EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Şubat 09, 2012, 10:21:18 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: TÜRK KAVMİNE GÖNDERİLEN PEYGAMBER  (Okunma Sayısı 4002 defa)
0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Çamur
Bölüm Yetkilisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2480


Sessizliğin sırrı, dudaklarında. ..


Üyelik Bilgileri
« : Şubat 02, 2010, 10:30:06 ÖS »

Bu yazımızı okuyan bazılarının; “Türk’ün Peygamberi de nereden çıktı” dediklerini duyar gibiyim. Her şeye rağmen bir yaraya parmak basmak zorundayız. Her kavme bir Peygamber gönderildiğine göre Türk Kavmine(milletine) gönderilen Peygamberi neden bilemiyoruz? Birer Türk olarak bunu bilmek bizim hakkımız değil midir? İşte bu müktesep haktan ve meraktan hareketle bu araştırmayı yapma lüzumunu gördük.

Türk denince, hemen ırkçılık damgası vuran, Arap-Fars dendiği zaman ağzının suyu akanların yanlış anlamalarına izin verilmemesi için öncelikle şu açıklamayı yapmak lüzumunu görüyoruz: Hz. Muhammed, “Son Peygamber” olup, bütün Alemlere Rahmet olarak gönderildi. Kainat onun hürmetine yaratıldı. Bütün İnsanlar, Cinler ve Peygamberler ondan Şefaat dileyecekler. O bütün kainatın Peygamberidir. Diğer Peygamberler Kavim Peygamberidirler. Buna hiç birimizin itirazı yok. Bu İman ve İnanç çerçevesi içerisinde kalarak, bu güne kadar diğer kavimlerin Peygamberlerinin bilindiğini, ancak Türk Kavmine gönderilen Peygamberin kasıtlı olarak gizlenmesi düşündürcüdür.

Şimdi Ayetlerin ışığında bu konuyu aydınlatmaya çalışalım: Cenab-ı Allah, Kur’an-ı Kerim’inde; “Andolsun ki biz, Allah’a kulluk edin diye her Ümmet’e bir Peygamber gönderdik...”(Nahl s.36) buyurmaktadır. Bir başka Ayetinde; “Rabbin, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir Peygamberi memleketlerinin ana merkezine göndermedikçe, o memleketi helak edici değildir.”(Nahl s.59) buyurmaktadır. Her kavme mutlaka bir Peygamber gönderildiğini bu iki Ayet-i Kerime’den anlamaktayız.

Bazı araştırmacılar, Hz. İbrahim’in babasının takma adının(Hazar Bölgesinden geldiği için) Azer olduğu, asıl adının Tarekh(Taruh) olduğu ve Tarekh, Tarıkh, Türükh’den hareketle TÜRK olduğunu ve KANTURA adında Türk bir hanımla evlendiğini beyan etmektedirler. Hz. Muhammed’in; “Kantura Oğullarına ilişmeyiniz. Mürüvvet, nimet ve saltanat onların olacak” mealinde bir de Hadisi vardır. İbrahim tezinden hareketle, Hz. İsmail’in soyundan gelen Hz. Muhammed’in de Türk olduğu ileri sürülmektedir. Arap kaynaklarında Peygamber Efendimize ve Ailesine “Arab-ı Müstağribe” denilmektedir. Yani “Garip Arap, Yabancı Arap, sonradan Araplaşan” manalarına gelmektedir. Yine Peyganber Efendimiz; “Ben Arabım, Arap benden değil” derken, bir bakıma “Arab-ı Müstağribe” olduğunu anlatmak istemiş olabilir. Evs ve Hazreç Kabilelerinden olan Hz. Muhammed’in KURT(Hazreç) kabilesinden olması bir tesadüf olabilir mi?

Mısır Kralı Mukavkis, Peygamber Efendimize dört Cariye(taze genç kız) gönderir. Bu dört kızın Türk Sahabi oldukları beyan edilmektedir. Dedesi İbrahim’in geleneğine uyan Hz. Muhammed, Mariye İsimli Türk Kızı ile evlenir. Mariye’den oğlu İbrahim doğar.(Hz. Hüseyin de Türktür.Ayyıldız Yayınları) Bu konuya başka bir araştırmada geniş yer vereceğiz.

Biz asıl konumuza gelelim:

Türk’ün Peygamberini düşünüp dururken, Arslan BULUT’un “Türklüğün Yeni Dünya Düzeni” başlıklı araştırmasını okuyunca, Türk’ün Peygamberini öğrenmiş olduk. Ayrıca millet olarak nasıl aldatıldığımızı, uyutulduğumuzu acı bir şekilde öğrenmiş olduk. Hemen Yavuz Sultan Selim’in zamanına giderek, İran ve Mısır seferleri ile bağlantı kurduk:

Yavuz Sultan Selim, İran ve Mısır’a sefer yaptığında, İran’da ŞİA Mezhebinden yaklaşık 1000, Mısır’da EŞ’ARİ Mezhebinden yaklaşık 1000 dolayında Alimi, işsiz kaldıkları gerekçesi ile Anadolu ve İstanbul Medreselerine yerleştirmiştir. Yavuz Selim’in Alimlere olan saygısından dolayı yapmış olduğu en gafilce bu hata, Osmanlı’nın sonunu hazırlamıştır. Yavuz’un İran ve Mısır’a sefer yapmasının asıl nedeni toprak olmayıp, İslam adına İslam’a zarar veren ŞİA ve EŞ’ARİ(şimdiki Vahhabilik) fitnesini bastırmak gayesini taşıyordu. Bir toplumu Alimler bozar, yine Alimler dizer.. Alim bozulursa Alem bozulur...

Aslında İran ve Mısır’daki Fitnenin ve sapıklığın müsebbipleri ve uygulayıcıları yine bu “Sapık Alimler” idi. O zaman İran’da, Humeyni gibi “Kadınlarla Fiil-i Livata’yı” meşru gören Sapık Mezhep İmamı Alimler mevcuttu.(Tavzihul Mesail-Tahrirul Vesile s.61-62)

Zamanın İstanbul ve Anadolu Üniversitelerinde Türk olup, AKILCILIĞA dayanan İmam-ı MATURİDİ’nin Ekolünün geçerli olduğu bir çağda, bu Sapık Alimlerin Medreselere yerleştirilmeleri sonucu, NAKİLCİLİĞE dayanan Arap ve Pers Ekolünün geçerli kılınması sonumuzu hazırlamıştır. Bu NAKİLCİLER aynı zamanda İCTİHAT KAPILARINI da kapatmışlardı. Bu dönemden sonra Osmanlı yeniliklere kapandığı için, gerilemeye başladı. Matbaa’nın 150 yıl kadar Osmanlı’ya girmesine engel olan Türk Alimler değil, İctihat Kapılarını kapatan işte bu Nakilci Sapık Alimlerdi.

