Vehbi Okur
Yeni Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 23
|
 |
« : Mart 06, 2011, 08:20:22 ÖS » |
|
"TEKLİF"
"Kasap et derdinde; koyun can derdinde" diyebilirsiniz. Konuya giriyorum:"Öneri" kelimesi, "teklif" kelimemizin yerine getirilmek isteniyor. Ancak Türkçede, böyle yeni bir kelimeye ihtiyaç var mı? Çünkü, "teklif" kelimesini Türk milleti senelerdir severek kullanıyor. Bir dilde, bir eksiklik varsa yeni kelime yapılmalıdır. Yoksa "ekmek" kelimesini; "ekmeksel" yapmak iş mi? İş değil; aksine dilde bozgunculuk. Marifet; "naylon" kelimesine Türkçe bir karşılık bulmak.
"Teklif" kelimesine tekrar dönecek olursak. Bu kelime dilimize adamakıllı yerleşmiştir. TDCemiyeti Başkanı'nın "meselâ" kelimesi için söylediği; "o kelime artık Türkçeleşmiştir" demesi gibi; "teklif"te Türkçeleşmiş bir kelimedir. Bu kelime, dilimizde -tâbir câizse- artık kök salmıştır. Meselâ:"Evlenme veya arkadaşlık teklif ederiz"; "teklifsiz girer-çıkarız"; "aramızda teklif yok" deriz; "teklif mektubu" temîn ederiz;"teklif var-ısrar yok" deriz.. v.s. Bu kelimenin eskimesi, yorulması bir tarafa "teklif" bütün canlılığı ile Türkçemizde yaşıyor.
Bâzen de "tavsiye" kelimemizin yerine kullanılan "öneri" mi dediniz? Allah muvaffak etsin.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Mart 06, 2011, 08:31:39 ÖS Gönderen: Vehbi Okur »
|
Logged
|
|
|
|
|
aytoldı
|
 |
« Yanıtla #1 : Mart 06, 2011, 09:34:53 ÖS » |
|
Sayın Vehbi Okur,
Mesajlarınızda özellikle eski kelimeler kullanıyorsunuz. Çoğu mesajınızda sonradan düzeltme yapıyorsunuz. Öyle zannediyorum ki siz de farkında olmadan yeni kelimelerden kullanıyorsunuz daha sonra mesajlarınızda düzeltmeye giderek eski kelimeleri özellikle yazıyorsunuz. Yine mesajlarınızdan anladığım kadarıyla siz bunu "dili koruma" adına yapıyorsunuz. Dil böyle korunmaz. Daha doğrusu bir dil, Batı'nın kelimelerine kapatılıp Doğu'nun kelimelerine açılarak veya bunun tersi yapılarak korunmaz.
Bu mesajı yazmaktaki asıl amacım (siz buna ister "gaye" deyin isterseniz başka bir şey, aynı kapıya çıkar) yukarıdaki tespitlerim değil. Kelime tercihinizi "üslup" tercihi olarak değerlendiyorum. Mesajı şunun için yazdım:
Dil konusundaki hassasiyetinizi takdir ediyorum. Çoğu emeklinin yaptığı gibi kahvede okey oynamak yerine Türkçe üzerine düşünüyorsunuz, çok güzel. Ama dil konusunda konuşabilmek için o dili konuşuyor olmak yetmez. Bazı tespitleriniz "gönüllü doktor"luk gibi oluyor. İsteyen herkes eline neşter alıp cerrah olamayacağı gibi isteyen herkes de "dil" konusunda genellemeler yapamaz. Belli bir düzeyden sonra devreye akademik bilgi girer. Sizin dil konusunda lisans veya lisansüstü hiçbir eğitiminiz yok.
Size tavsiyem, bilginizin olmadığı konularda her şeyi konuşmayınız. Sizi yanlış tanımadıysam bu mesajımdan bazı kelimeleri seçip eski karşılıklarını verecekseniz, anlam uyumu olmadığını söylecekseniz. Canınız sağ olsun. Ama (sizin ısrarlı yazımızla: amma) ben size tekrar cevap yazmaycağım, şimdiden özür dilerim. Çünkü "dil eğitimi" almayanlarla dili tartışmayı gereksiz görüyorum.
Kökeni ne olursa olsun (İngilizce, Arapça, Farsça, Fransızca) eski kelimeleri yaşatmaya çalışmak yerine, "yaşayan Türkçenin" önümüzdeki yıllarda da günümüzdeki gibi yaşaması için çalışmanın daha doğru olacağını düşünüyorum.
|
|
|
|
|
Logged
|
Bu Ay Toldı aydı, söz asgı ulug Yirinçe tüşürse bedütür kulug
|
|
|
|
Maverâ_Erbil
|
 |
« Yanıtla #2 : Mart 06, 2011, 09:43:10 ÖS » |
|
Teklif (تكليف ) , Arapça tef'il kalıbındadır, "zahmetli bir iş veya görev yükleme" anlamına gelir. Arapça sülasi masdarı kelefe (كلفة ) 'dir. Yani "külfet"ten gelir. Külfet ise, "yük" anlamına gelir. Kelimenin müştakları, külfet, mükellef, tekâlif, tekellüf, teklif ... şeklindedir. Yani teklif, yük yükleme, zahmetli bir görev verme anlamına gelir ; birine bir şey teklif etmek ona bir zahmetli bir görev, vergi yüklemektir.Ancak Türkçe'de sözcüğün kullanımı bu anlamda değildir. Kelime artık Türkçeleşmiştir.
Tavsiye ; Arapça sülasisi veseye'dir. Biz bu kelimeye çok aşinayız aslında . "Vasiyet" kelimesini sürekli kullanıyoruz, tavsiyenin sülasisi vasiyettir. Yani tavsiye " vasiyet etme, öğüt verme " anlamına gelir. Bu kelime üzerinde pek oynamamışız. Yine "öğüt" anlamına yakın dilimizde kullanıyoruz ..
Öneri ise ;
Ana Türkçe (Proto - Türkçe ) olan öŋ ( Divanü Lugati't Türk'te öŋ (ön,önce,ödün,. 1,40, 115 ) ( öŋ'den türeyen bazı kelimeler ön, önce, öncel, öncül, önder, önem, öner-, öneri, önle-, önlem ( Bak. Nişanyan Etimolojik Sözlük öŋ mad. ) 'e +Ar (yön sıfatlarından fiil yapan yeni bir ektir ) ekinin getirilmesi ile oluşan öner+ fiiline +I ( fiileden eylem adı yapar ) ekinin getirilmesi ile "öneri" sözcüğü elde edilmiştir. Yeni bir kelimedir; ancak kök itibariyle baktığımızda daha Türkçe olduğunu söyleyebiliriz. Türkçe öŋ'ün varyantı yöndür.Öneri'de genellikle "yön verme" anlamında kullanılır.
Dilimizde cümle oluştururken her kelimeyi cümlede dizimleyemeyiz. " Sana bir teklifim var" dediğimizde kişiyi harekete geçirme, işleve sürükleme, iş yükleme " anlamı vardır. Fakat "Sana bir önerim var" dediğimizde teklif kelimesindeki anlamları karşılayamıyoruz. Daha çok düşünceye yön verme anlamı var. "Sana bir tavsiyem var" dediğimizde ise öğüt verme, sipariş etme anlamlarına gelir.
Anlatmak istediğim nokta, bu üç sözcükte birbirinin yerine kullanılabilecek şekilde değildirler. Hepsinin cümleye kattığı anlam ve anlam genişliği farklıdır. Dili korumak ve savunmak adına birtakım kelimeleri tercih etmek veya onları atmak yanlıştır.
Saygı, sevgi ve muhabbetle ...
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Mart 06, 2011, 09:46:53 ÖS Gönderen: korkmazerbil »
|
Logged
|
"Bu memlekette sağcı solcu yoktur, ilerici gerici yoktur. - Bu memlekette namuslular ve namussuzlar vardır."
Cemil Meriç
Ölmez bu vatan, farz-ı muhâl, ölse de hattâ, Çekmez kürenin sırtı o tâbût-ı cesîmi.
