|
CananYE
Ziyaretçi
|
 |
« : Ekim 06, 2008, 08:35:25 ÖS » |
|
Üniversitede Eski Türk Edebiyatı Hocam (Doç. Dr. Ömür CEYLAN -kulakları çınlasın) öyle güzel anlatırdı ki mazmunların hikayelerini, ağzım açık dinlerdim. 
Burada da mazmunları örnek beyitlerle paylaşmaya ne dersiniz?
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ağustos 23, 2009, 09:58:22 ÖS Gönderen: Edebiyat Öğretmeni »
|
Logged
|
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
|
 |
« Yanıtla #1 : Nisan 04, 2009, 01:12:59 ÖS » |
|
NERGİS
Bu çiçek hakkında bir hurafe vardır. Güya çiçeğin timsali olan (Narsis) yahut (Nergis) , bir perinin aşk mahsulü olup çok güzel bir delikanlıymış. Bütün kızlar Nergis’in aşkı ile divane olurlarmış. O, bunların birine dahi iltifat etmemiş. Nergis yalnız insanları değil perileri de güzelliğine meftun ettiğinden aks-i sadâ ismindeki peri, onun aşkı ile halâk olduğundan taşa tahavvul etmiş; vücudundan yalnız bir sadâ kalmış. Nergis’in bu kibrine tahammül edemeyen kızlar, onu mabutların intikamına havale etmişler. Nergis bir gün ırmaktan su içerken, suda yüzünün aksini görünce kendi güzelliğine meftun olarak ne yapacağını şaşırmış. Nihayet kendi aksini kucaklamak üzere ırmağa atılıp boğulmuş. Aks-i sadâ-peri- Nergis’in aşkı ile taşa tahavvül ettiği gibi, Nergis de kendi ismi ile anılan çiçeğe tahavvul etmiş. İşte Nergis’in Garp’taki efsanesi budur. Bu aşk efsanesi, birer çiçek şekline sokularak kıyamete kadar hicran çekmeye mahkûm edilen Nergis isminde bir âşıkla, Gül isminde bir maşukun maceralarından mürekkeptir…
‘‘ Gül hasretinle yollara dutsun kulağını Nergis gibi kıyamete dek çeksün intizar’’ Bakî
|
|
|
|
|
Logged
|
"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"
"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
|
|
|
|
Aybilgesi
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #2 : Nisan 04, 2009, 01:41:41 ÖS » |
|
AYNA: Edebiyatımızda daha çok Ayine-i İskender şeklinde geçer.İskender, Aristo'nun icat ettiği ayna ile düşmanı görür.Ve ona savunma vaziyeti alırmış. Cila virmiş ise ayine-i iskender Risto Benim sen saykal-ı ayine-i re'y-i savabımsın (NEDİM)
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
|
 |
« Yanıtla #3 : Nisan 04, 2009, 11:02:50 ÖS » |
|
Lale Lale Divân şiirinde kırmızı rengi ile sevgilinin yanağı ve âşığın gözyaşları lâleye benzetilir. Lâlenin ortasındaki siyahlık sevgilinin yanaklarına özenme ve onu kıskanma dolayısıyla bağrında meydana gelmiş bir yara, dağlama olur. Ciğeri kan olmak, bağrı yanmak, pürhun olmak vs. bu nedenle kullanılır. Ortasındaki karalığı ile lâle, üzerinde ben olan bir yanaktır. Sevgilinin yanağı ve âşığın gözyaşları lâleden daha kırmızıdır. Divân şâirinin sözünü ettiği lâle, çok zaman şakayık denilen gelincik lâlesidir. Şehîd-i aşkın oldum lâle-zâr-ı dağdır sînem Çerâğ-ı türbetim şem’-i mezârım varsa sendendir. Şeyh Galip
|
|
|
|
|
Logged
|
"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"
"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
|
 |
« Yanıtla #4 : Nisan 04, 2009, 11:14:51 ÖS » |
|
Bülbül Divan edebiyatı bülbülden ayrı düşünülemez. O, şakıyışlarıyla ağlayıp inleyen, durmadan sevgilisinin güzelliklerini anlatan ve ona aşk sözleri arzeden bir âşığın timsâlidir. Bazan âşığın kendisi, bazan canı, bazan da gönlü olur. Bülbül güle âşık kabûl edilir. Bu durumuyla âşığa çok benzer. Üstelik güzel sesi de aşığın güzel sözleri, şiirleridir. Nasıl bülbül gülsüz olamazsa, aşık da mâşûksuz olmaz. Gülün dikenleri nasıl bülbülün çiğerini delerse, sevgilinin eziyetleri de âşığın bağrını deler. Kısaca bülbülün her özelliği âşıkta mevcuttur. Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül
Etsem de abestir sitem-i hâre tahammül
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül
|
|
|
|
|
Logged
|
"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"
"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
|
 |
« Yanıtla #5 : Mayıs 11, 2009, 09:19:22 ÖS » |
|
Lale Divân şiirinde kırmızı rengi ile sevgilinin yanağı ve âşığın gözyaşları lâleye benzetilir. Lâlenin ortasındaki siyahlık sevgilinin yanaklarına özenme ve onu kıskanma dolayısıyla bağrında meydana gelmiş bir yara, dağlama olur. Ciğeri kan olmak, bağrı yanmak, pürhun olmak vs. bu nedenle kullanılır. Ortasındaki karalığı ile lâle, üzerinde ben olan bir yanaktır. Sevgilinin yanağı ve âşığın gözyaşları lâleden daha kırmızıdır. Divân şâirinin sözünü ettiği lâle, çok zaman şakayık denilen gelincik lâlesidir. Bazan lâlenin Nûmanî denilen ve dağlarda yetişen cinsi de söz konusu edilir. Bugün biz bu çiçeğe gelincik diyoruz. Lâle-i nûmân ve şakayık-ı nûmâniye, budur. Bahar, lâle devri olarak nitelenir. Nedim’in yaşadığı Lâle Devri ise Cumhuriyet’ten sonra ortaya çıkmış bir tabirdir. İran mitolojisine göre yıldırım, yaprağın üstündeki çiğ tanesine düşmüş, çiğ tanesi ve yaprak alev alarak donmuş, lâle de böylece ortaya çıkmıştır. Lâle’nin ortasındaki karanlık da yıldırım yanığı imiş. Lâle, yabani bir çiçek oluşu, çabuk solması, suya ihtiyaç duyması vs. özellikleriyle şiirde çok sözü edilen bir çiçektir. Genellikle bahçe çiftlerinin kenarında bitmesi, onu miskin sıfatıyla anmaya neden olur. Tabii bu sıfatta, bağrının yanık olmasıyla ilgilidir. Şekil yönünden kadehe benzeyen lâle, şarap, kan, la’l, kâse-i mercân, câm, şem, çerağ, kanlı kefen, al sancak vs. olabilir. Rengi ve şekli yönünden hayli geniş bir kullanıma sahiptir. Savaş meydanı ile âşığın gözyaşlarını döktüğü yerler ise birer lâlezar (lâle bahçesi) olarak karşımıza çıkar. Esirlerin boynuna geçirilen açılıp kapanır halkalara da lâle tabir olunur. Bir nevi tasmadır.
|
|
|
|
|
Logged
|
"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"
"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
|
 |
« Yanıtla #6 : Mayıs 12, 2009, 09:31:57 ÖS » |
|
Hasret...
Ayrılık acısı, üzüntü, inleme, özleyiş, ele geçirilemeyen bir şey için üzülme. Divân şiirinde hicrân da aynı anlamda kullanılır. Âşığın en büyük derdi ve dert kaynağı hasrettir. O, ayrılık ve hasrete asla tahammül edemez. Ayrılık çekmek yerine sevgilinin bütün cefasını çekmeye hazırdır. Sevgilinin rakipler ve ağyar ile gülüp oynaması en büyük acıdır. Hele rakiplerin alay edişleri âşığı öldürür. Âşık bu hasretten dolayı ölümlü hastadır. Devamlı kan yutmakta, geceler boyu yanıp ağlamakta ve âh etmektedir. Bu hasret gözyaşları, dünyayı onun başına zindan eder, belini büker ve ihtiyarlatır. Hasret ve hicrân, sevgilinin her şeyine karşı toptan veya parça parça hissedilir. Onun yüzü, yanağı, dudakları, saçları, dişleri, çene çukuru, eşiği, mahallesi, ayağının toprağı vs. âşık için daima birer hicrân sebebidir. Hatta bazen onun dert ve gamına da hasret çekilir. Bu hasretin asla sınırı olmaz. Hasretle geçen bir an ise bin yıl kadar uzundur. Bunun çaresi sabır ve sevgiliyi hayal etmektir. Çünkü gün geçtikçe bu hicrân ve hasret âşığa bir üstünlük kazandırır, acılar bir zevke dönüşür. Nitekim âşık vuslat anında bile hasret acısı çeker, ayrılık korkusuyla yaşar. Âşığın hasreti, aşılması gereken bir çöl, bir dağ, gönül kuşu için bir tuzak ve benddir. Âşık esîr olmuştur. Bazen bu hasret âşığın gönlünün hasta yattığı ve kimsenin uğramadığı bir unutulmuşluk köşesidir. O köşede âşık, bir hicrân, yaralama, kan akıtma, öldürme, parçalama, ızdırap verme vs. özellikleriyle kılıca, oka, dikene vs. benzetilir. Vuslat su olunca hasret oruca; âşık garip olunca hasret sofraya benzetilir. Âşığın feryadı ile çeng olan hasret; onun canı ve gönlü ile de şiirine akseder. Bu hasret ateş olur yakar, humma olur çaresiz bırakır. Cehennem olup azap verir, yara olur acı çektirir. Gece olur âşığın dünyasını karartır, oruç olur onu her şeyden alıkoyar. Divân şâirleri bunun gibi birçok yönlerden hicrân ve hasreti söz konusu etmişler, hicr, ayrılık, firkat, firak gibi kelimeler ile de hasreti anlatmışlardır.
İskender Pala - Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü
|
|
|
|
|
Logged
|
"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"
"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
|
|
|
|
*Çiğdem*
|
 |
« Yanıtla #7 : Mayıs 19, 2009, 09:56:55 ÖÖ » |
|
GAMZE... Divan edebiyatında sevgilinin süzgün bakışı gamzeyi doğurur.Bu bakışta bir çok anlam vardır.Gamze fitne dükkanı gibidir.Kaşlar ve kirpikler bu fitneye ortaktır.Gamze ok ve kılıçla da anılır.Bundaki başlıca sebep yaralayıcı olmasıdır.Ok demire su verilerek yapılır.Bunun için de abdar sıfatıyla da kullanılır.Aşık sevgiliden gelen oklarla mutlu olur.Çünkü bu sevgilinin onunla ilgilendiğinin göstergesidir.Bu oklar aşığa bir armağandır ve hiç çıkarılmasını istemez.Ayrıca savaşta yaralanalar ve ölüm döşeğinde olanlar susarlarmış.Fakat onlara çok miktada su içirmek onların daha çabuk ölmesine neden olurmuş.Gamze bir tarafatan yaralar ve aşığın kanını akıtırken,bir taraftan da bu okun içindeki demirin susuyla aşığın su ihtiyacını karşılayıp,hayatta tutar.
|
|
|
|
|
Logged
|
GİTME KAL
Batan güneşe doğru
Sürerken atımı
'Gitme kal'
Demeni bekliyorum
Ama yalnızca
Rüzgar çekiştiriyor
atkımı SUNAY AKIN
|
|
|
|
mtree
|
 |
« Yanıtla #8 : Mayıs 27, 2009, 11:55:01 ÖS » |
|
KİRPİKLER(MÜJGAN)
Araplar kirpiklere "Hudb", göz kapağına "Ecfân" derler.Kirpiklerin hayalini kuranlara karşı gönül kıran türk güzelinin öfke dolu sayısız askeri vardır.Bunun yanında büyük şairlere göre kirpiğin 12 özelliği bulunur.Bir kısmı kirpiğe "Sinan(mızrak)" demiştir.
|
|
|
|
|
Logged
|
valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
|
 |
« Yanıtla #9 : Temmuz 09, 2009, 10:19:23 ÖS » |
|
Göz MazmunuDivan edebiyatında göz; seven ve sevilen yönünden her türlü karmaşık duyguyu ifşa eden bir motiftir. Âşık sevgilisini görmekle derin bir zevke dalar ve engin duygulara kapılır. Sevgilinin gözleri onun gözlerine ilişirse bu daha da anlamlı olur. Çünkü gerçek sevginin ancak gözle, yani bakışla anlatılabileceğine inanılır. Sevgisini gözleriyle sunan âşık, sevgilinin kendine karşı duygularını da onun gözlerinden okumaya çalışır. Bu amaçla sevgilinin göz mimiklerini özenle değerlendirir. Aslında sevgiliden, sevgisini anlatması beklenmez; içtenlikle bakması tercih edilir. Âşık daima sevgilinin gözlerini arar ve onunla tatmin olur. Bundan dolayı sevgilinin bakışları neşe ve hüzün kaynağı kabul edilir. Göz, divan edebiyatında genel olarak güzellik unsurudur ve frekansı en yüksek unsurlardan biridir.
Biçim olarak tanımlamak gerekirse; klasik şiirin favori göz rengi siyah ve elâdır.Nergis ve badem biçimli göz,arap alfabesindeki sad harifini andırmaktadır.Sevgilinin gönlüne bir ok gibi girip onu yaralayan göz yeri geldiğinde şehlâ bazen de mahmur olmuştur.Sevgiliyi görmezden geldiği için zalim,kâtil,cellâd;büyülü bakışlar yüzünden cadı,sâhir,büyücü,dinsiz; sarhoş edici olduğundan mest,mest-i harab,mahmurluğu nedeniyle bîmardır,hastadır.Kozmik alemdeki karşılığı Müşteri yani Jüpiter gezegenidir.Ceylanın iri ve koyu siyah gözlü olması ahû gözlü teşbihine neden olmuştur,ceylan avlanan bir hayvan olduğu için sevgilinin yüzü Kabe’ye benzetildiği zaman göz ahusu orayla ilişkilendirilir,çünkü Kâbe’de avlanmak yasaktır.
Yavuz Sultan Selim’in ‘’Şirler pençe-i kahrımda olurken lerzân,beni bir gözleri ahûya zebûn etti felek(Aslanlar kahır dolu pençelerimde titrerken,kader beni bir ahu gözlüye karşı güçsüz kıldı)’’ dizelerinde olduğu gibi sevgiliye duyulan aşkın hissedildiği dizelerin yanısıra,Yahya Bey’e ait ‘’ Cihânı göz göre kılmazdı kendüye muhtâc ,müfid ü muhtasar olmasa çeşm-i âlem-bin(Alemi gören gözü kısa ve ifade edici olmasa,dünyayı göz göre göre kendine muhtaç kılmazdİlgili bölüm yetkilisi hocama sesleniyorum, bu başlığı Klasik Edebiyat konularına taşıyabilir miyiz? 
|
|
|
|
|
Logged
|
"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"
"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
|
 |
« Yanıtla #10 : Temmuz 09, 2009, 10:53:13 ÖS » |
|
Dağ:
Dağ, insan ve hayvanın cismine kızgın demirle veya işaretli bir âletle vurulan nişâne ,damgadır. Yahut kızgın demirle -tedâvî için- bir yere vurulan yakı demektir.
İnsanın unutamayacağı derecede kalbi yakıcı bir ıstırap ve keder de dâğ sözü ile ifâde olunur:
Garip anam benim için ağlama Ağlayıp da yüreğini dağlama
Baş ilâç perhiz olduğu gibi ,son çâre de keydir.Yani dağlamaktır:
Canımı yakmaktasın âhir devâ keydir diyü Ey tabîbim tâbını bu âşık-ı ser-bâza dâğ SÂBÎT
Bâtınî tarikatlara mensup olanlar,bilhassa abdal ve ışıkların baş,yüz ve göğüslerine dağ vurdukları açılan yaranın tesiriyle dünya zevklerine bîgâne yaşamak istedikleri mervîdir.
Ağardı berf ile yer yer çemende cism-i nihâl Nite ki penbe-i dâğ ile sîne-i abdâl BÂKÎ
Bu dağlar onulmaya başlayınca üzeri kara bir kabuk bağladığı için buna dâğ-ı siyeh denmiştir.
|
|
|
|
|
Logged
|
"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"
"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
|
 |
« Yanıtla #11 : Ağustos 23, 2009, 04:32:44 ÖS » |
|
Saç Mazmunu
Divan şiirinde sevgilinin saçları dağınık olması nedeniyle şiirlere konu olmuştur. Aşıklar gönüllerinin perişanlığı ve dağınıklıklarıyla sevgilinin saçlarının dağınıklığı arasında ilişki kurmuşlardır.
Gice zülfün görüben düşte perişan oldum Dostlar hayrola din bize bu rüya neiki. (Ahmet Paşa) Gece düşümde zülfüne görüp (tıpkı zülfün gibi) perişan oldum. Dostlar bize “Hayır ola” (hayırdır inşallah )deyiniz. Acaba bu rüya nedir ki neye delalet ederki. Ahmet Paşa yukarıdaki beyitinde, sevgilinin saçlarının dağınık olmasıyla, aşığın gönlünün perişan olması arasında bir bağıntı kurmuştur. Yani saç simgeleştirilmiştir. İnsan tutumu açısından ise yasa değerindedir.
Divan şiirinde saç; rengi ve şekli itibarıyla yılana benzetilmiştir. Top top olmuş siyah zülfün mar gibi(Seyrani)
Seyrani bu beyitinde sevgilinin top top olmuş siyah zülfünü yılana benzetmiştir. Saç rengi itibarıyla, uzun ve incedir. Çöreklenmiş haliyle saç yılan (mar) arasında bir ilişki sözkonusudur. Yani mar hem renk hem de şekil olarak yılanı çağrıştırdığı için gösterge ve nesnesi açısından simge, insan tutumu açısından yasa değerindedir.
Saç kokusu itibarıyla misk, müşk, amber kokuludur. Koku itibarıyla halk ve divan şairlerinin en çok hoşlandıkları teşbih saç-sümbül teşbihidir.
Saçı sünbül, yüzü gül, dili bülbül Ayda bir olsun bari yüzüne gül. (Kuloğlu)
Kuloğlu bu beyitinde saçın sünbül gibi bukle bukle ve hoş kokulu olduğunu belirtiyor. Sünbül, şekil ve koku olarak saçı çağrıştırdığı için gösterge ve nesnesi açısından simge, insan tutumu açısından ise yasa değerindedir.
|
|
|
|
|
Logged
|
"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"
"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
|
 |
« Yanıtla #12 : Ağustos 23, 2009, 04:41:56 ÖS » |
|
Saçın Uzunluğu:
İp, (Urgan, Tınâb, Resen, Rismân, Rişte): Divân şiirinde sevgilinin saçı ve canı iplik gibi düşünülür. Saçın ipe teşbîhi “asmak, asılmak; çekmek, çekilmek vs.” gibi iple alâkalı tâbirler tarîkıyladır.Böylece âşıkın zülfü arzu etmekten vazgeçmeyeceği, zülfe bağlı olduğu ifâde edilir.
Baş koşup zülfüne gönlüm tolanur genc-i ruhun Boynı bir gün ol asılasınun urgana geçer
Âşığın gönlü, sevgilinin ilgisizliğinden deliye döner, bu deliyi sevgilinin urgan saçları bağlar ve gönül ipe benzeyen saçlara dolanır.
Kemend: Kemend ile cellâd kemendi ve av kemendi zikredilmektedir.Sevgilinin saç, zülüf veya kâkülü kemend olarak düşünülür. Bu mânâda zülfün, âşıkın gönlünü ve cânını avladığı ifade olunur.
Cân-ü-dil bend-i belâdan nice baş kurtara kim Tolaşur zülfün kemendi âkıl-ü-şeyda dimez Yılân(ılan), (Su’bân, Mâr, Ef’i, Ejder, Ejderha): Dîvân şiirinde sevgilinin saçı, uzunluğu, siyahlığı, özellikle de kıvrımlı oluşu bakımından yılana benzetilir.Âşığa göre sevgilinin zülfünü açıp yüzünü rakibe göstermesi, yılanın şeytana cennet kapısını açması gibidir.
Baş götürürken iki omuzında mâr-ı zülf Dahhâk gibi lebleri nice aceb güler
Beyitte sevgilinin iki omzundaki saçı yılana gülen dudaklar Dahhâk’a benzetilir. Buradaki Dahhâk, zulmüyle tanınmış efsânevi bir İran hükümdarıdır.
Çektikçe kara saçlar kulac kulac sünerler Ol iki ejderhâlar bir gün bana sunarlar
İki omuz üzerine uzanan saçlar, iki başlı ejderhâya benzetilir. Kara saç ile kara yılan arasında da bağlantı söz konusudur.
|
|
|
|
|
Logged
|
"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"
"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
|
 |
« Yanıtla #13 : Ağustos 23, 2009, 08:13:48 ÖS » |
|
Dağınık veya Bakımsız Saç: Perîşân, (Şikeste-hâl, Bî-karâr, Âşufte, Der-hem, Gürah gürûh):
Zülfü perîşân eden, umûmiyetle, sabâ yelidir.Perîşân saç yüzde, yerde veya sevgilinin koynunda olur. Zülfün perîşânlığı halinde, âşık veya gönlü de zülfe tutkunluğu veya zülüfte karar kılışı cihetiyle perîşân olur.
Haddünde görüp ben güni kara âşık Âlemde perîşânlık bildim neden olmışdur
Meger serv-i bülendünden yire düşmişdür anunçün Kararmış cümle endâmı şîkeste hâldür zülfün
Sevgilinin saçı, yüksek serviye benzeyen boyundan yere düştüğü için “cümle endâmı kararmış” olarak tasavvur edilir.
Dolaşık, (Pür-ham, Girih-gîr, Çîn, Ham, Girih girih, Şiken, Pür-çîn, Tâb-dâr, Gülâle, Halka halka):
Sevgilinin saçı büklüm büklüm olması yönüyle de ele alınır.Sevgilinin saçı, yanağı üzerinde büklümler oluşturur ve âşığın gönlü bu büklümlerin tellerine dolaşır.
Ruhlarun devinde Rum üstine leşkerler çeküb Zülf-i pürçînün zırhlar geydi şâmiler gibi
Sevgilinin yanak üzerindeki kıvrım kıvrım saçı, Rûm üstüne akın eden Şâm askerlerinin giydiği zırha benzetilir.
Saçunla eglenürüz ey büt-i cefâ-pîşe Ki halka halkadürür çün kilîdi endîşe Sevgilinin halka halka saçı, âşığın eğlencesidir.O halkalar aynı zamanda sevgilinin güzellik kitabı(yüzü) üzerindeki süstür ve bu süs âşığın aklını başından alır.
İkide bir dil-i dîvânemi çeker çevirür Benün olalı ser-i zülf-i tâb-dâr ile bir
Aşık gönlüne söz geçiremez, çünkü gönül sevgilinin büklümlü saçlarına dolanmıştır.
Çok başlu, (Ziyâde-ser), (Câdû, Tılsım, Fitne, Fitne-i Âhır zemân) Zülfün çok başlılığı, ucundaki kıvrımlardan veya örgülerden kinayedir.Çok başlı tâbiri hîlekâr, dolandırıcı, yalancı, fitnekâr mânâlarını hâvi olmakla âşık gönlünü ondan sakınmak ister veya zülf gönlü kandırıp kendine çeker.
Kati çok başludürür zülfine dolaşma gönül Sana bir bend geçer olma o tarrâra yakın Çok başlı zülf,aşığın gönlünü bağlayan bir yan kesici (tarrâr)dır.
Yüzin görünce toğdı riyu magribden Bu zülf-i fitne-i âhır zemânı gözlerler
Zülf fitnedir. Yüz magribden doğan güneş olunca , zülf de fitne-i âhır zemân olur.
|
|
|
|
|
Logged
|
"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"
"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
|
|
|
|
fuzuliye
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #14 : Ağustos 23, 2009, 08:29:58 ÖS » |
|
Ellerine sağlık Muhibbî. Saç mazmunuyla ilgili bir beyit vardı çıkaramıyorum şimdi, sümbüllere benzetiyordu saçlarını sevgilinin, kokusu ve şekli bakımından. Kimindi bi yardım etsen de hatırlasam. 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|