî” (Süleymân sözü) ifâdesini darb-ı mesel hâline getiren,devrinde muhteşem Osmanlı ordusunun önüne hiçbir düşman duramayan,Adını Neml Sûresi’nin otuzuncu âyet-i kerîmesindeki “Hazret-i Süleyman” -Aleyhisselâm-’ın isminden alan, Yavuz Sultan Selîm’in 1512’de tahta geçmesi üzerine İstanbul’a çağrılan,Yavuz’un, kardeşleri ile mücâdelesi sırasında İstanbul’da O’na vekâlet eden, Babası kardeşlerini yenip tahtta rakipsiz bir hâle gelince merkezi Manisa olan Saruhan sancak beyliğine gönderilen, bu sûretle devlet idâresindeki tecrübesi ikmâl ettirilmiş olan, zamanın alimi Merkez Efendinin edebi ile mânen bir cihân imparatorluğunun dirâyet ve liyâkatli idâreciliğine hazırlanan, O’nun mânevî terbiyesi altında yetişen, Merkez Efendiyi kendisine hayat boyu bir feyz pınarı tayin eden,  30 Eylül 1520’de genç yaşta tahta geçen, hasmı olan Avrupalıları dahi kendisini “Muhteşem Süleyman” lâkabı ile anmaya mecbûr eden,yukarıda değindiğim gibi  1522’de Rodos’u alan,1526’da Mohaç Muhârebesi ile Macaristan’ı haritadan silerek Budapeşte’yi fetheden,1529’da Viyanayı kuşatan,1532’de Avusturya seferine çıkan,1533’de Almanya ile anlaşma imzâlayan, 1537’de Estergon, İstoni ve Belgrad’ı fetheden, Akdenizi kısa zamanda bir Osmanlı gölü haline getiren, Hind Okyanusu’na donanma göndererek, oradaki müslümanlara yardımda bulunan, Sudan ve Habeşistan’a fetihler yapan,Hudutları, güneyde orta Afrika’ya kadar uzandıran, Kuzeyde Kırım Hanları, Moskova’ya kadar ilerleyen, 1548’de Tebrizi dördüncü defa geri alan,Böylece doğudaki Devletinin hududunu Hazar Denizi’ne dayandıran,Barbaros Hayreddîn Paşa’nın koca Cezâyir’de sultanlık yapabilecek bir imkândan ferâgat edip de oraları Osmanlı’ya ilhâkının olmasına sebeb olan, babasından devraldığı 6.557.000 km∑’lik vatan toprağını, 14.893.000 km∑’ye ulaştıran, Devletinin hududunu kıt’a ve okyanuslarla çizilmesine neden olan,Lehistan’da:“Osmanlı atları Vistül Nehri’nden su içmedikçe, bu ülkenin hürriyet ve istiklâle kavuşamayacağı…” sözünü, bir darb-ı mesel hâline getiren, Nâil oldukları adâlet sebebiyle hıristiyan teb’anın devlete bağlılığını gösterermesine vesile olan,dirâyetli bir kumandan, çok zekî, teşkilatçı bir devlet adamı ve hem de âlim ve edip bir şahsiyeti olan,Devlet adamlarını seçip vazîfelendirmede çok mâhir olan, son derece müsâmahakâr olmasına rağmen, dîn ve devlet aleyhine olan hareketleri hiç afvetmeyen,Millet ve askerin hissiyâtına riâyetkâr olduğundan herkesçe pek çok sevilen,46 yıl süren saltanatı müddetince Allâh’ın dînini yüceltmekten başka bir gâyesi olmayan,teb’asına karşı adaletle muamele eden, mânevî kuvvetlerle de takviye edilerek dünyâ coğrafyasına hükmeden, târihi elinin çizdiği mecrâdan akıtan,aynı zamanda sanatçı ve şair bir patişah olan, Cihanın Kendisini “Muhteşem Süleyman” Sıfatıyla Yâd Ettiği KânûnÎ Sultan Süleyman Hanı zedeleyen,Ona hakakaret eden,dolayısıyle ejdadımız olması hesabı ileTürk Milletine hakakaret eden ve Türk Milletini derinden yaralayan ’’Muhteşem  Yüzyıl Filminin,ortadan kaldırılması için acele olarak ‘Türk Milletine Hakaret nedeni ile filmin ortadan kaldılması ve yok sayılması’’ davası açılması;hakkını aramayan  ve ecdadını koruyamayan bir topluluk,asla bir millet mevcudiyeti gösteremeyeceğinden  acele olarak yukarıda belirtilen ‘Türk Milletine Hakaret nedeni ile filmin ortadan kaldılması ve yok sayılması’’ davasının  acele kaydı ile açılması ve ’’Muhteşem  Yüzyıl Filminin yazarının  Onu hazırlayanların,filimde oynayan sanatçıların Türk Milletine hakaret ettiğinden dolayı Türk Milletinden özür dilemelerinin sağlanması gerekmektedir.
                   Gerğinin çok acele olarak mutlaka yapılması bilgilerine sunulur.
Logged
kocamehmet
Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 58


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Şubat 25, 2011, 05:33:04 ÖS »

 Gülümseme Gülümseme Gülümseme
Matematik Dersleri(Türevler)

     l. TürevinTanım: Fonksiyonların eğim noktalarının özel teknik bilgilerle hesaplanması olayına türev alma denmektedir. Türevler oluşlarına göre sağdan türev ve soldan türev olmak üzere ikiye ayrılır.Kurallı bir türev olması için sağdan türev ile soldan türevin eşit olması gerekmektedir.Bu nedenle sağdan türev ve soldan türevlere tabir yerinde ise;tüev şartı,türev koşulu,türev benzeri de demek mümkündür.Buna paralel olarak f(x) fonksiyonu f(x0) noktasında türev olması için sağdan türev ile soldan türevin eşit olması yanında sürekli olması gerekmektedir.
    ll. Türevin Formülü: Türevin ana formülü ve buna paralel olarak değişkenlerini değiştirmek suretiyle oluşturulan ikincil formül olmak üzere iki formülü vardır.Türevin ana formülü:           
                      f(x)- f(x0)
          f’(x)=lim----------     bütün türevlerde bu formül geçerlidir. Ancak
             x---0    x-x0
Türevin ana formülünde bazı değişkenlerin belirli kural dahilinde değiştirilmesi sonucu değiştirmez.Öyle ise türevin ikincil formülünü yazabiliriz. Önce değişkenlerin eşitini bulalım.
x-x0=h ise x=xo+h olur.              f(xo+h)-f(x0)
                                    f’(x)=lim-----------------  formülü elde edilir.
                                       h----o        h
xo=x olursa.
                    .                             f(x+h)-f(x)
                                    f’(x)=lim-----------------  formülü elde edilir.    (  türevin ikincil formülü)
                                       h----o        h
y=f(x) ise,f’(x) ifadesi,
                                  df     dy     dy(x)
                          y’,    ---, -----,--------           biçimlerinde de gösterilebilir.
                                   dx   dx       dx
    lll. Türevin hesaplanması:
a)    Belirli Nokta Verilirse Hesaplama
                Bir fonksiyondan belirli bir nokta (x0) verilir de  o noktada türev istenirse, Türevin hesaplanması  Türevin ana formülü olan   
                    f(x)- f(x0)
          f’(x)=lim----------   formülünden yapılacaktır.
              x---0    x-x0
      b) Belirli Nokta Verilmezse Hesaplama
                Bir fonksiyondan belirli bir nokta (x0) verilmez  de yalnız türev istenirse, Türevin hesaplanması  Türevin ikincil formülü olan                             
                      f(x+h)- f(x)
          f’(x)=lim----------   formülünden yapılacaktır.
             h---0       h
        c)  Türev çeşitlerine Göre Hesaplama
                   Türev çeşitlerinde de türev formülleri uygulanır;ancak her türev çeşitinde özel formülelerde türev formüllerine paralel olarak uygulanır.
lV. Türevin Çeşitleri
                   Türevler oluşlarına göre sağdan türev ve soldan türev olmak üzere ikiye ayrılır.Türevler kapsamlarına göre 19 alt gruba ayrılır ve bunlar şunlardır.
                       Polinom Fonksiyonların Türevi, Sabit Fonksiyonların Türevi,Toplam Fonksiyonların Türevi,Fark Fonksiyonların Türevi,Kesir Fonksiyonların Türevi,Üstel Fonksiyonların Türevi,Bileşke Fonksiyonların Türevi,Zincir Fonksiyonların Türevi,Mutlak Değer Fonksiyonların Türevi,Ters Fonksiyonların Türevi, Trigonemetrik Fonksiyonların TüreviTers trigonemetrik Fonksiyonların Türevi,Logaritmik  Fonksiyonların Türevi,Tam Değer Fonksiyonların Türevi,Özel Tanımlı Fonksiyonların Türevi,Yüksek Mertebe Fonksiyonların Türev,Kapalı Fonksiyonların Türevi,Parametrik Fonksiyonların Türevi,İşaret Fonksiyonların Türevi olmak üzere 19 adettir.
      lV. Türevin Çeşitleri
          A. Oluşlarına Göre Türevler
3.   Sağdan türev
                  Sağdan türev x’in + sıfıra gittiği bir türev çeşididir.Formül aynı türev formülüdür; ve şöyledir.
                      f(x)- f(x0)
          f’(x)=lim----------     Sağdan türevlere daha çok kritik noktalarda bakılır.
             x---+0    x-x0
4.   Soldan türev
                  Sağdan türev x’in - sıfıra gittiği bir türev çeşididir.Formül aynı türev formülüdür; ve şöyledir.
                      f(x)- f(x0)
          f’(x)=lim----------     Soldan türevlerede, Sağdan türevler gibi daha çok kritik noktalarda bakılır.
                x----0    x-x0

           B.  Kapsamlarına Göre Türevler
1.   Polinom Fonksiyonların Türevi: Polinom fonksiyonlar xüssü n şeklinde olan fonksiyonlardır. 
Polinom fonksiyonların formülü üssün fonksiyon üssü eksi birle  çarpımına eşittir.
                            n                    n-1
                     f(x)=x  ise,     f’(x)=n.x         (Polinom  fon ksiyonların türev formülü)
                         2                             2-1                            3                                3-1   2
örnek: f(x)=3x  ise,        f(x)=2.3x=6x dir          f(x)=2x    ise,       f(x)=3.2x=6x dir.   
2.   Sabit Fonksiyonların Türevi
                                Sabit fonksiyonlar adındanda anlaşılacağı gibi,sabit olup değişmeyen fonksiyonlardır. Sabit Fonksiyonların türevi herzaman sıfıra eittir.
       örnek:   f(x)=5+7+8+9+3          ise,                  f’(x)=0 dır.  (Sabit  fon ksiyonların türev formülü)
3.   Toplam Fonksiyonların Türevi
Toplam fonksiyonların türevi verilen fonksiyonların türevleri toplamına eşittir.
                            f(x)+g(x)=f’(x)+g’(x) (Toplam  fon ksiyonların türev formülü)
                  3     4                       2      3                        7    5                         6       4
örnek: f(x)=3x +7x ise,        f’(x)=9x+28x dür.  ,    f(x)=2x+3x   ise,       f(x)=14x+15x   dür. 
4.   Fark Fonksiyonların Türevi
Fark fonksiyonların türevi verilen fonksiyonların türevleri farkına eşittir.
                            f(x)-g(x)=f’(x)-g’(x) (Fark  fon ksiyonların türev formülü)
                        3     2                                                         7    5                            2
örnek: f(x)=13x -7x ise,        f’(x)=6x dir.  ,    f(x)=12x-3x   ise,       f(x)=5x   dir. 
5.   Çarpım Fonksiyonların Türevi
                    Çarpım fonksiyonların türevi verilen fonksiyonların,birincinin türevi ile ikincinin kendi çarımının, birincinin kendi, ikincinin  türevi çarımının, toplamına eşittir.
örnek: f(x)=13x.7x ise,        f’(x)= 13x.7x’+13x’.7x  dir.  ,    f(x)=12x.3x   ise,       f(x)= 12x.3x’+12x’.3x      dir. 
6.   Kesir Fonksiyonların Türevi
                    Kesir fonksiyonların türevi; payın kendi ile paydanın türevinin çarımının; payın türevi ile paydanın kendinin çarımının, farkının,paydanın karesine bölümüne eşittir.
                   13x+2               (13x+2).(10x-3)’-(13x+2)’.(10x-3)
örnek: f(x)=------- ise,    f’(x)=------------------2----------------   dir.
                              10x-3                                 (10x-3)

Logged
kocamehmet
Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 58


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : Şubat 25, 2011, 05:38:57 ÖS »

 Gülümseme Gülümseme Gülümseme
HAYATIN KISTASLARI VE, UYULMASI GEREKEN  KURALLAR
1.      Her zaman tatlı dilli olunuz.Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır unutmayın!
Hayatta en kuvvetli dil tatlı dildir.Yabancı dil öğrenmeden önce tatlı dili öğrenmen minderini diğer insanlar yanında
sağlamlaştırır.Yani talı dil senin hayat sgortan ve mevcuyetinin emniyet sbabıdır.
2.      Arkadaşlarınla ve çevrenle iyi geçinmeye,onlarla iyi ilişkiler kurmaya çalışınız ! Bu hareket
sizin güvenilirliğinizi artıracaktır.
3.      Kimsenin işine karışmamaya çalışınız.!  Bu hareket sizi yüceltecektir.
4.      Herkesin seni saymasın istiyorsan kimseye değerinden fazla iltifat etmeyiniz!
5.      Hatırım sayılsın istiyorsan kimseye yağ yakmayınız!Yağcılık değer kaybına sebeb olur.
6.      Seni fark etmelerini istiyorsan herkese önem veriniz!
7.      Güzel ve kibar konuşmaya daima özen gösteriniz!.Tatlı dil güzel ahlakın tamamlayıcısıdır.
8.      Herkesin derdiyle ilgilenmeye gayret ediniz!Bu sizi güzel insan yapar.
9.      Her zaman güler yüzlü olunuz!Güler yüz sizi sitresten kurtaracağı gibi kendinizi ve çevrenize
de  mutluluk saçacağını unutmayın!
10.  Sporu ve kültürfiziği asla bırakmayınız!Bu vücudunuzu dik tutacağı gibi sizi hastalıktan uzak
tutacaktır.
11.  En güçsüz halinde bile Allah’ın sana ikram ettiği güçle zayıf olmadığınızı düşünün,Yüce Allah’ın sana verdiği kuvvetle güçlü olduğunuzu hiç unutma!
12.  Hayatta tek ve yegane servetin kendinsin;üzülürken ve kederlenirken buna hakkınızın olmadığını katiyen unutmayın!Zira bu servet sana geçici verilmiştir; bunun kullanımından Yüce Allah’a(CC) karşı sorumlusunuz.
13.  Hasetlik,kin,nefret ve çekmemezlik toplumunda seni küçük düşüren ve minderini daraltan şeylerdir;bunları bırakınız!Bunlar toplumun mikroplarıdır.
14.  Kuvvetli olmak için elinizden geleni yapnız!Barış içinde yaşamak buna bağlıdr. Kuvvet barışta yaşamak ile doğru orantılıdır; katiyen unutmayınız!
15.  Zorunda kalmadıkça asla kaba kuvvete baş vurmayınız!
16.  Hak ve adaletten hiçbir zaman ayrılmayınız!
17.  Zayıf ve mağduru daima koruyunuz! Onların durumuna düşebileceğinizi katiyen unutmayınız!
18.  Cimrilikten kaçınız!İsrafa varmamak üzere cömert olunuz!
19.  Her ne olursa öfkelenmemeye çalışınız!Öfke anında hatalı hareket edeceğinizi katiyen unutmayınız! Öfkelendiğiniz zaman Yüce Yaradanı zikredin veya abdest alınız!
20.  Hayata daima neşe ve sevinç perpekstifindenden bakınız!Herzaman neşeli olmaya gayret ediniz!Genç kalmak ve uzun ömürlü olmak için buna ihtiacınız var.
21.  Dünyaya gerektiği kadar önem veriniz!Ona gereğinden fazla önem vermek sizi hüsrana uğratacaktır.
Logged
kocamehmet
Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 58


