EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Şubat 09, 2012, 10:33:12 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: TÜRK KÜLTÜR TARİHİNDE YADA(YEŞİM) TAŞI  (Okunma Sayısı 3623 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Çamur
Bölüm Yetkilisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2480


Sessizliğin sırrı, dudaklarında. ..


Üyelik Bilgileri
« : Ağustos 06, 2010, 11:10:53 ÖS »

Diğer canlılar gibi taşlar da dünyanın ayrılmaz bir parçasıdır.Doğanın insanoğluna sunduğu taşlar,insanlığın ruhsal,bedensel ve zihinsel olarak sağlıklı kalması için yüzyıllardan bu yana insanlığa binlerce hediye suna gelmiştir.

Doğanın bize sunduğu doğal taşlar milyonlarca süren bir zaman diliminde meydana gelirler.Oluşumları sırasında birçok doğal enerjiyi kendi üzerine alırlar.İşte taşların üzerinde birikmiş olan bu enerjiler insanlar üzerinde önemli pozitif etkiler oluştururlar.Bu pozitif etki her ne kadar bilimsel olarak ispat edilemese de birçok insanın denemek kaydıyla pozitif etkilerine şahit olduğunu çevremizde duymaktayız.bu pozitif etki taşların içinde bulunan çeşitli mineral ve elementlerin aynı şekilde insanlarda da bulunmasından kaynaklanmaktadır.

Taşlar ve kristallerden ve enerji psikolojisi teknikleri ile yararlanan İnci Erkin de �taşlar ve kristaller evrendeki en yüksek enerji formu olan ışığı alma,bulundurma,yansıtma,yayma,kırma yeteneğindedirler ve bütün maddelerde olduğu gibi atomlardan oluşmaktadır�� demektedir.Buradan hareketle taşların kendi içlerinde canlı bir enerji taşıdığını söyleyebiliriz.Nitekim çevremize ve taşlarla olan ilişkimize bakarsak ne kadar iç içe olduğumuzu görebiliriz.Bu sebepten dolayı Eski Mısır,Mısır,Güney Amerika,Tibet,Hindistan,Çin ve Türkistan coğrafyası taşların belli amaçlarla kullanıldığı kültürlerdir.



YADA TAŞINA TARİHSEL BAKIŞ



Türk şamanizminde en yaygın geleneklerden biri yağmur,dolu yağdırma ve fırtına çıkarma yahut bunları durdurma kuvvetine sahip bir taşın bulunduğuna ve bu taşın Türklerin atalarından miras kaldığına olan inançtır.Çeşitli efsanelere gore Türklerin elinde bulunan bu taş kutsaldır.

Türk kültüründe önemli bir yer edinmiş olan bu taş,Yada taşı,kültür dairesi içinde mitolojik bir motiften daha çok bir inançtır.Türkler bu taşla yağmur yağdırma,dolu yağdırma yanında kasırga ve yel de çıkarabilmekteydiler.Bu yüzden bu taş aynı zamanda düşmanlara karşı hükümranlıkta da kullanılmıştır.hatta türklerin kavmi egemenlekleri ve fatihlik özellikleri bu taşla açıklanmıştır.Türklerin bu fatihliğinin yada taşına bağlı olduğunu birçok kaynak belirtmektedir.Abdulkadir İnan da yada taşıyla ilgili haberlere çin kaynaklarında rastlandığını belirttikten sonra �Tang sülalesi tarihine göre,dişi kurttan türemiş içjini-nişibu�nun metafizik özelliklere sahip olduğu,yağmur yağdırıp fırtına çıkarabildiği ve 449 yılı olaylardan bahseden bir kitapta,yüeban ahalisindeki bazı kahinlerin cücenlerin saldırışlarına karşı şiddetli yağmur yağdırdıkları ve fırtına çıkardıkları ilk olarak kaydedilmiştir� bilgisini aktarmaktadır. Yine bu üstün gelme,hükümranlıkla alakalı olacağı gayesiyle şu malumatı da vermek istiyorum:Prof.Dr.Faruk Sümer �10. yüzyılda türk memleketlerini gezdiğini iddia eden Arap yazarı Ebu Dulef,İrtiş boylarında oyuran Kimek kavminden bahsederken,onların her istedikleri vakit yağmur yağdırabildikleri bir taşa sahip olduklarını� belirttikten sonra �bu olayı gözüyle gördüğünü söyleyen ilk yazar,büyük Türk alimi Kaşgarlı Mahmud�dur� diyor.

Türkler'in Yada Taşı'nı kullanmaları üzerine kaynaklarda zengin kayıtlar vardır. Muhammed bin Hüseyin, ''Al-Tusi'' adlı yapıtında şunları söyler: ''Türkler arasında, türlü renk ve cinsleri olan Yat Taşı (=Yada Taşı) vardır ki onun madeni Hıtay ve Tavgaç Dağları'ndan çıkar. Bu taş aracılığı ile yağmur, kar, dolu çekilir. Türkler, bu sanatı bilip uygulayanlara ''Yatçı'' derler. Bu işte yetenekli olanlar, köyün bir yanına yağmur ve kar getirdiklerinde, köyün öbür yanında Güneş açar. Türkler bu taşı yanlarında taşırlar ve bu taş sayesinde düşmanlarına üstünlük sağlarlar. Türkistan'da bir tepeden çıkan bu taşları kentlere götürürler, suya asar ve yağmur yağdırırlar.''

Ord.Prof.Dr.M.Şerefeddin Yaltkaya da yağmur taşı üzerinde inceleme yapmıştır.Bu taşın tarihçesini 8. yüzyıla kadar götürmüş ve bu âdetin başka toplumlarda da olduğunu,islamdan önce Araplarda da bulunduğunu söylemekte ve bu defa bilhassa Ebul-Reyhan�ın bir kitabı�ndan etraflıca bahsetmekte,yağmur taşı,Yeşim taşı ve bunun bulunduğu yer,rengi,şekli,nasıl kullanıldığı üzerinde durmaktadır.Bu konuda Türk kültür tarihine çok değerli etnografik çalışmalarıyla hizmet etmiş W.Radloff�un 1861�de Altay�da Abakan ırmağı kıyında bulunduğu sırada başlayan şiddetli yağmura karşın aynı zamanda Yadacı olan rehberinin göklerin açılması için bir manzume okumasına şahit olduğunu da belirtmek yerinde olacaktır.
Fahreddin Mübarekşah, Türkistan'ın taşları arasında çeşitli Yada Taşları ve Yada Taşları'nın yağmur yağdırma özelliği konusunda bilgiler vermiştir. Fahreddin Mübarekşah, yazmış olduğu Tarih'inde Kimek Türkleri'nin, ülkelerinde bulunan Yada Taşları ile yağmur yağdırdıklarını bahseder. Anlattığına göre, Karluk Türkleri'nin yurdu ile Huttalan arasında bulunan bir boğazdan geçerken yağmur ve kar yağmağa başlarmış. Marco Polo, Türkler'le karışan Keşmir'de de Yada Taşı ve yağmur yağdırma sanatının bulunduğunu yazar.
Eski ve Orta Çağ'lar boyunca Türkler'in yağmur, kar yağdırma, yel estirme geleneği üzerine Türk, Çin, İran, Arap ve Avrupa yazarları pek çok bilgiler vermiştir ki ünlü Arap gezgini İbn-i Haldun da bunlar arasındadır. Bu taşa Yay, Yat, Yada, Cada ve bu taşla yağmur-kar yağdırıp rüzgar çıkaran kimselere de Yaycı, Yatçı, Yadacı, Cadacı adı verilirdi. Moğol döneminde Farsça'da kullanılan ''yadamışî'' ve ''cadamışı kerden'' deyimleri, Yada Taşı ile yağmur yağdırmak anl***** geliyordu. Kaşgarlı Mahmud'un kitabında, Uygur Türkçesi ile yazılmış eserlerde, Farsça sözlüklerde Yada Taşı ile ilgili deyişlere rastlanır.
« Son Düzenleme: Ağustos 06, 2010, 11:16:18 ÖS Gönderen: Çamur » Logged

Ölümünün üzerinden taaa 72 sene geçtikten sonra, hiç tanışmadığı, hiç görmediği insanların bedenine imzasını atan bir başka lider var mı dünyada?
Çamur
Bölüm Yetkilisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2480


Sessizliğin sırrı, dudaklarında. ..


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Ağustos 06, 2010, 11:11:32 ÖS »

YADA TAŞI�NIN YAPISI VE ÖZELLİKLERİ

Türklerin kültür tarihinde bir inanç olarak algılanan yada taşıyla türkler;yağmur yağdırma,yel estirme gücüne sahiptirler.işteTürkler Yada Taşı'nı canlı varlıkmış gibi düşünürlerdi. Onlara göre, Yada Taşı'nın kendisine göre bir ısısı, bir sesi vardı; kendine göre biçimlenir, canlanır, ölürdü.Yada Taşları genel olarak yumruk büyüklüğünde olup koyu renklidirler. Üzerlerinde damar damar çizgiler bulunur. Ele alınınca yaygın olarak bir soğukluk duyulur. Sallanınca kulağa, taşın içinden kimi sesler gelir. Üç yıl kullanıldıktan sonra yavaş yavaş gücü azalır. Yada Taşları'nın en iyileri, kendi kendine hayvan veya kuş biçimi almış olanlarıdır. Taşlar, kullanıldıktan sonra su içine konup saklanır.

Şaban şifâi,Yada taşıyla ilgili vermiş olduğu türlü bilgiler arasında Türklerin yede dediği sengi büt�ün görülmüş olduğunu söyledikten sonra Yada taşının özellikleri konusunda �bazılarının renginin toprak ve beyaz olduğunu,üzerinde kırmızı noktalar bulunduğunu� belirtmektedir.Bu konuda Ziya Gökalp da Eski Türklerde Din adlı makalesinde taşın rengi,şekli ve yapısı konusunda Kaşgarlı Mahmut�a dayanarak şu bilgileri vermektedir: �Kaş siyah ve beyaz olmak üzere iki türlü imiş.Beyazına Örünk kaş,siyahına Kara kaş denilirmiş.Örünk,şark türkçesinde ak anlamındadır.�

Yukarda Yeşim taşının özelliklerini daha çok eskiden türkler arasında inanılan düşünce yapısıyla yani mitolojik,folklorik yöndeki özelliklerini vermeye çalıştık.Şimdi de Yeşim taşının daha güncel ve bilimsel anlamda özelliklerini yazmaya geçebiliriz.Genel bir tanımlama yapacak olursak kendi içinde barındırdığı jadeit ve nefrit minerallerinin ortak adıdır diyebiliriz.Yapısı itibariyle dünyada zümrüt,yakut ve pırlantadan sonra gelen en sert taşın yeşim taşı olduğu kaynaklarca belirtilir.Yeşim taşının en makbul renkleri ise koyu yeşil ve sütbeyaz olarak kabul edilmektedir ve doğada küçük parçalar halinde bulunur. Yukarda da belirttiğimiz gibi yeşim taşının,jadeit ve nefrit olmak üzere iki bileşeni bulunmaktadır.Doğada da genellikle nefrit ve jadeit ayrı olarak çıkarılmaktadır.Ayrıca yeşim taşının sertliği 6.5-7.0 arasındadır.Yeşimin iki farklı bileşenden oluştuğu ancak 1863�te keşfedilmiştir.bu suretle bu iki bileşeni ayrı ayrı ele alabiliriz.

Jadeit,içinde sodyum alüminyum silikat olan ve formülü NaAISi2O6�dır ve bir proksen mineralidir.Jadeit, nefritten daha değerlidir ve daha nadirdir.Sadece yüksek basınç ve düşük ısı altında oluşan metamorfik kayalarda bulunur.İnce kesitlerde renksiz olan jadeit beyazdan koyu yeşim yeşiline kadar farklı renklere sahip olabilir.Nadiren leylak renginde de olabilir.En değerli jadeit yarı şeffaf zümrüt yeşilidir. Nefrit ise içinde kalsiyum,magnezyum,demir silikat olan ve formülü CA2(Mg,Fe)5Si8O22(OH))�dir ve bir amfibol aktinolitidir.Genellikle yeşil(özellikle koyu yeşil),gri ya da kremimsi beyaz renginde olur.Sertliği 6.0-6.5arasındadır ve jadeit kadar sert değildir.mat,yağımsı bir parlaklığa sahip iri parçalar halinde bulunur.Nefrit,etimolojik yunanca �nephros�(böbrek) sözcüğünden kök olan Latince lapis nephriticus�tan (böbrek taşı) türemiştir.Günümüzde de bazı böbrek hastalıkları nefrit olarak adlandırılmaktadır.Yeşim taşının alternatif tıpta kullanımı konusunda ayrıca buna değineceğiz.

TÜRKLER ARASINDA YADA TAŞININ ADLANDIRILMASI

Çok eski zamanlardan beri türkler tarafından kullanılan bu taş,türklerin farklı coğrafyalara yayılmaları ve bunun sonucunda ortaya çıkan coğrafik ayrılıklardan dolayı farklı olarak adlndırılmıştır.bu farklı adlandırılmaların bir nedeni de her lehçenin farklı fonetik özellikler taşımasıdır.

Türklerin ilk atasına tanrı tarafından verildiğine inanılan kutsal taş genellikle �yada�;bunun yanında ise �cada� ve �yat� şekillerinde adlandırılmıştır.buna karşın çeşitli tarihsel kaynaklarda farklı şekillerde geçmektedir.örneğin Kaşgarlı Mahmut Divan-ı Lügati-t-Türk adlı eserinde yağmur taşını �yat� diye adlandırarak �bir çeşit bakıcılıktır.Belli başlı taşlarla yapılır� demektedir.buna karşılık hüseyin kazım kadri �türk lugati�inde babürnameden aktardığı parçada �yada�kullanımını gösteriyor.yine Dr.Rıza Nur,Türk Tarihi adlı eserinde eski Türkler buna �kaş� dahi derlerdi� demektedirAbdülkadir İnanın (Tarihte ve Bugün Şamanizm) adlı eserinde de �yada,cada,yat taşı ve yağmur tılsımları� başlıklı bölümde bununla ilgili bilgiler sunulmaktadır.Abdülkadir İnan, Türklerin atasına �yada�(yahut cada,yat) denilen bir sihirli taşın armağan edildiğini yazmaktadır.Ayrıca her Türk lehçesinin fonetik özelliklerine göre farklı şekillerde ifade olunduğunu Yakutçada �sata�,Altaycada �cada�,Kıpçakça grubuna dahil lehçelerde �cay� diye söylendiğini ve İslam kaynaklarında Türklerin bu kutsal taşına �yağmur taşı�(hacer-ül matar) ve �cada taşı� denildiğini söylüyor.Ziya Gökalp,Eski Türklerde Din,konusunu işlerken Türkçede bu taşa �yat� denildiğini eski Türklerin buna �kaş� adını verdiklerini,bu sihirli taşa birçok yerde �yeda taşı�, �ceda taşı�, �yada taşı� adları verildiğini ve bu kelimenin Fransızca�ya �jade� diye geçtiğini,acemlerin bu taşa �yeşim� dediklerini belirtikten sonra bu kelimenin aslının eski Türkçede şimşek anl***** gelen �yeşin� kelimesinden dolayı Türkçe sayılabileceğini söyler.
« Son Düzenleme: Ağustos 06, 2010, 11:17:01 ÖS Gönderen: Çamur » Logged

Ölümünün üzerinden taaa 72 sene geçtikten sonra, hiç tanışmadığı, hiç görmediği insanların bedenine imzasını atan bir başka lider var mı dünyada?
Çamur
Bölüm Yetkilisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2480


Sessizliğin sırrı, dudaklarında. ..


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Ağustos 06, 2010, 11:12:38 ÖS »

YADA TAŞI�NIN ÇOĞRAFYASI

Yeşim taşının nerde bulunduğu veya çıkarıldığı söz konusu olduğunda bunun iki şekilde ele alınması gerektiğini düşünüyorum.Çünkü bu konuda iki yaklaşım sergilememiz ve çıkarıldığı yerler konusunda öncelikle halkın kendi empirik düşüncesiyle Yeşim taşının yerini tayin etmesi ve sonrasında da madenciliğin gelişmesiyle Yeşim taşının coğrafyasının tespit edilmesi sözkonusu olmaktadır.Ben de ilk önce ilk zamanlarda Türklerin bu taşın nerde bulunduğuna dair olan genel inançlarından bahsedeceğim.Coğrafyasından bahsederken aynı zamanda kullanılma metodunu da vermeye çalışacağım.Bu konuda Prof. Faruk Sümer,Yada taşının bazılarının Çin�in doğu sınırlarındaki madenlerde,bazılarının ise �Çin sınırındaki Sürhab adlı kırmızı kanatlı bir su kuşunun mahsulü� olduğunu söylediklerini vurgulamaktadır.yine bu konuda Şaban Şifai de bu taşın nerde bulunduğu konusunda bir ihtilaf olduğunu belirttikten sonra bazılarının bu taşa hayvani dedikleri bir hayvanın karnında bulunduğunu söylediklerini;fakat çok kişinin Çin iklimlerinde ve İranda bir nevi yabani ördekte olduğunu söylediğini,Serhab denilen bu büyük ördeğin kanatlarının kızıl olduğunu,suyu sığ olan yerlerde yuva yaptığını,yaz günleri o mahallin suyu çekilince,Serhab denilen bu ördeğin yuvasının bulunduğu yeri iki defa kazıp taşı buldukları bilgisini vermektedir.Bazılarına göre de yada taşı domuz cinsinden bir hayvanın karnında bulunmaktadır.Seroşevski bu taşın yakutlara göre;at,inek,ayı,kurt gibi hayvanların içinde bulunduğunu ,en kuvvetli sata taşının kurtun karnından çıkarıldığı bilgisini aktarırken abdulkadir inan da bu taşın kırgızlara göre koyun karnından çıktığını söylemektedir.

Daha genel bir ifadeyle durumu özetleyecek olursak bu taşı kullanan Türkler Yada taşının geyiklerin başlarında, su kuşlarının kursağında, yılanlarda, öküzlerin karınlarında bulunduğuna inanmaktaydı.ŞimdiYeşim taşının çıkarıldığı yerler konusunda daha çok günümüze ve bölegelere ait bilgiler vermeye çalışabilirz.Bazı eserlerde yeşim taşının özellikleri ve bununla yapılan ritüeller anlatılırken aynı zamanda çıkarıldığı yerler hakkında bilgi verilmektedir.Günümüzde yeşim taşı kendi bileşenleri olan nefrit ve jadeit olarak çıkarılmaktadır.Doğada bulunan bu mineraller bazen çeşitli patlayıcılarla bazen de çeşitli kimyasal işlemlerle çıkarılmaktadır.Yeşim taşlarıyla ilgili bazı anlatılara göre bu taş,Altay dağlarının buzullu yerlerinde bulunmaktadır.Çin ve Türk kültür tarihinde çok önemli bir yere sahip olan yeşim taşı günümüzde, birçok yerde çıkarılmaktadır.Ülke turizmine dolaysıyla ekonomisine önemli getirisi olan yeşim taşının en zengin maden yatakları Burma,Çin(Khatan,Kaşgar bölgesi),Yeni Zellanda ve Meksika�da bulunmaktadır.Hotan,Yarkent,Türkistan ve Baykal gölü yakınlarında da eskiden beri yeşim elde edilmektedir.Ankara üniversitesinde yapılan bir konferansta Doç.dr. Sönmez Saygılı da Türkiye�de değerli süs taşı bulunmadığını;buna karşın Bursa�da mor jadeitin bulunduğunu belirtmektedir.

Bütün bunların dışında Tarih Hazinesi Dergisi�nin Aralık 1950�de yayımlanan bir sayısında zümrüt ve yeşim taşı yataklarının ülkemizde bulunduğu söylenmektedir.Ayrıca bu dergide üçüncü Sultan Murat tarafından Aksaray Kadısına yazılan bir hükümde Tokat yakınındaki Araz köyünde yeşim taşı bulunduğu iddia edilmektedir.
« Son Düzenleme: Ağustos 06, 2010, 11:17:44 ÖS Gönderen: Çamur » Logged

Ölümünün üzerinden taaa 72 sene geçtikten sonra, hiç tanışmadığı, hiç görmediği insanların bedenine imzasını atan bir başka lider var mı dünyada?
Çamur
Bölüm Yetkilisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2480


Sessizliğin sırrı, dudaklarında. ..


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : Ağustos 06, 2010, 11:13:26 ÖS »

TÜRK DESTANLARINDA YADA TAŞI

Türk kültür tarihimizde çok önemli bir işgal eden Yada taşı şüphesiz destanlarımızda da yer almıştır.Özellikle hakimiyet ve güç unsuru olması bakımından ve yaşamın idamesi için hayat kaynağı olan yağmuru yağdırması açısından Türk insanının günlük yaşamından soyutlanamaz bir parçası olmuştur.Bu suretle ben de elimde bulunan bilgiler ışığında destanlarımızda Yada taşından bahsedeceğim.Bildiğimiz gibi Yada taşı motifi doğu Türklerinin halk edebiyatında çok defa tekrarlanmaktadır.Kırgız-Kazakların Er Gökçe destanında,Altınordunun ünlü kahramanı Er Kosay da,mahiyetindekilerin susuzluktan sıkıntıları üzerine Er Kosay,atının eğerleri altından cay taşını(yat taşı) alıp,birkaç defa sallayarak yere koyuyor ve yağmur yağmaya başlayarak,yağmur suyunu içiyorlar. Başka bir Altay efsanesinde ise, kafir reisi Telege, kar fırtınası ve soğuk yaparak Normon-Bet'in oğlu Ças Tülük'ü öldürür.

Türk destanlarından biri olan Kutlu Dağ Destanı'nda, Yada Taşı'na değinilir. Destana göre Uygur Türkleri, Orkun yöresinden Doğu Türkistan'a, Beşbalıg kentine göç etmek zorunda kalırlar. Bu göçün nedeni, Türkler'in mutluluğunu sağlayan Kut Dağı'nın, Çinliler'in hilesi sonucu parçalanması ve Çin'e götürülmesidir. Kut Dağı'ndan yoksun kalan Türkler kuraklığa ve yıkıma uğrarlar. Canlı cansız her varlık, ''GÖÇ !'' diye bağırır ve Uygurlar yurtlarından göç ederler. Bu destanda da Yada Taşı gibi kutsal bir dağ vardır. Bellidir ki, Türkler bu kayayı yitirmeselerdi, çıkan kuraklığa onunla karşı koyabileceklerdi.
Eski Türk kültüründen birçok motifi bünyesinde barındıran Manas Destanı'nda Yada Taşı, birçok kez geçer. İşte örnekler:

Manas Han, bir at yarışına katılmadan önce, atını zayıflatmak için Yada Taşı ile yağmur yağdırır. Destan'da, Manas'ın düşmanlarının da Yada Taşı'nı kullandıkları şu sözlerden anlaşılır: ''...Konurbay'ın büyücü alpı Kırım oğlu Muradıl, Yada Taşı'nı suya attı ve afsununu mırıldandı. Bu adam, Kalmuklar'ın ünlü yadacılarından biri idi. Bütün gökyüzünü kara bulutlar kapladı. Önce korkunç bir yağmur başladı, derken kar fırtınası koptu. Kül-Çora ile Kan-Çora, atlarını mağaraya soktular, öteki atları salıverdiler. Muradıl Alp, ''Tanrı, bana istediğimi verdi' diyerek Yada Taşı'nı sudan çıkardı, açık hava afsununu söyledi. Hava birden açıldı...''
Yine Manas Destanı'nda, Oyrat (Kalmuk) hanı Kara Han'ın oğlu Almanbet'in doğmasıyla korkan müslüman Kırgız Türkleri, yerlerini yurtlarını bırakıp çevreye dağılırlar. Bunu fırsat bilen Oyratlar, onların bıraktıkları toprakları ele geçirmek için savaş hazırlıklarına başlarlar. Oyratlar'ın ilk akını, Kırgızlar'ın Sol-Yüz reisi Kara Nogay Yamgırçı (Yağmurcu) üzerine olur. Yağmurcu, Türkler'de daha çok Cada/Yada Taşı ile yağmur yağdıran kişilere verilen bir addır. Kırgız Türkleri, Yada Taşı ile yağmur yağdıran kişilere cayşı, Yada Taşı ile iyi ve kötü havalar getirme işine caylatmak derlerdi.



ALTERNATİF TIP VE YADA TAŞI

Doğada bulunan birçok taş,binlerce yıl öncesinden bu yana sağlık alanında kullanılmaktadır.Öyle ki insanoğlu klasik tıp yöntemlerinin halledemediği birçok sorunda doğanın kendisinden yararlanma yoluna gitmiştir.Özellikle doğada bulunan değerli ve yarı değerli taşlar eskiden bu yana insanlar tarafından hem psikolojik hem de fizik terapi amacıyla kullanılmıştır.Bugün taşların bu amaçla kullanımı alternatif tıp olarak nitelenmektedir.Günümüzde bu alternatif tedavi yöntemlerine duyulan ilgi,her geçen gün artmaktadır.Şuan dünyanın dört bir tarafında milyonlarca kişi şifa bulmak için doğanın sunduğu mucizelere yönelmektedir.İnsanlık tarihi kadar eski olan bu tedavi yöntemi bugün yeniden gün ışığına çıkarılmış ve çağın olanaklarıyla modern tıpla birleştirilerek insanlığın hizmetine sunulmuştur.Şunu da belirtmek gerekir ki alternatif tıp,bilimdışı bir kavram değil ve klasik tıbbı reddetmez.Aksine onun çare olmadığı durumlarda devreye girer.Bu alanda çalışmalarıyla uluslar arası üne sahip olan biyoenerji uzmanı inci erkin de taşlarla tedavinin doğrudan bir müdahale olmadığını söylemektedir.Söz konusu olan bu taşlar tedavi amaçlı kullanılmalarının yanında tıpta kullanılan bazı aletlerin yapımında da kullanılmaktadır.Buna günümüzde yakut uçlu lazer cihazları ve ultrasonlarda kullanılan kuarz kristallerini örnek verebiliriz.Alternatif tıpta yararlanılan taşlardan bir tanesi de yeşim taşıdır.Türk kültüründe genellikle yada olarak anılan yeşim taşı tarihte şifa amaçlı kullanılmasının yanında yağmur yağdırma,fırtına çıkarma vs. gibi amaçlarla da kullanılmıştır.İbn Fazlan türkistanda sancıyı kesen taş,kanamayı durduran taş ve yada taşı olmak üzere farklı özellikte taşların olduğunu tespit etmiştir.Madenler ve taşlar uzmanı W.A. Wooster,Meksikalılar�ın yeşim taşı ile ilgili hurafeleri eski dünyada devam ettirdiklerini,podra haline getirilip su ile karıştırıldığında her türlü iç bozukluklara kuvvetli deva olduğu,bünyeyi kuvvetlendirip yorgunluğu önlediği ve ömrü uzattığı ve hatta ölümden biraz önce yeter miktarda alındığı taktirde çürümeyi önlediğini söylemektedir.Özellikle günümüzde uzmanlar tarafından yapılan çalışmalarda yeşim taşının insan üzerindeki etkileri daha etraflıca ortaya çıkarılmıştır.Biz bu etkileri psikolojik ve fiziksel etkiler olmak üzere ikiye ayırabiliriz.Yeşim taşının psikolojik etkileri şöyle sıralanabilir:▪Aşırıya kaçan duygusallıkları dengeleyip kişiyi duyguların tutsağı olmaktan kurtarır ve görüşünü netleştirir.▪Zihinsel olarak odaklanmayı sağlar.▪Korku ve endişe anında,kişinin kendisini güçsüz ve zayıf hissettiği zaman yeşimi kalbinin üstüne koyması içini rahatlatır.▪Kişiye akıl,adalet ve cesaret duyguları verir.▪İnsanda oluşabilecek kibir duygusunu engeller.▪Strese iyi gelir ve gerilimi engeller.▪Kişide aşk,sadakat ve barış duygularını güçlendirir;utangaçlığı ve gururu kırar. Yeşim taşının psikolojik etkilerini yazdıktan sonra fiziksel etkileri de şöyle sıralayabiliriz:▪Pisliklerin(toksinlerin) bedenden atılmasını sağlar.▪Diş problemlerinde ve ağrılarında faydalıdır.▪Hücrelerin yaşlanmasını yavaşlatır.▪Kadınların adet ve doğum sancılarına iyi gelir.▪Göz bozukluğuna iyi gelir.▪Kalp,bağışıklık,böbrekler,kan temizleme ve sinir sistemi üzerinde etkilidir. Bunların dışında biyoenerji uzmanı inci erkin de insan vücudunda yedi enerji merkezinin bulunduğunu söylemektedir.Günümüzde bu enerji merkezlerine �şakra� adı verilmektedir.Sözcüğün kelime anlamı �çarklar�dır.İnsan anatomisinde tespit edilen her şakranın kendine has renkleri ve taşları vardır.Tespit edilen yedi şakranın içinde rengi yeşil ve taşı yeşim olan şakra �kalp enerji merkezi�dir.Bu kalp şakrası olarak da adlandırılmaktadır.Yeri kalp bölgesi;minerali zümrüt malakit,yeşim taşıdır ve rengi yeşildir.Kalp şakrasının simgeleri ise koşulsuz sevgi,bağışlayıcılık,grup bilinci,barış,toleranstır.Dr.İnci Erkin de bu şakranın akıl,mantık,duyguların gerçekliği,arkadaşlık,dostlukla ilgili merkez olduğunu söylemektedir.

Yeşim taşının bu etkilerinin yanında modern tıpta kullanımı da yaygınlaşmaktadır.Özellikle insan vücudu için gerekli olan kalsiyum,magnezyum elementlerini barındırması ve kızılötesi ısıların doğal yayıcısı olması yeşim taşının ehemmiyetini arttırmıştır.Yeşim taşlarıyla yapılan ve birçok ülkede kullanılan termal masaj yatakları artık Türkiye�de de kullanılmaya başlanmıştır.On altı yıl önce Güney Kore�de Migun tarafından üretilen bu yataklar ülkemiz dahil yirmi sekiz ülkede kullanılmaktadır.Bu Migun termal masaj yataklarının içinde bulunan yeşim taşları,sistematik şekilde hareket ederek vücudu ağrılardan kurtarıyor.Bu yataklarda kıyafetlerinizi çıkarmadan,insan eli değmeden ve yağ sürülmeden masaj yapılabilmektedir.Bu masaj sadece yorgunluk giderici masaj olma niteliği taşımıyor;kan dolaşımını düzene soktuğu için bir takım sağlık sorunlarına da iyi gelmektedir.


TASARIM DÜNYASINDA YEŞİM TAŞI

Yeşim taşı, gerek işlenebilirliliği ve gerekse bazı sağlık problemlerine şifa olmasından dolayı günlük yaşamımızda çeşitli süslemelerde de kullanılmıştır.Yeşimin kişinin dünyasında çok yakın bir yer edinmesi nedeni diyebilir ki şu ana kadar anlattıklarımızda değinen hususiyetlerdir.Yeşim,sadece günümüzde değil asırlar boyunca mücevherat ve küçük heykel yapımında kullanılmış,en çok yeşil renkte,kıymetli bir taş olagelmiştir.En çok yeşil ve tonları renge sahip olması yanında,mücevher olarak kullanıldığında siyah,gri,kırmızı,mavi renkleri yeşime özel adlar kazandırır.Bugün de yeşim taşlarının farklı renklerinden yapılmış kolye,tespih,bileklik,küpe ve daha birçok şey görmekteyiz.Yeşimin bir sanat ham maddesi olarak kullanılması onun birbirine sıkı kenetlenmiş kristal yapısından ileri ileri gelir.Bu özelliği,yeşime çok ince oyma işçiliği yapılmasına imkan sağlar.Mermerden çok sert olduğu için iklim şartlarına da dayanıklıdır.Asya ülkelerinde,özellikle de çinde yeşim taşının özel bir yeri vardır;çünkü geleneksel ejderha figürü sonsuzluğu sembolize eder ve yeşim de ejderhanın yeryüzüne ektiği bolluk ve şans tohumlarıdır.Bu nedenle de çok değişik biblolar, ev ve iş yerlerini süslerken,tapınaklarda da ağırlıklı olarak yeşim tespihler bulunur.Öyle ki Çin dahil olmak üzere korede ve Japonyada kraliyet ailesinin bütün takıları yeşim taşından yapılmıştır.Çinliler 1750�lilerde Burma jadeitlerin bulunmasına kadar tüm süslemelerinde nefritten yararlanışlardır.Günümüzde Çin�de,inci ve yeşim dükkanları devletin mülkiyetinde olmakla birlikte malların üzerinde etiket yoktur.Ord.prof. Şerefeddin Yaltkaya�nın bazı kaynaklardan bize aktardığına göre Türklerin eskiden kılıçlarını,atlarının üzerindeki eğerlerini ve bellerindeki kemerlerini savaşlarda galebe çalmak amacıyla yeşim taşıyla süslediklerini,bundan dolayı bunlara bakan şahısların parmaklarına yüzük takmağa ve bıçaklarına sap yapmağa başladıklarını anlatmaktadır.Bunun yapılmasının nedeni bazı kaynaklarda �yeşim�e galebe taşı denmesi ve Türklerin karşılarına çıkan kimselere galip gelecekleridir.Zengin yeşim taşı maden yatakları olan Yeni Zellanda da eskiden Maori�ler de bu taşla çeşitli süs eşyaları yapmışlardır.

Ege Üni.,Türkoloji

KAYNAKÇA: 1)Doğu Anadoluda Eski Türk İnançlarının İzleri,Yaşar Kalafat Ankara 1990.Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü,Yay.:112 yı:A.17.



2)Tarihimizde Gariplikler,Mehmet Seyda, Milliyet yayınları



3)Uluslararası Türk Folklor Kongresi Bildirileri:Irak Türkmenleri Arasında Yağmur Duası Törenleri ve Sosyolojik değer,Ata Terzibaşı

4)Gelenekler,Töre ve Törenler,Ali Rıza Balaban,Betim yayınları/Halk Bilimi dizisi,İzmir 1983.



5)Türklerde Taşla İlgili İnançlar,Doc.Dr.Hikmet Tanyu.Ankara ünv.,İlahiyat fakültesi yayınları.



6)Müslüman Tüklerde Şamanizm Kalıntıları,Abdülkadir İnan. Türkolog


ALINTIDIR.
« Son Düzenleme: Ağustos 06, 2010, 11:18:10 ÖS Gönderen: Çamur » Logged

Ölümünün üzerinden taaa 72 sene geçtikten sonra, hiç tanışmadığı, hiç görmediği insanların bedenine imzasını atan bir başka lider var mı dünyada?
kurthan
Sürekli Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 110


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : Ağustos 07, 2010, 11:09:30 ÖS »

Bilmediğimiz,duymadığımız neler varmış.Bu güzel araştırmayı bir solukta okudum.Teşekkürler paylaşım için.
Logged

Geçer gözüm
İçimizden bir aşk geçer
Ve keder
Ve heder olmuş bir hayat
Nasıl geçerse zehir damarlarımızdan
Öyle yavaş öyle deşer de geçer
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM