|
Edebiyat Öğretmeni
|
 |
« : Şubat 22, 2009, 12:47:31 ÖS » |
|
28. Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mi’mara su Çeşme: Pınar, kaynak, göz Hûrşîd: Güneş Zülâl: Soğuk, güzel, tatlı su Merkad: Türbe, mezar Tecdîd: Yenileme, yenileşme, onarma, tamir etme. (Senin kabrini onaran mimara su lazım olsa, güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel su iner.) Teşbih: Güneş çeşmeye, ışıklar zülale benzetilmiş. Tenasüp: Mimar- tecrid, zülal-çeşme Tezat: hurşid ve su kelimeleri arasında Bu beyitte şair toprağının çatısını düzeltecek olan mimara güneşin bile çeşme olup su vereceğini söylüyor. Belki mimara su gerekir diye. Sadece ona. Şair “Yeter ki onaracak biri olsun. Senin uğruna bir tek kıpırdanış, bir hareket güneşin tatlarını yağdırır.” demek istiyor. “Eğer Hz. Muhammed’in mezarına hayır yapılacak olsa ve tamir su lazımsa güneş bile su yağdırır. Güneş, ateş olma özelliğinden çıkar.”
29. Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su Bîm: Korku, tehlike. Dûzah: Cehennem Bîm-i dûzah: Cehennem korkusu Nâr: Ateş; cehennem Nâr-ı gam: Gam ateşi Sûzân: Yanan, yanık Dil-i Sûzân: Yanık gönül Ebr: Bulut İhsan: Bağış, lütuf, iyilik Ebr-i İhsan: İhsan bulutu (Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış ama o ateşe senin ihsan bulutunun su serpeceğinden umutluyum.) Tezat: Cehennem, nar, suzan-ebr, su serpmek bîm ümîd Tenasüp: Ümîd etmek-su serpmek. Leff ü neşr: “Bîm-i dûzah-ümid, nâr-ı gam- ebr-i ihsan, salmak-sepmek, suzan-nâr” Burada cehennem korkusuyla yanan bir kalp var. Bu kalp öyle bir ateşle doludur ki hiçbir su söndürmeye yetmiyor. Sevgilinin ihsan bulutlarının suyu söndürebilir ancak. Bardaktan boşalırcasına olup ateşi söndürecek. İçi yanan bir insanın suya ihtiyacı vardır. Şairin de “Ümidim var.” demesinin sebebi budur. Cehennem korkusunda su ümidi vardır. “Allah’ın rahmetinden ümidinizi esirgemeyin.” ayetini hatırlatıyor. Çünkü bütün kirlerin temizlenmesi rahmet yağmuruyla yani suyla olur. Rahmetten ümidi kesmek zaten küfre girer. Şair rahmetten umudunu kesmediğini söylüyor. Bize duaya başlayacağını bildiriyor. Çevresini ateşlerin aldığını bu yüzden de duaya ihtiyacı olduğunu dile getiriyor. Umudunu belirtiyor. Şair aynı zamanda Hz. Muhammed’in gölgesinin yere düşmediğini, başının üstündeki buutun sürekli onunla hareket ettiğini ve böylece rahmet bulutunun rahmetini istediğini söylüyor. “ “Sevgili senin ihsan bulutun seni sıcak günlerin ateşinden koruduğu gibi benim günahlarımın neticesi olan ateşi de söndürecek diye bir umudum var ve bu umutla yaşıyorum. Yoksa halim harap.” (Ateş ile cezalandırmak Allah’a mahsustur. İslamiyet’te canlıları ateşle yakıp öldürmenin yeri yoktur.) İnci, nisan yağmurundan olur. İstiridye, nisan yağmurları başladığında karaya çıkar. Yağmur damlasıyla beraber içine kum tanesi girer. İçine girdiğinde istiridyeyi rahatsız eder. İstiridye de acısını hafifletmek için sürekli sıvı salgılar, kum tanesinin üstünü kapar. Bir süre sonra o salgının hükmü geçer. Sürekli sıvı salgılanır. Sıvılar katman katman olur ve inci oluşmuş olur. Yani inci istiridyenin isteğiyle oluşmaz. Eğer istiridye yağmur tanesinden bir damla alıp denize dönerse kanaatkâr bir istiridye sayılır. Yusyuvarlak ve herkesin elde etmek istediği bir istiridye olur. Eğer açgözlü davranıp iki damla almamışsa inci eğri büğrü olur. İncilerin çoğu eğri büğrüdür. Yuvarlak olanı çok azdır. O nisan yağmuru istiridyenin içinde inci yapar. Ama nisan yağmuru baharda kış uykusundan uyanan, dersini ısıtmak isteyen yılana da zehir olur. Yani Allah’ın nimetini herkes kendi nasibine göre tasarrufudur. Hani huya göre tasarruf gibi. Yoksa nur hep aynı nur. Birisi ona başka şekil verir, karartır. Diğerini daha da parlatır.
(Tac Beyit) 30. Yümn-i natünden Güher olmış Fuzûlî sözleri Ebr-i nîsândan dönen tek lülü-i şehvâra su Yümn: Uğur, bereket. Na’t: Överek anlatma, niteleme. Yümn-i na’t: Na’tın uğuru, bereketi. Güher: Cevher, inci, mücevher. Ebr-i Nisan: Nisan bulutu Lü’lü: İnci. Şeh-vâr: Şaha, hükümdara yakışır, şahane. Lü’lü-i Şah-vâr: Şahlara yakışır iri, kıymetli inci. (Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî’nin sıradan sözleri nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su damlası gibi birer inci olmuştur.) Benzetme: Sözlerini inciye benzetmiş. Telmih: İncinin, nisan yağmurundan olduğu inancına. Hüsn-i Talil: Fuzûlî’nin sözlerinin güzel olması Peygamberi övmenin bereketiyledir. Tevriye: “Fuzuli’nin sözleri” hem Fuzuli'nin sözleri hem de değersiz boş sözler anlamına gelebileceğinden Tenasüp: “yümn-ebr-i nisan-su; lü’lü-güher ve na’t-şahvar sözlerinin birlikte kullanılmasıyla.
Şair burada biraz kendini övüyor ve şiirinin güzelliğini farkına varılmasını istiyor. Bunu sebebi açıklarken de “Benim sözlerim cevher olamazdı, inci olmazdı; ama seni övdüğüm için senin adını andığım için her biri inciye döndü.” diyor. Bir damla yağmur nasıl inciye dönüşürse ben de su gibi bir söz söyledim ama sonra adını andığım için o su damlası inciye dönüştü.
31. Hâb-ı gafletden olan b^dâr olanda rûz-ı haşr Eşk-i hasretden tökende dîdew-i bîdâra su
32. Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam Çeşm-i vaslın vere men teşne-i dîdâre su Hâb: Uyku. Hâb-ı Gaflet: Gaflet uykusu. Bidâr: Uyanık. Rûz: Gün. Rûz-ı haşr: Mahşer günü Eşk: Gözyaşı Eşk-i Hasret: Özlem gözyaşı, hasret gözyaşı Tökende: Döktüğünde Dîde: Göz Dîde-i bîdâr: Uyanmış göz, uyanık göz Çeşme: Pınar, su kaynağı. Vasl: Kavuşma, ulaşma, vasıl olma. Çeşme-i Vasl: Kavuşma pınarı Teşne: Susamış, susuz, çok istekli. Teşne-i Dîdâr: Yüzün susamışı; görmeye, görüşmeye, güzel bir yüz görmeye susamış olan. (Kıyamet gününde gaflet uykusundan uyanan düşkün göz, hasretten su döktüğü zaman, mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat çeşmesinin su vereceğini, mahrum bırakmayacağını ummaktayım.) Tezat: Gaflet-bîdâr Tenasüp: “dide-eşk-su-tök-” kelimeleri arasında. Fuzûlî, öncelikle bu hayatın gaflet geçtiğini, bunun önünü almak için Hz. Muhammed’in dostluğunu edinmeye çabalamak gerektiğini, bu uğurda gözyaşı dökmenin lüzumunu, hatta bu gözyaşlarının hasret gözyaşları kadar sıcak ve yakıcı olması gerektiğini vurguluyor. Diğer yandan, mahşer gününde gaflet uykusundan uyanık olmanın çaresini de bu dünya da aşk ile uyanık kalmak, seherleri uyanık geçirmek biçiminde bir sisteme oturtuyor ki gerçekten aşık için seher vakti çok önemlidir. Sevenin sevdiğini samimiyetle anmasının en katıksız zamanı seher vaktidir. Fuzûlî mahşer yerini şiddeti ve herkesin aynı kapıya ilticası göz önünde bulundurarak son beyitte tam bir dua ile kendisinin bağışlanma emelinden bahsediyor. Hz. Muhammed’i sevmiş olmaktan eli boş kalmamayı, tam tersine yüzünü görmekle onun meclisine dahil olmayı ummaktadır. Beyitteki çeşme-i vasl tamlaması bir yandan vuslat (kavuşma) çeşmesi denek olurken diğer yandan vuslat yüzü veya yüzünün vuslatı anlamlarına da alınabilir. Şair şefaat gününde kendisinin de ümmeti arasında sayılması için yalvarmakta, rahmet nazarının dışında kalmamayı dilemektedir. Üstelik o nazar ile çoktandır özlediği sevgilinin (Hz. Muhammed’in) yüzünü görebilmeyi, hani susuzluktan dudakları çatlayan birinin suyu istemesi gibi istemektedir. Hayır yapmak isteyenlerin su hayrını tercih ettikleri, çeşme ve sebil yaptırdıkları meşhurdur. Şair, su rahmet olduğu ve hayatın da özünü oluşturduğu için. Hz. Muhammed’in şefaatini de sanki bağrı yanıklar içsin diye su dağıtmak, rahmetini paylaşmak olarak algılamış. Bu yüzden kendisini de o hayrın içinde görme umudunu belirtmiş.
|