|
Mehmet Akgül
|
 |
« Yanıtla #98 : Aralık 31, 2010, 01:02:37 ÖÖ » |
|
2010’UN ANATOMİSİ
Sene başından bu yana yılın olayına damgasına vuran bir kozmik oda olayı vardı. Şu an gündemini kaybetmiş olabilir ama her an hortlamayacağının da garantisi yok gibi… Öncelikle neymiş kozmik oda; onu bir tanımlayalım. Kozmik kelimesi, evrenle ve onun genel düzeniyle ilgili anlamına gelmektedir. Günümüzde, yüksek öneme sahip, gizli ya da gizemli ve geneli ilgilendiren "şeylere" hitaben kullanılır ve önemlerini belirtmek için sıfat olarak eklenir. Kozmik deha, kozmik ışın, gibi... Peki nedir bu kadar gizli olan belgeler… Yoksa Wikileaks’in Türkiye versiyonu mu? Yabancı versiyonu dünyada epey bir yankı uyandırdı. Gizli belgelerin en inanılmazları ve Türkiye hakkındaki gerçekler dahi var içeriğinde… Ve Jullian Assange, kendisine bir şey olması durumunda birçok kişide var olan bu dosyaların şifresini vereceğinin basında da haberi çıktı. Peki kim bu Jullian Asange? Öncelikle onu bir tanıyalım. 1971 doğumlu olan Julian Paul Assange, Avusturalya’lı internet korsanıdır. Tüm dünyada yankı uyandıran gizli belgeler, yani Wikileaks internet sitesinin editörü ve basın danışmanıdır. Wikileaks internet sitesinin basın danışmanı ve editörlüğünden önce matematik, fizik, kimya öğrencisiydi. Julian Assange öğrencilik haricinde bilgisayar programcılığı ve hackerlik yapıyordu.
2006 yılının bahar ayında kurulan Wikileaks internet sitesinin 9 yönetim kurulu üyesinden biri olan Julian Assange, Wikileaks sitesinin basın danışmanlığı ve editörlüğü görevini yapıyor. Televizyon ve dergilerde Wikileaks’ın kurucusu ve yöneticisi olarak tabir edilse de Julian Assange bu haberlere karşı ben yönetici değilim, Wikileaks‘ın editörüyüm demiştir. Wikileaks internet sitesine eklenecek bilgiler en son Julian Assange tarafından onaylanmaktadır. Julian Assange, Wikileaks sitesinde ücretsiz ve gönüllü olarak çalışan 9 kişiden biridir. Bazı kaynaklara göre de Julian Assange, organizatörlük yapıyor şeklinde haberler de vardır. Şimdi buraya kadar herşey normal de bu Wikileaks denen şey kurumsal bir şey mi? Adam ben kurmadım, hatta sadece editörüm diyor. Bunlar hakkında birçok haberler çıktığı halde halen kesin bir bilgi yoktur. Yani ne kadar yazsak da boş… Çünkü ucu ucuna bağlı, zincirlerden oluşan bir halka sanki… Şahsen kaybolup gitmek istemem. Çünlü daha balyoz operasyonu var. İddianamedeki 196 şüpheli arasında birinci sırada, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, ikinci sırada eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, üçüncü sırada eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına ve dördüncü sırada eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun yer alıyor. Dur bi dakika yahu! Bu ne! Adamların hepsi de eski komutanlardan… İçlerinde hiç mi biri farklı rütbe olmaz. Bir tek Genelkurmay Başkanı eksik… O da şüpheli ya, neyse... Peki bunların amacı ne? Basında yer alan haberlere göre; plan, toplumda kaos ortamı oluşturabilmek için camileri bombalamayı, Türk jetini düşürmeyi, Hava Müzesi'ni basmayı mı öngörüyor iddia edildiği gibi...? Sizce bunlar eski komutanlar için ağır iddialar değil mi? Belki de bu yüzden Balyoz Planı olmuş adı.. Olay neticelerinden birinde, Çetin Doğan daha sonra her ne kadar bu davadan tahliye olsa da olay sıcaklığını bir süre daha korudu. Daha sonra tekrar tutuklamalar vs... Uzar bu konuda...
Bir gazeteci olsam belki daha ayrıntılı bir biçimde bu konuyu ele alabilirdim fakat yazıyı format gereği sadece kabadan geçmek istiyorum. Daha doğrusu yılın olaylarını hatırlatmak ve özetle geçmektir asıl amacım… Yoksa anlatacak o kadar çok şey var ki, en basitinden hatırlatmak bâbında sıralayayım dilerseniz; Dubai suikastında yapılan akıl almaz yöntemler, Başbakan Erdoğan’ın yıl içinde mal varlığını açıklaması, Sahte çürük olayı, Mavi Marmara vakasında İsrail’in insanlık suçu, siyasi çatışmalar ve bu olaylar neticesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dünya siyaset tarihine geçen ve meydan okurcasına söylediği; “Türkiye’yi başkalarına benzetmeyin, bedeli ağır olur.” sözleri ve daha neler neler… Bitmedi tabi ki; akabinde devam eden birkaç olay daha sıralamak istiyorum. Dünyanın gündemini uzun süre meşgul eden Rus ajanı Anna Chapman’dan, Rize Belediye Başkanının; Kürt sorununun 2 eşle çözüleceği iddiasına, uçaklarda ayakta yolculuk dönemi başlamasına kadar birçok ilginç haberlerle kamuoyu meşgul oldu. Daha bitmedi; dünya gündemine oturan Yunanistan’ın ekonomik krizine karşılık AB’nin bile duruma karşı çaresiz kalması.. Ve nihayetinde bakanın dövülmesine kadar varan olaylar… Ülke gündeminin en sasıcı olaylarından biri ise KPSS skandalı ve neticesinde öğretmen atamalarının ertelenmesi… Ali Ağaoğlu’nun Ataşehir’de daire dampingi... Tek tip askerlik çıkacak mı çıkmayacak mı tartışmaları… Diğer yandan dünya gündeminde yer alan ve Anadolu Ajansı'nın haberine göre, ABD'de Southern Poverty Law Center (SPLC) adlı medeni haklar savunucusu bir kuruluş, 1915 olaylarıyla ilgili görüşlerinden dolayı "Türk ajanı" olmakla suçladığı ünlü Amerikalı tarihçi Guenter Lewy'den özür dilemek zorunda kaldı. Sebep ise Guenter Lewy’nin Ermeni soykırımı diye bir şey olmadığını söylemesiydi. Kuruluşun Lewy’yi Türk ajanı diye nitelendirmesi ile Lewy tazminat davası açıyor ve davayı 8 Milyon dolarlık tazminatla kazanıyor. Üstelik kuruluş özür de diliyor. Helal olsun demekten başka söz yok, başka ne diyeyim.
Telekulak skandalını da unutmadan eklemek istiyorum. Milletin özeline kadar girebilen bir iktidar döneminden bahsediyoruz. Nasıl oluyor da insanların özel haklarını ihlâl konusunda bu kadar ileri gidilebiliyor anlamıyorum. Yani devlet işlerini gizlemek bitti, insanları dinlemek mi kaldı? Yine de günahını almak istemem iktidarın.. Daha önceki hükümetlerde de olup olmadığını tam olarak bilmediğim için yorum da yapamayacağım bu konu hakkında.. Bunca olumsuzluk arasında güzel bir haber de olmaz mı demeyin! Ülkemiz adına harika bir gelişme var! Türkiye'de yer altı zenginlikleri açısından ciddi bir ana madde varmış iddiaya göre... Adı da Humik madde.. Bunu ülkemiz insanlarına bilinçlendirmek ve de yaymak için bir dernek de kurulmuş. Yok pahasına yabacı ülkelere satıldığını iddia eden bu dernek, sözkonusu madde hakkında şu tanımı yapıyor; Toprağın humus kısmında bulunan ve bitkilerin gelişimini sağlayan humik maddenin, insan sağlığından, endüstriye ve tarımdan, hayvancılığa kadar pek çok alanda kullanıldığını belirtiyor tanımını yaparken ve devam ediyor; Humik maddelerin bitkilerin ve canlıların ölmesiyle binlerce yılda oluştuğunu ve bu yönüyle çok değerli olduğunu ifade eden dernek üyesi, şöyle konuştu: “Türkiye uyuyor. Humik madde kaynaklarını dışarıya satmamalı. Bunun için acil önlem alınması gerekiyor. Humik madde çok uzun sürede oluşuyor. Toprağın canlı ve altın kısmı burası. Bunun bir an önce önleminin alınması gerekiyor. Derneğimizin kurulmasının ana nedenlerinden birisi bu. Halkı uyandırmak ve bilinçlendirmek. Elimizde çok önemli bir cevher var. Teknolojisiz yaşayabilirsiniz, ama besinsiz ve gıdasız yaşayamazsınız. Ülkeyi şuurlandırmak lazım” diyor. Bu durumda bizim elimizden ne gelir bilemem ama ben kendi açımdan yazımda, bu önemli konuya değinip açığa çıkarmak istedim. 2010'un en önemli olaylarından biri de bu diyebilirim açıkçası... Umarım gereken çalışma ve hassasiyet görevliler tarafından yapılır. Hani imkân verseler bizler de yaparız ama asıl yetkililere bile bu fırsat verilmiyorken bizim elimizden ne gelir? Millet işsizlikle boğuşurken ülke menfaatini mi düşünecek? Veya bunun için vakti mi olacak? Bir ülke başbakanı düşünün ve memleketin önemli işadamlarına; "Her TOBB üyesi bir işçi alsın" desin. Karşılığjnda cevap olarak; değil işçi almak, işçi çıkarmayı düşünüyoruz desin. Bir tane de değil.. Birkaç tane... Bu durumda bir ülkenin kalkınmasından bahsedebilir miyiz? Bu vaziyet, işadamlarının sadece kendilerini düşünmesi değil midir? Sen belki üç kuruş kaybedeceksin ama çıkardığın işçilerin hayatı tamamıyla kararacak. Sonra rahatça karılarının koynuna ne şekilde girecekler? Paralarını mutlu edeceklerine emrinde çalışanların fazlasıyla verdiği emeği mutlu etseler ne olur yani? Üç kuruşu mu eksilir? Çıkarmalarını da anladık? Tazminatlarından ne isterler? Sonra yetmez, arsalar toplarlar. Hatırlayın; Sütlüce, Kâğıthane, Karaağaç vs... Tövbe tövbe deyip ağzımı bozmak istemiyorum gözlerini para bürümüş kapitalist insancıklar için...Değmez...Sonra son 18 ayın en düşük Euro seviyesine kadar inildiğinde de, ruhuna fatiha okuruz. İşimiz Allah'a kaldı ya! Sonra düşersiniz Kemal Kılıçdaroğlu'nun diline... Biz de oturur TV karşısında onun olur olmaz belgesiz iddialarına kulak asarız. Çok meraklıyız ya! Dediyle koduyu birleştirir anca dedikodu yaparız. İktidar da kepçe olur karıştırır kazanı... Galeyana gelir, karakol taşlarız. Hayır diye nara atanların peşinden koşarız. Fakat nara atan siyasetçi, oy kullanmasını sağlayacak kriterleri yerine getiremez. Sonra oturur ağlanacak halimize de güleriz. Bu arada en çok güldüğüm olayı da anlatmak isterim. Hani şu İsraillilerin iddia ettiği olay... Hani Mustafa Kemal güya Maccabi Tel Aviv'e gol atmış ya, işte o..! Atmış ama kim atmış demeden yazmışlar. Yahu bunu bizde 5 yaşındaki çocuklar bile bilir bu kişinin o Mustafa Kemal olmadığını... Araştırmadan, etmeden yazan gazetecilerden de iyi bilirler hatta... Geyik olsun diye mi yazdılar bilmem ama bu İsrail milleti hakikaten kendi söyledikleri gibi farklı bir ırk sanırım. İlginç!
Derken artık yılın son bölümüne de değinmek istiyorum. Taksim’deki canlı bomba olayı malûm.. PKK’nın son eylemi olarak bilinen canlı bomba meselesiyle PKK belki de kendi sonunu hazırladı. Artık Osman Baydemir’in bile çığrından çıktığı siyaset aleminde, silah dönemi bitti diyebilecek kadar sıkılmıştır. Bu durum illa ki PKK yandaş ve önderlerini rahatsız etmiş olacak ki Apo utanmadan şu cümleleri sarfetmiştir bu durum karşısında; Ya istifa etsin, ya AKP’ye üye olsun ya da iki kapsamlı samimi bir özeleştiri verip görevinde kalsın. Şu durum belki de kendileriyle çeliştiğinin ispatıdır. Yani bağımsız Kürdistan hayali bahane… ABD’ye uşaklık etmek şahane! Sıkıntı veriyor bu tip haberler artık... Öyle tip insanları düşünün ki; sizi bir barda Kürtçe şarkı söyleyemiyorsunuz diye kurşun yağmuruna tutsun. Öldüren adam sarhoş tabi... Olan ölene olmuş kimin umurunda... Hele ki dil konusu.. Ülkede kimsenin Kürtçe konuşmasına mâni olan yok. Peki nedir bu kompleks..? Git istediğin yerde, istediğin şekilde hangi dili arzu edersen konuş ama karşımıza daha fazla ileri gidip resmi dil olsun diyerek gelmeyin. Çünkü her ülkenin olduğu gibi Türkiye'nin de kendine has bir resmi dili vardır. Bunu nerede insan hakları tarafına çekmenin manası yok. Beğenmeyen bir başka ülkde gerçekleştirsin bu niyetini.. Bu topraklarda yaşayanlar, bu ülkenin resmi olan herşeyine saygılı olacaklar. Aksi takdirde; "susuyorsak efendiliğimizdendir" sözümüz lafta kalacaktır. Eğitime gelince; bu konuda gerçekten pek fazla birşey söylemek istemiyorum. 2010’ u devirdik ama hala bir belirsizliktir gidiyor… 80'lerde üniversitelerden atılan ve de ayrılan öğrencilere af uygulaması var. Hatta yükseköğretimde başarısız olup atılma uygulaması da ortadan kaldırılıyor. İşin garibi biz neden başarılı olmak için mücadele verdik anlamıyorum. Zaten işsiszlik kolaçan halinde.. Bir de bunları zorla mezun edin tam olsun. Sadece bunlar mı? Çalınan KPSS sorularından sonra öğretmenlerimizin gelecek adına kaygısı daha da arttı. Gündemde olan düz liselerin kalkıp yerine meslek liseleri ve Anadolu liseleri uygulamasının gelmesi ile daha büyük kaos yaşanması muhtemel… Düşünmek bile sitemiyorum. Bu uygulama ile öğretmenler ya ilköğretime saldıracaklar ya da dersanelere doğru yol alacaklar. Belki de zamanla dersaneler bile kurumsallaşacak. Olan belirsizlikler yine öğretmenlere olacak. Şüphesiz öğretmenlerin dahi tedirgin olduğu bir ülkenin geleceğinden de endişe etmek en doğal durum olurdu herhalde… Yapacak bir şey yok şimdilik.. Her gelen yeni bir yıldan; yeni bir umut ışığı ve mutluluk beklemek en büyük arzumuz…
Peki sportif manada neler yaşandı? O konuya hiç değinmek istemezdim ama konu eğer anatomi yazmaksa bunu söylemek zorundayım. Türk Futbol tarihinde ilk kez yaşanan bir olay… 5’inci büyük kulüp Bursaspor… Fenerbahçe’nin Trabzonspor’a karşı oynadığı maçta 1 golle kaçırdığı şampiyonluk ve nihayetinde Bursaspor adına kazanılan zafer… Ve bunu da başaran Ertuğrul Sağlam.. Beşiktaş’ın bir anda silip attığı, adam gibi adam olarak tasvir ettiği büyük insan… Yani Türk futbolunun yüz akı…
Bu yılın diğer önemli olayı da yine sportif bir başarı… Basketbol Milli takımımızın dünya ikinciliği zaferi… Ülkemizde yapılan şampiyonanın şüphesiz en iyi ekibi Türkiye’ydi fakat yine her zaman ki gibi final stresine mağlûp olup kaybettik. Sağlık olsun. Aslında bu da büyük bir başarı.. Gerçi tek kazancımız; NBA’den sonra en çok takip edilen liglerden birinin de Türkiye Beko Basketbol Ligi olması... Bu kazanç bile ülke tanıtıma doğrudan etki edecektir şüphesiz... Diğer bir harika haber; Basketbolun şampiyonlar ligi sponsorunun da THY olması ayrı bir gurur kaynağı.. Cabası tabi…Diğer cabası da; Türk ve Dünya Voleybol tarihine adını altın harflerle yazan Fenerbahçe Acıbadem'in dünya kıtalararası şampiyonasında, şampiyonluk ipini göğüslemesi oldu. Bu kadar önemli bir organizaysonda Fenerbahçe'in bu büyük başarısı da şüphesiz azımsanacak birşey değil... Artık Voleybol denince akla Türkiye de gelebilecek. Bunun önünü açan Fenerbahçe'ye de yürek dolusu teşekkürler... Ve bir Fenerbahçeli olarak Lefter Küçükandonyadis'in ciddi rahatsızlığı için de ayrıca geçmiş olsun demeden geçemeyeceğim. O ünlü sözü de burada paylaşmak isterim. Ver Lefter'e yazsın deftere... Bu büyük efsanenin Fenerbahçe uğruna yazdığı gol defteri için de ayrıca teşekkürler.. Sağol var ol büyük efsane!
Ve umarım kendi adıma da hayatımın en güzel ve en mesut yılı olması nasip olur. Herkese mutluluk dolu, huzurlu ve nice güzel yıllar diliyorum.
İçinizi burktuysam da affola…
Happy Years!
31.12.2010
MEHMET AKGÜL
|