|
rengârenk
|
 |
« : Haziran 09, 2009, 02:16:13 ÖS » |
|
Mısır seferine giderken Gebze’de mola verilir ve askerler çadır kurarlar. Etraf bağlık ve bahçeliktir. Yavuz’u korkuyla karışık bir hal alır. Derhal Yeniçeri Ağasını çağırır ve emreder: “Ağa bütün askerlerin heybesini yokla, heybesinden meyve çıkan askeri bize getir.” der. Yeniçeri Ağası aratır; fakat bir şey bulamaz. Yavuz ellerini açarak “Allah’ım şükürler olsun. Bana haram yemeyen bir ordu nasip ettin. Eğer askerlerimin içinden birisi sahibinden izinsiz bir tek elma yeseydi ve ben bunu haber alsaydım bu seferden vazgeçerdim. Çünkü haram yiyen orduyla beldeler feth edilmez”
|
|
|
|
|
Logged
|
...
|
|
|
|
rengârenk
|
 |
« Yanıtla #1 : Haziran 09, 2009, 02:20:42 ÖS » |
|
Kanuni Sultan Süleyman Han, Haçlı saldırılarına son vermek için ordusuyla sefere çıkmıştı. Ordu, ağır ağır ilerliyordu. Yol dar olduğundan, ordu mecburen bağların içinden geçiyordu. Hava çok sıcak olduğundan asker susuzluktan kıvranıyordu. Çok güzel üzümleri bulunan, bir bağdan geçerken, askerin biri dayanamayıp, bağdan bir salkım üzüm kopararak biraz olsun susuzluğunu giderdi. Sonra da, asma ağacına, yediği üzümün çok üzerinde bir para bağlayarak, yoluna devam etti.
Çok geçmeden mola verildi. Asker, kan ter içinde bir köylünün koşarak geldiğini gördü. Hristiyan köylü ısrarla Padişah ile görüşmek istiyordu. Köylüyü Kanuni’nin huzuruna götürdüler. Kanuni sordu: - Nedir bu hâlin, kan ter içinde kalmışsın, yoksa askerler sana zarar mı verdi? - Ben şikayet için değil, memnuniyetimi bildirmek için geldim. Böyle bir askeri, böyle bir komutanı tebrik etmemek insafsızlık olur.
- Askerlerim sizi memnun edecek ne yapmışlar? - Askerleriniz bağdan geçtikten sonra, asmanın dalında bağlı bir kese gördüm. İçini açtığımda para vardı. Dikkatli baktığımda, bir salkım üzümün koparıldığını gördüm. Anladım ki koparılan üzümün parası olarak bırakılmış. Sizde böyle güzel ahlaklı asker olduğu müddetçe sırtınız yere gelmez.
Kanuni, derhal o askerin bulunmasını emretti. Hristiyan köylü, bu askere ne gibi mükâfat verecek diye merakla beklemeye başladı. Nihayet asker bulunup, padişahın huzuruna getirildi. Kanuni, "Niçin izinsiz iş yaparsın? Parası verilmiş olsa bile, sahibinden habersiz mal almanın caiz olmadığını bilmiyor musun?" diye askeri azarladı. Sonra da, "Bu asker derhal ordudan uzaklaştırılsın." diye emir verdi.
Hristiyan köylü heyecanla Kanuni’ye sordu: - Ben bu askerin mükâfatlandırılması için gelmiştim, siz onu niye cezalandırdınız? - Kursağında, haram lokma bulunan bir askerle zafer kazanılmaz. Bunun için ordudan attım. Eğer aldığı üzümün parasını bırakmamış olsaydı, zalimlerden olurdu. İşte o zaman kellesini bile zor kurtarırdı...
Aynı ordu, Belgrat yakınlarında, yine mola vermişti. Askerler, susuzluklarını gidermek, abdest almak için çeşme arıyorlardı. Bir manastırın yakınında çeşme bulup, ihtiyaçlarını giderirken, rahip, birkaç rahibeyi iyice süsleyip, çeşmenin başına gönderdi. Kadınların geldiğini gören askerler, hemen çeşmenin başından çekilip, sırtlarını döndüler, süslü kadınlara yan gözle bile bakmadılar.
Bu durumu uzaktan ibretle seyreden rahip, hemen Haçlı kumandanına şunları yazdı: “Siz bu ordu ile nasıl başa çıkabilirsiniz? Bunlar kadına-kıza, mala-mülke önem vermiyorlar. Bütün mal ve mülklerini feda ederek, Allah yolunda savaşıyorlar. Herkese karşı iyi davranıp, kimseye zulmetmiyorlar. Siz onlardaki bu özellikleri ortadan kaldırmadan, onlarla savaşırsanız, canlarınızdan ve mallarınızdan mahrum kalacağınız açıktır. Kendinizi ölüme atmayınız!”
|
|
|
|
|
Logged
|
...
|
|
|
|
rengârenk
|
 |
« Yanıtla #2 : Haziran 09, 2009, 02:22:47 ÖS » |
|
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethettikten sonra, hemen kendi ismiyle anılan bir cami ve etrafına da büyük bir medrese yaptırdı. Bugünün üniversitesi sayılan medresede, Fatih de, bir oda almak istiyordu. Fakat Fatih'in bu isteğini medresenin ilim neyeti:
— Siz ne talebesiniz, ne de hacegân sınıfındansınız. Bu durumda medresede bir odaya sahip olmanız mümkün değil, dediler.
Hazreti Fatih, aldığı bu cevaba kızmadığı gibi:
— Medresede bir odaya sahip olabilmem için, ne yapmam lazım? dedi.
— İmtihan olmanız lazım, dediler.
Fatih, aynı talebe imiş gibi imtihana girdi ve imtihanı kazanarak kendi yaptırdığı medresede bir odaya sahip oldu.
|
|
|
|
|
Logged
|
...
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
|
 |
« Yanıtla #3 : Haziran 09, 2009, 02:24:55 ÖS » |
|
Harika paylaşımlar hocam. Teşekkür ederiz. Osmanlının büyüklüğünü bir kez daha gördük...
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 11, 2009, 12:54:09 ÖS Gönderen: meryozcan »
|
Logged
|
"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"
"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
|
 |
« Yanıtla #4 : Haziran 09, 2009, 02:26:28 ÖS » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"
"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
|
|
|
|
rengârenk
|
 |
« Yanıtla #5 : Haziran 09, 2009, 02:27:38 ÖS » |
|
Adı kahramanlık türkülerine konu olan Genç Osman, 1630 yılında Padişah 4. Murad tarafından düzenlenen İkinci Bağdat Seferi'nde yer alan on yedi yaşında bir delikanlıydı. Genç Osman’ın tavsiyesiyle dökülen toplarla Bağdat ele geçirilir. Genç Osman savaşta iki eli kesilmesine rağmen sancağı düşürmez ve ordunun en önünde gider. Bir adamın onu görüp hayret etmesi üzerine bayrak yere düşer ve Genç Osman şehit olur.
1914 ile 1917 yılları arasında Bağdat uğruna canını veren 187 askerle, şehrin kapılarını ilk açan Genç Osman, Bağdat’taki şehitlikte yan yana yatıyor.
Mehteran takımlarının cenk öncesinde çaldığı, hemen her kulağın aşina olduğu şu sözler kazınmış Genç Osman Şehitliği’ndeki mozoleye: “İptida Bağdat’a sefer olanda, Atladı hendeği geçti Genç Osman. Vuruldu sancaktar, kaptı sancağı; iletti burca, dikti Genç Osman. Bağdat’ın kapısını Genç Osman açtı, Gören düşmanların tedbiri şaştı. Allah Allah deyip geçti, Genç Osman...”
Irak’ta Bağdat Şehitliği, Osmanlı Şehitliği ve Kut–el Amare Şehitliği olmak üzere üç Türk şehitliği bulunuyor. Buralarda binlerce şehit yatıyor.
Genç Osman, tarih sayfalarına 1630 yılında Padişah 4. Murad’ın Bağdat seferi öncesinde geçti. Kahramanlığı dilden dile anlatılarak efsaneleşti. Tarihçi Prof. Dr. Fuat Köprülü’nün ‘Kayıkçı Kul Mustafa ve Genç Osman’ adlı eserinde Genç Osman’ı özetle şöyle hikaye eder: “Bağdat seferine çıkacak olan Padişah, tellalları çağırtıp, bıyığına tarak batabilecek yaşta olgun kimselerin orduya katılmasını ister.
Ordudaki kumandanlardan birinin genç yaşta bir oğlu vardır. Sultan’ın huzuruna çıkarılan bu çocuğa padişah, “Bıyığına tarak batmayanın orduya katılmamasını, aksini yapanların öldürüleceğini bilmiyor musun?” diye sorar. Delikanlı sakalının, içinde olduğunu söyleyerek tarağı dudağına saplar. Bu durum da sultanın hoşuna gider; ama Genç Osman ilk Bağdat seferine götürülmez ve şehir ilk saldırıda alınamaz.
Abdulkadir Geylani Hazretleri, Genç Osman’ın rüyalarına girerek top konusunda öğütler verir. Barut yerine toprak, gülle yerine taş koymalarını öğütler. Genç Osman’ın sultanla beraber sefere çıkması ve Abdulkadir Geylani’nin tavsiyeleri üzerine hareket edilmesi sonucu kale surlarında gedik açılır. Ve şehir ele geçirilir. Genç Osman iki eli kesilmesine rağmen sancaktar olduğu için sancağı düşürmez, ordunun önünde gider. Bir adamın onu görüp hayret etmesi üzerine ise bayrak yere düşer, Genç Osman şehit olur.”
|
|
|
|
|
Logged
|
...
|
|
|
|
rengârenk
|
 |
« Yanıtla #6 : Haziran 09, 2009, 02:30:22 ÖS » |
|
Harika paylaşımlar hocam. Teşekkür ederiz. Osmanlı'nın büyüklüğünü bir kez daha gördük...
Rica ederim hocam, ben de minyatür için teşekkür ederim. 
|
|
|
|
|
Logged
|
...
|
|
|
|
rengârenk
|
 |
« Yanıtla #7 : Haziran 09, 2009, 02:35:52 ÖS » |
|
19. yüzyılda Almanya'nın Mülhaym şehrindeki Ren Nehri'nin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu.
Fransızlar, her sene nehrin Almanlar'daki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı.
O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses çıkaramıyorlardı tabiî. Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar.
Mektupta şöyle denmektedir:
"Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar. Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı, İslamiyet'in de halifesisiniz. Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkanı sağlayın."
Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen padişah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnızca asker elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabı bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanır.
Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp mektubu okurlar:
"Fransızlar korkak ademlerdir. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kâfidir."
Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin. Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerınde dolaştırın. Karşıdan gören Fransızlar için bu kâfidir."
Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar. Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında dolaşmaya başlarlar.
Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanlar'ın sevinç çığlıkları atmalarına sebep olur:
"Osmanlılar'dan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini de terkederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar. Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermiştir."
Bu olay, Mülhaymli'lerin gönüllerin de taht kurmuştur. Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülhaym a bağlı Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açarlar.
Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, halen olayın yıldönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip, hadiseyi temsilen kutlarlar.
|
|
|
|
|
Logged
|
...
|
|
|
|
İlkhurz
|
 |
« Yanıtla #8 : Haziran 09, 2009, 06:14:42 ÖS » |
|
İncili Çavuş Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralına gönderildiğinde, elbiseleri yamalı imiş.
Kral: Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı? Deyince.
İncili Çavuş: Osmanlılar adama göre adam gönderirler! Cevabını verir
|
|
|
|
|
Logged
|
Gönlü açık olanın yolu da açık olur.
|
|
|
|
LEF
|
 |
« Yanıtla #9 : Temmuz 11, 2009, 09:27:42 ÖÖ » |
|
Çiçeklerin rengi değişik anlamlara gelirdi
Osmanlı bir evin camının önüne konmuş bir saksıda sarı çiçek bulunuyorsa, ‘Ey yoldan geçen, bu evde hasta var. Yüksek sesle konuşup onu rahatsız etmeyiniz’; camın önündeki saksıda kırmızı bir çiçek bulunması ‘Ey yoldan geçen, bu evde gelinlik kızımız var. Kullandığın kelimelere dikkat et, ağzından argo bir kelime çıkmasın’ anlamına gelirdi. (Sırrı Bedir)
|
|
|
|
|
Logged
|
GÖZYAŞLARIMLA SULADIM MEZARINI LEFKER
|
|
|
|
İlkhurz
|
 |
« Yanıtla #10 : Temmuz 15, 2009, 03:45:42 ÖS » |
|
Çiçeklerin rengi değişik anlamlara gelirdi
Osmanlı bir evin camının önüne konmuş bir saksıda sarı çiçek bulunuyorsa, ‘Ey yoldan geçen, bu evde hasta var. Yüksek sesle konuşup onu rahatsız etmeyiniz’; camın önündeki saksıda kırmızı bir çiçek bulunması ‘Ey yoldan geçen, bu evde gelinlik kızımız var. Kullandığın kelimelere dikkat et, ağzından argo bir kelime çıkmasın’ anlamına gelirdi. (Sırrı Bedir)
çok güzel bir şeymiş
|
|
|
|
|
Logged
|
Gönlü açık olanın yolu da açık olur.
|
|
|
|