Bu Sapık Alimler, Kur’an Tefsirlerimizle oynayarak Türk’ün Peygamberi ZULKARNEYN’in Rum Hükümdarı İSKENDER olduğunu ileri sürdüler. Bu durumda İskender’in Mü’min olması gerekirdi. Halbuki İskender, Tahrif Edilmiş bir Din olan Hristiyanlığa inanıyordu. Yavuz’un gününden bu güne kadar hala Tefsir ve Meallerimizde ŞİA ve EŞARİ’nin tesirini görmek mümkündür. Zülkarneyn’i “Veli mi, Nebi mi” tartışmasına sokan bu Alimler, Kur’an-ı Kerim’de ismi zikredilen 28 Peygamberi, Din Dersi kitaplarımıza 25 Peygamber olarak yazdırmayı başarmışlardır. Asıl amaçları, Türk’e gönderilen Peygamberden söz ettirmemek, onu yok saymaktır.

Zülkarneyn’in Peygamber mi, yoksa Veli mi olduğu tarışılır ancak, Pakistanlı Prf. Ahmet DEEDAT’ın Kur’an-ı Kerim’de tesbit etmiş olduğu 19 rakamı, onun Peygamber olduğunu tasdik etmektedir. Kur’an-ı Kerim’de 513 yerde Resul ve Nebi kelimeleri geçmektedir. 513’ü 19 rakamına böldüğümüzde (513:19=27) 27 çıkmaktadır. Bu hesaba göre, Kur’an’da Kıssa’sı geçen Peygamberlerin sayısının 27 olduğunu anlıyoruz. Kur’an’daki sıralamaya göre Zulkarneyn’in ilk 27’nin içerisine girdiğini görmekteyiz.. Tabii ki bu 19 rakamına itiraz edenler de vardır.

Vani Mehmet Efendi eserinde “Kehf Süresinde” kıssası geçen Zülkarneyn’in, Oğuz Han olduğuna işaret etmiştir. Kur’an-ı Kerim’in El Kehf Süresi’nde 85. Ayetten, 92. Ayete kadar Zulkarneyn’nin Kıssa’sı anlatılır: “O da (batıya ulaşmak için) bir yol tuttu.- Nihayet Güneş’in battığı yere(Okyanus kıyısına) vardığı zaman, Güneş’i(sanki) siyah bir çamura batıyor buldu.- Sonra Zulkarneyn(doğuya doğru) bir yol tuttu.- Nihayet Güneş’in doğduğu yere(uzak doğuya) vardığı zaman Güneş’i öyle bir kavim üzerine doğuyor buldu ki, onlara, Güneş’ten kendilerini koruyacak bir siper yapmamıştık.- Sonra da(güneyden kuzeye doğru üçüncü) biryol tuttu.” Diye buyurulmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de, Zulkarneyn’nin Doğuya, Batıya ve Güneyden Kuzeye üç ayrı sefer yaptığı belirtilmektedir. Oğuz Han’ın 126 yıl süren Hanlığı sırasında, Turan ve Hindistan’a, Irak, İran, Şam ve Mısır’a kadar yürüdüğü, oralara Vali tayin edip, yurduna döndüğü anlaşılmaktadır. Bilge Kağan Kitabelerinde şöyle diyor; “Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına(kutuplarda altı ay gece, altı ay gündüz olur) kadar ülkelerde yaşayan bütün milletler hep bana bağlıdır. Bunca milleti düzene soktum. Artık karışıklık yok. Türk Kağanı Ötüken’de oldukça, ülkede düzen bozulmaz.”(A.Bulut)

Yine Vani Mehmet Efendiye göre, Oğuz Han’ın kurduğu hakimiyet ve yapmış olduğu seferler, Zulkarneyn’in yapmış olduğu seferlerle çok benzerlik arzetmektedir. Bu nedenle Oğuz Han adı ile anılan Türk’ün Peygamberi’nin ZULKARNEYN ile aynı kişi olduğu görüşü gittikçe kuvvet kazanmaktadır. Tarikçilere göre aynı dönemde yaşayan iki kişinin, aynı dönemde Dünya Hakimiyeti olamaz. Öyle ise bahsi geçen bu iki isim aynı kişidir denilmekltedir.

“Kaşgarlı Mahmut’un Divanında(C1.S.111-113) Uygurlar anlatılırken; “Zülkarneyn, Uygur illerine geldiğinde Türk Hakanı ona 4000 kişi göndermiş. Bunların tuğlarında Şahin Kanatları takılı imiş. Bunlar hem öne, hem arkaya ok atarlarmış. Zülkarneyn, bunlara şaşmış kalmış ve güya Farsça; ”inan khuz khurend” yani bunlar, kendi kendilerine geçinirler, başkalarının yiyeceğine muhtaç olmazlar. Çünkü bunların elinden av kurtulmaz, istedikleri zaman avlanıp yiyebilirler” demek istemiş.”(E.Yavuz. Tarih Boyunca Türk Kavimleri. S.224)

Uygur bölgesine gelen Zülkarneyn’e karşı Türk Hükümdarının 4000 kişiyi savaşmak için değil de, karşılamak için gönderdiğini anlıyoruz. Eğer Zülkarneyn’in Türklerle bir soy bağı olmasaydı, Türk Hakanı karşılama yerine, ona savaş açarak karşılık verebilirdi. Çünkü Zülkarneyn’e peşinen bir teslimiyet ve bağlılık görülmektedir. Bu durum, Zülkarneyn’in Oğuz Han olabileceği ihtimalini kuvvetlendirmektedir.

“Türk Han’dan, Oğuz Han’a kadar hüküm süren Hanları sayan ve Oğuz Han’ın, Kara Han’ın oğlu olduğunu belirten Ebulgazi Bahadır Han’a (Şecere-i Terakkime) göre Türkler, Oğuz Han’dan üç nesil öncesine kadar Müslüman(yani Mü’min) idi.”(A.Bulut-Türklüğün Yeni Dünya Düzeni)

Vani Mehmet Efendi’ye göre “Oğuz Han, Türklere Hanif Dini’ni öğretiyordu.” Bu görüşe göre Oğuz Han, Hz. İbrahim’in dini olan Hanif Dini’ni yaymakta idi. Yani İslamiyet’ten 3700, günümüzden yaklaşık 5200 yıl önce Türkler Hanif Dini’ne inanıyorlardı ve Mü’min idiler.

Başka bir çalışmamızda “Şamanizm-Hanif Dini ve Şamanizm-İslam benzerliğine” ve Hz. Muhammed’in Kırk yaşına kadar Hanif Dinine inandığına değinmiştik. Belkide Tarihteki adı ile Şamanizm, Kur’an’daki adı ile Hanif olan bu din aynı dindir. Çünkü Tarihteki adı ile Oğuz Han, Kur’an’daki adı ile Zulkarneyn denen kişi eğer Hanif Dinini yaymış ise, bir kişi aynı anda hem Şaman, hem Hanif sayılır. Öyle ise bahsedilen din aynı dindir diyebiliriz.

Batı kaynaklı yalancı tarihçilerimiz, Türklerde “Yer Tanrı-Gök Tanrı” inancının hakim olduğunu iddia etmektedirler. Burada İki Tanrı ortaya çıkmaktadır. Asıl Tarihimiz ise Türklerde “Tek Tanrı İnancının Hakim olduğunu” yazmaktadır. Bu durumda bir çelişki gündeme gelmektedir. Hani Türkler Tek Tanrıya inanıyorlardı? Bu iki Tanrı da nereden çıktı?

Buradaki yanlış şudur: Asırlarca Kitabelerimizi biz tercüme edemedik. İlk önce Çinliler tercüme ettiler. Çince’den Macarca’ya, Macarca’dan Fransızca’ya, oradan Türkçe’ye yanlış olarak tercüme edilen Kitabelerimiz, bize hatalı olarak ulaştılar. Çünkü bir dilde olan bir kelimenin tam karşılığı sayılan kelime başka bir dilde olmayabiliyor. Biraz yakın veya benzeri kelime ile tercüme edilebilmektedir.

“Yer Tanrı-Gök Tanrı” ibaresine sadece “in” veya “ün” eki eklediğimiz takdirde kitabenin doğrusu ortaya çıkacaktır ve doğrusu “Yer(in) Gök(ün) Tanrısı” olduğu kolayca anlaşılacaktır. Böylece iki Tanrı inancı da ortadan kalkmış olacaktır. Türkler, yaklaşık bundan 5200 yıl önce Tanrı’yı “Yerin-Göğün Tanrısı” olarak tarif etmişler. Bu görüş İslam İnancına en uygun görüştür. Yaklaşık bu inanıştan 3700 yıl sonra Nazil olan Kur’an-ı Kerim’de bu tarif şekli, aynen Ayet olarak yerini almıştır.

Kur’an’da “Rabbussemevatü vel ard” olarak yerini alan bu Ayet’in meali, aynen Türklerin Tarifi gibidir: “Göklerin ve Yerin Rabbı” tanımı Dinlerin benzerliğini tescil etmektedir.

Şaman veya (Hanif) iken Mü’min olan Türkler, bu dinin tamamlayıcısı ve son din olan İslam ile tanışmakla daha da mükemmeliyet kazanmışlardır. Tabii ki, bu arada İslamlaşalım derken Araplaşma ve Persleşme’den de kurtulamamışız. Tarih, dinlerin benzerliğinden dolayı Türklerin Müslümanlığı seçtiklerini yazıyor. İşte bu benzerliğin sırrı, Hanif(Şamanizm) Dininde yatmaktadır. Attila Diyor ki; “Ben ve Milletim, Tanrının Kırbacıyız. Tanrı kendi yolunda çıkanları cezalandırmak için bizi göderdi.”(DLT) O dönemde henüz Müslüman olmayan Attila’nın “Tanrının Kırbacıyız” sözünden, onun da Hanif olduğu manasını çıkarabiliriz. Sonuç olarak, Hanif Dininin Oğuz Han, İslam Dininin Osmanlı Türkü tarafından dünyaya yayıldığını görüyoruz. Takdiri sizlere bırakıyorum. 12.10.1994- Mehmet Demir Atmalı. Gazeteci Yazar.

***********************************************************

KAYNAK:

1-A. Fikri YAVUZ. Kur’an Meali.

2-Arslan BULUT. Türklüğün Yeni Dünya Düzeni-ORTADOĞU GAZT.

3-Bektaş “AYYILDIZ YAYINLARI”.- Hz. Hüseyin de Türktür.

4-İmam Humeyni- Tavzihul Mesail ve Tahrirul Vesile adlı kitaplar

5-Kaşgarlı Mahmut- Divan-ı Lügat-it Türk.

6-Edip YAVUZ- Tarih Boyunca Türk Kavimleri.

Mehmet Demir Atmalı


alıntıdır.
Logged

Ölümünün üzerinden taaa 72 sene geçtikten sonra, hiç tanışmadığı, hiç görmediği insanların bedenine imzasını atan bir başka lider var mı dünyada?
Çamur
Bölüm Yetkilisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2480


Sessizliğin sırrı, dudaklarında. ..


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Şubat 02, 2010, 10:31:12 ÖS »

Ben de Oğuz Kağan'ın Zülkarneyn olduğuna inanıyorum.
« Son Düzenleme: Temmuz 17, 2010, 09:55:03 ÖS Gönderen: Çamur » Logged

Ölümünün üzerinden taaa 72 sene geçtikten sonra, hiç tanışmadığı, hiç görmediği insanların bedenine imzasını atan bir başka lider var mı dünyada?
kurthan
Sürekli Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 110


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Temmuz 17, 2010, 09:22:14 ÖS »

Okunası bir yazı...
Logged

Geçer gözüm
İçimizden bir aşk geçer
Ve keder
Ve heder olmuş bir hayat
Nasıl geçerse zehir damarlarımızdan
Öyle yavaş öyle deşer de geçer
glsh142
Bölüm Yetkilisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2369


giden gitmiştir ağlamak boşa...


