|
İlkhurz
|
 |
« Yanıtla #15 : Temmuz 24, 2009, 11:52:50 ÖS » |
|
teşekkürler lale 
|
|
|
|
|
Logged
|
Gönlü açık olanın yolu da açık olur.
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #16 : Temmuz 25, 2009, 12:02:02 ÖÖ » |
|
Rica ederim.. 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #17 : Temmuz 25, 2009, 12:44:17 ÖÖ » |
|
NASIL BRE?
Yavuz Selim Han ve canyoldaşı Hasan Can,Mısır seferine çıkacakları gün kayıkla Üsküdar’a geçerler. Nedendir bilinmez Sultan, yoldaşına takılır: - "Hasan Can kahvaltı yaptın mı?" Hasan Can cevap verir: - "Evet sultanım!" - "Yumurta seversin değil mi?" - "Evet sultanım!" Aradan yıllar geçer. Yollar, muharebeler, insanlar, şehirler... Nihayet Mısır seferi biter, İstanbul’a gelirler. Şimdi yine sandaldadırlar. Ama bu kez yönleri Sarayburnu’nadır. Sultan ansızın Hasan Can’a döner: - "Nasıl bre?" Cevap ışık hızıyla gelir: - "Rafadan sultanım!" Birlikte düşünmek, beraber hissetmek... ‘Hemhâl olmak’ denilen şey bu olsa gerek.
(alıntı)
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
İlkhurz
|
 |
« Yanıtla #18 : Temmuz 25, 2009, 01:13:29 ÖÖ » |
|
Sanma Canım Herkesi Sen Can-ı Dilden Yar Olur Herkesi Sen Dostmu Sandın Belki Ol Ağyar Olur Can-ı Dilden Belki Ol Alemde Bir Dildar Olur Yar Olur, Ağyar olur, Dildar olur, Serdar Olur
soldan sağa , yukarıdan aşşağı aynı kelimelerle şiir yazmak kime nasip olmuş
|
|
|
|
|
Logged
|
Gönlü açık olanın yolu da açık olur.
|
|
|
|
katre_i_hayat
|
 |
« Yanıtla #19 : Temmuz 25, 2009, 03:12:57 ÖS » |
|
NASIL BRE?
Yavuz Selim Han ve canyoldaşı Hasan Can,Mısır seferine çıkacakları gün kayıkla Üsküdar’a geçerler. Nedendir bilinmez Sultan, yoldaşına takılır: - "Hasan Can kahvaltı yaptın mı?" Hasan Can cevap verir: - "Evet sultanım!" - "Yumurta seversin değil mi?" - "Evet sultanım!" Aradan yıllar geçer. Yollar, muharebeler, insanlar, şehirler... Nihayet Mısır seferi biter, İstanbul’a gelirler. Şimdi yine sandaldadırlar. Ama bu kez yönleri Sarayburnu’nadır. Sultan ansızın Hasan Can’a döner: - "Nasıl bre?" Cevap ışık hızıyla gelir: - "Rafadan sultanım!" Birlikte düşünmek, beraber hissetmek... ‘Hemhâl olmak’ denilen şey bu olsa gerek.
(alıntı)
muhteşemmiş gerçekten... boşuna cihan hakimi olmadı atalarımız... o günleri istanbul'u özlüyorum...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #20 : Temmuz 26, 2009, 03:31:43 ÖS » |
|
Kutsal toprakların huzuru kavuşturulması için düzenlenen bu sefer sırasında götürülen para yetmediği için bir bezirgandan borç alınmıştı. Defterdar, bezirgana teşekkür ettikten sonra bir arzusunun olup olmadığını sordu ve şu cevabı aldı: “- Verdiğim altmış bin altını istemem; hazineye kalsın. Yalnız, bunun yerine oğluma günde iki akçe ile orduda cebecilik verilsin!” Defterdar bezirganın bu isteğini Padişaha iletince Yavuz Sultan Selim öfkelendi ve şöyle haykırdı: “- Böyle kanunsuz bir teklif getirdiğin için seni ve o bezirganı katlederdim ama, el - alem, “Mekke ve Medine fatihi olan Sultan Selim bir bezirganın malına tamah ettiği için bezirganı ve defterdarını öldürttü’ derler. Bundan kaçınırım. Tek elden bezirganın parasını verin ve bana bir daha böyle kanuna uymaz işler getirmeyin!”
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
İlkhurz
|
 |
« Yanıtla #21 : Temmuz 27, 2009, 01:54:15 ÖS » |
|
konuyu ben açtım emma Lale hanfendi pek sevdi bırakamadı  teşekkürler 
|
|
|
|
|
Logged
|
Gönlü açık olanın yolu da açık olur.
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #22 : Temmuz 28, 2009, 10:30:03 ÖÖ » |
|
Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, tebdili kıyafetle Kuşlar Çarşısı'nı gezer. Burada, avcılar avladıkları kuşları, tuzakçılar yakaladıkları maharetli, eğitimli, güzelim kuşları satıyorlar. Bir ara gözü kekliklere ilişir Padişahın. Bir grup kekliğin üzerindeki varakta, "Tane işi satış fiyatı 1 altın" yazıyor. Hemen yanı başlarında asılı, adeta altın kafes içinde bir keklik daha var ki, fiyatı; 300 altın. Padişahın gözü 300 altınlık kekliğe takılır. "Hayırdır" der satıcıya, "Bunun diğerlerinden ne farkı var ki, bunlar 1 altın, bu 300 altın?" Satıcı, "Bu keklik özel eğitimli, çok güzel ötüyor, ötmesi bir yana bunun ötüşünü duyan ne kadar keklik varsa hepsi onun etrafına doluşuyor" der. "Tabii bu arada avcılar da o etrafa doluşan keklikleri daha rahat avlıyorlar" diye ekler. "Satın alıyorum" der Padişah, "Al sana 500 altın..." Parayı verir ve hemen oracıkta kekliğin kafasını keser. Adam şaşırıp, "Ne yaptınız, en maharetli kekliğin kafasını koparttınız, yazık değil mi" diye dövünürken; Padişah gürler: "Bu kendi soyuna ihanet eden bir kekliktir. Bunun akıbeti er veya geç ölümdür..."
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #23 : Ağustos 03, 2009, 04:26:30 ÖS » |
|
"Çadır İçinden Savaş İdare Etmeyüz"
Merc-i Dabık Savaşı öncesi Büyük Hünkar Yavuz Sultan Selim'in ordusunun önünde askerleriyle beraber göğüs göğüse çarpışmak için atını ileri doğru mahmuzlaması üzerine,sadrazam Sinan Paşa padişah'ın ellerine sarılıp: "Şevketlü hünkarım,olmaya ki heyecana gelir,kendinizi ateşe atarsınız,yüreğimiz dilhun olur"diyerek gitmemesi için yalvarır. Alem-i İslam'ın birliğini sağlama adına hayatı at sırtında geçmiş olan bu büyük dava adamı bunun üzerine: "Biz cennetmekan Fatih Sultan Mehmet Han'ın torunuyuz,çadır içinden savaş idare etmeyüz"diye haykırır..
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #24 : Ağustos 11, 2009, 07:13:29 ÖS » |
|
İskender PALA nın kaleminden..
Yüz yılda bir
Sultan Selim, bütün yetenek sahibi insanlar gibi musıki üstadlarını da her zaman koruyup kollamıştır. Onun kadirbilirliğine örnek olmak üzere şöyle bir anekdot anlatılır: Haftada iki gün saraya gelip ince saz takımına memur olan ünlü tamburi İsak Efendi bir defasında vazifesine gecikir. Avluya girdiğinde saz faslı terennüme başlamıştır. Görevine yetişemediği veya aksattığı için çok korkan İsak Efendi dış salonda alelacele sazına düzen vererek bir an evvel meclise dahil olmak ister. Ne çare, kapıdaki hadım ağası içeri girmesine izin vermez. Aralarında tartışma başlar ve her nasılsa sesleri içeriden de duyulacak derecede yükselir. Sultan hadım ağayı çağırıp dışarıdaki gürültünün sebebini sorar. İş anlaşılınca da ağayı tersler:
- Bre fellah ağa! Senin gibileri her gün Sudan'dan gemiler dolusu geliyor; ama İsak gibi üstad tamburi yüz yılda bir yetişiyor. Tez haber ver içeriye buyursun.
Korkarak içeri giren İsak'ın yüzüne bakınca korktuğunu anlamış olan hükümdar, gönlünü alacak güzel sözlerle kendisini yatıştırıp musıkiye iştirakini sağlamış.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
glsh142
|
 |
« Yanıtla #25 : Ağustos 19, 2009, 11:40:46 ÖS » |
|
padişahlarımızı tanıdıkça hayranlığım artmakta ne akıllılar öyle atalarımız olduğu için gurur duyuyorum 
|
|
|
|
|
Logged
|
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. 
|
|
|
|
evet_isyan06
|
 |
« Yanıtla #26 : Ocak 26, 2012, 01:58:05 ÖS » |
|
Yavuz İran ve Mısır seferine çıktığında 3 yıl gibi bir süre Istanbuldan uzak kalıyor. Doğu Anadoluyu, Irak'ı Suriyey'i, Filistin'i, Hicaz'ı fethedip İslam dünyasında büyük ölçüde birliği sağlıyor. Artık tartışmasız İslam'ın en büyük sultanıdır Padişahların seferden dönmeleri de birçok diğer husus gibi Osmanlı'da ayrıntılı düzenlenmiştir. Ordu önce şehre yakın bir yerde konaklar ve sonra gündüz saatlerinde merasimlerle, tüm İstanbul halkının sevgi gösterileri içinde karşılanır. Yavuz böylesi büyük zaferlerden sonra İstanbula döndüğünde ordusunu şehir sışında konaklatıyor yine ve gece olunca bir kayığa atlayıp sessizce sarayına varıyor. Şurda basit halimizle küçük bir başarı göstersek hepimiz nasıl kabarır, kendimizde bir enaniyet görürüz. Sanırım Yavuz'u diğer padişahlardan ayıran en önemli özelliklerindne birisi de bu sadeliği ve tevazusu..
Yavuz Osmanlı sultanları içinde en büyük hayranlıkla sevdiğim padişahtır. Paylaşımlar için tüm arkadaşlara teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|