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : Şubat 26, 2011, 11:46:50 ÖÖ »

 Gülümseme Gülümseme Gülümseme
Zikir Nedir?
1.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,Hayy ül Kayyum olan Yüce Allah(CC) ile  sohbet etmektir.
2.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,Hayy ül Bari olan Yüce Allah(CC) ile  dertleşmedir.
3.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,insanın cennet hayatına hazırlanmasına vesile olur.
4.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,insanın dünyada iken  cennet hayatı yaşamasına neden olur.
5.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,insanın hafızasının gelişmesine,ezber gücünün neden olur.
6.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,insanın hastalıklardan korunmasına neden olur.
7.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,insanın huzurunun düzelmesine neden olur.
8.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,Rahman ı Kerim olan Yüce Allah(CC) ‘ı razı eder.
9.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,Rahim i Adil olan Yüce Allah(CC) ‘ın dostlarını razı eder.
10.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,Rahim i Sabur olan Yüce Allah(CC)dostlarının arasına katar. .
11.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,insanın hayatının kolay olmasına neden olur.
12.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,Evvel i Ahir olan Yüce Allah(CC) zikredeni emniyetine alır.
13.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,insanın vücut gıdasının teminine neden olur.
14.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,insanın vücut kuvvetinin teminine neden olur.
15.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,insana ilahi gücü davet eder.
16.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,insanın iman ile göçmesine neden olur.
17.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,sevabını takdirde kul aciz kalır.
18.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,insanı nefsi emarenin elinden kurtarır.
19.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,insanın cennet burağına binmesine neden olur.
20.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,Rahim i Sabur olan Yüce Allah(CC)zikredene cenneti hazırlar.
21.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,insana dünyanın boyun eğmesine neden olur.
22.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,insanın dünyada iken cennet hayatı yaşamasına neden olur.
23.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,bütün canlılar zikredene saygı duyar.
24.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,cennet ehlinin lisanına tekabül eder.
25.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,bir işin yapılmasını kolay eder.
26.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,insanın ruhunun düzelmesine neden olur.
27.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,yemek yerken yapılırsa,yemek cennet yemeği olur.
28.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,kolay kabir sualine neden olur.
29.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,insanın Şefaatı Makakamı Mahhmut’a ulaşmasına neden olur.
30.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,insanın Livayı Sancağa ulaşmasına neden olur.
31.   Zikir öyle bir Esma i İlahidir ki,insanın Mehdi Resule asker olmasına neden olur.
Logged
kocamehmet
Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 58


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : Şubat 26, 2011, 12:25:14 ÖS »

 Gülümseme Gülümseme Gülümseme
BİLİM VE TEKNOLOJİ ÜZERİNE

                    Aslında Bilim ile Teknoloji kapsam ve anlam yönünden birbirinden farklı terimleri içermektedir. Bilim henüz keşfedilmemiş fakat keşfe kapalı olmayan gerçek ve kuralları bulma çalışması olurken,tenkoloji  bilim tarafından bulunan gerçeklerin pratik hayata geçirilerek,o konuda uzmanlaşılması şeklinde kendini göstermektedir.Yani, tenkolojiye;bilimin tekniğidir,dersek yanılacağımızı tahmin etmiyorum.Teknoloji bilimle limitlenir, bilimin bulduğu gerçeklerle sınırlanırlanmasına karşılık bilimin sınırsızlığı gözönüne alınırsa teknoloji bilime muhtaçtır.Aynı zamanda bilimde bir noktadan sonra teknolojiye muhtaçtır. Yani başlangıç noktası olan bilimin bir noktadan sonra ilerlemek için teknolojiden faydalanması söz konusudur. Bilim ve toknoloji ayrılmaz iki olgu olup,birbirine muhtaç olan iki bütünün mütemmimidirler; tabir caiz ise kimya bilimindeki bileşke gibidirler; bilim ve toknoloji birleşerek sanki ayrı bir bileşke meydana getirmişlerdir. Esasen bilim ve toknoloji farklı kabul edilmiş,ancak eş anlamlı kelimeler haline gelmiştir.
                 Devletlerin gelişmeşi ve kalkınması ,halkının mutluluğu,uluslararası camiadaki durumu, ağırlığı bilime ve teknolojiye bağlıdır, dersek mübalağa etmemiş oluruz. Gerçekten bir devlette bilim ve teknoloji ne kadar ileri ise o devlet o kadar ileridir.Eğer bilim ve teknoloji geri ise buna bağlı olarak devletinde geri olacağı kuşkusuzdur.
               Devletlerin gelişmeşi ve kalkınması ve devletin  tebaasını refaha erdirmesi,dış dengesi ve ağırlığı,Uluslararası barışa katkısı ile bilim ve teknoloji arasında doğru orantı olup,bunlar birbirine Pareleldir. Birinin kuvvetli veya zayıf olması diğerini etkiler.Zayıf olan devletin bilim ve teknoloji de ileri olması düşünelemeyeceği gibi, bilim ve teknoloji de ileri
 olan bir devletinde zayıf olacağı  düşünelemez.Hatırı sayılır bir devlet olmada Bilim ve teknoloji bir ülkenin temel taşıdır, demek mümkündür.
                Devletlerin hayatiyetinde bu kadar önemli olan bilim ve teknoloji devletin tekelinde ve korumasında olmalıdır.Başka bir deyişle; bilim ve teknoloji subjektif tasarruflarda kalmayarak,objektif tasrruflara ulaşarak,orada kalmalı ve en gelişmiş haline ulaşmalıdır.   
Bilim ve teknoloji devletin tekelinde olursa ancak o zaman  gerçek ifadesini bularak,o devleti hatırı sayılır ağır bir devlet yapacaktır. Bilim ve teknoloji devletin tekelinde (Objektif tasarruf) değil,subjektif tasarruflarda kalırsa,o zaman diliminde bilim ve teknoloji o devlette artık misafir olup,kıymet ve değerini bilecek ülkelere doğru mecburi bir uçuş yaparak,görevlerine o ülkede devam edecektir.
              Devletlerin ağırlık koşulu olan bilim ve teknoloji asla başıboş bırakılamaz;hattaçağın devletleri birbirleri ile kıyasıya yarışarak bunu kendi tarafına alırlar.Bilim ve teknolojiye sahip çıkarak,ona ev sahipliği yapapan ülkeler şahlanırlar,artık onları kimse tutamaz.
Bir devlet ne kadar bilimsel yani bilim ve teknoloji deki ilerlemelere kendini adapte etmiş ise,devletin bütün kurumlarıda bilim ve teknoloji deki ilerlemelere paralel olarak,onlarda bilimsel çalışmalara başlayacak,her kurum üretimlerini bilimsel yollardan yapacak ve üretim bu halde daha artacağından,hem devletin kasası dolacak ve devlet zenginleşecektir.Zengin devlet tebaasının refah düzeyini artıracağından, topyekün bir bolluk olacak vatandaş-devlet güvenirliği artacak,piyasa güvenli toplum-güvenli devlet kriterine  kavuşacaktır.
                Bütün bunlara paralel olarak savunma sanayi ve ağır sanayi gelişeceğinden,devlet içte ve dışta ağırlığını hissettirecektir.Böylece hafif devletçilikten ağır devletçiliğe dönüşen devlet, uluslar arası camiada yerini alarak cihanın dengesi ve barışın garantisi olacaktır.
               Bilim ve teknoloji öyle bir kıymetli hazinedir ki,bir küheylan gibi tekelinde olan devleti şahlandırır.Bu haldeki devletin nitelik ve vasfı artmaya devam eder.
            Bilim ve teknoloji kıymetini hiçbir zaman kaybetmez,asla modası geçmez ve demode olmaz,devamlı ayaktadır, mütemadiyen ilerler.Tarih boyu bu böyle olmuştur.Bilim ve teknoloji  gerilememiş ilerlemiştir,üstüne değer katmıştır.
            Bilim ve teknoloji’nin mimarlığını yapan devlet hatırı sayılır bir güce erişeceğinden geri kalmış üçüncü dünya ülkelerine uzanarak,onların durumlarınında iyileşmesine sebeb olacak ve onlarla bir konsorsiyum kurarak,bir eksen oluşturarak dünyanın dengesi olacak, uluslar arası barışın garantisi ve teminatı olmaya devam edecektir.
              Demek oluyor ki , Bilim ve teknoloji bir ulus ve ahalisi için vaz geçilmez bir oluş olup sağlamlılık ve devamlılık meyanında temel taşlarına tekabül etmektedir.
              İçte ve dışta yani,ulus içinde ve uluslar arası arenada kuvvetli,dengeli, ağır bir devlet olmak topluluk Bilim ve teknoloji’ye çok önem vermeli, onun hakkında söz sahibi olmalı ve  onu tekelinde bulundurmaya gayret etmelidir. Bilim ve teknoloji bir devlet ve milleti için ne pahasına olursa olsun vazgeçilemeyecek unsurlardan olur ise,o devlet zaptedilmez küheylan,o devletin tebası ise refah ve bolluk içinde olacaktır.
Logged
kocamehmet
Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 58


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #6 : Şubat 26, 2011, 12:31:10 ÖS »

 Gülümseme Gülümseme Gülümseme
BİLİM ADAMLARINDAN BEKLENENLER

           Bilim Ve teknolojinin insanlar ve onların yaşadığı toplum için önemsiz olduğunu söylemek, bilim Ve teknoloji ilminin ve toplumun inkar edilmesi anlamına geleceğini vurgularsak,asla mübalağa etmemiş oluruz. Bilim ve teknolojinin olmadığı bir toplumun ayakta kalması için gerekli olan can damarlarından biri kopmuştur. Yani, bilim Ve teknoloji, bir toplumun can damarlarına tekabül etmektedir.O nedenle, bilim ve teknoloji toplum hayatında çok önemli bir yere sahiptir.Ezcümle bilim Ve teknoloji toplum için her şeydir.Vücut için beş duyu organı ne ise,toplum içinde bilim ve teknoloji odur.
            Bilim ve teknoloji’nin toplum için ne kadar önemli olduğuna değindikten sonra, bilim adamlarından beklenenlere geçmemiz mümkün olacaktır.Bu beklentileri bir numaratör vasıtası ile göstermek mecburiyeti hasıl olmuştur.

1.   Bilim adamlarından bilim ve teknolojiye sahip çıkmaları beklentimiz
içindedir.Ezcümle,bir bil bilim adamı sahip olduğu bilim ve teknoloji ile ilgili bilgileri kendi ülkesinin yararına kullanırsa, bilim ve teknolojiye sahip çıkmış olacaktır.
2.   Bilim adamlarından genç bilim adamlarına sahip çıkmaları,başka deyişle onların elinden tutmaları beklentimiz içindedir.
3.   Bilim adamlarından bilim ve teknolojinin yurdumuzda olmayan merhale ve çeşitlerinin memleketimize getirilmesinin sağlanması beklentimiz içindedir.
4.   Bilim adamlarından geleceğin bilim ve teknolojisi olan nano ve biyo
teknolojilerinin ülkemize getirilmesi için çalışmalar yapmaları beklentimiz içindedir.
5.   Bilim adamlarından buluşlarını Tubitak ile münasebete geçerek memleket kalınmasına önayak olmasını beklemek bizim hakkımızdır.
           Bilim Ve teknolojinin insanların ve onların yaşadığı toplum için ne kadar önemli olduğunu söylemek,zayıf bir hitabet şekli olmasa gerektir. Bilim adamlarının acizane bu yazılanlara harfiyen uyarak,bunları yapmaları durumunda milletimizin ve devletimizin şahlanacağı kuşku götürmez bir gerçektir.
Logged
kocamehmet
Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 58


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #7 : Şubat 26, 2011, 01:04:52 ÖS »

 Gülümseme Gülümseme Gülümseme
       ŞİİR VE TANIMI

                      Şiir olgusunun bir çok tanımı olduğu izahtan varestedir.Bu şiir tanımlarının hepside aynı kapıya çıkmakta ve hepside doğru tanımlardır.Bunların birbirinden farkı,her birinin şiir olgusunun değişik yönlerini ele almış olmasıdır. Şiir insan ve onun yaşadığı toplum için çok önemlidir.Şiirsiz bir toplumun veya şiire saygı göstermeyen bir toplumun ayakta kalması için gereken can damarlarından biri kopmuş demektir.O nedenle şiir toplum hayatında çok önemli bir yere sahiptir.Ezcümle şiir toplum için her şeydir.Vücut için beş duyu organı ne ise,toplum içinde şiir odur.
              Bu cümleyi biraz açmak gerekecektir. Şiir toplum için gah uyarıcıdır;gah kahramanlık duygularını dile getirir;gah toplum için bilim tellallığı yapar;gah ekonomiyi,gah hukuku ele alır.Yani şiirin teması alabildiğine çok olup edebiyat içinde önemli bir yer tutmaktadır.
                       Böylece şiirin insan ve onun yaşadığı toplum için ne denli önemli olduğunu açık ve sarih olarak açıkladıktan sonra,şiirin tanımına geçmemiz mümkün olacaktır.Bu tanımlar çeşitli olup,bunları bir numaratör vasıtası ile göstermek mecburiyeti vardır.
1.   Şiir öyle bir icrayı sanattır ki insana güzel duygular adına ne varsa verir.
2.   Şiir öyle bir icrayı sanattır ki insanların eksik yönlerini düzeltirken,onları
mutlluğa garkeder.
3.   Şiir öyle bir hareket tarzıdır ki insanları biteviye iyiye ve doğruya götürür.
4.   Şiir öyle bir icrayı sanattır ki insanları ve yaşadığı toplumu çağdaş ve medeni
yapar.
5.   Şiir öyle bir icrayı sanattır ki insanları ve yaşadığı toplumu fizyoljik ve
morfolojik yönden gelişimini sağlar.
6.   Şiir öyle bir icrayı sanattır ki insanları ve yaşadığı toplumu ilimsel ve bilimsel
yönden destekler.Demek ki,ilmi ve bilimsel şiirler yazmak mümkündür.
7.    Şiir öyle bir icrayı sanattır ki insanların ve yaşadığı  toplumun en iyi şekilde
reklam ve tanımını yapar.
8.   Şiir öyle bir icrayı sanattır ki insanların ve yaşadığı toplumun  dayanma ve
tahammül gücünü  sağlamlaştırır..
9.   Şiir öyle bir icrayı sanattır ki sahifelerce anlatılanları  bir dörtlük yada birkaç
mısra ile anlatır.
10.   Şiir öyle bir icrayı sanattır ki insanları ve yaşadığı toplumu canlı ve diri
tutar,onları şahlandırır.
11.   Şiir öyle bir hareket tarzıdır ki insanların güzel yazma ve güzel konuşma
kabiliyetlerini artırır.
12.   Şiir öyle bir hareket tarzıdır ki insanların hayal kurma ihtiyaçlarını giderir.
13.   Şiir öyle bir hareket tarzıdır ki insanların kahramanlık duygularını konu alarak
insanları ve yaşadığı toplumu o cihette geliştirir.
                Sonuç olarak şu cümleyi demek kaçınılmaz bir durumdur. Şiir toplum için her şeydir. Şiire gereken önemi vermeyen insan ve toplumlar çağa ayak uyduramazlar ve bir çok yönden eksik kalmaya mahkumdurlar. Hatta şiire gereken önemi vermeyen insan ve toplumlar tarih sahnesinden ya,silinirler; yada, güçsüz ve küçük bir devlet olarak varlık icra ederler.’’Şairleri susan yada susturulan bir devlet hüsranlı hallere gebedir’’ diyen söz çok haklı ve yerinde şöylenmiştir.
Logged
kocamehmet
Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 58


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #8 : Şubat 26, 2011, 01:12:36 ÖS »

 Gülümseme Gülümseme Gülümseme
BİLİM VE TEKNOLOJİ ÜZERİNE SÖZLER


           Bilim Ve teknoloji insan ve onun yaşadığı toplum için çok önemlidir. Bilim ve teknoloji olmadığı bir toplumun veya bilim ve teknoloji ilmine saygı göstermeyen bir toplumun ayakta kalması için gereken can damarlarından biri kopmuş demektir.O nedenle bilim ve teknoloji toplum hayatında çok önemli bir yere sahiptir.Ezcümle bilim Ve teknoloji toplum için her şeydir.Vücut için beş duyu organı ne ise,toplum içinde bilim ve teknoloji odur.
            Böylece bilim ve teknoloji’nin insan ve onun yaşadığı toplum için ne denli önemli olduğunu kaba çizgileri ile açıkladıktan sonra, bilim ve teknoloji’nin tanımına geçmemiz mümkün olacaktır.Bu tanımlar çeşitli olup,bunları bir numaratör vasıtası ile göstermek mecburiyeti vardır.
1.   Bilim ve teknoloji öyle bir icrayı sanattır ki,sahip olduğu insanı veya
devleti nevi şahşına münhasır eder.
2.   Bilim ve teknoloji öyle bir icrayı sanattır ki,sahip olduğu insanı veya
devleti üstün nitelikli yapar.
3.   Bilim ve teknoloji’yi tekeline alan devlet uluslar arası camiada
sözü dinlenen bir devlet olur.
4.   Bilim ve teknoloji öyle bir küheylandır ki,sahip olduğu insanı veya
devletin şahlanlanmasına vesile olur.
5.   Bilim ve teknoloji öyle bir icrayı sanattır ki,sahip olduğu devlet
tebasını refah ve bolluğa ulaştırır.
6.   Bilim ve teknoloji öyle bir icrayı sanattır ki,sahip olduğu devleti
dengeli ve ağır bir devlet yapar.
7.   Bilim ve teknoloji öyle bir icrayı sanattır ki,    devlet bunun
sayesinde uluslar arası barışın  garantisi olur.
8.   Bilim ve teknoloji öyle bir icrayı sanattır ki,   bireyi veya devleti
üstünlük ve başkalık girdabı tevlit eder.
9.   Bilim ve teknoloji her zaman güç kazanarak yoluna devam eder.Yani
Bilim Ve Teknoloji tekamüle tabidir.
10.   Bilim ve teknolojinin modası katiyen geçmez.Yani  bilim Ve
teknoloji demodelik kuralına tabi değildir.
11.   Bilim ve teknoloji öyle bir icrayı sanattır ki,sahip olduğu devleti
Super güç durumuna getirir.

12.   Bilim ve teknoloji öyle bir kıymetli hazinedir ki,bir küheylan gibi
tekelinde olan devleti şahlandırır.
                        13. Bilim ve teknoloji bir ulus ve ahalisi için vaz geçilmez bir oluş olup sağlamlılık ve devamlılık meyanında temel taşlarına tekabül etmektedir.
                        14.  İçte ve dışta yani,ulus içinde ve uluslar arası arenada kuvvetli,dengeli, ağır bir devlet olmak isteyenler bilim ve teknoloji’ye çok önem vermeli, onun hakkında söz sahibi olmalı ve  onu tekelinde bulundurmalıdır.
Logged
kocamehmet
Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 58


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #9 : Şubat 26, 2011, 01:20:36 ÖS »

 Gülümseme Gülümseme Gülümseme
BİLİM SİTELERİNDEN BEKLENENLER

                          Bilim Ve teknolojinin insanlar ve onların yaşadığı toplum için önemsiz olduğunu söylemek, bilim Ve teknoloji ilminin ve toplumun inkar edilmesi anlamına geleceğini vurgulamak çok yerinde bir hareket olacaktır. Bilim ve teknolojinin olmadığı bir toplumun ayakta kalması için gerekli olan can damarlarından biri kopmuştur. Yani, bilim Ve teknoloji, bir toplumun can damarlarına tekabül etmektedir.O nedenle, bilim ve teknoloji toplum hayatında çok önemli bir yere sahiptir.Ezcümle bilim Ve teknoloji toplum için her şeydir.Vücut için beş duyu organı ne ise,toplum içinde bilim ve teknoloji odur.
                       Bilim ve teknoloji’nin toplum için ne kadar önemli olduğuna değindikten sonra, bilim sitelerinden beklenenlere geçmemiz mümkün olacaktır.Bu beklentileri bir numaratör vasıtası ile göstermek mecburiyeti hasıl olmuştur.
1.   Bilim sitelerinden bilim ve teknolojiye sahip çıkmalarını İstemek beklentimiz limitindedir.
2.   Bilim sitelerinden bilim adamlarına sahip çıkmalarını istemek bizim beklentimiz içindedir.
3.   Bilim sitelerinden çeşitli bilim ve teknoloji alanlarında bilim adamları arasında yarışmalar düzenlemesini ve bu sonuçları Tübitak nezdinde değerlendirmesi beklentimiz dahilindedir.
4.   Bilim sitelerinden bilim ve teknolojinin yurdumuzda olmayan merhale ve
çeşitlerinin memleketimize getirilmesinin sağlanması bizim talebimizdir.
5.   Bilim sitelerinden geleceğin bilim ve teknolojisi olan nano ve biyo teknolojilerinin ülkemize getirilmesine destek olması bizim arzumuzdur.
6.   Bilim sitelerinden Tübitak  ile münasebete geçerek bilim adamlarının buluşlarını Orada değerlendirerek memleket kalınmasına önayak olması beklentimiz içindedir.
                   Bilim Ve teknolojinin insanların ve onların yaşadığı toplum için ne kadar önemli olduğunu söylemek,zayıf bir söylem şekli olmayacağı yerinde söylenen bir söz olarak yerini koruyacaktır. Bilim adamlarının tabir yerinde ise, bu yazılanlara harfiyen uyarak,bunları yerine getirmeleri  halinde halkımızın refah ve bolluk içinde olacağı  ve devletimizin şahlanarak.uluslararası arenada ağır ve dengeli bir devlet olarak alacağı,barışın garantisi  olacağı kuşku götürmez bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır.
Logged
kocamehmet
Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 58


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #10 : Şubat 26, 2011, 01:38:30 ÖS »

 Gülümseme Gülümseme Gülümseme
Türkiye Bilimsel Ve Teknoljik Araştırma Kurumu’(Tübitak)Ndan Beklenenler


                       Bilim ve teknolojinin insanlar ve onların yaşadığı toplum için vazgeçilemeyecek derecede önem
arzettiğini söylemek, bilim Ve teknoloji ilminin toplumun  geleceği hakkında söz söyleme bakımından,çok yerinde ve en birinci söz anlamına geleceği şübhe götürmez bir gerçektir. Bilim ve teknolojinin olmadığı bir toplumun ayakta kalması için gerekli olan hayatiyet damarlarından birinin koptuğunu söylersek inanın hata götürmez bir söz söylemiş oluruz. Yani, bilim Ve teknoloji, bir toplumun(Devlet) gelişmesi ve kalkınması ,halkının mutluluğu,uluslararası camiadaki durumu, ağırlığı bilime ve teknolojiye bağlıdır, dersek söz sarfımız yerinde olacaktır. Gerçekten bir devlette bilim ve teknoloji ne kadar ileri ise o devlet o kadar ileridir.Eğer bilim ve teknoloji geri ise buna bağlı olarak devletinde geri olacağı kuşkusuzdur.O nedenle, bilim ve teknoloji toplum hayatında çok önemli bir yere sahiptir.Ezcümle bilim Ve teknoloji toplum için her şeydir.Vücut için beş duyu organı ne ise,toplum içinde bilim ve teknolojide odur.
                    Devletlerin gelişmeşi ve kalkınması ,halkının mutluluğu,uluslararası camiadaki durumu, ağırlığı bilime ve teknolojiye bağlıdır, dersek mübalağa etmemiş oluruz. Gerçekten bir devlette bilim ve teknoloji ne kadar ileri ise o devlet o kadar ileridir.Eğer bilim ve teknoloji geri ise buna bağlı olarak devletinde geri olacağı kuşkusuzdur.Devletlerin gelişmesi ve kalkınması ve devletin  tebaasını refaha erdirmesi,dış dengesi ve ağırlığı,Uluslararası barışa katkısı ile bilim ve teknoloji arasında doğru orantı olup,bunlar birbirine Pareleldir. Birinin kuvvetli veya zayıf olması diğerini etkiler.Zayıf olan devletin bilim ve teknoloji de ileri olması düşünelemeyeceği gibi, bilim ve teknoloji de ileri  olan bir devletinde zayıf olacağı  düşünelemez.Hatırı sayılır bir devlet olmada Bilim ve teknoloji bir ülkenin temel taşıdır, demek mümkündür.
                    Devletlerin hayatiyetinde bu kadar önemli olan bilim ve teknoloji devletin tekelinde ve korumasında olmalıdır.Başka bir deyişle; bilim ve teknoloji subjektif tasarruflarda kalmayarak,objektif tasrruflara ulaşarak,orada kalmalı ve en gelişmiş haline ulaşmalıdır.Bilim ve teknoloji devletin tekelinde olursa ancak o zaman  gerçek ifadesini bularak,o devleti hatırı sayılır ağır bir devlet yapacaktır. Bilim ve teknoloji devletin tekelinde (Objektif tasarruf) değil,subjektif tasarruflarda kalırsa,o zaman diliminde bilim ve teknoloji o devlette artık misafir olup,kıymet ve değerini bilecek ülkelere doğru mecburi bir uçuş yaparak,görevlerine o ülkede devam edecektir.
                     Devletlerin ağırlık koşulu olan bilim ve teknoloji asla başıboş bırakılamaz;hatta çağın devletleri birbirleri ile kıyasıya yarışarak bunu kendi tarafına alırlar.
                      Bilim ve teknolojiye sahip çıkarak,ona ev sahipliği yapapan ülkeler şahlanırlar,artık onları kimse tutamaz.Bir devlet ne kadar bilimsel yani bilim ve teknoloji deki ilerlemelere kendini adapte etmiş ise,devletin bütün kurumlarıda bilim ve teknoloji deki ilerlemelere paralel olarak,onlarda bilimsel çalışmalara başlayacak,her kurum üretimlerini bilimsel yollardan yapacak ve üretim bu halde daha artacağından,hem devletin kasası dolacak ve devlet zenginleşecektir.Zengin devlet tebaasının refah düzeyini artıracağından, topyekün bir bolluk olacak vatandaş-devlet güvenirliği artacak,piyasa güvenli toplum-güvenli devlet kriterine  kavuşacaktır.Bütün bunlara paralel olarak savunma sanayi ve ağır sanayi gelişeceğinden, devlet içte ve dışta ağırlığını hissettirecektir.Böylece hafif devletçilikten ağır devletçiliğe dönüşen devlet, uluslar arası camiada yerini alarak cihanın dengesi ve barışın garantisi olacaktır.Bilim ve teknoloji öyle bir kıymetli hazinedir ki,bir küheylan gibi tekelinde olan devleti şahlandırır.Bu haldeki devletin nitelik ve vasfı artmaya devam eder.
                     Bilim ve teknoloji kıymetini hiçbir zaman kaybetmez,asla modası geçmez ve demode olmaz,devamlı ayaktadır, mütemadiyen ilerler.Tarih boyu bu böyle olmuştur.Bilim ve teknoloji  gerilememiş ilerlemiştir,üstüne değer katmıştır.
                     Bilim ve teknoloji’nin mimarlığını yapan devlet hatırı sayılır bir güce erişeceğinden geri kalmış üçüncü dünya ülkelerine uzanarak,onların durumlarınında iyileşmesine sebeb olacak ve onlarla bir konsorsiyum kurarak,bir eksen oluşturarak dünyanın dengesi olacak, uluslar arası barışın garantisi ve teminatı olmaya devam edecektir.
                    Demek oluyor ki , Bilim ve teknoloji bir ulus ve ahalisi için vaz geçilmez bir oluş olup sağlamlılık ve devamlılık meyanında temel taşlarına tekabül etmektedir.
İçte ve dışta yani,ulus içinde ve uluslararası arenada kuvvetli,dengeli, ağır bir devlet olmak isteyen, bilim ve teknoloji’ye çok önem vermeli, onun hakkında söz sahibi olmalı ve  onu tekelinde bulundurmalıdır.
               Yukarıdan beri izahlarımız ile bilim ve teknoloji’nin toplum hayatında,diğer bir deyişle bir devlet için ne kadar önemli olduğu,vazgeçilmez bir mihenk taşı sayıldığı ortaya konmuştur.                                     
              Türkiyede bilimsel ve teknoljik gelişmeyi Türkiye Bilimsel Ve Teknoljik Araştırma Kurumu(Tübitak) yapacaktır. Tübitak bu görevini ve bizim beklentilerimizi yaparken diblomalı ve diblomasız bilim adamlarından yararlanacaktır. Diblomalı bilim adamlarını hepimiz biliyoruz;bunlar üiversite mezunu olan bilim adamlarıdır. Diblomasız bilim adamları ise halkın içindeki kendini yetiştirmiş bilim adamlarıdır. Bunlar ilkokul mezunu veya ilkokul mezunu olmayan bilim adamlarıdır.Bunların buluşlarını yabana atmamak ve tıpkı üiversite mezunu olan bilim adamları gibi keşiflerini değerlendirmek gerekmektedir.
                 Şimdi bu açıklamaların ışığı altında Türkiye Bilimsel ve Teknoljik Araştırma Kurumu’(Tübitak)dan beklentilerimizi bir numaratör vasıtası ile göstermek konuyu daha iyi aydınlatmaya yardımcı olacaktır.
1.   Türkiye Bilimsel Ve Teknoljik Araştırma Kurumu’(Tübitak)dan bilim ve teknolojiye sahip çıkmaları beklentimiz içindedir.Ezcümle,bir bilim adamı sahip olduğu bilim ve teknoloji ile ilgili bilgileri kendi ülkesinin yararına kullanırsa ve Türkiye Bilimsel Ve Teknoljik Araştırma Kurumu’(Tübitak) buna zemin hazırlarsa bilim ve teknolojiye sahip çıkmış olacaktır.
2.   Türkiye Bilimsel ve Teknoljik Araştırma Kurumu’(Tübitak)dan genç bilim adamlarına sahip çıkmaları, başka deyişle onların elinden tutmaları beklentimiz içindedir.
3.   Türkiye Bilimsel ve Teknoljik Araştırma Kurumu’(Tübitak)dan bilim ve Teknolojinin Türkiyemizde olmayan merhale ve çeşitlerinin Güzel Türkiyemize getirilmesinin sağlanması beklentimiz içindedir.
4.   Türkiye Bilimsel ve Teknoljik Araştırma Kurumu’(Tübitak)dan geleceğin bilim ve teknolojisi olan nano ve biyo teknolojilerinin Güzel Türkiyemize getirilmesi için çalışmalar yapmaları beklentimiz içindedir.
5.   Türkiye Bilimsel ve Teknoljik Araştırma Kurumu’(Tübitak)dan bilim  adamlarının buluşlarını Devlet ile(Devleti temsil eden kişlerle) münasebete geçerek Güzel Türkiyemizde kalmasına önayak olmasını beklemek bizim hakkımızdır.
6.   Türkiye Bilimsel ve Teknoljik Araştırma Kurumu’(Tübitak)dan tıpkı diblomalı bilim  adamları gibi, diblomasız bilim  adamlarınında buluşlarını değerlendirmelerini beklemek bizim hakkımızdır.
              Netice olarak; bilim ve teknolojinin insanların ve onların yaşadığı toplum için ne kadar önemli olduğunu söylemek,zayıf bir hitabet şekli olmasa gerektir. Türkiye Bilimsel ve Teknoljik Araştırma Kurumu’(Tübitak)nun acizane bu görüşlerimizi yabana atmayarak  harfiyen uymaları ve bunları yapmaları durumunda Türk Milletinin ve Türk Devletinin şahlanacağı kuşku götürmez bir gerçektir.
Logged
kocamehmet
Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 58


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #11 : Şubat 28, 2011, 11:52:01 ÖÖ »

 Gülümseme Gülümseme Gülümseme

Cennetten mektup

Canım Anneciğim.
Üzerine olsun selam ve sonsuz rahmeti Yüce Allah’ın
Cennet denilen diyardan yazmaktayım bu mektubu sana
Son durağıdır,bütün müminlerin muhteşem cennet evleri
Kolay değil,Orasını kazanmak,ancak imkansızda değil hani.
Cinanı elde etmenin  koşulları vardır,biliyormusun? Anne.
Gönül kırmamaktan geçer birinci koşulu,o Hak evidir zira.
Yapmaktır,Yüce Allah’ın dediklerini,Kur’anda yazmakta O görevler.
Yaparsan bunları,amil olursan yaptıklarınla,dedi koduda yapmazsan.
Cinan Bostanları olur yerin muhakkak,olursun layık ebedi ikrama.
Yoktur nihayeti Bostan ı Cinanın,arzu eder her mümin Diyar ı Cenneti.
Canım Anneciğim
Biiyormusun?ilk mektebidiraile ocağı çocuğun,orada alır,ahlak ve terbiyeyi.
Ekilmektedir cennet ahlakı aile ocağında senin anlayacağın.
Beyhude dememişler, atalalarımız ayinesidir çocuğun büyükleri.
Sizlersiniz elbette büyüklürim benim;anladınız zannederim mutlu gerçeği.
Gönderdiniz cennete beni, cennet ahlakı elde eden yetiştirmeniz ile.
Canım Anneciğim.
Razı olsun Yüce Mevla senden,sayende olmuştur cennete gitmem benim.
Diyar ı Cinanda kimler yokki,burada bütün ümmet i Muhammed
Fahri Kainat Efendimiz,Eshabı Güzün Efendilerimiz,Evliyai İslam burada.
Kutlarım anneler gününüzü canı gönülden,iyi annesin sen biliyormusun?
Anlatacağım anı yedinci günü cennette geçmekte,dinlemeye değeranne.
Ümmeti Muhammedden bir dostum var Bostanı Cinanda, iyi dinle anne.
Onun adı Ahmet, içtiğimiz su ayrı gitmiyor,gezeriz Cinanda beraber.
Söyleşimiz  oldu Ahmet ile Cinanda çok güzel bir köşede otururken.
Cennet çok güzel,buranın tarifi mümkün değil değimli?dedi arkadaşım.
Evet buranın emsali yok,dünyadayken anlatılan cennet hiç kalır dedim.
Cennete girmemize sebeb olanlardan Allah razı olsun dedi yanımdaki.
Kimlerdir?Burayagelmemize sebeb olan bu kimseler diye sordum dostuma.
O dediki bizim büyüklerimizden bilakis analarımızdır asıl sebeb olanlar.
Cennete girmemize validelerimizimizin sebeb olması nasıl olur dedim.
Annelerimiz yetiştirmeseydi islamiyete göre bizi burada olurmuyduk dedi arkadaşım.
Annelerimiz yetiştirmeseydi islamiyete göre bizi nerde olurduk dedim Ahmede.
Cehennemde olacağımız kesin;eğer yetiştirmeseydik islamiyete göre dedi yanımdaki.
Cennet veya cehenneme gitmelerini çocuğun tayin etmekte anne demekki dedim.
Ne kadar doğru ve yerinde konuşuyorsun dedi arkadaşım Ahmet.
Canım Anneciğim.
Cenneti sermiş Yüce Allah ayaklarının altına,kıymetini bildin çok şükür bunun.
Kalmadın bilmekle kıymetini bunun,yararlandırdın bizleride,Allah razı olsun.
Bütün annelerin altındadır ayaklarının cennet,bundan faidelenmek akıllıktır.
Cenneti ve cehennemi çocukların annelerin elindedir;demekki anne.
Örnek olursun inşallah bütün annelere,çocuğnu ve kendini düşünen senrin gibi olur.
Canım Anneciğim.
Üzerine olsun selam ve sonsuz rahmeti Yüce Hannan ı Mennanın.
Tekrar kutlarım anneler gününüzü canı gönülden,iyi annesin, örnek annesin sen.
Logged
kocamehmet
Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 58


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #12 : Şubat 28, 2011, 11:58:35 ÖÖ »

Cehennemden mektup

Canım Anneciğim
İnanın çekiyorum,ızdırap üstüne ızdırap Ahiret denilen diyarda
Hiç iyi durumda değilim başım derdde zebani ismindeki meleklerle
Koparıyorlar etlerimi şerha şerha hiç acımadan,bakmadan gözyaşıma
Kesiyorlar kan damarlarımı birer birer ateşten makaslarla
Belliydi  böyle olacağı ta başından beri ölüm anınındaki belirtilerle
Feryad ediyordunuz,siz can çekişmekte olan vücudumun başında.
Gözyaşı döküyordunuz;gerçektende çok zavallı cesedimin yanında.
Gideceğim yer gösterildi bana,orası cehennemdi ne yazıkki.
Sorgulamalar sonunda boyladım cehennemi,başladılar işkenceye hemen.
Mümkün değil hayale sığdırmak,o işkenceleri;
Yokki ölüm ölsem kurtulsam;alevde yanan et,gelmekte yine eski haline
Neden reva görüyorsun bu işkenceyi dedim,Zebaniye bir ara
İlgilidir dünyadaki hayatın ile bu çektiğin çilleler dedi Zebani
Olsaydı inancın,kılsaydın namazı dünyada iken,kaçmasaydın erenlerden
Okusaydın Kur’anı,yapsaydın Allah’ın emrini,tusaydın orucunu
Gelmezdi bunların hiç biririsi başına diyerek ekledi önceki sözlerine Zebani
Yaparmıydın bunları dünyada iken dedi konuştuğum kişi
Yapmazdım yoktu inancım bunların hiç birisine dedim gelmeden buraya
Nasıldı aile efradın,varmıydı, anne ve babanın inancı dedi işkenceci
İnanmazlardı böyle şeylere,gülüp geçerlerdi bunlara dedim.
İnancını belirler çocuğun anne ile babası diye söyledi konuştuğum kimse
Olurdu kurtuluş reçeten öğretip yaptırsaydı Allah’ın emirlerini dedi melek
Dedim suçu kimde burada oluşumun ve işkence çekişimin,vebali kimde
Çektiğin acıların vebali büyüklerinde,bilakis annende dedi işkence yapan
Canım Anneciğim
Ne olurdu,büyütseydin beni küçükten İslam Dinine saygılı,ne olurdu,anne.
Yapsaydım,Allah’ın emirlerini,namaz kılsaydım,olmazmıydı,olurdu pek ala.
Ağaç yaş iken eğilirdi,beni eğseydin,ne iyi olurdu,cennet olurdu mekanım.
Cehennem oldu,yurdum şimdi;benim vebalim kimde anne.
Kurtuluş reçeten yok zannederim,vebalim sende apaçık,yaktın beni anne.
Neden yaptınki,Alemi Ahiretteki kurtuluş reçetemi yerleştirseydin kaalbime
Mekanlarımız cennet olurdu;cehennemde yer ayrıldı;ikiimizede şimdi anne.
Üzdümse seni bağışla,gerçek bu, kaçınılması mümkün olmayan, acı  son.
Canım Anneciğim
Üzdümse seni bağışla,gerçek bu, kaçınılması mümkün olmayan, acı  son.
Kutlu olsun anneler gününüz,dua et bana,mümine ol,kurtul acı sondan.
Geçmedi fırsatın henüz elinde bilmiş ol!mümkün kurtulman cehennemden
Edeceksin ibadet dünyada iken, budur kurtuluş reçeten acı sondan.

Logged
kocamehmet
Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 58


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #13 : Şubat 28, 2011, 12:05:43 ÖS »

 Gülümseme Gülümseme Gülümseme Üzgün Üzgün
Gazzeli Anneye Mektup

Canım Anneciğim.
Üzerine olsun selam ve sonsuz rahmeti Yüce Allah’ın
Bir övünçtür ve üstünlüktür, Gazzeli olmak, üzülme sakın
Nasılsın,iyimisin denir; hal hatır sorulur, Mektupta.
Ama sormayacağım,nasıl olduğunu,halin malüm çünkü.
Bilinen bir şeyi sormak,daniskasıdır,abesliğin zira.
Sorgulayamadığım için,üzgünüm hatırını bir bilsen anne.
Yağmur gibi yağan bomba altında,insan nasıl olur acaba.
Sana bomba atanların kurusun iki eli dönsün kuru ağaca.
Yurtları tarümar olsun;sonunu versin Yardan Ad ve Semudun.
Yetmedi Onlara verilen cezalar,tarih boyu
Verildi bir çok ceza,Hannan  tarafından,gelmediler kendine,dediler iyi kuluz dahada
Verilecektir son ceza,olacaklar sonu Ad ve Semudun,etmekteler inad,bilseler keşke.
Acı sonlarını
Yağarken üzerine yağmur gibi bombalar utandım Müslümanlığımdan.
Verememedim duadan başkasını,nasıl üzüldüm bir bilsen buna.
Karıştılar gözyaşım duama,mahvolmanı seyrederken,anne beni affet!
Sana yapılan öldürmenin ötesinde bir şey;yanlış söyledim hayır.
Yapılan bir edepsizliktir Alem i İslama karşı,utanma sen sakın,varken biz.
Canım Anneciğim.
Anneler gününüz kutlu olsun dersem;edepsiz deme sakın ne olur.
İçim kan ağlayarak söylüyorum bu cümleyi sana ben.
Fakat heyhat,niçin kan ağlasın içimiz;geçicidir hayat ı dünya çünkü.
Cennete girme günü oldu senin için anneler günü,kutlu olsun anne.
Yüzdeyüz şehitsin sen,şefat hakkıdır; şehitlerin istediğine bilmelisin.
Talebimiz vardır; şefaatına,uygun olsun zat ı alinizce,ne olur.
Canım Anneciğim.
Üzerine olsun selam ve sonsuz rahmeti Yüce Allah’ın.
Bir övünçtür ve üstünlüktür, Gazzeli olmak, üzülme sakın.
Yapılan bir edepsizliktir Alem i İslama karşı,utanma sen sakın,varken biz.



Logged
kocamehmet
Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 58


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #14 : Mart 01, 2011, 12:20:51 ÖS »

 Gülümseme Gülümseme Gülümseme
‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetinin Faziletleri

1.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetinin devamlı okunması insanın Allah’ın izni ile her kötülükten korunmasına vesile olur.
2.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetini yemek yerken okunursa yenen yemek cennet yemeği olur.
3.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetini devamlı okuyana Allahü Teala selam verir.
4.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetinin devamlı okunması teslimi ruhun imanla olmasına sebeb olur.
5.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetinin devamlı okunması insanın cennet hayatına hazırlanmasına neden olacağı gibi  dünyada iken cennet hayatı yaşamasına  vesile olur.
6.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetini devamlı okunyanlar çağrılırlar her kapısından cennetin.
7.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetinin devamlı okunması insanın emrine dünyanın girmesine vesile olur.
8.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetinin devamlı okunması insanın Esmaül Hüsnanın sırlarına vakıf olmasına vesile olur.
9.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetinin devamlı okunması insanın hatim sevabı almasına vesile olur.
10.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetinin devamlı okunması insanın Allah ve dostlarının hıfzı himmetine vesile olur.
11.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetini devamlı okuyanı insanı kamil olma yolundadır.
12.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetini okumaya devam edenin mükafatını idraktan akıl aciz kalır.Yani sevap Allah’ın Rahmeti kadar sonsuzdur.
13.   ‘’Selamün Kavlen Min Rabbin Rahim’’ Ayetinin devamlı okunması insanın Allah’ın dostları arasına katılmasın vesile olur.
14.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetinin her okunması cennete bir ağaç dikilmesine vesile olur.
15.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetinin devamlı okunması cennet diyarında okuyan için köşk yapılmasına vesile olur.
16.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetinin devamlı okunması insanın ruhunun doymasına ve huzurlu olmasına vesile olur.
17.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetinin devamlı okunması hurilerle zevceliğe vesile olur.
18.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetinin devamlı okunması insanın sıkıntılarının yok olmasına vesile olur.
19.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetinin devamlı okunması insanın sahib i ilimi edeb olmasına vesile olur.
20.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetinin devamlı okunması insanın hatip olmasına vesile olur.
21.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetinin devamlı okunması insanın sırr ı eşyaya vakıf olmasına vesile olur.
22.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetinin devamlı okunması hastanın şifa bulmasına vesile olur.
23.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetinin devamlı okunması insanın cennet ehli olmasına vesile olur.
24.   ‘’Selâmün kavlem mir rabbir rahıym.’’ Ayetinin devamlı okunması insanın cehennemden kurtulmasına  vesile olur.
Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM