|
İlkhurz
|
 |
« : Mayıs 25, 2009, 10:58:51 ÖS » |
|
Yavuz Sultan Selim döneminde İran hökümdarı Şah İsmail, gıymatlı mücevherlerlen dolu bir hedaye sandığı gönderir hökümdara. Sandık açılıp içinden dürli değerli daşlar gıymetli atlas, gadife gumaşlar çıkar. Emma sanduk açıldığı vakıt etrafa yaman bir goku yayılır. Hemen hiçkimse annam veremez. Muteber mücevherlerlen dolu bolan sandukdağı bu fena gokuya. Sona mesele annaşılır sandığın dibine insan doldurulmuştur. Yağni Şah İsmail aklı sıra Padişaha hakaret eyliyordu ! Yavuz höküm verür, "herkes oylansın tiz bu densülüğe garşı Osmanlıya yahşır tipde bir civap vermeliyiz" Civabı yine gendi bulur Denk tipde muteber daşlarlan dolu bolan bir sanduk hazırlanır, sanduğın içine gül gokulu lokum gonur. Lokumu yanınada bir satırlık not iliştirilir. Hedaye sanduğu Şah İsmale yollanır ve huzura çıkarılır. Sanduk açıldığı vakıt etrafa gül gokusu yayılır. Mücevhere menzeş şeyler takdim edilip Şaha ilçi tarafından lokum ikram edilir. Tabi Şah bütün bolanı annayamaz. Osmanlı ilçisi Şahın Şaşkınlığını gidermek için notu uzatır. Notu okuyan Şahın şaşgınlığı geçer hem üzülür. "İSMAİL HERKES YEDİĞÜNDEN İKRAM EYLER"
|
|
|
|
|
Logged
|
Gönlü açık olanın yolu da açık olur.
|
|
|
|
Çamur
|
 |
« Yanıtla #1 : Mayıs 25, 2009, 11:00:37 ÖS » |
|
Biliyordum ben bunu, çok güzel. 
|
|
|
|
|
Logged
|
Ölümünün üzerinden taaa 72 sene geçtikten sonra, hiç tanışmadığı, hiç görmediği insanların bedenine imzasını atan bir başka lider var mı dünyada?
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #2 : Temmuz 24, 2009, 01:41:32 ÖS » |
|
Gerçekten güzel bir cevap.Yavuz Sultan Selim'le ilgili anlatılan her hikayede zeka parıltıları mevcuttur.. Teşekkürler,paylaşım için..
Yavuz Sultan Selim'in Muhteşem Şiiri ve Hikayesi
Sanma şahım /herkesi sen / sadıkane / yar olur Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyar olur Sadıkane / belki ol / alemde bir / dildar olur Yar olur / ağyar olur / dildar olur / serdar olur " Yavuz Sultan Selim Han'a ait bir beyit. Dizelerin ilk kelimeleri yukarıdan aşağıya okunduğunda aynı dizeyi verir.Bu tarzda yazılan ilk beyit olduğu söylenmektedir. Divan edebiyatında bu özelliğe vezni aher denir.
Yavuz Sultan Selim Han bu beyiti Şah İsmail'e yazmıştır. Hikayesi şöyledir:
Yavuz şiire, edebiyata ve satranç oynamaya meraklı biridir. Aynı şekilde Şah İsmail'de de bu özellikler vardır. Sarayında ünlü şairleri barındırır ve çok iyi satranç oynar. Bunu bilen Yavuz, Şah'ın şahın bu özelliğinden yararlanmak ister. Tebdili kıyafetle (gezgin bir abdal kılığında) Şah'ın ülkesine gider. Hanlarda , Kervansaraylarda satranç oynayarak önüne geleni yener. Haber Şah'a ulaşır. Şah der ki: - Çağırın bir de benimle oynasın. Yavuz, Şah'ı da yener. Şah sinirlenir ve Yavuz'a der ki: - " Sen edep nedir bilmez misin? Hiç şahlar mat edilir mi?" Elinin tersiyle Yavuza bir tokat atar. Şah'ın kızdığını anlayan Yavuz onu yücelten şiirler okumaya başlar. İşte Şah'ın huzurundan ayrılırken de bu şiiri okur. Ancak Şah İsmail hala onun Yavuz Sultan Selim olduğunu anlamamıştır.
Yavuz yediği tokatın acısını unutmaz. Birkaç sene sonra Çaldıran'da Şah İsmail'i yener ve ona bir mektup gönderir. Mektupta o günkü tokadın acısını aldığını söyler ve ilave eder: - " Atacaksan tokadı böyle atacaksın. "
Aslında Yavuz bütün olanları şiirinde Şaha anlatmış ancak Şah anlamamıştır. Herkesin dost olmayacağını bir gün böyle kişilerin karşısına serdar olarakta çıkabileceğini söylemiştir.
(alıntıdır)
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 25, 2009, 12:31:00 ÖÖ Gönderen: lale- »
|
Logged
|
|
|
|
|
İlkhurz
|
 |
« Yanıtla #3 : Temmuz 24, 2009, 04:17:10 ÖS » |
|
bu daha iyiydi 
|
|
|
|
|
Logged
|
Gönlü açık olanın yolu da açık olur.
|
|
|
|
katre_i_hayat
|
 |
« Yanıtla #4 : Temmuz 24, 2009, 04:19:04 ÖS » |
|
bence ikisi de çok iyiydi... 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
İlkhurz
|
 |
« Yanıtla #5 : Temmuz 24, 2009, 04:22:19 ÖS » |
|
bence ikisi de çok iyiydi...  teşekkür ederum size 
|
|
|
|
|
Logged
|
Gönlü açık olanın yolu da açık olur.
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #6 : Temmuz 24, 2009, 04:40:47 ÖS » |
|
Yavuz Sultan Selim ile ilgili anlatılan tüm hikayeler güzeldir.Eşsiz zekasını farkedebiliriz hepsinde..Hele bir hikaye var hayran olmamak elde değil..Görevini yerine getirmeyen vezire cezasını kendi ağzıyla verdirtir..Bulmaya çalışacağım o hikayeyi.Müthişti..
İlkhurz,başlık için teşekkürler..Ayrıca paylaşımınız da harika..Ellerinize sağlık.. 
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 24, 2009, 04:43:02 ÖS Gönderen: lale- »
|
Logged
|
|
|
|
|
BİTANEM
|
 |
« Yanıtla #7 : Temmuz 24, 2009, 04:49:57 ÖS » |
|
Yavuz Sultan Selim dahi bir osmanlı padişahımız
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #8 : Temmuz 24, 2009, 04:56:29 ÖS » |
|
Yavuz Sultan Selim Han mercidabık seferi için hazırlık yapılmasını emir buyurur.Ordu kısa sürede hazırlanır ve yola çıkılır.Uzunca bir yol katedildikten sonra ordu dinlemeye çekilir, dinlenilecek yerde ise her yer elma ağaçları ile doludur.Ordu burada bir müddet dinlendikten sonra tekrar yola koyulur.Bir sonraki dinlenme yerine vardıklarında Yavuz Sultan Selim Han vezirini yanına çağırır ve şöyle der: -Canım çok elma istedi. Erlere bir sor bakalım elma varsa versinler der.Vezir dışarı çıkar ve çadır çadır gezmeye başlar ama hiçbirinde elma yoktur.Vezir Yavuz'un huzuruna gelir ve: -Efendim bir tane bile elma bulamadım, der. Yavuz bunun üzerine şöyle der: -Eğer bir tane elma çıksaydı vallahi bu seferden vazgeçerdim.Haram yiyen bir orduyla zafer kazanılmaz.
Bu zihniyet bir devlet yöneticisi için çok önemli..Ayrıca olay Yavuz'un zekası içinde bi tespit..
Yavuz Sultan Selim Han şatafatı sevmeyen ve alimlerin atının ayağından sıcrayan çamura yüz sürebilecek kadar mülayim ve erdemli bir insandır. Bir gün dönemin en güçlü devletlerinden biri olan Venedik veziri ikramlarda ve saygısını göstermek icabında başkent Edirne'ye gelir, Yavuz Sultan Selim Han'la görüşecektir. Osmanlı sadrazamları Yavuz Sultan Selim Han'a bu durumu iletirler ve Yavuz Sultan Selim Han bu görüşmeyi kabul eder.Sadrazamlar aralarında konuşarak Yavuz Sultan Selim'e devletin büyüklüğünü temsil için iyi ve şatafatlı elbiseler giymesi için telkinde bulunurlar. Yavuz Sultan Selim bunu kabul eder. Görüşme vakti geldiğinde sadrazamlar bakarlar ki Yavuz Selim Han eski elbiseler içinde tahtta oturuyor,önünde kılıcını dikmiş ve kılıç güneşin vurmasıyla parlıyor. Venedik veziri içeri girer ve görüşmeyi yaparlar. Vezir: - "Efendim neden yeni elbiseleri giymediniz?" der.Yavuz Sultan Selim der ki: - "Gidin o Venedik vezirine sorun bakalım Padişahı nasıl tanımış." Gidip sorarlar ve şu yanıtı alırlar: -"Kılıcının parıltısından yüzünü göremedim." Bunu padişaha söyler sadrazamlar. Yavuz Sultan Selim şu tarihi cevabı verir: -"Bizim kılıcımız bu kadar keskin ve parlak olduğu sürece hiç bir düşman yüzümüzü göremez."
Kendine güvenen bir insanın,süslenmeye ihtiyacı yoktur...Bu konuda bir gerçek daha var..Bir gün Kanuni o kadar parıltılı giyiniyor ki, Yavuz bakıyor ve:"O kadar süslenmişsin ki Süleyman,anana takacak bir şey bırakmamışsın." diyor..
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 24, 2009, 04:59:06 ÖS Gönderen: lale- »
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #9 : Temmuz 24, 2009, 05:03:43 ÖS » |
|
SIR
Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona: - Sen sır saklamayı bilir misin? diye sormuş. Vezir: - Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış: - İyi, ben de bilirim.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
katre_i_hayat
|
 |
« Yanıtla #10 : Temmuz 24, 2009, 05:14:09 ÖS » |
|
Bu zihniyet bir devlet yöneticisi için çok önemli..Ayrıca olay Yavuz'un zekası içinde bi tespit..
Yavuz Sultan Selim Han şatafatı sevmeyen ve alimlerin atının ayağından sıcrayan çamura yüz sürebilecek kadar mülayim ve erdemli bir insandır. Bir gün dönemin en güçlü devletlerinden biri olan Venedik veziri ikramlarda ve saygısını göstermek icabında başkent Edirne'ye gelir, Yavuz Sultan Selim Han'la görüşecektir. Osmanlı sadrazamları Yavuz Sultan Selim Han'a bu durumu iletirler ve Yavuz Sultan Selim Han bu görüşmeyi kabul eder.Sadrazamlar aralarında konuşarak Yavuz Sultan Selim'e devletin büyüklüğünü temsil için iyi ve şatafatlı elbiseler giymesi için telkinde bulunurlar. Yavuz Sultan Selim bunu kabul eder. Görüşme vakti geldiğinde sadrazamlar bakarlar ki Yavuz Selim Han eski elbiseler içinde tahtta oturuyor,önünde kılıcını dikmiş ve kılıç güneşin vurmasıyla parlıyor. Venedik veziri içeri girer ve görüşmeyi yaparlar. Vezir: - "Efendim neden yeni elbiseleri giymediniz?" der.Yavuz Sultan Selim der ki: - "Gidin o Venedik vezirine sorun bakalım Padişahı nasıl tanımış." Gidip sorarlar ve şu yanıtı alırlar: -"Kılıcının parıltısından yüzünü göremedim." Bunu padişaha söyler sadrazamlar. Yavuz Sultan Selim şu tarihi cevabı verir: -"Bizim kılıcımız bu kadar keskin ve parlak olduğu sürece hiç bir düşman yüzümüzü göremez."
Kendine güvenen bir insanın,süslenmeye ihtiyacı yoktur...Bu konuda bir gerçek daha var..Bir gün Kanuni o kadar parıltılı giyiniyor ki, Yavuz bakıyor ve:"O kadar süslenmişsin ki Süleyman,anana takacak bir şey bırakmamışsın." diyor..
çok güzelmiş.. çok teşekkürler paylaşım için...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #11 : Temmuz 24, 2009, 05:15:32 ÖS » |
|
Rica ederim..
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
İlkhurz
|
 |
« Yanıtla #12 : Temmuz 24, 2009, 05:43:43 ÖS » |
|
devam devam durmak yok hadiii başını ben başlattım devamı sizin 
|
|
|
|
|
Logged
|
Gönlü açık olanın yolu da açık olur.
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #13 : Temmuz 24, 2009, 05:54:09 ÖS » |
|
Yavuz Sultan Selim han zamanında bir şâir yeni yazdığı şiirini pek beğenmiş ve Sultan'a okumak dilemiş. Tabii o zamanlar gerçek sanatkâra çok kıymet verildiği için, kısa zamanda huzura kabul edilmiş.
Selim Han'ın yanında Hasan Can ve diğer vezirler de varmış. Şâir zât, heyecandan sesi titreyerek şiirini okumuş bitirmiş, sonra da Pâdişah'a bakmış.
Yavuz Selim Han hiç tereddüt etmeden : - "Ama ben bu şiiri biliyorum." deyince, adamcağız şaşırmış; - "Nasıl olur efendim, bu şiiri ben yazdım ve ilk defâ burada okuyorum." Pâdişah: - "İstersen bir de ben okuyayım." demiş. - "Siz bilirsiniz." Selim han gerçekten teklemeksizin adamın az evvel okuduğu şiirin aynısını okumuş. adam şaşkınlıklar içindeyken bu sefer hasan can atılmış: - "Bu şiiri ben de biliyorum sultanım. Destur verirseniz ben de okuyayım." O da okumuş. Sonra hemen yanındaki vezir ve diğerleri de sırayla okumuşlar. Böylece huzurda şiiri okuyan on kişi çıkmış. Şâir ne yapacağını şaşırmış;
- "Nasıl oluyor anlayamıyorum efendim. Ama bu şiiri gerçekten ben yazdım" diye kendini savunmaya çalışmış.
Neyse ki sonradan gerçeği anlatıp, adamcağızın gönlünü almışlar. Pâdişah'ın duyduğunu bir seferde ezberlediğini, Hasan Can'ın iki ve diğerlerinin de sırayla artan sayılarda ezberleyebildiklerini söylemişler. Böylece şâir de rahatlamış."
Hafızası gerçekten çok güçlü..Kendi dörtlüğünü de alalım buraya..
"Merdüm-i dideme bilmem ne füsun etti felek Giryemi füzun eşkımı hun etti felek Şirler pençe-i kahrımda olurken lerzan Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek"
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #14 : Temmuz 24, 2009, 06:05:19 ÖS » |
|
Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail'in oynadıkları satranç dillere destandır. Trabzon valisiyken, tebdili kıyafet Tebriz'e gider bir derviş kılığında, orada hanlarda kervansaraylarda satranç oynayarak önüne geleni yener. Haber Şah'a ulaşır. "Çağırın bir de benimle oynasın" der. Selim Han,Şah'ı da yener. O vakit, Şah elinin tersini Yavuz'un göğsüne indirir: "Bre derviş, sen edeb nedir bilmez misin? Hiç şahlar mat edilir mi?" der. Aradan yıllar geçer, Yavuz Çaldıran'da, Şah İsmail'i perişan etmiş, Şah İsmail kaçmıştır. Yavuz O'na bir mektup gönderir ve o günki tokadın intikamını aldığını söyleyerek: "Atacaksan tokadı böyle atacaksın..." Şah İsmail ; savaşmak için İran'a giren Yavuz'un karşısına çıkmaya cesaret edemez.Bunun üzerine Yavuz Sultan Selim Han Bir mektup gönderir..( mektupla beraber bir kadın elbiseside...) "Ey İsmail, ülkemin sınırında görünmekle bana meydan okudun. İşte ben geldim, haftalarca yürüdüğüm halde, ne senden ne de askerinden bir eser görmedim. Ölü müsün yoksa sağ mısın bilemiyorum, hile ve aldatmaktan başka bir şey bilmez misin? Şayet korkuyorsan bir tabib getir ki seni tedavi etsin. Seni daha fazla korkutmamak için güzide askerlerimden kırk bin kişiyi Kayseri yakınlarında bıraktım. Düşman hakkında ancak bu kadar lutuf gösterilebilir"
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|