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : Temmuz 29, 2010, 11:23:44 ÖÖ »

Ben de Oğuz Kağan'ın Zülkarneyn olduğuna inanıyorum.
Bu iddialar sürüyor Çamur hocam.İnanmak içinde sebepler var gibi.

Bozkırın Sırrı Türk Peygamber diye bir kitap çıktı yazın başında.Okumanızı tavsiye ederim tam da bu konuyu anlatıyor orada.Daha geniş bilgi sahibi olabilir hem de eski türklerin geleneklerini öğrenmiş olursunuz .
Logged

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.


meryemozcan
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8536


Güzel olan sevgili değildir,sevgili olan güzeldir


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : Temmuz 29, 2010, 05:06:58 ÖS »

Gerçekten sıkılmadan okunacak bir yazı teşekkürler Çamur. 11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud'un tespitlerinin doğruluğu zaman geçtikçe anlaşılacak.
Logged


Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : Temmuz 29, 2010, 05:46:42 ÖS »

    
En çok tartışılan konulardan biri de Türklere peygamber gelip gelmediğidir. Kur’an-ı Kerim’de bütün kavimlere peygamber gönderildiği özellikle vurgulanır. O zaman Türklere de gönderildiği kesin.

Birçok araştırmacı Yunan ilahlarını inkar ettiği için mahkeme kararıyla zehirlenip öldürülen Sokrates’ın, hayatı boyunca putlarla mücadele eden Budha’nın, İranlı Zerdüşt veya Çinli Konfüçyüs’ün de peygamber olduğu inancındadır.

Tüm toplumların uyarıldığı kabulüyle “Allah Kızılderililere de, Afrikalılara da elçi gönderdi” diyen insanlarımız haliyle şunu da merak etmekte: “Peki, ele avuca sığmaz atalarımız için semavi uyarıcılar gelmedi mi?”

Eğer Allah -sözünde sadık ve dahi adil ise- Asya bozkırlarında ön Türkçe konuşan Peygamberlerin yaşamış olması kaçınılmaz…

Türklerin İslamiyet’i benimsemesine dair şimdiye kadar doğru yanlış çok şey söylendi. Birçok kitap, makale yazıldı.

İslamiyet’ten hoşlanmayan, Müslüman kelimesini duydu mu irkilen, dinin kendisinden habersiz bazıları Türklerin kaba güçle, silah zoruyla İslamiyet’e geçtiğini hep söylerler. Belki bunda kısmen de olsa haklılık payı vardır. Peki ama tek başına bu durum koskoca Türk kavminin İslamiyet’i seçmesinde yeterli bir sebep midir? Elbette değil.

Türk olup Museviliği seçen kavimler de var: Hazarlar gibi… Arthur Koestler’in 13. Kabile kitabı bu alanda yazılmış en iyi kitaplardan biridir. Hazar Türkleri’nin Museviliği seçme nedenlerini çok detaylı bir şekilde anlatmış Koestler. Hazarlar acaba Bizans ile Müslüman Araplar arasında bir denge unsuru olarak mı Museviliği seçtiler şeklinde özetlenebilecek tezi çok güçlü ve mutlaka detaylı bir şekilde tartışılmayı bekliyor.

Elbette hem o günün şartlarına göre hem de Türklerin kendilerini İslamiyet’e yakın hissetmeleri gibi başka durumlar da mevcuttu. Bu konuda Dücane Cündioğlu’nun kitapları ve yazıları ikna edici birçok cevabı veriyor.

İslam dinine göre son Peygamber Hz. Muhammed’dir. Alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Peygamberimizden önce de birçok peygamber gelip geçmiştir. En çok tartışılan konulardan biri de Türklere peygamber gelip gelmediğidir. Kur’an-ı Kerim’de bütün kavimlere peygamber gönderildiği özellikle vurgulanır. O zaman Türklere de gönderildiği kesin.

Geldiyse hangi dönem gelmiştir? Nasıl bir peygamberdi? Türklere neler müjdelemişti? Bu soruların cevapları yakın zamanda yayınlanan Ahmet Turgut’un yazdığı Bozkırın Sırrı-Türk Peygamber kitabında detaylı bir şekilde işleniyor.

Kurtlar Vadisi senaryo yazım ekibinde yer alan Ahmet Turgut uzun zamandır kafasını kurcalayan bu meseleyi ince eleyip sık dokumuş… Neredeyse en küçük ayrıntıları bile hesaba katmış.

Zaten kitabı okuduğunuzda dönemin ruhunu nasıl yakaladığını, abartıya kaçmadan olayların akışını sade bir dille anlattığını göreceksiniz. Türklerin tek Tanrı anlayışıyla İslamiyet arasında kurulan kurgu çok başarılı olmuş…

Ayrıca Ahmet Turgut günümüzde kullandığımız bazı kelimelerin etimolojik kökenini, nasıl türediğini, o dönem nasıl kullanıldığını da dipnotlarla desteklemiş. Okuyucuya verilen bilgiler de bu yönde oldukça aydınlatıcı olmuş.

Son yıllarda yazılmış en iyi roman olma özelliğini de taşıyan Bozkırın Sırrı –Türk Peygamber daha çok tartışılacağa benziyor.

Cem Küçük - Haber 7


Logged
glsh142
Bölüm Yetkilisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2369


giden gitmiştir ağlamak boşa...


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #6 : Temmuz 29, 2010, 10:15:52 ÖS »

Kitabı okurken göreceksiniz kurgu mu acaba gerçek mi sorusunu kendinize çok soracaksınız.
Logged

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.


Çamur
Bölüm Yetkilisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2480


Sessizliğin sırrı, dudaklarında. ..


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #7 : Temmuz 29, 2010, 10:47:10 ÖS »

Kitapta kim diyor peki? Bir isim veriyor mu?
Logged

Ölümünün üzerinden taaa 72 sene geçtikten sonra, hiç tanışmadığı, hiç görmediği insanların bedenine imzasını atan bir başka lider var mı dünyada?
glsh142
Bölüm Yetkilisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2369


giden gitmiştir ağlamak boşa...


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #8 : Temmuz 29, 2010, 11:10:10 ÖS »

Öktem adı ile geçiyor.Hz. Nuh'un tufanından ve Hz.Muhammed (s.a.v)'e gelen vahiylerdende bahsediyor.
Logged

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.


Çamur
Bölüm Yetkilisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2480


Sessizliğin sırrı, dudaklarında. ..


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #9 : Temmuz 29, 2010, 11:16:13 ÖS »

Kitabı okumadım ama ne söyleyeyim doğru bile olsa hiç kabul edesim yok bu bilgiyi. Kahkaha Oğuz Kağan'a olan inancım devam edecek ama kitabı okuyacağım tabii.
Logged

Ölümünün üzerinden taaa 72 sene geçtikten sonra, hiç tanışmadığı, hiç görmediği insanların bedenine imzasını atan bir başka lider var mı dünyada?
glsh142
Bölüm Yetkilisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2369


giden gitmiştir ağlamak boşa...


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #10 : Temmuz 29, 2010, 11:20:47 ÖS »

Okurken çok sorguladım .Yok canım dediğim yerlerde oldu.Sonra birine sordum Son peygamberden önce gelen peygamber onun hakkında bilgiye sahiplermiş.o zaman biraz daha inandım Kahkaha
Logged

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.


naprev
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 967


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #11 : Temmuz 30, 2010, 10:56:40 ÖÖ »

Çamur hemşerim. Türk tarihi, Türk kültürü ve Türk varlığına olan ilgi ve alakan nedeniyle tebrik ederim seni. Ancak, yukarıda alıntıladığın yazının, ilmi, tarihi, dini ve edebi hiçbir değerinin olmadığını, mantıki, tarihi ve bilimsel-teknik bilgilerle büsbütün çeliştiğini, bilimsel hiçbir kaygı ve sorumluluk taşımadan, son derece sathi bir bakışla ve gelişigüzel yazılmış bir yazı olduğunu, verilen ayetlerin yer yer teknik ve numara bilgilerinin doğru olmadığını belirtmek zorundayım. Bu şekilde yazmamın nedenini somut alıntılarla da ifade edebilirim isterseniz. Sevgiler...
« Son Düzenleme: Temmuz 30, 2010, 10:59:47 ÖÖ Gönderen: naprev » Logged
meryemozcan
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8536


Güzel olan sevgili değildir,sevgili olan güzeldir


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #12 : Temmuz 30, 2010, 12:29:54 ÖS »

Naprev hocam bize bilimsel ve teknik bilgilerle nasıl büsbütün çeliştiğini anlat. Somut alıntılarla ifade etmeni istiyorum. Yazının içeriğini bir kenara bırakıyorum sadece başlıktan hareketle Türk kavmine bir peygamber gönderilmiş midir?
Logged


Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
Çamur
Bölüm Yetkilisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2480


Sessizliğin sırrı, dudaklarında. ..


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #13 : Temmuz 30, 2010, 09:38:20 ÖS »

Meryem Hocamın saydıklarının yanında bir de mantık hatasının hangi bölümde bulunduğunu merak ettim Naprev Hocam.
Logged

Ölümünün üzerinden taaa 72 sene geçtikten sonra, hiç tanışmadığı, hiç görmediği insanların bedenine imzasını atan bir başka lider var mı dünyada?
naprev
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 967


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #14 : Temmuz 31, 2010, 12:31:26 ÖÖ »

Bu yazımızı okuyan bazılarının; “Türk’ün Peygamberi de nereden çıktı” dediklerini duyar gibiyim. Her şeye rağmen bir yaraya parmak basmak zorundayız. Her kavme bir Peygamber gönderildiğine göre Türk Kavmine(milletine) gönderilen Peygamberi neden bilemiyoruz? Birer Türk olarak bunu bilmek bizim hakkımız değil midir? İşte bu müktesep haktan ve meraktan hareketle bu araştırmayı yapma lüzumunu gördük.

Türk kavmine gönderilen peygamber var mıdır? Varsa kimdir, adı nedir? Nerede yaşamıştır ve nasıl bir peygamberlik hikayesi vardır?

Türk’ün kendisine gönderilen peygamberi bilememesi bir ‘yara’ (yazarın ifadesi)dır. Yazar, yara demekle ‘Türk’ün peygamberi’ne kesin bir kanaatini ifade etmektedir.


Türk denince, hemen ırkçılık damgası vuran, Arap-Fars dendiği zaman ağzının suyu akanların yanlış anlamalarına izin verilmemesi için öncelikle şu açıklamayı yapmak lüzumunu

O bütün kainatın Peygamberidir. Diğer Peygamberler Kavim Peygamberidirler. Buna hiç birimizin itirazı yok. Bu İman ve İnanç çerçevesi içerisinde kalarak, bu güne kadar diğer kavimlerin Peygamberlerinin bilindiğini, ancak Türk Kavmine gönderilen Peygamberin kasıtlı olarak gizlenmesi düşündürcüdür.

Türk kavmine gönderilen peygamber ‘kasıtlı olarak gizlenmiştir’. Bu çok ciddi bir iddiadır. Böylesi bir iddianın gerekçelerini birlikte arayalım yazıda.

Şimdi Ayetlerin ışığında bu konuyu aydınlatmaya çalışalım: Cenab-ı Allah, Kur’an-ı Kerim’inde; “Andolsun ki biz, Allah’a kulluk edin diye her Ümmet’e bir Peygamber gönderdik...”(Nahl s.36) buyurmaktadır. Bir başka Ayetinde; “Rabbin, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir Peygamberi memleketlerinin ana merkezine göndermedikçe, o memleketi helak edici değildir.”(Nahl s.59) buyurmaktadır. Her kavme mutlaka bir Peygamber gönderildiğini bu iki Ayet-i Kerime’den anlamaktayız.

İkinci ayet, Nahl suresine değil, Kasas suresine ait bir ayettir. Dikkatten kaçmış olması mümkündür diyelim. Yalnız, yukarıdaki ayetlerin lafzından yola çıkarak, yer yüzünde gelmiş geçmiş ne kadar kavim varsa hepsine bir peygamber gönderilmiştir şeklinde ‘kesin’ bir sonuç çıkarmak asla kolay bir iş değildir. Son Peygamberin dışında veya ondan önceki peygamberlerin soyu, yaşadığı tarih ve yerleri, hayat hikayeleri ve peygamberlik maceralarına dair elimizdeki veriler, bilimsel bilgi olmaktan ziyade, tarihi hikayeler ve doğruluk dereceleri son derece zayıf rivayetlerdir. Önceki peygamberlerin hayatlarına ait bilgilerimizin bir diğer kaynağı da Kitab ı Mukaddes ve Kur’an’ı Kerimdir. Yalnız, dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husus vardır ki; örneğin, Kur’an’ı Kerim’de geçen peygamber kıssalarına dayanarak, Türklere de ‘mutlaka’ bir peygamber gönderilmiştir gibi bilimsel bir sonuç asla çıkaramayız. Kur’an’ı Kerim’in, bilimsel bilgiye dair bazı unsurlar ihtiva etmesi doğrudur, ancak o, bilimsel bir kitap asla değildir. Bilime yön verebilir, bazı bilimsel ilkeler getirebilir, bilime ışık tutabilir, fakat, Kur’an’ı Kerim bilimsel veriler asla sunmaz. Onun içindir ki, geçmiş peygamberler ve kavimler hakkında Kur’an’da anlatılan hikayelerin hiç birinde yer, zaman ve sayı unsuruna rastlanmaz. Neden? Çünkü, Kur’an’ın amacı insanoğluna bilimsel bilgi vermek değildir. Onun amacı, insanı, tevhide, mana olana ve güzel ahlaka odaklamak ve onun haddini bilmesini sağlamaktır. Kur’an ayetlerinden bilimsel bilgiler çıkarmaya kalkarsak, bundan Kur’an da zarar görür, bilim de. Ne Kur’an’ın böyle bir gayesi vardır, ne de bilimin böyle bir tabiyatı. Aksi halde, örneğin, Fil Suresi’ndeki müşrik ordusuna kuşlar (tayren ebabiyle) tarafından atılan (termihim) küçük çakıl taşlarını (bi hicaretin min siccil), bir çeşit bomba olarak düşünüp, ilgili savaşın geçtiği yerde, günümüz teknolojisiyle radyasyon kalıntıları aramaya kalkışabilirdik. Böyle bir durum söz konusu değildir.

Bazı araştırmacılar, Hz. İbrahim’in babasının takma adının(Hazar Bölgesinden geldiği için) Azer olduğu, asıl adının Tarekh(Taruh) olduğu ve Tarekh, Tarıkh, Türükh’den hareketle TÜRK olduğunu ve KANTURA adında Türk bir hanımla evlendiğini beyan etmektedirler. Hz. Muhammed’in; “Kantura Oğullarına ilişmeyiniz. Mürüvvet, nimet ve saltanat onların olacak” mealinde bir de Hadisi vardır. İbrahim tezinden hareketle, Hz. İsmail’in soyundan gelen Hz. Muhammed’in de Türk olduğu ileri sürülmektedir. Arap kaynaklarında Peygamber Efendimize ve Ailesine “Arab-ı Müstağribe” denilmektedir. Yani “Garip Arap, Yabancı Arap, sonradan Araplaşan” manalarına gelmektedir. Yine Peyganber Efendimiz; “Ben Arabım, Arap benden değil” derken, bir bakıma “Arab-ı Müstağribe” olduğunu anlatmak istemiş olabilir. Evs ve Hazreç Kabilelerinden olan Hz. Muhammed’in KURT(Hazreç) kabilesinden olması bir tesadüf olabilir mi?

Mısır Kralı Mukavkis, Peygamber Efendimize dört Cariye(taze genç kız) gönderir. Bu dört kızın Türk Sahabi oldukları beyan edilmektedir. Dedesi İbrahim’in geleneğine uyan Hz. Muhammed, Mariye İsimli Türk Kızı ile evlenir. Mariye’den oğlu İbrahim doğar.(Hz. Hüseyin de Türktür.Ayyıldız Yayınları) Bu konuya başka bir araştırmada geniş yer vereceğiz.

Yukarıdaki rivayetlerin ve ‘hadis’ diye nitelendirilen sözlerin ilmi hiçbir dayanağı yoktur ve tamamen asılsızdır.


Biz asıl konumuza gelelim:

Türk’ün Peygamberini düşünüp dururken, Arslan BULUT’un “Türklüğün Yeni Dünya Düzeni” başlıklı araştırmasını okuyunca, Türk’ün Peygamberini öğrenmiş olduk. Ayrıca millet olarak nasıl aldatıldığımızı, uyutulduğumuzu acı bir şekilde öğrenmiş olduk. Hemen Yavuz Sultan Selim’in zamanına giderek, İran ve Mısır seferleri ile bağlantı kurduk:

Yavuz Sultan Selim, İran ve Mısır’a sefer yaptığında, İran’da ŞİA Mezhebinden yaklaşık 1000, Mısır’da EŞ’ARİ Mezhebinden yaklaşık 1000 dolayında Alimi, işsiz kaldıkları gerekçesi ile Anadolu ve İstanbul Medreselerine yerleştirmiştir. Yavuz Selim’in Alimlere olan saygısından dolayı yapmış olduğu en gafilce bu hata, Osmanlı’nın sonunu hazırlamıştır. Yavuz’un İran ve Mısır’a sefer yapmasının asıl nedeni toprak olmayıp, İslam adına İslam’a zarar veren ŞİA ve EŞ’ARİ(şimdiki Vahhabilik) fitnesini bastırmak gayesini taşıyordu. Bir toplumu Alimler bozar, yine Alimler dizer.. Alim bozulursa Alem bozulur...

Aslında İran ve Mısır’daki Fitnenin ve sapıklığın müsebbipleri ve uygulayıcıları yine bu “Sapık Alimler” idi. O zaman İran’da, Humeyni gibi “Kadınlarla Fiil-i Livata’yı” meşru gören Sapık Mezhep İmamı Alimler mevcuttu.(Tavzihul Mesail-Tahrirul Vesile s.61-62)

Bin tane birinden, bin tane birinden gibi abuk sabuk rakamların olduğu yazı nasıl bir araştırmadır, anlamak mümkün değildir. Şia ve Eş’ari mezheplerini son asrın Vahhabiliğinin kaynağı imiş gibi göstermek için, elimizde kayda değer hiçbir bilgi yoktur ve olamaz.

‘Bir toplumu alimler dizer…’ gibi bir ifade kullanan birisinin, aynı zamanda ‘araştırma’ yapmış olduğunu söylemesi ibreti alem bir durumdur.


Zamanın İstanbul ve Anadolu Üniversitelerinde Türk olup, AKILCILIĞA dayanan İmam-ı MATURİDİ’nin Ekolünün geçerli olduğu bir çağda, bu Sapık Alimlerin Medreselere yerleştirilmeleri sonucu, NAKİLCİLİĞE dayanan Arap ve Pers Ekolünün geçerli kılınması sonumuzu hazırlamıştır. Bu NAKİLCİLER aynı zamanda İCTİHAT KAPILARINI da kapatmışlardı. Bu dönemden sonra Osmanlı yeniliklere kapandığı için, gerilemeye başladı. Matbaa’nın 150 yıl kadar Osmanlı’ya girmesine engel olan Türk Alimler değil, İctihat Kapılarını kapatan işte bu Nakilci Sapık Alimlerdi.

Bu satırları yazanın, ‘akılcılık’ ve ‘nakilciliğin’ ne demek olduğunu biliyor olmasına hiç kimse inanmaz. Nakilcilik, kayıtsız şartsız olumsuz bir tutum değildir, sapıklık hiç değildir. Böylesi bir ifadeyi, değil bilimsel olarak değerlendirmek, buradaki dostlarımın hatrı olmasaydı okumaya bile değer bulmazdım.

Bu Sapık Alimler, Kur’an Tefsirlerimizle oynayarak Türk’ün Peygamberi ZULKARNEYN’in Rum Hükümdarı İSKENDER olduğunu ileri sürdüler. Bu durumda İskender’in Mü’min olması gerekirdi. Halbuki İskender, Tahrif Edilmiş bir Din olan Hristiyanlığa inanıyordu. Yavuz’un gününden bu güne kadar hala Tefsir ve Meallerimizde ŞİA ve EŞARİ’nin tesirini görmek mümkündür. Zülkarneyn’i “Veli mi, Nebi mi” tartışmasına sokan bu Alimler, Kur’an-ı Kerim’de ismi zikredilen 28 Peygamberi, Din Dersi kitaplarımıza 25 Peygamber olarak yazdırmayı başarmışlardır. Asıl amaçları, Türk’e gönderilen Peygamberden söz ettirmemek, onu yok saymaktır.

Zülkarneyn’in Peygamber mi, yoksa Veli mi olduğu tarışılır ancak, Pakistanlı Prf. Ahmet DEEDAT’ın Kur’an-ı Kerim’de tesbit etmiş olduğu 19 rakamı, onun Peygamber olduğunu tasdik etmektedir. Kur’an-ı Kerim’de 513 yerde Resul ve Nebi kelimeleri geçmektedir. 513’ü 19 rakamına böldüğümüzde (513:19=27) 27 çıkmaktadır. Bu hesaba göre, Kur’an’da Kıssa’sı geçen Peygamberlerin sayısının 27 olduğunu anlıyoruz. Kur’an’daki sıralamaya göre Zulkarneyn’in ilk 27’nin içerisine girdiğini görmekteyiz.. Tabii ki bu 19 rakamına itiraz edenler de vardır.

Deli saçması dahi yukarıdaki ifadelerden daha mantıklıdır.

Vani Mehmet Efendi eserinde “Kehf Süresinde” kıssası geçen Zülkarneyn’in, Oğuz Han olduğuna işaret etmiştir. Kur’an-ı Kerim’in El Kehf Süresi’nde 85. Ayetten, 92. Ayete kadar Zulkarneyn’nin Kıssa’sı anlatılır: “O da (batıya ulaşmak için) bir yol tuttu.- Nihayet Güneş’in battığı yere(Okyanus kıyısına) vardığı zaman, Güneş’i(sanki) siyah bir çamura batıyor buldu.- Sonra Zulkarneyn(doğuya doğru) bir yol tuttu.- Nihayet Güneş’in doğduğu yere(uzak doğuya) vardığı zaman Güneş’i öyle bir kavim üzerine doğuyor buldu ki, onlara, Güneş’ten kendilerini koruyacak bir siper yapmamıştık.- Sonra da(güneyden kuzeye doğru üçüncü) biryol tuttu.” Diye buyurulmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de, Zulkarneyn’nin Doğuya, Batıya ve Güneyden Kuzeye üç ayrı sefer yaptığı belirtilmektedir. Oğuz Han’ın 126 yıl süren Hanlığı sırasında, Turan ve Hindistan’a, Irak, İran, Şam ve Mısır’a kadar yürüdüğü, oralara Vali tayin edip, yurduna döndüğü anlaşılmaktadır. Bilge Kağan Kitabelerinde şöyle diyor; “Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına(kutuplarda altı ay gece, altı ay gündüz olur) kadar ülkelerde yaşayan bütün milletler hep bana bağlıdır. Bunca milleti düzene soktum. Artık karışıklık yok. Türk Kağanı Ötüken’de oldukça, ülkede düzen bozulmaz.”(A.Bulut)

Yine Vani Mehmet Efendiye göre, Oğuz Han’ın kurduğu hakimiyet ve yapmış olduğu seferler, Zulkarneyn’in yapmış olduğu seferlerle çok benzerlik arzetmektedir. Bu nedenle Oğuz Han adı ile anılan Türk’ün Peygamberi’nin ZULKARNEYN ile aynı kişi olduğu görüşü gittikçe kuvvet kazanmaktadır. Tarikçilere göre aynı dönemde yaşayan iki kişinin, aynı dönemde Dünya Hakimiyeti olamaz. Öyle ise bahsi geçen bu iki isim aynı kişidir denilmekltedir.

