|
fuzuliye
Ziyaretçi
|
 |
« : Haziran 25, 2009, 10:18:36 ÖS » |
|
*Her gün muhakkak, çeşitli kaynaklardan tarih - tarihçe okuyor.
*Pozitif bilimleri takip ediyor.
*İlk kez kendi resmini yaptıran Osmanlı padişahı. Resmini ise Venedikli ressam Bellini yapmış. Fatih Sultan, ressamın yaptığı resmi o kadar beğenmiş ki "Senin fırçanda sihir var." demiş.
*14 kez suikast girişiminde bulunulan padişah, hepsinden kurtuluyor. Ta ki 15. ye dek. Zehirlenerek öldürülüyor ve ölmeden önce yaptığı son şey, İatanbul'u gezmek oluyor.
*Bir tonluk gülleler fırlatan "şahi" adındaki topların planını kendisi yapmış.
*21 yaşında İstanbul'u fethediyor ve yeni bir çağ açıyor.
*Kendisi, yedinci Osmanlı padişahı.
*Şiir yazıyor, şiirlerinde "Avni" mahlasını kullanıyor.
*Döneminde halk o kadar iyi durumdaymış ki, sadaka verilecek kimse yokmuş. Para tomarlarının ağaçlara asıldığı, üzerine "İhtiyacı olan alabilir." yazıldığı, tomarların ağaç dallarında 3-5 gün kaldığına dair anlatılar mevcut.
* Uygurca, Latince, Yunanca, İtalyanca, Rumca, Slavca ve İbranice olmak ürere toplam yedi dil biliyor.
*Saltanatı 31 yıl sürmüş.
*''Fethettiğim yerleri yabancılara satanlar, Allah'ın gazabına uğrasın!'' demiş.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
|
 |
« Yanıtla #1 : Haziran 25, 2009, 10:25:24 ÖS » |
|
Teşekkür ederiz hocam... Adaleti ile ilgili bilinen meşhur bir kıssa vardır, paylaşmak isterim.
Fatih Sultan Mehmed Han'ın adalet anlayışı ile ilgili bir olay var ki akılları hayrete düşürür. Sultan Fatih bir cami yaptırıyordu. Bu caminin mimarı işinin ehli olan bir Rum'du. Mabed yapılırken kullanılacak mermer sütunları konusunda bu Rum mimar ile Sultan Fatih arasında bir anlaşmazlık çıktı. Rum mimar, bu sütunları yaparken mimariye uygun olması gerekçesi ile Fatih'in dediği şekilde değil de, kendi düşüncesi doğrultusunda yaptı. Bunu gören Fatih öfkelendi. Rum mimarın, caminin estetiğini bozmak için böyle yaptığını düşünerek onun elini kestirdi. Eli kesilen Rum, Sultan Fatih'den davacı olmak için kadı Hızır Çelebi'ye giderek müracaatta bulundu. Hızır Çelebi, Rum mimarı dinledikten sonra bilirkişi heyetinden bu meseleyi araştırmalarını istedi. Araştırma ve inceleme sonucunda tesbit edildi ki: Rum Mimar, caminin estetiği bozulsun da kötü gözüksün diye değil, gerçekten de mimariye uygun olsun diye öyle inşa etmiş. Anlaşıldı ki Fatih haksız. İstanbul ile birlikte nice ülkeleri ve krallıkları fetheden, çağ açıp çağ kapayan Sultan Fatih, sanık sandalyesinde yargılanıyor... Hüküm Verildi... Kısas'a kısas yapılacak. Rum mimarın elini kestiren Fatih'in de eli kesilecekti. Rum mimar kararı duyunca şaşkınlıktan neredeyse dilini yutacak, yoksa bu bir rüya mıydı? Kendisi gibi sıradan bir mimar, gayrimüslim olmasıyla beraber, İslam memleketinde, Müslümanların padişahı karşısında haklı bulunarak mahkeme kararı lehinde çıkıyordu. Peki bu karara acaba Padişah ne diyecekti? Kendisi ile beraber kadı da gümbürtüye mi gidecekti yoksa? Fatih büyük bir teslimiyette hükme razı oldu ve "şeriatın kestiği parmak acımaz" diyerek cezaya boyun eğdi. Bu arada Fatih, kadıya dönüp kılıcını göstererek şöyle dedi: Ey kadı! Şayet ben padişahım diye korkup haksız olduğum halde lehime hüküm verseydin, vallahi şu kılıçla başını uçururdum! Kadı Hızır Çelebi'de hemen yanı başındaki asılı olan topuzu göstererek: Sultanım! Şayet sende Padişahlığını öne sürüp bu İslam mahkemesine saygısızlık etseydin, vallahi şu topuzla müdahele edecektim!.. Bu durumu gören Rum mimar adeta kendini kaybetmiş, yerlere kapanmış, hıçkırıklarla, gözyaşlarıyla ağlayarak diyordu ki: -Hepiniz şahit olun ki! Ben davamdan vazgeçiyorum ve bu adalet anlayışı karşısında müslüman oluyorum!.. Bilirkişi heyetinin tarafsız tesbitinden, hakimlerinin adaletine, sultanlarının hükme rızasına kadar her hareketleri payitahtı güçlendirmiş ve Devleti Osmaniye, kılıç ve kalemin gölgesinde yükseldikçe yükselmiş, üç kıta, yedi devlette at koşturmuş ilayı kelimetullahı her bir yana ulaştırmışlardı...
|
|
|
|
|
Logged
|
"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"
"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
|
|
|
|
meryemozcan
|
 |
« Yanıtla #2 : Haziran 25, 2009, 10:27:40 ÖS » |
|
Bosna'yı fethettikten sonra "sakın ola ki, Sırp kızları su almak için çeşme başlarına geldiklerinde askerim oralarda bulunmayalar!" fermanını veren Osmanlı padişahıdır.
|
|
|
|
|
Logged
|
 Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
|
 |
« Yanıtla #3 : Haziran 25, 2009, 10:31:28 ÖS » |
|
Hacı Bayram Veli, Sultan 2. Murat'a oğlu Fatih'i göstererek İstanbul'u fethedeceğinin müjdesini verir, yanındaki köseyle der. Köse ise Akşemseddin'dir. Nitekim fethin tüm basamaklarında Akşemseddin nuru görülür. Sultan 2.Murad bu fethi çok istese de kısmet oğluna olacaktır.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Haziran 25, 2009, 10:33:46 ÖS Gönderen: Mevlânâ muhibbi »
|
Logged
|
"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"
"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
|
|
|
|
meryemozcan
|
 |
« Yanıtla #4 : Haziran 25, 2009, 10:35:09 ÖS » |
|
900 bin km. olan Osmanlı topraklarını, 2 milyon 214 bin km.’ye çıkardı.
|
|
|
|
|
Logged
|
 Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
|
|
|
|
fuzuliye
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #5 : Haziran 25, 2009, 10:35:35 ÖS » |
|
Size de teşekkürler.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
meryemozcan
|
 |
« Yanıtla #6 : Haziran 25, 2009, 10:40:08 ÖS » |
|
Fatih'in hocası Akşemsettin'i de anmak istiyorum bu vesileyle, bir ara bulduğum bir bilgi vardı yeri geldi paylaşmak istiyorum.
29-Mayıs-1453 tarihinde İstanbul'un fethini gerçekleştiren Fatih Sultan Mehmet, bu konuda kendisine çok büyük destek olan Akşemsettin'den bir ricada daha bulundu, huzurunda halvete girip tasavvufu yaşamayı...
Akşemseddin ise kabul etmedi ve Fatih Sultan Mehmet'e şöyle söyledi ;
"- Sen bizim tattığımız lezzeti tadarsan saltanatı bırakırsın. - Seni dervişliğe kabul edersem devletin düzeni sarsılabilir. Bunun da vebali çok büyük olur. - Adalet eylemek Padişah için keramet sayılır. -Müslümanların rahat ve huzuru için devletin varlığı gereklidir." der...
Akşemsettine onun himayesinde derviş olup tasavvufu yaşamayı teklif eden Fatih'e Akşemsettin'in verdiği yanıt şimdiye kadar çok kişinin gözünden kaçmış olabilir. Ancak yanıt dikkatli bir şekilde irdelendiğinde zaten tasavvuf etkisindeki bir dönemde dahi LAİKLİK kavramını, hem de bir din aliminden öğrenmiş bulunuyoruz. Din ve tasavvuf ile ilgilenen bir erkin devlet düzenini sarsabileceğini, hatta adil davranmaya engel olabileceğini, müslümanların rahat ve huzuru için dinden ayrı bir kavram olarak Devletin varlığının gerektiğini ve bunun da sadece din ile sağlanamayacağını 1453 senesinde söyleyen Akşemsettin midir acaba ilk kez LAİKLİĞİ ortaya atan? Belki de Fransızların laiklik kavramı iktibastır ne dersiniz?
|
|
|
|
|
Logged
|
 Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
|
|
|
|
meryemozcan
|
 |
« Yanıtla #7 : Haziran 25, 2009, 10:58:32 ÖS » |
|
Fatih’i “fatih” yapan âlim: Molla Gürani
Molla Gürani Hazretleri engin tevazuu ve heybetiyle devrinin en kıymetli alimleri arasındaydı. Genç şehzadeden cevval bir Fatih çıkaran eğitimdeki en büyük pay onundur. Molla Gürani Hazretleri, Molla Yegan Hazretleri’nin Osmanlı’yla tanıştırdığı kıymetli bir âlim ve velidir. Molla Yegan, 1440’lı yıllarda hacca gittiğinde ilim meclislerinden istifade etmek ve kıymetli insanlarla tanışmak amacıyla Kahire’ye de uğrar. İşte, Molla Gürani ile burada tanışır ve onu Osmanlı’nın payitahtına gelmeye ikna eder. 2. Murad’la tanıştırır. Asıl adı Ahmed bin İsmail olan Molla Gürani Hazretleri önce Hüdavendigar Medresesi sonra da Yıldırım Medresesi’nde hizmet verir. Çok kıymetli âlimler yetiştirir. Ele avuca sığmayan ve çok zeki olan şehzade Mehmed’in eğitimi de sonunda ona verilir. Genç şehzade, derslerini öğrenmekte zorlanmamakta ama hiç çalışmak istememektedir. Çok hocada okur; ama tamamını yıldırır! Zaman zaman öğretmenlerini zor duruma sokar. Hatta bir keresinde hocasını durdurur:
“Aman efendim, ne yapıyorsunuz? Mermere basıyorsunuz! Meryem Validemiz İsa Aleyhisselam’ı taş üstünde getirmedi mi dünyaya. Öyleyse mermere hürmet gerek!” der. Başka hocaları takılsa da bir hocası onu şu mantıkla susturur: “Ya... Öyleyse çıkar bakayım yün çorabını. Bilmiyor musun aynı Meryem validemiz. İsa Aleyhisselam’ın beşiğini de yün ile örttü. Öyleyse örgüye hürmet gerek!” Sultan 2. Murad, genç şehzadesinin eğitimi için Molla Yegân, Molla Fenâri ve Molla Ayas gibi muhteşem âlimleri düşünmektedir. Ancak bu haşarı şehzadeyle uğraşmak on medrese yönetmekten zor olacağından, “Acaba onu kim yola getirebilir?” diye düşünmektedir. Sonunda Molla Gürani’nin siması belirir gözünde.
Padişah, Molla Gürani Hazretler’ini oğlunun eğitimi için yollarken “Eti de senin” der, “kemiği de. O bundan böyle senin oğlun. Var bildiğin gibi işle!” Mübarek Manisa’ya vardığı saatte şehzadeyi derse çağırır. Uşaklara bile itibar eder, ama geleceğin sultanını görmezden gelir! Talebesine sıradan biri gibi davranır ve “Otur!” der, “Hayır oraya değil, şuraya!” O güne kadar emretmeye alışan şehzade şaşakalır. Belki de hayatında ilk kez diz çöker. Molla emsileyi açar ve emreder: “Darabe (Dövmek) fiilini çek bakayım!” Fatih fiili kafasına göre çeker. Molla Gürani’nin kaşları yıkılır, kafasını “olmadı” gibilerden sallar, bakışlarıyla azarlar. Sonra üstüne basa basa fiili çeker ve sesini yükselterek, “Döverim, seni döverim, seni öyle bir döverim ki!...” Fatih ağlamaklıdır. Şehzade artık geceleri ödev yapmaya başlar ve ezberlerini aksatmaz. Daha doğrusu aksatamaz. Ama gün gelir ilmin tadını alır. Eski haşarılıklarından uzaklaşır. Çok değil üç beş ay sonra bambaşka biridir o. Molla Gürani Hazretleri “Arabi ve Farisi bilmek yetmez.” der, “Düşmanlarının da lisanını öğrenmelisin!” Latince, Sırpça ve Rumca öğretilir. Hem konuşup hem de yazmaktadır. Ardından şehzadeyi İtalyan asıllı Anconal Giriaco’nun önüne oturtur, Avrupa tarihini okutturur. Dahası aritmetiğe, geometriye, astronomiye zorlar. Ufkunu açar. İnanç ve ideal aşılar. Bir ara Manisa’ya gelen Sultan Murat, oğlunu tanıyamaz. Fatih görünüşte çocuktur, ama çok olgundur.
|
|
|
|
|
Logged
|
 Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
|
|
|
|
Edebiyat Öğretmeni
|
 |
« Yanıtla #8 : Haziran 25, 2009, 11:01:57 ÖS » |
|
Bosna'yı fethettikten sonra "sakın ola ki, Sırp kızları su almak için çeşme başlarına geldiklerinde askerim oralarda bulunmayalar!" fermanını veren Osmanlı padişahıdır.
İlginç.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
meryemozcan
|
 |
« Yanıtla #9 : Haziran 25, 2009, 11:24:17 ÖS » |
|
Molla Gürani'nin eğitim ve öğretimdeki hassasiyeti beni çok etkiledi. Eklediğim yazının en son paragrafına dikkat çekmek istiyorum.
|
|
|
|
|
Logged
|
 Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
|
|
|
|
mtree
|
 |
« Yanıtla #10 : Haziran 25, 2009, 11:45:33 ÖS » |
|
Fatih Sultan Mehmed, Venedikliler tarafindan tertiplenen tam ondört suikastten kurtuldu. Son suikastten ise kurtulamadi. Venedikliler, bu büyük hükümdari, aslen bir yahudi olan Maesto Jakopo isimli bir doktor vasitasiyle zehirleterek öldürmeye muvaffak oldular. Tarihçi Babinger'e göre bu suikastçi doktor, Yakup Pasa ünvani ile sarayin doktorlari arasinda bulunuyordu.
|
|
|
|
|
Logged
|
valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..
|
|
|
|
mtree
|
 |
« Yanıtla #11 : Haziran 25, 2009, 11:46:40 ÖS » |
|
Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri, uzun boylu, dolgun yanakli, kirmlzi, beyaz tenli, kivrik burunlu, kollari adaleli ve kuvvetli bit padisahti. Devrinin en büyük ulemasindan birisi idi. Yedi tane yabanci lisan bilirdi. Âlim, Sâir ve sanatkârlari toplar ve onlarla sohbetten çok hoslanirdi. Gayet sogukkanli ve cesurdu. essiz bir kumandan ve idareci idi. Yapacagi isler hususunda, en yakinlarina bile hiç birsey sizdirmazdi.
|
|
|
|
|
Logged
|
valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
|
 |
« Yanıtla #12 : Haziran 26, 2009, 12:33:52 ÖS » |
|
Murad bahçesinde bir Gül-i Muhammedî açtı
(Fatih'in doğumu için babası söylemiştir)
II. Murat
|
|
|
|
|
Logged
|
"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"
"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
|
|
|
|
Kürşad
|
 |
« Yanıtla #13 : Haziran 26, 2009, 10:41:44 ÖS » |
|
Fatih'le Çağdaş Bir Hesaplaşma
Her delikanlının senin yaşında, Kavak yelleri eserken başında;
Ta.. bilmem nereden şu kadar yolu Gelip, almak var mıydı İstanbul'u?
Bunca zahmet, bunca şehit, bunca kan... Neden yaptın bunu Sultan Mehmed Han?
Hatanı silmedi hala asırlar, Hele işlediğin öbür kusurlar...
Ayasofya'yı camiye çevirdin; Bilmiş ol ki büyük bir çam devirdin..
Minareler diktin dört bir yanına Kubbedeki Haç'ın kıydın canına...
Korkudan sustular güzelim çanlar, Sultanım! İrtica değil mi bunlar! ? ?
Balkanlarda gürledin, çaktın Mora'da Ne işiniz vardı beyim orada?
Yaptığın bu yanlış yüzünden Bütün avrupanın düştük gözünden.
Bulgarın elini sıkmaz olduk, Yunan'ın yüzüne bakmaz olduk...
Neyse ki çağımız füze çağıdır, Ayasofyanın da müze çağıdır.
Şol dört minare, dört dikili taş. Gibi sessiz kılıp eyledik çağdaş...
Eğer uğramazsak kem bir nazara Belki korlar bizi Ortak Pazara..! !
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
|
 |
« Yanıtla #14 : Haziran 26, 2009, 10:59:10 ÖS » |
|
Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana Âşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana
(Sevgili!) İçimdeki dertler ile, yaş dolu gözlerim senin için ağlayacak olsa, (gönlümdeki) gizli sırlarım (gözyaşlarıma) gâlip gelir ve (sırlar) sana aşikâr olurdu.
Mesned-i hüsn üzre sen ben hâk-i rehde pâymâl Mûr hâlin nice arz ede Süleyman'ım sana
Sen güzellik tahtında (oturuyorsun): bense yolunun toprağında pâymâl (ayaklar altında) kalmışım. Hâl bu iken a Süleyman'ım, sana bir karınca (denli âciz olan) durumumu nasıl arz edeyim? ' Divân edebiyatında Süleyman ihtişâmı; karınca da acziyet ve zayıflığı temsil ettiği için şair de kendini karınca; sevgilisini Süleyman olarak nitelendirmiştir.'
Şem'i gör kim meclisinde ağlayıp başdan çıkar Hoş yanar yıkılır ey şem'-i şebistânım sana
Muma da bak! Senin (bulunduğun) meclisinde ağlayıp baştan çıkmakta. Ey odamı aydınlatan! O mum senin için ne de hoş yanıp yıkılıyor. 'Mum yanarken, baştaki fitilin kenarlarından ağlıyormuş gibi akar. Şair buna gıpta ediyor ve onu sevgilinin aşkı ile baştan çıkmış veya o uğurda başını vermiş olarak gösteriyor.'
Subh gibi sâdık olduğum gam-ı aşkında ben Gün gibi rûşen durur ey mâh-ı tâbânım sana
Ey ay gibi parlayan sevgilim! Benin sana karşı, aşkının yolunda sabah kadar sâdık olduğum, (doğrusu) gün gibi âşikârdır.
Dün rakîbin cevrini men' eyledin ben hastadan Eyledi te'sir gûyâ âh u efgânım sana
Dün rakiplerimin, aşkının hastası olan bana yaptıkları eziyetleri meneyledin. Galiba âh ve feryatlarım sana tesir etmiş!
Zahm-ı hicrân şerhi çün mümkün değildir dostum Sîne-çâkinden haber versin girîbânım sana
Dostum! Anlaşılan o ki (bağrımdaki) ayrılık yarasının şerh etmek mümkün görünmüyor. (Bari) açık duran şu yakam, (aşkından dolayı) göğsümdeki (şerha şerha olmuş) yarıkları sana göstersin (de insafa gel!)
Eyleme gönlün gözün cevr ile Avnî'nin harâb Dürr ü gevherler verir bu bahr ile kânım sana
(Sevgilim!) Eziyetlerinle Avnî'nin gözlerini ve gönlünü harap etme! Zira bu deniz (gibi coşkun gözlerim) , sana inciler; bu maden ocağı (gibi gönlüm) de mücevherler sunar. Avnî (Fatih Sultan Mehmet)
|
|
|
|
|
Logged
|
"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"
"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
|
|
|
|