Mithat Cemal Kuntay
|
|
|
Vehbi Okur
Yeni Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 23
|
 |
« Yanıtla #3 : Mart 26, 2011, 10:17:59 ÖS » |
|
BU CEVAP AYTOLDI BEY'E: --------------------------
* Yazılarımda konuştuğumuz kelimeleri kullanıyorum. Düzeltme yapmamın sebebiyse, okuyan kişilere saygımdan dolayı hâtâlı yazmış bulunduğum kelimeleri düzeltmek içindir. * Yaptığım işi gönüllü doktorluğa benzetmişsiniz. Siz neye bezetirseniz benzetiniz; ben dilimizi ve yazmayı çok seviyorum. Yanlış anlaşılır endişesiyle şunu söylemekten utanıyorum amma söylemem lâzım: Merhum Peyami Sefa; edebiyatımızın iyi romancılarındandır. Ancak, tıp doktorları, tıpla alâkalı mevzuları Peyami Bey'in yanında açmazlarmış.. 'Belki hâtâlı bir söz söyleriz de, rezil oluruz' diye. Tabîî biz Rahmetli'nin kesip attığı tırnak olamayız da; bu hususun da bilinmesinde fayda var. * 'Öneri' kelimesi uyduruncaya kadar 'teklif' kelimesi kullanılıyordu.. Şimdi ise: 'Öneri' uyduruldu, mertlik bozuldu. * Söylediklernizin hiçbir cümlesine iştirak edemiyorum; çünkü biz, Dünya'nın beşinci büyük dili olan Türkçemizi çok seviyoruz. Türkçe ile Arapçanın yakınlığını da çok normal buluyoruz. Çünkü: * Biz Türkler Elhamdülillâh Müslümanız; Arap Kardeşlerimiz de aynı dine mensupturlar; * Arap Kardeşlerimizle, bizlerin kültürü iç içedir; * Türkye'de yaşayan 73 milyon kardeşimizin yarısından çoğunun ismi Arapçadır; * Arapça menşeli kelimeler bize zorla kabûl ettirilmemiş; o kelimeleri biz Türkler severek ve seçerek Türkçeye kazandırmışız
Ek Bilgi: Zamanım olursa, bir cevap yazısı da Muhterem Korkmazerbil Bey için yazacağım.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Mart 26, 2011, 10:28:37 ÖS Gönderen: Vehbi Okur »
|
Logged
|
|
|
|
|
bayrak_hoca
|
 |
« Yanıtla #4 : Nisan 08, 2011, 05:38:01 ÖS » |
|
10 yıl kadar önceydi. MEB'de çalıştığım dönemlerde, lise 1. sınıf öğrencileri, "hocam mı öğretmenim mi" çelişkisi yaşıyorlardı. Bana sordular, sorun değil isteyen istediğini kullanabilir demiştim. Birkaç gün sonra bir öğrencim babasının bana hitaben yazdığı mektubu getirmişti. Mektupta özetle hocam gibi yasak (!) bir sözcüğe Atatürk Türkiye'sinin bir sınıfında nasıl izin verebildiğime karşı çıkılıyor ve üstü kapalı tehdit savruluyordu. Çok üzülmüştüm, bunu hak etmiyordum. Bir daha hiç açmadım konuyu ve kapandı gitti konu. Vehbi Bey, Sözcüklerin özgürlüğüne dokunmayın lütfen. Teklif de olacak öneri de, örneğin de olacak mesela da... Dilin zenginliğidir bunlar. Türkiye bu tartışmaları çoktan aştı artık. Saygılarımla
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Altan.Beg
Yeni Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 4
|
 |
« Yanıtla #5 : Nisan 12, 2011, 05:31:25 ÖÖ » |
|
aytoldı:Ricâ ederim, siz de kusurlarınızı ziyâdesiyle tesbît edin. Yazınızda hiçbir zarafet yoktur, üslûbunuz pek soğuk kalmıştır. Bir de akademik pâyeden dem vuruyorsunuz. Hâlbuki sizin edebiyatla alâkalı ilmî bir meşguliyetiniz söz edilebilir mi? Evvel zaman edebiyatta derin bir usûl geçerliydi. Asrımızın başlarında edebiyat bu idi. Allâmelik gerektiren bir ilimdi. Tahrir edebiyatçılığı idi. Edebiyatın yanında pek çok şey bilmek ve bu malûmatlar ile tahrire girmek gerekiyordu. Bugünün usûl edebiyatçılığı değildi. Bir devletin hayatının beş on yıllık bir döneminin içinde dönüp dolaşıp bu dönemin öncesinden ve sonrasından habersiz olmak değildi. Eski kelime (dil takıntısı) yoktur, lâkin mahvedilen kelimeler vardır. Vehbi Okur sâdece hakikî dile sâdık kalmıştır. Hükmünüzde ciddî bir edebî mâlûmat eksikliği görüyorum. Kat’î yargılarda bulunabilmeniz için; geçmişi ve 20. asrı tahlîl edebilecek kâbiliyete iye olmanız mecburîdir. Hülâsa siz yarının neslini dil suretinde kalkındırmaya teşebbüs etmek yerine, önce kendi soğuk ve kifâyetsiz dilinizi kalkındırın. Benden size nasihât, uzun bir müddet yalnız geçmişi ve o’nun haşmetli mânevî kıymetlerini zihnen ifâde edebilmek için çaba gösterin. Emînim kâfi gelecektir. Nihad Sâmi Banarlı lisana dâir felâketi çok zaman evvel fark etmiş ve ehemmiyetli tedbirlerin koşulsuz tatbik icâbını görmüş nâdir, fâik bir âlimdi. Söz kısacası, kendisi dildeki mânevîyatın en çetin müdâfî idi. Uyduruk dili savunan solcuları âdeta çileden çıkaran “Türkçe’nin Sırları” adlı kitâbı ise bu mevzuu bahsidir. Yâd ettiğim merhumun bu fevkalâde eserine müracaat edin.
Tâkib edilen gâyeyse katiyen dilde yalınlaşmak fîlan değildir. Tam aksine Türkçe devlet eliyle olağanüstü bir fecaate mağdûr edilmiştir. Vehbi Beğ'in temâs ettiği gibi bu pek sedâsız tatbîkatı olan dil katliamıdır. Vaktiyle Servet-i Fünun mecmuasının salt batı hâkimiyeti hedefi, bugün muvaffakiyete erdirilmiştir. Çûnki artık Türkçe zımnen garb'ın tesiri dâhiline girmiş ve içtimaî sahada kasıtlı olarak iflâs ettirilmiştir. Beşerinin mânevî ihtiyacını, garb kelimelerinin tatmîn etmesi de muhtemel değildir. 1) Çûnki o kelimeler henüz tazedir ve muhtaç olunan mânevîyattan mahrûmdur. 2) Mâlûm üzre o kelimelerin, kalem yâr’ımızda asırların izzetiyle usûl ve adabını kazanmış kelimelerle mukayesesi edilemez.
"Bir dilin kelimelerini hor görmek, hakir görmek, hele şu veyâ bu siyasî yâhûd fikrî sebeple lisandan atılabilir görmek, en az, onların vuku ve yontuluş târihîni bilmemekten, hattâ sevmemekten doğan büyük bir gaflettir. Çûnki, milletlerin olduğu gibi, kelimelerin de târihî vardır. Bir milletin ataları, asırlarca o kelimelerle doymuş, onlarla düşünmüş, birbirlerini ve evlatlarını o kelimelerin tamamıyla millî bir sanat işleyip Türk yapmışsa; evlatlar, artık o kelimelere düşman kesilemezler." Nihad Sâmi BanarlıKökeni ne olursa olsun (İngilizce, Arapça, Farsça, Fransızca) eski kelimeleri yaşatmaya çalışmak yerine, "yaşayan Türkçenin" önümüzdeki yıllarda da günümüzdeki gibi yaşaması için çalışmanın daha doğru olacağını düşünüyorum.
Ne münâsebet! Yazınızın her satırınızda Türkçe hârici yabancı sözcükler mevcûttur. (Husûsî olarak İngilizce) "İleti" yerine "mesaj" tercîhinin asbâbını nedir? En başta amaç bellediğiniz husûsa siz sadakat gösterin. Daha sonra karşınızdakini tenkid edin. Bu sebeple merâmınız; aklî bir isâbetle tenezzül edilemez. Maarif bir irfâna iye hiç kimse; Türkçe'nin refahına kasd edecek cesâreti kendisinde bulamaz.* Biz Türkler Elhamdülillâh Müslümanız; Arap Kardeşlerimiz de aynı dine mensupturlar; * Arap Kardeşlerimizle, bizlerin kültürü iç içedir;
Dînîn zatî meseleden çıkıp da dünyevî mahsûllere âlet edilmesi, dâima vuzuhsuz bir âkıbete mahkûmdur. Medenî ve asrî kıymetler cereyânı mucibince; birinin dînî merbutiyet ve inancı, bir diğerini alâkadar etmez. Vehbi Beğ sizi yalnız bu cihette takbîh etmekle yetineceğim. İnanç teşhirine ne lüzûm? Kısmen haddimi de aşacağım, lâkin sizin millî mücâdelenizin târifi sâhici olarak gayr-i muayyendir. Siyasî fikriyat itîbariyle de öyledir. Misâl verip de tafsilâta girmeyeceğim. Meselâ bir fikrî maraza olan; beynelmilel halkçılık dâvâsı çok daha münâsip...
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Nisan 12, 2011, 07:46:01 ÖÖ Gönderen: Altan.Beg »
|
Logged
|
|
|
|
|