“Kaşgarlı Mahmut’un Divanında(C1.S.111-113) Uygurlar anlatılırken; “Zülkarneyn, Uygur illerine geldiğinde Türk Hakanı ona 4000 kişi göndermiş. Bunların tuğlarında Şahin Kanatları takılı imiş. Bunlar hem öne, hem arkaya ok atarlarmış. Zülkarneyn, bunlara şaşmış kalmış ve güya Farsça; ”inan khuz khurend” yani bunlar, kendi kendilerine geçinirler, başkalarının yiyeceğine muhtaç olmazlar. Çünkü bunların elinden av kurtulmaz, istedikleri zaman avlanıp yiyebilirler” demek istemiş.”(E.Yavuz. Tarih Boyunca Türk Kavimleri. S.224)

Uygur bölgesine gelen Zülkarneyn’e karşı Türk Hükümdarının 4000 kişiyi savaşmak için değil de, karşılamak için gönderdiğini anlıyoruz. Eğer Zülkarneyn’in Türklerle bir soy bağı olmasaydı, Türk Hakanı karşılama yerine, ona savaş açarak karşılık verebilirdi. Çünkü Zülkarneyn’e peşinen bir teslimiyet ve bağlılık görülmektedir. Bu durum, Zülkarneyn’in Oğuz Han olabileceği ihtimalini kuvvetlendirmektedir.

“Türk Han’dan, Oğuz Han’a kadar hüküm süren Hanları sayan ve Oğuz Han’ın, Kara Han’ın oğlu olduğunu belirten Ebulgazi Bahadır Han’a (Şecere-i Terakkime) göre Türkler, Oğuz Han’dan üç nesil öncesine kadar Müslüman(yani Mü’min) idi.”(A.Bulut-Türklüğün Yeni Dünya Düzeni)

Vani Mehmet Efendi’ye göre “Oğuz Han, Türklere Hanif Dini’ni öğretiyordu.” Bu görüşe göre Oğuz Han, Hz. İbrahim’in dini olan Hanif Dini’ni yaymakta idi. Yani İslamiyet’ten 3700, günümüzden yaklaşık 5200 yıl önce Türkler Hanif Dini’ne inanıyorlardı ve Mü’min idiler.

Başka bir çalışmamızda “Şamanizm-Hanif Dini ve Şamanizm-İslam benzerliğine” ve Hz. Muhammed’in Kırk yaşına kadar Hanif Dinine inandığına değinmiştik. Belkide Tarihteki adı ile Şamanizm, Kur’an’daki adı ile Hanif olan bu din aynı dindir. Çünkü Tarihteki adı ile Oğuz Han, Kur’an’daki adı ile Zulkarneyn denen kişi eğer Hanif Dinini yaymış ise, bir kişi aynı anda hem Şaman, hem Hanif sayılır. Öyle ise bahsedilen din aynı dindir diyebiliriz.

Batı kaynaklı yalancı tarihçilerimiz, Türklerde “Yer Tanrı-Gök Tanrı” inancının hakim olduğunu iddia etmektedirler. Burada İki Tanrı ortaya çıkmaktadır. Asıl Tarihimiz ise Türklerde “Tek Tanrı İnancının Hakim olduğunu” yazmaktadır. Bu durumda bir çelişki gündeme gelmektedir. Hani Türkler Tek Tanrıya inanıyorlardı? Bu iki Tanrı da nereden çıktı?

Buradaki yanlış şudur: Asırlarca Kitabelerimizi biz tercüme edemedik. İlk önce Çinliler tercüme ettiler. Çince’den Macarca’ya, Macarca’dan Fransızca’ya, oradan Türkçe’ye yanlış olarak tercüme edilen Kitabelerimiz, bize hatalı olarak ulaştılar. Çünkü bir dilde olan bir kelimenin tam karşılığı sayılan kelime başka bir dilde olmayabiliyor. Biraz yakın veya benzeri kelime ile tercüme edilebilmektedir.

“Yer Tanrı-Gök Tanrı” ibaresine sadece “in” veya “ün” eki eklediğimiz takdirde kitabenin doğrusu ortaya çıkacaktır ve doğrusu “Yer(in) Gök(ün) Tanrısı” olduğu kolayca anlaşılacaktır. Böylece iki Tanrı inancı da ortadan kalkmış olacaktır. Türkler, yaklaşık bundan 5200 yıl önce Tanrı’yı “Yerin-Göğün Tanrısı” olarak tarif etmişler. Bu görüş İslam İnancına en uygun görüştür. Yaklaşık bu inanıştan 3700 yıl sonra Nazil olan Kur’an-ı Kerim’de bu tarif şekli, aynen Ayet olarak yerini almıştır.

Kur’an’da “Rabbussemevatü vel ard” olarak yerini alan bu Ayet’in meali, aynen Türklerin Tarifi gibidir: “Göklerin ve Yerin Rabbı” tanımı Dinlerin benzerliğini tescil etmektedir.

Şaman veya (Hanif) iken Mü’min olan Türkler, bu dinin tamamlayıcısı ve son din olan İslam ile tanışmakla daha da mükemmeliyet kazanmışlardır. Tabii ki, bu arada İslamlaşalım derken Araplaşma ve Persleşme’den de kurtulamamışız. Tarih, dinlerin benzerliğinden dolayı Türklerin Müslümanlığı seçtiklerini yazıyor. İşte bu benzerliğin sırrı, Hanif(Şamanizm) Dininde yatmaktadır. Attila Diyor ki; “Ben ve Milletim, Tanrının Kırbacıyız. Tanrı kendi yolunda çıkanları cezalandırmak için bizi göderdi.”(DLT) O dönemde henüz Müslüman olmayan Attila’nın “Tanrının Kırbacıyız” sözünden, onun da Hanif olduğu manasını çıkarabiliriz. Sonuç olarak, Hanif Dininin Oğuz Han, İslam Dininin Osmanlı Türkü tarafından dünyaya yayıldığını görüyoruz. Takdiri sizlere bırakıyorum. 12.10.1994- Mehmet Demir Atmalı. Gazeteci Yazar.

Yukarıda yazılanlara, romantik bir çaba ve romantik bir tefekkürün ürünü olarak bir nebze değer verebiliriz. Ancak, verilen bilgiler ve Zülkarneyn, Hanif dini gibi kavramlarla ilgili yorumların Kur’an’la ilişkilendirilmesindeki yöntemin bilimsel hiçbir yanı olmadığını, 19 rakamıyla peygamberlik ve vahyi anlamaya çalışmanın ciddi hiçbir değeri olamayacağını bilmek kaydıyla.
Logged
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM