|
kemaltrbz
|
 |
« : Ekim 11, 2007, 03:35:02 ÖS » |
|
NÂBÎ 'NİN OĞLUNA VERDİĞİ ÖĞÜTLER Hayriye, şair Nâbî'nin aruz vezniyle yazdığı manzum bir öğüt kitabıdır. Bir divan edebiyatı şairi olan Yusuf Nâbî, daha çok bu eseriyle tanınır. Şair bu eserini oğlu Ebü'1-Hayr Mehmed Çelebi adına yazar ve muhatap da oğludur. Kitap kendi dönemi için olduğu kadar günümüz için de şaşmaz ve değişmez dersler, öğütler ve nasihatlerle doludur. Kitabın diğer önemli yönü de, devrinin iç yüzünü ve sosyal hayatını yansıtmasıyla da tarihî bir vesika oluşudur. Hayriye kaleme alındığı günden itibaren çok sevilmiş ve en çok okunan kitaplar arasına geçmiştir. Nabi, bu eserinde hiçbir makam ve mevki ayrımı gözetmeden, nereden ve kimden gelirse gelsin kötülüklere hep karşı çıkmış ve insanlara devamlı bir ümit ve yaşama şevki vermiş, hayatı güzelleştirmeyi hedef edinmiştir. Hayriye'nin yazıldığı dönem (1700) Osmanlının inişe geçtiği yıllara rastlar. Saraya Valide Sultanlar hâkim olmuştur. Yeniçeri kazan kaldırıp isyan etmektedir. Halk bu kargaşadan oldukça payını almaktadır. Devlet idaresinde kaht-ı rical yaşanmaktadır, yetersiz kişiler idarede söz sahibidirler. 18. yüzyılın başlarından itibaren devlet çarkı laçka olmuştur. Sık sık padişahlar değişmekte, azledilmektedir. Toplum düzeni gün geçtikçe bozulur olmuştur, bir önceki gün aranır hale gelmiştir. Sosyal ve ekonomik hayattaki bozulmaları halk adetâ kanıksamış durumdadır. Gün gelmiş, gece sokağa çıkmak bile bir cesaret halini almıştır. Anadolu'da iç isyanlar başını almış gitmiştir. Halk perişan ve çaresizdir. Böylece Osmanlı içte ve dışta hayatî mücadele vermek zorunda bırakılmıştır. Bu menfi şartların yanında müsbet hizmetler, halkın refah ve huzuruna yönelik gayretler olmuyor değildir. İşte Nâbî gibi edib ve şairler; ilim ve hikmet ehli çeşitli şekillerde bozuklukların önüne geçme çabası içindedirler. Hayriye bu hayırlı teşebbüslerden sadece birisidir ve o günün yaralanmış Osmanlı toplumu için bir ilâç hükmünü almıştır. Kitap elden ele, dilden dile dolaşmış ve âdeta içilerek okunur hale gelmiştir. Günümüz şartları ve gidişatı gözününe getirilirse, tarihin tekerrür ettiğini göreceğiz. Üç asır önceki Osmanlı toplumu ile günümüz Cumhuriyet toplumu aynı dertlerle muztarip ve aynı tedavi şekillerine muhtaç haldedir. Hayriye'den yaptığımız seçmeler bu çerçevede gözden geçirilirse herkes kendi derdine derman bulacaktır. Manzum halde İslâm harfleriyle yazılan Hayriye, değerli ilim adamı Doç. Dr. İskender Pala tarafından yeni harflere geçirilmiş ve anlaşılır, sade ve tatlı bir Türkçe ile sadeleştirilmiştir. Bedir Yayınevi tarafından da güzel ve temiz bir baskı ile 1989'da yayınlanmıştır. Metin ve tercümesi ile birlikte 1647 beyit, 34 bölüm ve 223 sayfadan meydana gelen Hayriye'nin daha çok günümüze ışık tutan bölümlerini ve beyitlerinden seçmeler yaptık. Kitapta beyitler sayfanın üst kısmında, tercüme ise çizginin altında numaralanmış şekilde yer almaktadır. Biz numaraları vermedik. Sadece tercümesi yapılan ve numaralandırılan her beyti birer paragraf halinde sunmaya çalıştık. Bu arada okuyucuya kolaylık sağlaması için de yazarın kendi bölüm başlıklarından ziyade ara başlıklar çıkararak kısa, ara bölümler halinde vermeye çalıştık. Öğütlerin yazılış sebebi Ey isteklerimin sevinç artıran çerağı! Ey Aziz ve Celil olan Allah'ın bağışı oğul! Bendeki özelliklerin ve şahsî erdemlerin hepsi sende aynıyla mevcut. Sende methedilecek ahlâk çoktur ve çok şükür, ben de o bakımdan zararda değilim. Bunlardan biri, güzel yaratılışının kokusudur. Edebe dair alametler ise sende yaratılıştan mevcut... Lâkin babanın bu söyledikleri de evladına fazladan bir tesirde bulunsun. Kulaklarına bir küpe olsun diye ve sana akıllıca bir sermaye olması için. Ey babasının canı! İstediğim, bunların her zaman kulağında küpe olmasıdır. Dilerim ki bunu, canından da nazik tutasın ve bir an bile yanından ayırmayasın, aklından çıkarmayasın! Bunun feyzi mahşer gününe dek yürürlükte olsun ve hem seni, hem de başkalarını kuşatsın. Bu nimetten sen de yiyip istifade edesin ve "babamın yadigârıdır" diye anasın. Böylece sen ölünce lütfunla ruhumu şad edesin ve bir dua ile beni daima hatırlayasın. İşlediklerinin daima sonunu düşün ve böylece din evin onarılmış olsun.
İslâmın beş temeli İslâm yapısının beş temeli hikmet ölçüsüyle yükseldi. Bu binanın içinde olan kişi rahattır. Dışı ise fenalıkların ayakları altında kalmıştır. Bilhassa seher vaktinde hiç yatma, uyanık ol. O vakitte kendini tevbe seccadesine vakfet. O saatte Allah huzurunda el bağlayıp hatalarından dolayı göz yaşı dökmek ne saadettir. Secde için alnını yere koy da yeryüzünde gerçek saltanat ne imiş bir gör. Eğer İslâmın değerini gerçekten anlayabilseydin, namazı kılmak için bir an bile gecikmezdin. Gerçi senin yaşındaki çocuklar bunu anlayamaz, ama yine de sana bu sırrı açıklayayım. Çalış ve gayret göster ki git gide bunun hikmetini anlayacaksın. Ey parlak ay gibi olan oğul! Eğer namaz kılacak olursan elif gibi düzgün durmalısın. Rükûya vardığında da dal harfi ortaya çıkar. Bu söz Peygamber simdir, bilesin! Ey harikulade ruh oğul! İnsan olup bunu anlayabilirsen, secdeye kapandığında da mim harfinin daire şekli görünür. Anla ki "Namaz kılmayan kişi, hiç âdem olur mu?" sözündeki sırlar sana açılır.
Oruç bir rahmet sofrasıdır Ey babalık bağının seçkin meyvesi! Ey hayat denizindeki sadefin incisi oğul! Hasta olmadıktan ve vücudun halsiz kalmadıktan sonra Ramazan orucunu sakın geçirme. Oruç, Allah'ın kullarına bir lütfudur. Orucun mükâfatını bizzat Allah verir. Oruç bir rahmet sofrasıdır. Oruçlu için ise nurdan bir elbisedir. Oruç gizli tutulan gizli bir ibadettir. Onun için asla oruca riya giremez. Oruç, Allah'ın ezelî kudret ve kuvvetine mensup temiz bir gizliliktir. Oruç melekiyet sıfatına bürünmektir. Oruç, Cennet nimetlerinin yol göstericisidir. Böylece oruçta yeme içmeyi terketmek bir rahmet sebebi olur. Ta gecenin karanlığı uzadığı bir vakitte güneşin parlak yüzük taşı, senin ağzına mühür vurur, yeme içme kesilir. Artık kendi nurun parlamaya başlar ve kötü amellerin gece karanlığına gömülür, affedilir. O ne saadettir ki dudağın kapalı olduğu için, yeme-içme olmadığı için bütün beyhude işlerden uzaklaşmışsındır.
Kabe yoluna git Ey can güllüğünün taze yetişmiş gülü! Ey bilgi ve anlayış dimağını kokularla donatan oğul! Yola çıkacaksan mutlaka Kabe yoluna git. Gayesiz boşuna yapılmış bir yolculuk cehennem ateşine götürür. Hacer-i Esved, Allah'ın sevgili kullarının, öperek şifa buldukları bir taştır. Günahlardan minnetsizce yıkanıp temizlenmek için Altın Oluktan rahmet dökülür. Zemzem suyu ferahlık verici bir ilaç gibidir. Ondan içen suçlu kullara şifa verir, günahlarından arınmalarını sağlar. "Lebbeyk" sadalarını çıkaran nefesler göklere doğru uydular gibi yükselir, giderler. Bu ne ikbal, bu ne saadet ve ne mertebedir ki Allah'ın evini tavaf edersin. Arefe günü, yarlığayıcı Allah'ın, insanları hesap için topladığı kıyamet gününden bir örnektir. Arafat'ın o berraklığı ve ter temizliği, satır satır günahların affı için berat yazmaktadır. Orada günahtan kararmış defterler yıkanmış, paklanmış ve orada günaha esir olanlar azat olunmuştur. İhramlar içindeki hacıların oluşturdukları gümüş halkanın üstünde Rahmet dağı bir yüzük taşı gibi durur. Ey oğulcuğum! Eğer sen Kabe'nin etrafını tavaf eden bir pergel olursan, bir gün elbet kazanç noktası sana kendini gösterecektir, karşılığını kıyamette alırsın.
Malını muhtaçlardan esirgeme Ey sadefin kulak süsleyen incisi! Ey şeref hanedanının hayırlı halefi oğul! Üzerinde zekâta ait olan bir tanecik bile bırakma. Zekâtını ver ki malın bereketi ve hayrı olsun. Zekâta ayrılan o mal Hazret-i Allah'ın hakkıdır, sen de edasını ihmal etme. Zekât, fakirlerin hakkıdır. Ondan elini çekme, vermemezlik yapma ki temiz olan malını kirletmeyesin. Zekâtını verdikçe Allah'ın emri üzerinesin ve Allah senin o malının birine on verir. Malının zekâtını vermezsen bereketi kalmaz ve o nimet sende fazla durmaz. Malın telef olması, zekâtını vermemektendir. Ayrıca zekâtı vermemek bazı musibetlere de hedef olur. Dine uyularak verilen zekât, malın tohumudur ve zekât olarak verilen mal, bu tohum, Allah katında kabul toprağına ekilmiş olur. Serpilmiş tohum yerden fazlasıyla biter ki, bu da iki âlemde sana yeterlidir. Fakirliği ve zenginliği yaratan Allah, zekâtı da fakirlere tahsis etmiş. Her şeye kadir olan Allah'ın seni zengin yaratırken onu da fakir etmesinin elbette bir hikmeti vardır. Fakirlerin hakkını kesme. Senesi geldikçe zekâtını ver. Ayrıca sadaka vererek de zekâtını tamamla. Bir mal için zekât kök, sadaka ise dalbudaktır. Sadakadan elde edilecek sevabın sınırı yoktur. Nitekim bunu kuvvetlendiren bir çok da ayetler vardır. Fakirler zenginlerin aynasıdır. Nitekim her şey zıddı ile vardır. Eğer Allah'ın takdiri, seni onun yerine fakir yaratsaydı, bunu değiştirmeye gücün yeter miydi? Fakirlik olmayınca zenginliğin güzelliği ve çekiciliği kalmaz. İşte Allah bunu böyle yaratmış. Nimetin şükrüne sebep fakirliktir. Devlet ve ikbalin güzel oluşuna süs yine fakirliktir. Bu fani dünyada fakirler olmasa acaba sen zekâtını kime verirdin? Fakir, zekâtı almaktan kaçınırsa üzül, alırsa da memnun ol, sevin. Zekât, senin ikbaline ve varlığına bir vesiledir. Bunu da Allah tarafından sana verilmiş bir nimet ve lütuf kabul et. Allah'ın verdiği nimete şükretmesini bil ki ekmeğin ve suyun ziyadeleşsin. Fukaraya merhamet nazarıyla bak. Sertlikle konuşma, cömertlik et. Malını muhtaçlardan esirgeme. Allah'ın sana verdiği nimetten açlara ve yoksullara yedir. Kapını, fakirlerin boş dönmeyecekleri bir hale getir ve mümkün olduğu kadar ihsanda bulun. Acıkmışı doyurmak, her gün nafile oruç tutmaktan hayırlıdır. Senin elinden bir açın doyması, nice camiyi tamir ettirmenden yeğdir. Bir susuza su vermen, her yıl Kabe'yi ziyaret etmenden daha hayırlıdır. Senin yüzünden ihtiyaç sahiplerinin sevinmesi ne büyük saadet, ne büyük yücelik, ne büyük devlettir. O geçim malı ne kutludur ki, fakirler onunla ihtiyaçlarını karşılarlar... Ve o mal sahibi ne saâdetlidir ki bin yere azık gönderir. Bir fakire yardımı dokunan kişi gerçekten dine layık kişidir ve o kişinin hayrı başkalarına da geçer. Sakın fukaraya tiksinti ile bakma ve asla ihsanda bulunmaktan kaçınma. İhsanda bulunarak çocukları sevindir. Gönüllerini alarak kalplerini mamur et. Hele hele yetimlerin ve kimsesizlerin yaralı gönüllerine merhem olursa... Eğer gidişatını düzelttiysen ve Allah da sana malca nimet ve zenginlik verdiyse nimete nankörlük semtine sakın ayak basma ve hem fiil, hem de söz ile şükrünü eda et. Gerçi şükür kelimesi herkesçe bilinir, herkes şükreder, ama sen yine de can u gönülden şükret. Hem gizli gizli ve çok çok şükret; hem de aynı şekilde ihtiyaç sahiplerine ihsanda bulun. Allah'ın kullarını aç, elbiseye, ekmeğe ve yiyeceğe muhtaç görünce ihsan kapısını sakın kapatma ve sana hacetini bildireni sakın geri çevirme. Misafire ikram et Evine gelen misafir kim olursa olsun elinde bulunan her şeyle sofranı donat. Misafire kıymeti ölçüsünde tazim göster ve misafirliğin şanına yakışır ikramda bulun. Misafir kaba saba bir kişi bile olsa sabır göster ve bir tatlı dil ile hatırını yap. Misafirin gözünü hasret çektiği şeyden perdeleme ve isteğinin imkânı varsa onu ondan esirgeme. Misafirin gönlünü boş kuruntulardan kurtar. İsteğinin yerine getirilmesi için imkânlarının hepsini kullan. Misafirin arzusunu yerine getirmek elinde değilse o garibi küstürmeden geri çevirmeye çalış.
Yaptığın hayrı başa kakma Fakirlere lütuf ve ihsanda bulunduğunda riyakâr davranmamak da ayrıca teşekküre değer. Eğer fukaraya ihsanda bulunursan bunu gizli yap ve yardım ettiğini yalnızca Allah Teâla bilsin. Yaptığın hayrı sakın başa kakarak boşa giderme, Karşındakinin utanmasına meydan verme ve ancak kendin utan. Nice insanlar yardım istemekten utanırlar. Senin vazifen bu durumda olanları arayıp bulmaktır. Nice ikbali ile aşağılık olmuş kişiler vardır ki bunlar kendi felaketlerinin ayakları altına düşmüşlerdir. Öyleleri de vardır ki fakirlik köşesinde ayaklar altında kalmıştır da bir şey isteyip dilenemez. İşte böyle kişiler için sen bir çare ulaştıran ol, ki bu hareket altın tavan yapmakta daha iyidir. Bu işlerdeki inceliği anla ki aslında yaptığın hayır senin kendinedir. Eğer yardımında karşındakini incitirsen yahut riya için yaparsan, bunun hayrı ne sana, ne de ona fayda etmez ve kaybolup gider. Kimsesizlere yardım dağıtmak; zenginleri davet etmekten elbette çok daha üstündür. Oysa o zenginler hem yer içerler; hem de seni çekiştirirler ve bir noksanın varsa onu anlatırlar. İlimlerle kendini donat Ey edeb çimenliğini süsleyen fidan; ey babasının gönlüne ve gözüne nur bağışlayan oğul! Gece gündüz şerefli mukaddes, ilimlere çalış ve hayvan gibi cahil kalma da ilim öğrenen ol. İlim Allah'ın sıfatlarındandır ve dolayısıyla tüm sıfatların en yücesi ilim sıfatıdır, ilim her şeyin üstündedir. İlim öğrenmeye çalış ve bilgililerin bilgisi ol. Resûl-i Ekrem efendimiz ilim öğrenmenin farz olduğunu söyledi. Yine o ilim sahibi Peygamber dedi ki "Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz!" Nur diyarının sultanı ilim hakkında "Rabbi zidnî" (Rabbim, ilmimi artır) isteğine memur oldu. Öyle bir ilim şehrini arayıp bul ki kapısı Peygamber'in (a.s.m.) damadı Ali olsun. Varlığın yüzünün süsleyicisi ilimdir. Var ile yoku bilme yolu, yine ilimdir. İlim ilâhî bir sofradır. İlim Allah'tan insanlara bir bağış, bir bahşiştir. Değer ve yücelik rabıtası ilimdir. Gönül berraklığı ve ağırbaşlılığın sebebi ilimdir. İlim, büyüklük ve mertebenin güvenliği ve koruyucusu; ilim, doğruluğun ve talihin kopmayan bağı... İlim, sahili olmayan bir denizdir ki onun içinde âlim geçinenler gerçekte cahildir. Allah, cahillik için "ölüm", ilim için "hayat"tır dedi. Sen de sakın ölü gurubuyla aynı durumda olma. Cahillik ile ebedî hayattan mahrum olma ve iyi ile kötüyü ilim vasıtasıyla birbirinden ayır. Çeşitli ilimler ile kendini donat, zihnini doldur. Belki bir gün ona ihtiyacın olur da kullanman gerekir. Bir şeyi bilmek, sorulduğu zaman "Ben onu bilmiyorum" demekten daha güzel değil mi? Peygamber efendimizin (a.s.m.) insanlara telkini "İlim Çin'de de olsa gidip alınız." hadîsidir. İlmi ehlinden öğren Bir şeyi ehlinden öğren ve bunu yaparken utanma. Çünkü her şeyin âlimliği, cahilliğinden daha iyidir. Bir şeyden habersiz olan câhil nerde; her şeyi bilen nerde! Hiç gören ile âmâ bir olur mu? Ne kadar ululuk ve maddi üstünlük bulsa da câhile mevki ile yücelik gelmez. Cehalet insana bir belâ zindanıdır ki içine düşenler ondan kurtuluşun yüzünü görmez. İlim, varlığın; cahillik ise yokluğun kaynağıdır. Hiç var ile yok beraber olabilir mi? İlimle uğraşmak kadar yüce bir iş olmadı. İlimden de hiç kimse elem görmedi. Yaratıcı olan Allah'ın sıfatlarına sınır olmadığı gibi ilmin şerefine de bir son yoktur. Sakın ilmin dış kabuğunda kalma. Mânâların özüne ulaşmaya bak. İlmin dış kabuğunda kalmak, kuşun tek kanatla uçmaya kalkması gibidir. Onun için sen de ilmin dışında kalmayıp içine doğru yönel. Nitekim yürünüp geçilen yer, evin dışıdır. Oturulup durulacak yer ise o evin içindeki halvettir. Hiç denizin sahilinde inci olur mu? Cevher istiyorsan elbette derinine dalman lâzım.
Dilinde ve gönlünde Allah olsun Ey varlık ve vücud mecmuasının seçkin nüshası, ey sıfat aynasının süslü ve yakışıklı resmi oğul! Bu öğüdümü kulağına asılı bir küpe eyle: "Sakın kimseye fazilet satmaya kalkma!" İnsanı hakikate yaklaştıran, Allah yolunda yüce mertebelere ulaşan kişilerin temiz nefesleri, sözleridir. Eğer devrinde mürşid-i kâmil bulunmazsa, sana Kur'an bir mürşid olarak yeter. Arif ol, sakın ham sofu olma; gayret göster de yakın sırrına, Allah ilmine erenlerden ol. Allah seni Kendisini bilmen için ve Ona candan kulluk etmen için yarattı. Asıl lâzım olan dünya denilen bu evin sahibidir (Allah'tır). Cahiller ise sahibi yerine evini isterler. Evin sahibi senin olasıya kadar gece gündüz çalış ve bunun için pervane ol. Dilindeki ve gönlündeki daima Allah olsun. Uğruna can verdiğin yer, yine Allah'ın yüce dergâhı olsun. Cennet ümidi ve Cehennem korkusu ile çalışma. Ey gerçeği gören kişi! Cennet ve Cehennemin asıl sahibini isteyip bul. Kendini ara, bul! Sen kimsin? Kim olduğunu idrak et ki iki âlem sana apaçık görünsün. Âmâ o kişidir ki hakikat kapıları kapandığı zaman varlıkları hakikatleriyle göremez. Peygamberlerin övüncü Hazret-i Peygamber (a.s.m.) bile, hakikatler kendisine açılsın diye duada bulunurdu.
|