EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 25, 2012, 03:52:57 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: NÂBÎ 'NİN OĞLUNA VERDİĞİ ÖĞÜTLER-3  (Okunma Sayısı 836 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
kemaltrbz
Sürekli Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 163


Üyelik Bilgileri
« : Ekim 11, 2007, 03:44:04 ÖS »

Baharda gezintiye çık
Ey Allah'ın yarattıklarını temaşa eden oğul; ey akıllılık ticarethanesine dünyaya nazar eden oğul!
Gezip dolaşma mevsimi olan bahar ayları gelince gezintiye çık.
Bazan yeşillikle dolu yerlerde dolaş ve Allah'ın rahmetle ortaya koyduğu esere bak.
Allah'ın yaptıkları hakkında gözünü dört aç ve gör ki O, ölü toprağı, bahar mevsiminde yağmurlar ile tekrar diriltmiş.
Yeşilliklerin, kırların kırmızısı, sarısı ve beyazı hep o yeşillikleri ortaya çıkaran Allah'a işarettir.
Kırların taze fidanlarının salınışları, insanın gönlünde keder bırakmaz.
Gül bahçesi taraflarından akan o tatlı sular, coşku kuşuna kanat ve telek yetiştirir bitirir.
Dere kenarında yeşillikler ne güzeldir, yasemin renkli selvilerin cilveleri ne hoştur.
Güzel sesli bülbülün nağmeleri, insana can bağışlar.
İnsanlığın, nefsin çektiyse kuşların şakımalarını da dinle...
 
Gece sabırla sabaha kavuşur
Ey ebedî yüceliğe doğru koşan; ey ümit geliniyle yüz-yüzelik süren oğul! İşlerinde acele etme, sabret. Sabır kapı üzerinde duran, sıkıntılardan sonraki sevinç anahtarıdır.
Sabır ile düşmanlar dost; yol kesiciler yol gösterici olur.
Her işin düğümünü çözen sabırdır. Karanlık gece bile sabreder de sabaha erişir.
Sabûr Allah'ın isimlerinden biridir. Sabır sonsuz hikmetlerden bir hikmettir.
Hikmetler söylemede şekerler yiyenler "Sabır, sıkıntıdan sonra gelen sevincin anahtarıdır" dediler.
Cennet ve Cehenneme hayret edenlerden olma da onların sahibi olan Allah'a karşı inleyici bir âşık ol.
Seher vaktinde yatma da uyanık ol; o vakitte kendini af dileme seccadesine ada.
 
Gaflet elinde oyuncak olma
Ey olgunluk denizinin incisinin soyundan gelen oğul! Şu söyleyeceğim inciler kulağına küpe olsun:
Asla oyuna rağbet etme ki gaflet elinde oyuncak olmayasın.
Tavla ve satranca gönül bağlayıcı olma ki bunlar insana sıkıntı sermayesi olurlar.
Gerçi onları bilmek bilmemekten iyidir, ama bunlarla uğraşmak da boşuna ve gereksizdir.
Onlarla uğraşmak yerine insan gibi şöyle Allah'ın huzurunda işe yarayacak şeylerle meşgul ol.
Kur'an okumak, zikredip salavat getirmek varken vaktini oyuna harcama.
Allah'ın insanlara gerçek bir lütfü olan nefes hazinesi adi hevesler uğruna harcanırsa yazıklar olsun.
İrfanın varsa anla ki, dostların, "Vakit nakittir" diye söyledikleri işte budur.
En tatlı zamanların mayası, değersiz şeylerle uğraşırken yağmalanmış olursa yazıklar olsun.
 
