|
mtree
|
 |
« Yanıtla #105 : Şubat 14, 2010, 11:58:03 ÖÖ » |
|
89. Başan için çalışmak, uğraşmak gerek.
Mefa'îlün, Fe'ilatün, Mefa'îlün, Fe'îlün (c.1, 214)
• Eğer ağaç hareket etseydi, yani bir yerden başka bir yere gidebilseydi, ne testere eziyetini çeker, ne de çeşitli işlerde, çeşitli yerlerde kesilir, biçilir, cefalar çeker, yaralanır, berelenirdi.
• Eğer güneş ve ay, dönüp durmasalardı, sağır kayalar gibi oldukları yerde durabilselerdi, ne güneş ışıklar saçarak dünyayı aydınlatır, ne de ay ışığı geceleri hoş bir şekilde nurlar saçardı.
• Fırat, Dicle ve Ceyhun nehirleri akıp durmasalardı; deniz gibi bir yert takılıp hareketsiz kalsalardı, kokarlar ve acırlardı.
• Deniz suyu yolculuğa çıktı. Önce buhar halinde havaya yükseldi, orada bulut oldu. Acılıktan kurtuldu, helvaya döndü.
• Bak da gör, Yusuf (a.s.) babasının kucağından ayrıldı. Yolculuğa çıktı. Ta Mısır'a kadar gitti de orada eşsiz bir makama ulaştı.
, Şunu da gör ki: Ahmed (s.a.v.) Mekke'yi bıraktı, Medine'ye hicret etti;sonra ordu çekti, gelip Mekke'yi zabtetti.
• Hz. Muhammed mi'rac gecesi Burak'a bindi, yola çıktı. Hakk'a manen yaklaştı, yakınlaştı, aralarında iki yay kadar bir yakınlık kaldı, hatta daha da yakına vardı, makamını buldu.
• Usanmasaydın, bıkmasaydın dünyadaki misafirleri, yola düşmüş yolculuğa çıkmış erleri birer birer, ikişer ikişer, üçer üçer sayardım.
• Birazını gösterdim, birkaçını saydım. Geri kalanını sen bil, sen öğren. Kendi huyundan, Hakk'ın huyuna ulaş!
"Bu siirde Mevlana miskince bir yerde oturup kalmamayı; çalışıp çabalamayı, uğraşıp bir kelıme ile, dinamik olmayı tavsiye buyuruyor"
|
|
|
|
|
Logged
|
valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..
|
|
|
|
mtree
|
 |
« Yanıtla #106 : Şubat 14, 2010, 11:58:37 ÖÖ » |
|
90. Ne ekmek ver, ne huzur ver, ne de uyku;ben yalnız seni istiyorum
Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün (c.1, 33)
• Ey saki aşk şarabını fazlasıyla sun da, korku da kaybolsun, rica ve ümit de. Düşüncenin de boynunu vur! Onunla hiç bir ilgimiz kalmasın, zaten o nerede, biz neredeyiz?
•Ey aşıkın susuzluğuna bizim gibi yüzbinlerce insanın feda olduğu üstün varlık, bana ne su ver, ne ekmek ver, ne huzur ver, ne uyku ver! Ben yalnız seni istiyorum.
•Bu gün senin misafirinim' senln aşkınla perişan olmuşum. Bu haber bütün şehre yayıldı her yer bu haberle doldu. Bugün mana şarabının içildiği gün;haydi geliniz.
•Demir kırıntıları mıknatısa doğru nasıl koşarlarsa, dünyanın bütün hayalleri, onun hayaline doğru koşmağa başladı.
• Dünya Tur dağına döndü. Her zerresi tecelliye mazhar olarak aydınlatmaya, başladı. Rüh da Hz. Müsa gibi tecellî karşısında aklını kaybetti, kendinden* geçti.
• Kalbine aşk ateşi düşen her varlık, aslına kavuşmak için çırpınmada, dönüp durmaktadır. Aslının aslı ile buluşmak için yokluk da apaşikar el çırpmadadır.
• Her ot yeşermiş, güzel, hoş bir halde gülümsüyor. Her zerre; "Sabır sıkıntı'nın anahtarıdır!" "Şükür de Allah'tan razı olmanın anahtarıdır!" diye naralan atmaktadır.
|
|
|
|
|
Logged
|
valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
|
 |
« Yanıtla #107 : Şubat 14, 2010, 12:48:25 ÖS » |
|
Güzel paylaşımlar, teşekkürler.. 
|
|
|
|
|
Logged
|
"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"
"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
|
|
|
|
mtree
|
 |
« Yanıtla #108 : Şubat 16, 2010, 12:55:31 ÖÖ » |
|
Rica ederim Mevlana Muhibbi 
|
|
|
|
|
Logged
|
valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..
|
|
|
|
mtree
|
 |
« Yanıtla #109 : Temmuz 06, 2010, 10:43:47 ÖÖ » |
|
91. Gönül sıfatı elde ettinse, gönül gibi ayaksız başsız gel!
Fa'ilatiin, Fa'ilatun, Fa'ilün (c. I, 188)
• Eğer sen, öd ağacıysan buhurdana gel; seni damdan atarlarsa, kapıdan düş içeriye gir!
• Madem ki sen bir Yüsufsun, kuyuya atılmaktan, zindana sokulmaktan kurtulamazsın. Sen kahır zehrini şeker say!
• "Allahuekber" diyorsun, bu bir adettir, bu bir resmî söyleyişdir. Gönülder söyleyiş değildir. Eğer sen "Ekber" dediğin o büyükler büyüğünün kuluysan bu büyüklere yakışır şekilde gel! Kendine çeki düzen ver!
• Köpekler de nasıl içer kızıl şarabı? Arslansan kızıl şarap gibi gel!
• Ne diye altın arıyorsun? Kendi bakırını altın et! Altın olmuyorsa gel o gümüş bedenliye!
• Zenginlerin gözleri kupkuru. Fakirlerin ise nemli. Ey aşık! Sen kupkuru değil, nemli de değil; iki şekle de bürünme de öyle gel!
• Melek sıfatlarına mahremsen, melek gibi erkeklikden de, dişilikten de mü nezzeh ol da öyle gel!
• Yolculukta gönül sıfatını elde ettinse, gönül gibi ayaksız gel, başsız gel!
|
|
|
|
|
Logged
|
valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..
|
|
|
|
mtree
|
 |
« Yanıtla #110 : Temmuz 06, 2010, 10:44:35 ÖÖ » |
|
92. Burada gizli birisi var, kendini yalnız sanma!
Müstef'ilün, Fe'ulün, Müstef'ilün, Fe'uliin (c.1, 188)
• Burada gizli birisi var. Kendini yalnız sanma! Onun kulağı pek hassastır, keskindir. Sakın kötü sözler söyleme!
• 0 peri senin gönlünün çeşmesine bağlamp kalmıştır. Senin bütün düşüncelerin, hayaline gelen her suret, her şekil hep o perinin eseridir; o periden gelmektedir.
• Nerede çeşme varsa orası perilerin oturduğu yerdir, perilerin konağıdır. Oraya dikkatle, ihtiyatla gitmek gerek.
• Senin bedeninde bulunan beş duygu çeşmesi akıp durdukça, bil ki; gönlünde gizlenen o peri bu beş çeşmeyi ayırmıştır, akıtmıştır.
• Vehmetmek, tasavvurda bulunmak gibi beş tane de iç duygun varya, bil kı; her beş çeşme de, meraya doğru, yararlı olacağı yerlere doğru koşup durmadadır.
"Eskılere göre insanı haricî muhitinden haberdar eden beş duygu vardır ki onlar da; görme, işitrne, koklama, tatma, bilhassa elle sıcağı soğuğu, serti yumuşağı anlama duygularıdır. bunlardan başka ayrıca beş tane de iç duygusu, batinî duygu vardır: Hayal, düşünce, vehme yani olanı, olmayanı anlayış, zihinde hıfzediş ve ınüşterek duygu. Insan bu sonuncu duygu ile iç ve dış duygularını düzenler. (İbrahim Hakkı Hazretleri: Maıifetııame, Bulak basımı 1251, s. 204-205.)
• Her çeşmenin yüksekte bulunan iki su sarnıcı vardır. Elli tane de sulara yol veren su yolcusu bulunmaktadır. Gönlünü paslardan temizlersen, cilalarsan bütün bunlar, sana yüzlerini gösterirler.
• Çeşme başında edebe riayet etmezsen, sana perilerden zarar gelir. Çünkü Du çeşıt periler, çok hassastır, serttir, pervasızdır.
|
|
|
|
|
Logged
|
valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..
|
|
|
|
mtree
|
 |
« Yanıtla #111 : Temmuz 06, 2010, 10:45:02 ÖÖ » |
|
93. Bize Hakk yolunda "biz"siz olarak bir yolculuk nasib oldu.
Mef'ulü, Mefa'ilün, Fe'ulün (c.I, 128)
• Bize Hakk yolunda "biz"siz olarak bir yolculuk nasip oldu. 0 yolculukta "biz"siz olduğumuz için gönliimüze bir ferahlık geldi.
• Daima bizden gizlenen o gerçek sevgili, o ay yüzlü güzeller güzeli, orada "biz"siz olarak yanağını yanağımıza koydu.
• Biz o dostun gamı ile can verdik de onun gamı, bizi, bizden kurtardı, "biz"siz olarak doğurdu.
• Biz her zaman aralıksız şarap içmeden mest olanlardanız. Biz daima "biz"siz olarak neçelenir, manevî zevkler duyarız.
• Siz sakın bizi yad etmeyin, buna lüzüm yok. Çünkü biz "biz"siz olduğumuzdan kendimiz rüzgar kesilmişiz de her yerde eser dururuz.
• Biz "biz"siz kalıyoruz da, her zaman sevinç içindeyiz, mutluyuz. Bu sebeple daima "biz"siz olalım, "biz"siz kalalım diyoruz.
• Kapıların hepsi de yüzümüze kapanmıştı. Biz, bizden kurtulunca, kapıların hepsi de açıldı.
|
|
|
|
|
Logged
|
valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..
|
|
|
|
mtree
|
 |
« Yanıtla #112 : Temmuz 06, 2010, 10:45:30 ÖÖ » |
|
94. Ey dertli zamanımda canımın rahatı olan Allahım!
Müfte'ilıin, Fa'ilat, Müfte'iliin, Fa'ilat (c.I, 207)
• Ey dertli zamanımda canımın rahatı! Ey yoksulluk açlığında rühumun hazinesi olan Allahım!
•Vehmin elde edemediği, anlayışın ve aklın eremediği güzellikler senden canına ulaştığı için sen benim kıblem oldun.
• Rabbim! Senin keremin ve lutfun sebebi ile ben aleme nazla bakarım.
• Fanî olan devlet, zenginlik, varlık hiç beni aldatabilir mi?
• Allahım! Bitmez, tükenmez cömertliğinle bana hesapsız mülkler versen, ne kadar gizli hazinelerin varsa onları önüme koysan, ben candan secde ederek vüzümü yerlere korum da derim ki:
• "Ey Allahım! Benim için senin aşkın bütün bunların hepsinden daha değerlidir."
|
|
|
|
|
Logged
|
valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..
|
|
|
|
mtree
|
 |
« Yanıtla #113 : Temmuz 06, 2010, 10:45:58 ÖÖ » |
|
95. Onun aşk nağmelerinden yeryüzü coşmuş köpürmüştü.
Fa'ilatün, Pa'ilatiin, Fa'ilatiin, Fa'ilat (c.I, 131)
• Onunla manen buluşmanın özlemi ateşi ile yandığım zaman, ben de Hz.Musa gibi, Tur Dağına gittim. Ne mutlu bana, ne mutlu!
• Orada eşi, benzeri olmayan bir padişah, bir sultanlar sultanı, rühları besleyen, pek latif, cana canlar katan bir güzeller güzeli gördüm.
• Tur Dağı da, sahra da, çöl de onun yüzünün nüruyla parıl parıl parlamadaydı. Onun güzelliği her tarafı ebedî cennete çevirmişti.
• Onun aşk nağmesinden yeryüzü coşmuş köpürmüştü. Gök de ona kavuşma sevdasına kapılmış dönüp duruyordu.
•Akıl almaz yaratma gücüne sahip olan o padişahlar padişahı, yokluğa şöyler "aktı "Kün" ol verdi de yokluk canlandı, varlığa kavuştu.
• Lütf ve ihsan gölgeleri üstünlük güneşi ile birleşince bütün birbirine olan unsurlar bir araya geldiler, birbirleri ile barıştılar.
• Böylece, aşkının olgunluğu, merhameti birbirine düşman olan zıtların dost olarak birleşmelerini sağladı.
• Fakat 0, yarattıklarının varlıkları yok olunca da, bir tanesi yüz tane oldıı. Orada var olan bana yok göründü, yok olan da var.
• Cana benziyen dünyanın ötesinde, onun sevdasına kapılmış, vefalı varlıkları gördüm; hepsi de tertemizdi, hepsi de safa içinde idiler.
•Her fidanın sırrı toprağın içinden baş kaldınr, yücelere boy atar. Mirac edenler, manen Hakk'ı bulanlar, duygulu ve imanlı kişiler yerlerde sürüklenmesinler, göklere çıksınlar diye bahçelere merdivenler kurmuşlardır.
• Kuşlar ve bülbüller dallara konmuşlar, bekçilik ederler. Bahçeye kimlerin gelip gittiğini gözetlerler. Çünkü bu bekçilerin maaşları Allah'ın hazinesinden verilmektedir.
• Şu ağaçların yaprakları dillere, dallarda sallanıp duran meyveleri de gönüllere benzerler. Gönüller yüz gösterince diller çözülür, sözler değerlenir.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 06, 2010, 10:48:01 ÖÖ Gönderen: mtree »
|
Logged
|
valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..
|
|
|
|
mtree
|
 |
« Yanıtla #114 : Temmuz 06, 2010, 10:46:27 ÖÖ » |
|
96. Koşa koşa gelen bahar rüzgarı dünyayı güldürüyor.
Müstef'ilün, Pe'Olün, Müstef'ilün, Fe'ülün (c.I, 196)
Sevgili bu gece uyuma!
Müfte'ilün, Müfte'ilün, Fa'ilatiin (c.I, 258)
• Anberler saçan saçlarını çöz, harekete getir! Süfîlerin canlarını raksa sok!
• Koşa koşa şarkılar söyleyerek gelen bahar rüzgarı dünyayı güldürür, körpe otları ayağa kaldırır. ,
• Ötelerden gelen bir haberci gibi her an bağdan latif bir koku duyulur "Haydi dostlar uyanın!" diye sesler gelir.
• Bahçe içten içe kendi sırrını, kendinde bulunan gizli kuvveti sürükler yürür, gider, yol alır da sana der ki: "Ey insan! Sen de içten içe yol al. Sen sende gizli bulunanı bul, ona doğru yol al da canına can gelsin.
• Bahar rüzgarının okşaması ile gonca uyanır, açılır ve selviye süsenin sırrını söyler. Lale de boş durmaz, söğüt ağacı ile erguvana güzel günlerin müjdesıni verir.
• Ey ay yüzlü güzel! Bir gece olsun Allah aşkıyla uyumazsan, geceyi ibadetle ıhya edersen, sana sonsuzluk hazinesi yüzünü gösterir.
• Görünmez bir güneş, gayb aleminin güneşi geceleyin doğar da seni nürlandırır, ısıtır tutiya yani manevî sürme gözlerindeki gaflet tozunu siler, gözlerini açar.
• Aklını başına al da bu gece inat et, başını yastığa koyma, yatma da saadetin, anevî mutluluğun sana ne ihsanlarda, lütuflarda bulunacağını gör!
•Allah gündüzü çalışıp kazanman, rızkını elde etmen için sana ihsan etti. Geceyi de aşk için, sevişmek için yarattı. Senin sevişmeni, sevgili ile buluşmanı kötü göz görmesin diye de geceyi karanlıklarla perdeledi.
• Halk gece olunca uykuya dalar uyur. Aşıklar ise bütün gece Allah'a" yalvarırlar, dua ederler, adeta onunla söyleşirler.
• Cenab-ı Hakk bir geçe Davud(a.s.)'a şöyle buyurdu: "Kim bizi sevdiğini söyler, aşıklık davasına girişir, sonra tutar bütün gece uyursa, onun sözü de yalandır, davası da yalandır!" Aşık olanın gözüne uyku girer mi?
• Çünkü aşık gönlünün derdini, çektiği acıları sevgilisine söylemek için yalnızlık ister, geceyi bekler, gecenin karanlığında gizlenir.
• Aşka susamış olan aşık uyusa bile pek az uyur. Susuz kişi derin uykuya dalabilir mi?
• 0 azıcık uyusa da rüyasında ya su görür, ya ırmak kenarında dolaşır, ya testî görür, yahut da saka (=sucu).
• Ona bütün gece ötelerden; Allah'dan ses gelir durur. Ey zavallı! Kalk da, geceyi bir ganîmet, Allah'ın bir lutfu olarak gör ve fırsattan yararlan!
|
|
|
|
|
Logged
|
valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..
|
|
|
|
mtree
|
 |
« Yanıtla #115 : Temmuz 06, 2010, 10:47:25 ÖÖ » |
|
97. Seni seven dostların sana yaptıklan iyilikler sana Hakk'ın bir iltifatıdır.
Mef'ulü, Mefa'ilün, Fe'Oliin (c.I, 123)
• 0 güzel padişahı, o güzellerin gözünü, çerağmı gördüm.
• 0 gönül dostunu, derdimi dert edinen o canı, o cana canlar katan cihanı gördüm.
• Akla akıl vereni, safaya safa bağışlayan aziz varlığı gördüm.
• Beni büyüleyen o güzeller güzelini gördüğüm için bedenimin her zerresi sevinmiş, neşelenmiş, "Allah'a şükürler olsun." diyordu. Bu görüşün verdiği manevi zevk ve heyecan anlatılamaz ki!
• Hz. Musa da ansızın ağaçtan gelen o nüru görünce sevinmişti de;
• "Artık onu araştırmadan kurtuldum. Allah bana lütfetti de aradığımı buldum." dedi.
• Hz. Musa ağaçtan gelen o göz kamaştırıcı nuru görünce, Cenab-ı Hakk; "Ya Müsa, yolculuğu bırak ve elindeki asayı at!"diye buyurdu.
"Gazelde geçen Hz. Musa(a.s.)'ın kıssasında Taha Süresi, 20/10-27. ayetlere işaret vardır.
• Musa yalnız asayı atmadı. Gönlünde bulunan dünyaya ait bütün istekleri de attı. Akrabasını, sevdiklerini, en yakın dostlannı da gönlünden çıkarıp attı.
• Sonra Müsa'ya; "Ayağına giydiğin nalınları da çıkar at!" emri geldi. Böylece ayağından çıkardığı bir çift nalınla beraber birçok güzellikleri, zevkleri olan dünya ile ahireti de, dolayısıyla yalnız dünyadaki süsleri, hoşlukları değil, ahirette vadedilen zevkleri de gönlünden çıkardı. Çünkü;
"Yunus Emre hazretleri:
"Cennet cennet dedikleri birkaç evle birkaç huri îsteyene ver anları bana seni gerek seni!"diye buyurrnuştu. Alman mütefekkiri Pichte (1762-1819) de: "Bu dünyada ve öteki dünyada "hedefleri, istekleri zevk olan insanlar çok bayağı insanlardır." diye yazmıştır.
• Gonül evine Cenab-ı Hakk'dan başkası sığamaz. Bu hususta peygamberlerin çök hassas davrandıklarını, kıskançlıklarını ancak gönül bilir.
• Hz. Müsa nüra doğru yaklaşırken, Cenab-ı Hakk; "Ya Müsa! Elinde ne var?" diye buyurdu. Müsa da; "Yolculukta işimize yarayan asadır." diye cevap verdi.
• Cenab-ı Hakk buyurdu ki: "Ey Musa! Elindeki asayı at da Allah'ın şaşılacak işlerinigör!"
• Müsa asayı atınca, asa büyük bir yılan, bir ejderha oldu. Müsa da ejderhayı görünce korktu kaçtı.
• Cenab-ı Hakk; "Korkma! 0 yılanı eline al da onu tekrar asa haline getireyim." diye buyurdu.
• "Dayandığın, yardımına güvendiğin asayı yılan yaparak, sana düşman haline sokmuştum. Şimdi onu tut da tekrar asa haline gelsin, düşmanına karşı sana bir yardımcı olsun.
• Böylece seni seven, sıkıntılı zamanlarında sana yardım eden, iyilik seven vefalı dostların iyiliklerinin benim sana olan gizli bir lütfumdan ibaret olduğunu ve başkasından sana vefa gelmeyeceğini bilmeni, anlamanı istedim."
• Ele, ayağa bir dert verince, elin ayağın senin için bir yılan olur.
• Ey el! Bizden başkasının yardımını isteme! Ey ayak! En son gidilecek yerden başka yeri isteme!
• Bizim sana verdiğimiz zahmetlerden, sıkıntılardan kaçma, nereye gidersen git, her yerde bir zahmet, bir sıkıntı, bir dert vardır. Vardır ama o dert, o zah-met seni bir dermana ulaştırır.
• Bu dünyada hiçbir kimse yoktur ki, bir dertten kaçsın da; "Kurtuldum!" derken daha beterine uğramasın.
• Seni avlamak için bir tuzak kurmuşlardır. Oradaki yeme kapılma, yemden kaç; korku oradadır. Korkuyu sen akla bırak! Çünkü sevgi korku bilmez.
• Şems-i Tebrizî lütuf buyurdu, fakat gidince lütfu da aldı beraberinde götürdü.
|
|
|
|
|
Logged
|
valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..
|
|
|
|
mtree
|
 |
« Yanıtla #116 : Temmuz 06, 2010, 10:48:31 ÖÖ » |
|
98. Ben canımın minneti altında kalmak istemiyorum. Çünkü ben artık canla değil aşkla diriyim.
Müfte'ilün, Mefa'îlün, Müfte'ilım, Mefa'îlün (c.I, 51)
• Babacığım, kendini üzüntüye kaptırmış, hayattan bezmiş, usanmışsan sevgilimizin yanına gel! Onun güzelliğini gör de can baharı seni canlandırsın, sana gençlik versin!
• Seher vakti esen rüzgar bana sevgilimin selamının kokusu ile beraber baharımın, bağımın, bahçemin, güllerimin, meyvelerimin kokusunu da getirdi.
• Güzelliğin, güzel yüzün verdiği mestlik acaip anlaşılamaz, anlatılamaz bir mestlik. Varlık, ama görülmemiş bir varlık. Sanki devlet, ikbal, güç, kuvvet;"Ne duruyorsunuz, haydi geliniz!" diye feryad edip durmada...
Şeyh Sadi hazretleri bir şiirinde: Şarabın verdiği mestlik, sarhoşluk gece yarısına kadar süer, ama güzel yüzlü bir sakînin verdiği kıyamete kadar sürer, demiştir.
• Ben canımın minneti altında kalmak istemiyorum. Çünkü ben artık canla değil, aşk ile diriyim. Beni aşk yaşatıyor. Sevgilimin de yanında bulunduğum için pek mutluyum, pek hoşum.
• Padişahlar padişahının yüzünü gördüğüm için kabıma sığamıyorum, pek mes'udum. Burası da pek güzel, pek hoş; ben artık bu saraydan başka bir yere gidemem.
• Gönlümüz neşe arıyor, manevî zevkler peşinde koşuyor. Aklımız ise boş yere düşüncelere daldığı için yıkılmış, kendinden geçmiş, harab olmuş bir halde; can şarabının kadehi de elimizde. Allah'ım bu hal ne hoş bir hal!
• Aşk peşinde koştuğumuz için akıl bize darıldı da gitmek istiyorsa gitsin, biz hiç üzülmeyiz. Sen ona de ki: "Ey akıl! Artık burada durma git!" Gündüz oldu ise varsın olsun. Ey gecesiz, gündüzsüz güzel! Sen gel! Başka şey ıstemiyoruz.
|
|
|
|
|
Logged
|
valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..
|
|
|
|
mtree
|
 |
« Yanıtla #117 : Temmuz 06, 2010, 10:49:08 ÖÖ » |
|
100. însanı büyüleyen güzel yüzünü gösterince mihnet ordusu, keder ordusu bozguna uğrar.
Fe'ilatün, Fe'ilatiin, Fe'ilatün, Fe'ilün (c.I, 167)
• Aşkınla perişan ettiğin, hasta ettiğin zavallının hatırını senden başka kirn rar? Ey Hz. îsa gibi hastalara şifa veren, ölüleri dirilten sevgili; hasta hatırını sormak için gel!
• Gel de "Nasılsın?" diye bu hastanın başına elini koy! Onun suçunu aklına getirme, kinini unut!..
• Zaten o kaza ve kaderin cilvesine uğramış, bela güneşi onun başına kılıç vurmuş. Sen gel de onun başına ihsan gölgesi, rıza gölgesi düşür!
• 0 suçludur, kusurludur. Yüzlerce mihnete, yüzlerce eziyete layıktır ama, sana layık olan, sana yakışan şey, bağışlamaktır, keremde bulunmaktır, lütufta bulunmaktır.
• Aşk zevkini vererek, sevmeyi öğrenerek lütuflarda, ihsanlarda bulunduğun, yüzlerce manevî sütle, şekerle beslediğin şu gönüle, bunca lutuflardan, tatlılıklardan sonra, her nefesde her an cefa zehrini tattırma!
• Aşk hastalarına deva sensin, şifa sensin! Çünkü o insanı büyüleyen güzel yüzünü gösterince mihnet ordusu, keder ordusu bozguna uğrar, kaçar, gider.
• Bütün alem, bütün insanlar bir beden gibidir. Herkesin, herşeyin başı da, canı da sensin. Başsız olan kişi, başı gövdesinden ayrılan kimse, nasıl olur da diri kalır?
"Sadî hazretlerinin şu beyitleri de ibretle okunmağa değer:
Ademoğulları aynı vücudun uzuvları gibidir. Çünkü insanların hepsi aynı cevherden yaradışlardır. Hepsi de ilahî emaneti taşımaktadırlar. Zaman bir uzva bir dert verirse öbür uzuvlar rahatsız olurlar. Eğer sen başka insanların denlerinden üzülmezsen, sana insan demek yakışmaz.
|
|
|
|
|
Logged
|
valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..
|
|
|
|
mtree
|
 |
« Yanıtla #118 : Eylül 05, 2010, 02:24:57 ÖÖ » |
|
101. Ey bülbül! Senin sıcak ve sevgi ile dolu olan nefesin bahçe gelinlerinin gıdasıdır
Müfte'ilün, Müfte'ilün, Fa'ilün (c. I, tercî' 8 )
• Ey sarhoş bülbül! Allah aşkına güllerle dolup taşan gül bahçesini gör de, güzel sesini onların hepsine duyurabilmen için yüksek bir ağaç dalını kendine minber edin! Oraya çıkıp ötmeğe başla!
• Baharın şu birkaç gününü ganîmet say! Çünkü güller vefasızdır. Az bir zaman için açarlar, gülerler, etrafa hoş kokular yayarlar. Sonra çabucak çeker giderler.
" Yine Şeyh Sadî güllerin ömürlerinin az olduklannı anlatmak için şu güzel beyti söylemiş:
"İstedim ki gülün .ve lalenin karşısında şarap içeyim. Sürahiden kadehe şarabı dökünceye kadar bahar geçti gitti"
• Nasıl güllerin kokusu peri kızlarının gıdası ise, ey aşık bülbül! Senin sıcak sevgi ile dolu nefesin de bahçe gelinlerinin gıdasıdır. îşte bahar mevsimi geldi. Sen de ötmeğe başlayarak dostlarını yemeğe çağır!
• Ey gül bahçesinde dolaşan sevgili! Senin rühunla benim rühum arasında bir geçmiş bir macera vardı. Biz seninle orada tanışmıştık.
• Bugünkü görüşmemiz, sevişmemiz o eski tanışma yüzündendir. Sen onu unuttun, ama bu bir gerçek.
• Aklımızı başımıza alalım da yüzümüzden, bedenimizden ayrılmadan, toprak altına gömülmeden evvel birbirimizin yüzlerini görelim. Doya doya birbirimizi seyredelim, bu fırsatı kaçırmayalım.
|
|
|
|
|
Logged
|
valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..
|
|
|
|
mtree
|
 |
« Yanıtla #119 : Eylül 05, 2010, 02:25:49 ÖÖ » |
|
102. Hacdan dönen hacılara hitap!
Meffllü, Fa'ilat, Mefa'îlü, Fa'ilat (c.I, 199)
« Ey evini, barkını, çoluğunu, çocuğunu, yaşadığı şehri bırakıp kervanlarla uzun bir yolculuğu göze alan hacı! Allah evinin yolculuğundan hoş geldin!
• Kabeyi ziyaret etmek, Hz. Mustafa(s.a.v.)'in türbesine yüz sürmek için gündüzleri yarı aç, yarı susuz yollar aştın. Geceleri bile kararın yoktu.
• Hakk'ın kıblegahına yüzünü, göğsünü sürdün, Allah evine girdin. "Giren eman bulur, kurtulur." sırrına erdin.
"Allah evine giren kurtulur, eman bulur." Al-i îmran Süresi, 3/97.
• Bu tehlikelerle dolu hac yolunda nasıldınız; ne haldeydiniz? Bu yol tehlikelerle dolu bir yoldur. Allah bu yolda herkesi, her çeşit tehlikeden korusun.
• Sizler o mübarek yerlere kavuşmak mutluluğuna erdiniz. Orada hacıların "Lebbeyk!" sesleri ta arşa ulaşmada, gökyüzü uğultularla dolmada.
• Ey Merve'yi gören! Ey Safa tepesine çıkan hacı! Ne mutlu sana! Günahlarla, dedikodularla kirlenmiş olan bu fanî dudaklanmla nasıl olur da senin gözlerini öpebilirim? Bu sebeble ben canımla, rühumla senin gözlerini öper, ayağına başımı korum.
Merve ve Safa Mekke'de Kabe'ye pek yakın olan iki küçük tepeye verilen ad. Hacılar ; Kabe'yi tavaf ettikten sonra bu iki tepe arasında hızlı olarak yedi defa gider, gelir. Buna say adı verilir. Mevlana'nın bu beyti Kamus sahibi Asım Efendi merhflmun şu beyitlerini hatıra getirdi;
"Ey sarban zimamı çek semt-i kuy-i yare Bî-çare dilde zîra yer kalmadı karara Azurde-pay olursa, cemmazın eylerim ferş Dîbace vü cebînim şevk ile rehgüzara."
(Ey deveci, sevgilinin köyüne doğru devenin yulannı çek! Çünkü zavallı gönlüme sabretmeye, beklemeye yer kalmadı. Eğer hac yolunda devenin ayağı incinirse sevine sevine yüzümü devenin ayak basacağı yere döşerim."
• Sen orada Allah'a misafir oldun. Allah misafırin azîz bir varlık olduğunu, ağırlanması gerektiğini vadetmiştir; "Hele birisi bize (yani Allah'a) misafir olursa elbette o daha iyi bir şekilde ağırlanacaktır." diye buyurmuştur.
• Benim canım hacıları meş'urü'l-harama, Mina'ya kadar götüren devenin ayaklarına toprak olsun!
"Meş'urü'l-haram hac vazifelerinin bir kısmının yapıldığı yerlere verilen ad. Mina'da, Arafat hacılann kurban kestikleri yer.
• Hacı hacdan dönüp gelmiş ama gönlü orada kalmış; can,' Kabe'nin halkasını tutmuş, beden ise burada dertlere düşmüş, perişan bir halde.
|
|
|
|
|
Logged
|
valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..
|
|
|
|