zel
Yeni Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 2
|
 |
« : Ekim 09, 2007, 02:46:35 ÖS » |
|
DODO Gökyüzünün katmanları arasında özgürce uçan Dodo fırtına ve kasırgalara meydan okurcasına kanat geriyordu. Çok uzaklardan, kuzeyden geliyordu. Açtı . Gözünün keskinliği, burnunun duyarlığı ona yiyeceğin bol olduğu bir coğrafyanın yolunun üstünde olduğunun hissettiriyordu.Belkide açlıktan serap görüyordu. Güneş saçlarının tümünü bir yorgan gibi denizin üzerine sermişti. Dodo çok yorgun olmasına rağmen güçlü kanatlarını son bir kez daha gerdi. Ve bir atmaca gibi havada asılı kalarak hedefine,güneye doğru yol alıyordu. Bir kaç kilometre ötede denizin üzerinde bir adanın olduğunun fark etti. Açlıktan adayı yarı bulanık görüyordu. Birkaç dakika sonra yeşil adanın envai türlü yiyeceklerle dolu olduğunu rüzgarın taşıdığı kokulardan anlamıştı. Adaya doğru inişe geçti ve adanın etrafından bir tur attı. Güvenilirliğine kanaat getirince keskin bir kayalığa kondu. Pençesini uzun zamandır kullanmadığını midesinden gelen seslerden anladı.Kayalıklardan adayı izlemeye koyuldu. Ömründe gördüğü en güzel yer olduğuna karar verdi. Bu cennet parçasının bol yiyeceklerle kaplı olduğunu düşlerken aynı zamanda güvenli ve eğlenceli bir yer olduğunu içinden geçirirdi. Bu düşüncesi ağzının suyunun akmasına zaman vermeden altındaki kayalıktan kıpraşan bir canlıyı fark etti. Keskin ve haşmetli gözlerini hafif kıstı. Mılaon’un güneşlendiğini onlarca metre uzaktan gördü. Mükemmel bir yiyecek diyerek avını kolladı. Dodo ani bir hamle ile keskin pençesini kayalıklardan vedalaştırdı. Bacaklarını yay gibi gererek bir ok gibi Mılaon’a yöneldi. Mılaon Dodo’nun yalnızca gölgesini fark edebilmişti bir an. Ölümün kendisini aniden ziyaret edebileceğini düşünmeden türküsünü söylemeye devam ediyordu.Dodo Mılaon’un bir kıpırtı,bir adım,bir soluk, bir bakış atmasına fırsat vermeden pençelerini boynuna sapladı. Mılaon neye uğradığını fark etmeden kendisini havada buldu. Birkaç metre yükseğe fırlatılan Mılaon bu cennet parçası adayı havadan birkaç saniye izledi. İnce bir sızı saplandı böğrüne. Boynundan karın hızasına doğru sıcaklığın süzüldüğünü,göğsünün yandığını, göz kapaklarına bir ağırlık çöktüğünü,nefes almakta zorlandığını, bedenine bir titremenin düştüğünü hissetti .Bulanık bir şekilde karşısında duran bu caninin tüylerinin ne kadar parlak,duruşunun ne kadar vahşi,pençelerinin ne kadar güçlü, gagasının ne kadar keskin olduğunu düşünürken bir an gözlerinin beynine bilgi aktarmadığını, damarlarındaki hayat pınarının boşluğa doğru aktığını fark ederken yere çakıldı. Düşer düşmez kafayı yavaşça toprağa indirdi. Dodo bacakları üstündeki göğsünü kabartarak ileri doğru çıkardı.Avına olağan gücüyle bir gaga daha vurdu. Bir daha bir daha bir daha …Geriye Mılaon’nun ayak kemiklerinden başka bir şey kalmamıştı.Olay yeri kızıla boyanmıştı . Gücüne,kuvvetine,çevikliliğine, hedefi vuruşuna ,avına zaman tanımayışına, havadaki manevra kabiliyetine hayran kaldı. Şişen taşlığını kanatlarıyla sıvazladı . Üzerine bir kaç yudum su içmeliydi. Havalandı birkaç kanat çırpıştan sonra karşısında bir şelale beliriverdi .Şelaleden akan suyun indiği yerde balıkların eğlence partisi düzenlediğini, hemen üst dallarda salınan tavus kuşunun envai renkli kuyruğu ile partiye eşlik ettiğini gördü. Şelaleye doğru süzüldü.Irmaktan birkaç yudum su içtikten sonra ormanın en ulu ağacının en yüksek dalına kondu. Güneşin tadını doyasıya tüylerine yedirdi. Gece esen rüzgarın çok yumuşak ve nemli olduğunu ve daha önce böylesi serin ve nemli bir rüzgarı ciğerlerine çekmediğini hatırladı. Geldiği bölgede havanın sert ve nemsiz oluşu,buradaki havanın kıymetini Dodo’nun gözünde daha anlamlı ve hoş kılmıştı. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ormanlık ve çayırlık alandaki yiyecekleri düşleyerek tatlı bir uykuya daldı. Düşünde envai türlü yiyecekleri yediğini ve burasının kendi geldiği coğrafyadan daha bereketli olduğunu görmekteydi. Bir serçenin ötüşüyle uyandı Dodo. Kendi türündeki bu canlının sesiyle uyanmasını bir saygısızlık kabul edip ani bir hamle ile hücuma geçti. Serçeyi kanadından vurunca serçe sendeleyerek çalılıklara doğru düşmeye başladı. Havada ona bir kez daha vurayım derken ona yetişemedi ve serçe çalılığın içine düştü. Bu son hamlede kanatlarına diken batan Dodo, acıyan kanatlarını toplayarak serçeyi almadan tekrar yukarıya doğru havalandı. Çok yükseklerden süzülerek adayı seyre koyuldu.Ben Dodo vahişi hayatın üstünde uçan, en yüksekteki,en hızlı, en çevik canlı. Ben Dodo gökyüzünün efendisi, kuzeyle güneyin tek hakimi. Ben Dodo dipsiz uçurumların çığlığı, serin rüzgarların prensi. (tanrının kendisine verdiği bu yetenekler için teşekkür etti içinden )İnişe geçti. Adanın ortasındaki çayırlık alana indi. Çayırlıkta yürüdü, yürüdü. Her adımda değişik bir canlıyı ve değişik bir meyveyi fark etti. Ve hepside bir birinden leziz birbirinden iriydi. Toprak solucanını bile bu irilikte ilk kez görüyordu. Çevresindeki hoş kokulu, kalın yapraklı dikensiz otlara inceden inceye baktı. Envai türlü meyve ağacı gözünü kamaştırdı. Bu ütopyanın içinde yiyeceklerin sonsuza kadar tükenmeyeceğini düşündü. Geldiği coğrafyada çektiği zorlukları, hayatta kalmak için türdeşleriyle girdiği kavgaları hatırladı.O an kararını verdi. Burada kalmalıydı. Mevsim değişse bile burada kalmalıydı. Soğuk kış günlerini burada daha rahat geçirebileceğini düşledi. Bir ara kendi coğrafyasında gökyüzünde karşılaştığı soğuk ve rüzgarlı havaları hatırladı. Yüzlerce metre yükseklikte avını gezdirdiğini, avına yakalasa bile türdeşlerinin dalaşını hatırlayarak o günlere nalet okudu. Artık avı ayağının önünde, yanında, sağında ve solundaydı. Zorlu emekler ortaya koymadan doyabiliyordu. Uçmasına kanat çırpmasına gerek yoktu.Dodo çayırlık alan içinde tümsek bir yükseltide durdu. Bu tümsek merkezi yerde olduğu için yuvasını buraya kurmaya karar verdi. Önce bir su birikintisin de çamura bulanmış pençelerini yıkamalıydı. Bu temizlikten sonra havalandı ormanda buraya çerçöp taşımaya başladı. Krallara layık bir yuva yaptı kendisine. Ve korkusuzluğunu bir kez daha ortaya koyarak yuvayı yere yapmıştı. En tehlikeli yılan ve en zehirli akrep bile onun pençeleri önünde duramazdı. Dodo günün erken bitmesine bir anlam veremedi. Zamanın bu denli hızlı geçmesini çalışmasına bağladı önce. Belki de bunca bereketli topraklarda bolluktan başının dolandığını ...Güneş batmak üzereydi. Su yüzeyinden ilk kez güneşin batışını izliyordu. Güneş ışınlarının su dalgalarıyla ahengine hayran kaldı. Bu hoş görüntü günlerce Dodo’yu etkiledi. Günler haftaları, haftalar ayları, aylar mevsimleri kovaladı. Zaman akıl almaz bir şekilde ilerliyordu. Yaz mevsiminin sonunda daha bir irileştiğini, gagasının törpülendiğini, pençelerinin köreldiğini, boyun etrafında kalın bir yağ tabakasının oluştuğunu, kanat kaslarının zayıfladığını, kanatlarının gövdeye bağlayan yerinde butlaşmaların oluştuğunu, gözlerinin eskisi gibi iyi görmediğini ve en önemlisi de kendine güveninin azaldığını fark etti. Bu saatten sonra, bu halde geldiği coğrafyasına geri dönmeyeceğini, uzun yolculuklarda çekeceği sıkıntıları göze alamayacağını, kendisini türdeşlerinin bu şekilde gördüklerinde neler söyleyeceklerini düşünerek içinden ta en derinliklerinden bir ah çekti. Bu kadar güneye inmemeliydim diye iç geçirdi. Her yeni başlangıçta yeni bir heyecan olacağını kavraması ve kendisini kanıtlaması, her bitişte kendi kudretine ve becerisine tapması gerekirken şimdi bu coğrafyadan ayrılamayacağını anlıyordu. Bu adaya demir attığının farkına vardı. Özlem duydu boranlı havalara. Burada hayatta kalmalıyım düşüncesine kaptırdı kendini. Kışın gelmesiyle birlikte ormana çekileceğini, ağaç kurtları ve meyve tohumlarıyla besleneceğini düşündü. Dodo eskisi gibi çevik olmadığını elinden kaçırdığı bir Mılaon’dan anladı. Saldırı başarısızlıkla sonuçlanmış ve o da solucana talim etmişti çamurun içinde. Her geçen gün menüdeki yiyecek çeşitlerinin azaldığını, hatta solucan ve ağaç kurtlarından başka yiyeceğinin kalmadığını düşündü. Cüssesi olağandan daha büyümüştü. Kanatları kısalmış, boynu daha bir kalınlaşmış, ağırlığından dolayı ayaklarını geniş geniş atmaktaydı.Güdükleşmişti Ayaklarını kanatlarından çok kullanmasına şaşırdı birden. Her geçen gün pençesinden bir tırnak düşmekteydi. Ayağının arkasındaki en güçlü tırnakta düşünce Dodo bu değişim karsısında yıkılıverdi yere. Pençelerine baktı geriye ördek ayağı gibi yatsı ve genişçe bir ayak duruyordu. Bu pençeler ve körelmiş bu gagayla avını bir vuruşta yok edemeyeceğini anladı. Artık en derindeki solucanlara bile bu gaga ile ulaşamıyordu, sert kütüklerden uzak durmaya çoktan başlamıştı…Kış hafif geçmişti. Dodo ormanın derinliklerinde çürümüş ağaç kovuklarındaki kurtçuklarla beslenmişti.
|