Şeytanın bayrağını yükseltme
Ey kaynaşma ve dostluk kitabından ders okuyan; ey sohbet usullerinden edep öğrenen oğul!
Sakın ha, söz taşıyıcılık yapma ve koğucuun sözüne postacı olma.
Kulak kâsesine giren sözleri tellallık yaparcasına ona buna satma.
Şeytanın bayrağını yükseltici olma ve insanları birbirine düşürme.
Dilini sözler için bir cadde eyleme de, sana laf taşıyıcı demesinler.
Bir meclisten başka bir meclise söz getirme ve ağzını emanet sandığı yap.
Ağzını ve kulağını emanete sadık eyle. Eğer sorsalar bile iyilikleri için inkâr et.
O mânâ sultanı Peygamber Efendimiz "Lüzumsuz ve malayâni boş söz söylemeyi terketmek dinin güzelliğidir" dedi.
Sohbeti başkalarına nakletmek bozgunculuk çıkarır. Samimi dostlukların sebeplerine kıtlık verir.
Ayrıca çekişme, bozgunculuk ve fitne koparır; hatta belki de vuruşmayı doğurur.
Kimde bu sıfat yerleşmişse, o kişi sıkıntı diyarında başıboş biri haline gelir.
Akranları arasında yerilir ve kötülenir olur. Onun gelişini bir çok kişi uğursuzluk diye nitelendirir.
Onun vardığı yerde susar konuşmazlar ve "Kendinizi kollayın münafık dedi" derler.
O mânâ hırsızı ve haber casusu; sohbetin hepsini sabırsızca ve anında başkalarına aktarır. Allah kimseye böyle bir huy nasip etmesin.
Edep meselelerini öğreten hoca, mecliste söylenenlerin hepsine "Emanettir" dedi...
Ayıp, yüzlerce ayıp ki Müslüman bir kişi, söz terazisini bozsun...
 











Laf taşıyan nasıl çalışır?
Boşboğaz ve aşağılık birçok kişiler vardır ki söz taşımak için hızlı hızlı solurlar, koşarlar...
Ta ki bir an önce başkalarına yetiştirmek için oturamaz ve yeni getirdiği dedikodu haberini söylemedikçe duramaz.
Nefsine iki nefeslik bir zaman bile sahip olup, hiç olmazsa o meselenin açılmasını beklemeye de sabredemez.
Dağarcığında her ne varsa hemen boşaltıverir. Heybesinin hemen başını aşağı getiriverir.
Ne duyduysa tamı tamına nakleder; hatta birazını da kendi kesesinden uydurur.
Laf taşıyıcı, bir sirke tulumuna benzer ki söz taşımazsa çatlar gider.
Gammaz, bedava gönüllü olarak kedere bulaşmıştır, başkasında gördüğü bir dert ile ortak olmuştur.
Başkalarının sıkıntısından o zevk alır. Kimde bir keder görse kendisi sevinir.
Dili bir kurşun; haşin ağzı da bir tüfek... Bir nefeste savaş kıvılcımları koparır.
Onu ateşlemeye başladığı zaman, birini de bozgunculuk için saklar.
Anlatacaklarını bitirdiği zaman artık duramaz ve hızla oradan da ayrılır.
Bu sefer canını başka bir meclise atar, her ne yapıldıysa orada da satar.
Böyle böyle laf taşıyarak akşama kadar bütün şehri baştan sona dolaşır.
Onun huyu, âdeti ve işi budur. Gece gündüz biricik düşüncesi budur.
O soysuz, böyle halkın arasına düşmanlık bırakır ve o huyu; evladı ve neslinde de fasılasız devanı eder.
Böylece iki topluluk sıkıntı ve üzüntüleri hedef olur. Artık aralarında sulh bile olsa işin tadı kaçmıştır.
Onun yaptığı bozgunculuk dillere düşer ve bu arada kendisi de satılır gider.
Onun ahiretteki tek işi inleyiş ve çığlıktır. Çünki Allah "Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha şiddetlidir" buyurdu. Nice eşekler, nice haber ve hadiseler için ağızlarını ve kulaklarını bunlara vakfetmişlerdir.
Sakın böylesi kötülüklere bulaşmayasın ki iki cihanda rahat olasın!
 
Doktorluğun ve tıbbın önemi
Ey salınan ruh gibi güzel olan oğul! Mümin olan kişiye hekimlik ile din bilgilerini öğrenmek farzdır.
İlimlerin önemlileri içinde ilk sırayı tıb alır. Tıb ilmini delilerden başka hiç kimse inkâr etmez.
İçinde hekim olmayan bir şehirde oturmak caiz olmaz.
Hangi bayındır yer ki orada tıb bilgisi yoktur; orada insanlar ölümü hak etmişlerdir.
Allah, ilaç olmak üzere bitki köklerini hastalıklara bir şifa sebebi olsun diye yaratmıştır.
Adına hekîm denilmeye layık, gerçek doktorlara hazık, usta hekim denir.
Doktorlar, çeşitli ilimleri görmeye muhtaçtırlar ki her birinden bir parça nasip alsınlar.
Hastalığı, kişinin nabzını yoklayarak anlayabilmeli ve şehadet parmağı, yoklamak suretiyle hastalık casusu olmalıdır.
Tedbirlice ve denenmiş şekillerde ilaçlar vermeli ve asla cahillikle insan yaratılışını bozmamalı.
Doktor, hastaya sıhhat rehberi olmalı; aksine hastalığını kuvvetlendirmemelidir.
Hastalığa, kuralları ile şifa tedbiri almalı; yoksa insanları kobay olarak kullanmamalıdır.
Cahillik neşterini kan dökmek için kullanmamalı ve yüce ömrün yol kesicisi olmamalıdır.
Şurubu, sinir ağrılarını dindirmeli; yaratılışına zararı olan hastalıktan yok etmelidir.
Tecrübesiz ve deneyimsiz bir heveskâra, gerçek doktor denmez.
Kendi kendine doktorluk yapmaya kalkışan kişi doktor değil, öldürücü bir hastalıktır.
Birçok acaib kişiler, tabiblik sevdasındalar ve kendi hayalleri ile doktor geçinirler.
Böylesi, tıbba ait birkaç deyim öğrenmiş ve kendisini adeta Eflatun yerine koymuştur.
Sokrat'ı bile kendinden küçük görür. Hatta Bokrat'ı kendi talebesi kabul eder.
Onun derdi ya para yahut şöhret kazanmaktır. Yoksa hekimlik arada yalnızca bir vasıtadır.
Bu meslek hakkında sadece sanılarıyla hareket eder, yoksa ehlinden öğrenmiş değildir. Onun için cahilliğinden dolayı hastaları öldürür.
Nerde bir hasta görse pervasızca hemen nabzına yapışır, tabiî tutacağı yeri bilmeden.
Uzvun sertliğini yumuşaklığından bile ayıramaz; hatta vücudun kızarıklığını bile sarı sanır.
İnsanı ölüm içkisiyle sarhoş eder de zavallının ömür ağacını kırıverir.
İlaç şişesi görse, şarap şişesi sanır. Hacamatçı kabını görse, su kâsesi sanır.
İshale karşı yumuşatıcı sıvılaştırıcı ilaç ile yol açıklığı verir; kabız olanın imdadına da perhiz ile yetişir.
Kara sevdaya karşı kara patlıcanı ilaç diye verir!. Sarılık hastalığıyla karşılaşsa hemen kan alır!
Gerekmedikçe hiç boşuna vücudunu yorma da, bedenini deneme tahtası yapma.
Gerektiği zaman da hiç geciktirmeden usta bir hekimin söyledikleri doğrultusunda çaresine bak.
Üstadını bulduğunda derdinin çaresini ara. Kabiliyetinin derecesini bir tart.
Sancıların olmaması için sana Peygamberimizin gösterdiği doktorluk kafi. Zira Peygamberimiz Muhammed Mustafa'nın hekimliği ilgilendiren tavsiyeleri şifalı bir tıbdır.
Peygamber mide için "hastalıkların evi" perhiz için de "çarelerin başı"dır dedi.
Bu kuralı daima göz önünde bulundur ve sakın bunların derecesini arttırma.
Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM