|
ser-mest
|
 |
« : Şubat 09, 2010, 08:24:22 ÖS » |
|
DİVAN EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ Türklerin Müslümanlığı kabul etmelerinden sonra İslam Medeniyetinin bilim, inanç ve kuralları etkisinde ortaya koydukları edebiyata Divan Edebiyatı denir. İslami Edebiyat, Yüksek Zümre Edebiyatı, Havas Edebiyatı, Saray Edebiyatı, Klasik Edebiyat, Eski Edebiyat gibi adlarla da anılan bu edebiyat en yaygın ve eksik kullanımla Divan Edebiyatı adıyla anılmış ve yaygınlaşmıştır. Bunun nedeni şairlerin manzumelerini topladıkları eserlere Divan denilmesidir. Divan şiirinde nazım birimi genellikle beyittir. Bütün anlam beyite sığdırılır ve her beyit kendi içinde anlamlıdır.Ölçü ise hecelerin açık(kısa) ya da kapalı(uzun) oluşunu esas alan aruz ölçüsüdür.Türkçede uzun ünlü bulunmayışı aruz nedeniyle dilin yozlaşmasına, Arapça ve Farsça kelimelerin sıkça kullanıldığı Osmanlıcaya kaymasına neden olmuştur. Divan Şiirinde edebi sanatlardan sıkça yararlanılır, genellikle tam ve zengin uyak kullanılır, redifin geniş imkânlarından yararlanılır, içerikten çok biçime önem verilir. Sanatlı ve süslü bir anlatımın kullanıldığı şiirlerde ses akışı ve ritim son derece güçlüdür. Divan şiirinde tasvir edilen sevgili hayalidir ve hitap edilen kitle okuma yazma bilen eğitimli insanlardır. Divan Edebiyatının bazı ortak kalıpları vardır. Bu kalıplaşmış benzetmelere mazmun denir ve bunların dışına çıkılmaz. Bunların başında âşık-maşuk(sevgili)-rakip(diğer âşıklar) üçgeni gelir. Divan Şairi daima âşıktır. Sevilen ise daima vefasız ve cefakârdır. Üstelik aşığın rakipleri de vardır. Sevilen tek, seven yüzlercedir.Aşk asla ilacı olmayan bir derttir.Gerçi buna dert de denmez.Çünkü Divan Şairi bu durumdan mutlu olur.Sevilen ay parçasıdır, zaman zaman güneştir.Boyu tuba ağacı ya da servi, saçları sümbül veya yasemindir.Yanakları gül veya laleyi andırır.Gözleri nergis gibi baygın bakar.Kaşları yay, kirpikleri oktur.Gamzesi(yan bakışı) kılıç veya hançer olup aşığın bağrına saplanır. Dudakları hokka yahut mücevher kutusudur. Dişler ise bu kutu içindeki incilerdir. Yine dudak bir nokta kadar küçük, bazen hiç yoktur. Saçlar daima dağınıktır ve kıvrımlarına âşıklar asılıdır, vb. DİVAN ŞİİRİNİN KAYNAKLARI 1. Şairin inanç esaslarını oluşturan Kuran ayetleri ve hadisler. 2. Dini ilimler(Tefsir, Kelam, Fıkıh vs.) 3. İslam Tarihi 4.Tasavvuf 5.İran Mitolojisi 6.Peygamber ve evliya hikayeleri 7.Efsanevi olay ve kişiler 8.Çağın ilimleri 9.Türk milli kültürü ve yerli malzeme 10. Dil malzemesi(deyimler, atasözleri vs.) YÜZYILLAR İÇERİSİNDE BAZI DİVAN ŞAİRLERİ 13.YÜZYIL:Hoca Dehhani, Ahmet Fakih, Mevlana, Sultan Velet, Şeyyat Hamza 14.YÜZYIL:Aşık Paşa, Gülşehri,Ahmedi,Kadı Burhaneddin,Seyit Nesimi 15. YÜZYIL:Ahmet Paşa,Şeyhi, Necati, Avni(Fatih Sultan Mehmet), Sinan Paşa,Süleyman Çelebi,Mercümek Ahmet,Ali Şi’r Nevai,Adli 16. YÜZYIL:Fuzuli,Baki,Muhibbi(Kanuni Sultan Süleyman),Zati,Hayali,Taşlıcalı Yahya 17. YÜZYIL:Nef’i, Nabi, Şeyhülislam Yahya, Naili, Neşati, Evliya Çelebi,Katip Çelebi, Naima, Peçevi,Koçi Bey 18. YÜZYIL:Nedim, Şeyh Galip,Fıtnat Hanım, Enderunlu Fazıl,Koca Ragıp Paşa,Esrar Dede 19. YÜZYIL:Enderunlu Vasıf,İzzet Molla, Yenişehirli Avni DİVAN EDEBİYATI NAZIM ŞEKİLLERİ GAZEL: Aşk,güzellik, içki ve eğlence konularında yazılır.Nazım birimi beyittir.Beyit sayısı 5-12 arasında değişir.Ölçüsü aruz ölçüsüdür.Uyak şeması aa xa xa xa … şeklindedir.Mısraları kendi arasında uyaklı olan ilk beyite matla(doğuş yeri) son beyite ise makta denir. Gazelin en güzel beyitine yeri neresi olursa olsun “beytü’l gazel” ya da “şah beyit” denir.Şairin mahlasının geçtiği beyite mahlas beyiti ya da mahlashane denir.Bütün beyitlerde aynı konu işlenmişse buna yek-ahenk gazel, bütün beyitler birbirinden ustaca söylenmişse buna yek-avaz gazel denir. İçli duyguların işlendiği gazellere aşıkane,içki ve boşvermişlikten bahseden gazellere şuhane, öğretici gazellere ise hakimane gazel denir.Beyitleri bir uzun bir kısa mısradan oluşan gazellere müstezat denir. Gazel okuyanlara gazel-han denir. KASİDE:Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan uzun şiirlerdir.Nazım birimi beyit, ölçüsü aruzdur.Uyak şeması gazelle aynıdır. (aa xa xa…)Kasidenin ilk beytine matla son beytine makta şairin mahlasının geçtiği beyite de taç beyit denir.Beyit sayısı 31 ile 99 arasında değişir.Kasidenin en güzel beytine “beytü’l kasid” denir. KASİDENİN BÖLÜMLERİ: 1. Nesib:Kasidenin ilk bölümüdür.Beyit sayısı 15-20 arasında değişir.Bu bölümde şair konuya doğrudan giremeyeceği için, önce aşktan, aşkın verdiği acılardan,sevgilinin güzelliğinden söz açar veya başka konulara girerek ,bağı, baharı, yazı, kışı, atı tasvir eder.Girişte aşk konusu işlenirse nesib, başka konular işlenirse teşbib adını alır. 2. Girizgah Bölümü: Nesibden methiyeye geçerken söylenen beyit ya da beyitlerdir.Uygun ve nükteli bir sözle konuya başlandığı belirtilir. 3. Methiye: Adına kaside yazılan kişinin övüldüğü bölümdür. 4. Tegazzül:Kaside içinde uygun bir yerde aynı ölçü ve kafiyeyle gazel söylenen bölümdür. 5. Fahriye: Şairin kaside içinde kendini övdüğü, diğer şairlerden üstün gördüğü bölümdür. 6. Dua:Kasidenin son bölümüdür.Birkaç beyit olur.Şair burada övdüğü kimsenin başarılı, uzun ömürlü ve talihinin iyi olması yönünde iyi dileklerde bulunarak dua eder.
KASİDE ÇEŞİTLERİ:Kasideler Nesib bölümünde işlenen konuya göre bahariye, temmuziye, ramazaniye gibi isimler alır.Rediflerine göre su kasidesi, kerem kasidesi, güneş kasidesi, gül kasidesi gibi isimler alır.Allah’ın birliğini anlatan kasidelere “tevhit”, ona karşı yapılan yalvarış ve yakarmaları anlatan kasidelere “münacat” denir. Hz. Muhammed’i övmek için yazılan şiirlere naat denir. Bir kimseyi övmek için yazılan şiirlere methiye,yermek için yazılan şiirlere ise hicviye denir.Naat, methiye ve hicviyeler genellikle kaside nazım şeklinde yazılır.
MESNEVİ: Her beytin mısraları kendi arasında uyaklı, aruzun kısa kalıplarıyla yazılan uzun bir nazım şeklidir.Mesnevide olaylar bir masal havası içinde anlatılır.Olayın geçtiği yer ve zaman belirsizdir.Kahramanlar olağanüstü özelliklere sahiptir. Kutadgu Bilig edebiyatımızdaki ilk mesnevidir.15.yy. da Süleyman Çelebi’nin halk arasında mevlit olarak bilinen eseri Vesiletü’nnecat, Fuzuli’nin Leyla ve Mecnun, Şeyh Galip’in Hüsn ü Aşk isimli eserleri edebiyatımızdaki önemli mesnevilerdir. Mesnevilerde genellikle aşk,tasavvuf,ahlak,kahramanlık gibi konular işlenir. Mesnevi sırasıyla şu bölümlerden oluşur: Önsöz,tevhit,münacat,naat,miraciye,dört halifeye övgü,eserin sunulduğu kişiye övgü,eserin yazılış nedeni,konunun anlatıldığı bölüm, sonsöz. RÜBAİ: Şairin dünya görüşünü, felsefesini,tasavvufi düşüncelerini,maddi ve manevi aşkını en özlü bir biçimde anlattığı dört mısralık şiirlerdir.Birinci, ikinci ve dördüncü mısralar uyaklı, üçüncü mısra serbesttir.(aaxa) Genellikle en güçlü düşünce üçüncü mısrada söylenir.Rübailer aruz ölçüsünün özel kalıplarıyla yazılır.Türk Edebiyatında Azmizade Haleti,Nabi,Dünya’da ise İranlı Şair Ömer Hayyam rübaileriyle tanınmıştır.Rübailer aruz ölçüsünün belli kalıplarıyla yazılır.
ŞARKI: Dörtlüklerden oluşan ve bestelenmek için yazılan Türklere özgü nazım şeklidir.Dörtlük sayısı 2 ile 6 arasında değişir.Uyak şeması aAaA-bbbA-cccA… şeklindedir.İlk dörtlüğün ikinci ve dördüncü mısraları diğer dörtlüklerin son mısrası olarak tekrar edilir ki buna “nakarat” denir.Müzikte şarkıların üçüncü mısralarına miyan ya da miyanhane denir.Sözün ve bestenin en dokunaklı yeri bu mısraya denk getirilir.Divan Edebiyatında en güzel şarkıları Nedim yazmıştır.Şarkıda aşk, sevgi, içki ve eğlence konuları işlenir.
MURABBA:Bent adı verilen dört mısralık dörtlüklerden oluşur.İlk bendin dört mısrası kendi arasında uyaklı, sonraki bentlerin son mısrası ilk bentle uyaklıdır. Bent sayısı 4 ile 9 arasında değişir.Her konuda Murabba yazılabilir.Türk Edebiyatında Aşki en çok murabba yazan şairdir.
MUHAMMES:Her bendi beş mısradan oluşan nazım biçimine denir.İlk bendin beş mısrası birbiriyle uyaklı,sonraki bentlerin son bir ya da iki mısrası ilk bent ile uyaklı olur.(aaaaa-bbbaa-cccaa…)Muhammesler genellikle 4 ile 8 bent arasında yazılır.Aruzun her kalıbıyla ve her konuda muhammes yazılabilir.
TERKİB-İ BENT:Bentlerle kurulan uzun bir nazım şeklidir.Her bent sayısı 5 ile 10 arasında değişen beyitlerden oluşur.Bentlerin uyak düzeni gazele benzer.Bent sayısı 5 ile 10 arasında değişir, daha da fazla olabilir.Bendin son beytine “vasıta beyti” denir.Bu beyit her bendin sonunda değişir ve mutlaka kendi dizeleri arasında bentten ayrı olarak uyaklanır.Terkib-i Bendin uyak düzeni şöyledir: aa xa xa xa xa xa xa bb- cc xc xc xc xc xc xc dd… şöyle de olabilir: aa aa aa aa aa bb- cc cc cc cc cc dd… Her iki biçimde de “bb” ve “dd” harfleriyle gösterilen beyitler vasıta beytidir.Terkib-i bentlerde dünyayla ve zamanla ilgili şikayetler ve eleştiriler konu olarak işlenir.Eğer vasıta beyit her bendin sonunda tekrarlanırsa buna “Terci-i bent” denir.Bağdadlı Ruhi ve Ziya Paşa’nın terkib-i benleri ünlüdür.
BAZI DİVAN ŞAİRLERİNİN HAYATI VE EDEBİ KİŞİLİKLERİ BAKİ: 1526 yılında İstanbul’da doğan şair hayatı boyunca birçok devlet adamına nazire ve kasideler yazmış bunların karşılığında kadılık,kazaskerlik ve müderrislik görevine layık görülmüştür.Özellikle Kanuni’nin takdirini kazanmış, bu dönemde İstanbul’un önde gelen sanatçısı, şairi olarak yerini almıştır.1565 yılında babasının hac yolculuğunda ölümü, bir yıl sonra da Kanuni’nin ölümü onu çok üzmüş ve bu iki büyük üzüntü ona “Kanuni Mersiyesi” ni yazdırmıştır.Kanuni Mersiyesi edebiyatımızda Mersiye türünün şaheserlerinden olup terkib- bent şeklinde yazılan 7 bentten meydana gelmiştir. Sonraki yıllarda 2. Selim’e ve 3.Murat’â kasideler sunan şâir bu padişahlardan beklediği ilgiyi görememiş ancak Sokullu Mehmet Paşa tarafından korunduğu için mevkiini korumuştur.İleri yaşlarda Selimiye Medresesinde müderrislik,İstanbul Kadılığı, Anadolu ve Rumeli Kazaskerliği gibi önemli görevlerde bulunmuştur.Hayatı boyunca bütün arzusu Şeyhülislamlık makamına erişmek olsa da bu isteği yerine gelmeden ümitsizlik içinde 1600 yılında ölmüştür.Baki dört padişah dönemini yaşamış ve döneminde Sultanü’ş- Şuara (Şairlerin Sultanı) unvanını almıştır. Zevk, sefaya,eğlenceye düşkün kişiliği ile Baki Fuzuli’den ayrılır.Ancak şairin dünyaya olan bağlılığı aşırı olmayıp ölçülüdür.Şiirlerinde İstanbul’la ilgili tasvirlere geniş yer verir.Şiirlerinin önemli bir özelliği nükte ve zerafettir.Baki gazel şairidir.Şiirleri şekil bakımından kusursuzdur.Baki mısralarını kurarken kelimeleri ustaca seçmiş ve bu konuda çok titiz davranmıştır.Aruza hakim olan usta şair mısralarının büyük kısmında sade ve külfetsiz İstanbul Türkçesini başarıyla kullanmıştır.Kendisinden sonra gelen şairleri de etkilemiştir.En önemli eseri Kanuni’nin isteği ve desteği ile düzenlemiş olduğu Divan’ıdır. FUZULİ:16.yy Azeri sahasının ve Divan Edebiyatının en güçlü şairidir. Asıl adı Mehmed’dir. Şiirlerini Azeri Türkçesiyle yazan Fuzuli Edebiyatımızdaki en büyük lirik şairdir.Irak Türklerinden olan Fuzuli Kerbela’da doğmuş,iyi bir eğitim almıştır.Döneminin bilimlerini öğrendiği,Arapça ve Farsça’yı da bu dillerde şiir söyleyebilecek kadar iyi bildiği eserlerinden anlaşılmaktadır.Fuzuli beğendiği her mahlası başkalarının da almış olduğunu görerek, kimsenin beğenmeyeceği, arsız,gereksiz,fodul anlamlarına gelen Fuzuli’yi mahlas olarak aldığını söyler.Fuzuli kelimesinin diğer anlamı da erdemli, olgundur. Fuzuli Safevi ve Osmanlı hükümdarlarına kasideler yazıp sunmuş,fakat devlet büyüklerinden beklediği ilgiyi ve maddi desteği bir türlü görememiştir. Kanuni'nin Bağdat'ı fethinden sonra (1534) padişaha kasideler sunmuştur. Padişah tarafından beğenilen kasideler karşılığında 9 akçelik maaşla ödüllendirilmiştir. Maaşını alamayınca mektup tarzındaki Şikayetnãme'yi yazmıştır. Şikayetnãme Fuzuli'nin en önemli eserlerinden biridirÖmrü boyunca doğup büyüdüğü topraklardan başka yerlere gitmek istemiş, ancak Bağdat çevresinden dışarı çıkamamıştır.Fuzuli peygamber’e, ailesine ve 12 imama içten bir sevgiyle bağlıdır.Şiirlerinden dini unsurlar geniş yer tutar. Fuzuli 70 yaş civarında 1556 tarihinde ölmüştür. Şiirlerinde tasavvuf da önemli yer tutar.Yalnızlık, dünyanın geçiciliği,talihten yakınma kimsesizlik gibi temaları şiirlerinde ustaca işler.Aruz ölçüsünü ustaca kullanan şair, şiirlerinde Atasözleri ve deyimlere de sıkça yer verir.Fuzuli’nin şiirleri birer sehl-i mümteni örneğidir.Fuzuli Divan edebiyatının ünü en yaygın, etkisi en geniş ve sürekli şairidir.Fuzuli’nin 16 eserinden Türkçe Divan,Leyla ve Mecnun, Hadikatü’S-Süeda,Sıhhat-ü Maraz, Sakiname, Tercüme-i Hadis-i Erbain en önemlileridir.
AZMİZADE HALETİ:Haleti edebiyatımızda rübaileri ile ün yapmıştır.Edebiyatımızda rübai tarzının en usta temsilcisi olarak bilinen Haleti kendisini İranlı ünlü şair Ömer Hayyam’la karşılaştırır ve onun kadar güzel rübai yazdığını söyler.Haleti şairliğinin yanı sıra alimliği ile de ün kazanmıştır.Divan’ının yanı sıra Saki-name ve Münşeat isimli eserleri vardır.
NEF’İ: 17. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olup Osmanlı sahası Divan Şiirinin önde gelen şairlerindendir.Erzurum doğumludur.Çocukluğu ve gençliğinde sağlam bir medrese eğitimi görerek Arapça ve Farsça’yı çok iyi öğrenen sanatçı şairliğe de oldukça erken yaşta başlamıştır.Çeşitli devlet hizmetlerinde bulunan Nef’i hicve olan düşkünlüğünün kurbanı olarak 1635 yılında idam edilmiştir. Nef’i övgü ve yergi şairidir.Övgü denilince onun kendi sanatını övmeye düşkünlüğünü belirtmek gerekir.Kelimelerle rahatça oynayabilen, aruz ölçüsünü başarıyla kullanan, kafiyelere zahmet çekmeden hakim görünen Nef’i gür, tok ve kendinden emin bir üsluba sahiptir.Büyük sanatçının kasideciliği gazelciliğinden üstündür.Kasideleri yabancı kelimeler yönünden yoğun olmakla birlikte, gazellerinin dili sadedir.Kendisinden sonra gelen şairleri de etkilemiştir.En önemli eserleri Türkçe Divan ve Siham-ı Kaza’dır.
KADI BURHANEDDİN:14. yy. ın ikinci yarısında Anadolu’da yaşamış, kadılık, vezirlik, hükümdarlık yapmış alim ve şair bir devlet adamıdır. Kadı Burhaneddin sürekli mücadelelerle geçen yaşam süresi içinde şiir ve sanatla da uğraşmış, gazel,rübai ve tuyuğlardan meydana gelen bir divan oluşturmuştur.Kadı Burhaneddin Türk Şiirine İran şiirinin benzetmelerini, mazmunlarını geniş ölçüde getirmiş, ancak Türkçenin anlatım olanaklarından da yararlanmıştır.Şiirlerinde cinas ve tevriye sanatlarını sıkça kullanmış ve Türkçe deyimlerin mecaz anlamlarıyla oynamıştır.Şiirlerinde sade bir dil kullanan Kadı Burhaneddin dünya zevklerini dile getiren, lirizmden hoşlanan bir şair kişiliğine sahiptir.
NEDİM:1680 yılında İstanbul’da doğmuş,18. yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır.Asıl adı Ahmed’dir.İyi bir öğrenim görmüş, devrin büyük hocalarından ders almış, Arapça ve Farsça öğrenmiş, medreseyi bitirmiştir.Çeşitli medreselerde müderrislik yapmıştır.Nedim’in Sanatçı olarak en verimli dönemi3.Ahmed ve Damat İbrahim Paşa’ya yakın olduğu Lale devri olarak bilinen 1718-1730 yılları arasıdır. Lale Devri olarak da adlandırılan bilim,kültür,imar, zevk ve eğlence döneminde sanat hayatının en parlak yıllarını yaşayan Nedim eğlencelerin aranan şairi olmuş, şiirleriyle eğlencelere neşe ve coşku katmıştır. Nedim daha çok gazel ve şarkılarıyla tanınır.Şiirlerinin konusu yaşadığı dönemin güzelleri ve güzellikleri,aşk ve şaraptır.Burada bahsedilen maddi aşktır.Tasavvufi aşka Nedim büsbütün yabancıdır.Nedim daima dünyanın güzelliklerinden yararlanmak istediğini belirtir.Şiirlerinde zevk,neşe ve coşkunluk vardır.Mahallileşme akımının önde gelen temsilcisidir.Nedim şiirlerinde halk dilindeki kelime ve deyimleri ustaca kullanmıştır.Ayrıca şair İstanbul ağzını şiir diline dönüştürmüştür.Kendisinden sonra gelen şairleri de etkilemiştir.En önemli eseri Divan’ıdır. AHMET PAŞA: 15.yy. Anadolu sahası Türk Edebiyatı’nın Şeyhi’den sonraki en güçlü temsilcisidir.İyi bir eğitim almıştır.Fatih S. Mehmet’in takdirini kazanmıştır.Çeşitli yerlerde Sancakbeyliği yapmış, 1487 de Bursa’da ölmüştür.Elde bulunan tek eseri “Divan” dır.Ahmet Paşa nazireleri ve kasideleri ile ünlüdür.Güneş, Kerem, Benefşe redifli kasideleri ünlüdür. BAĞDATLI RUHİ:Bağdat doğumlu olan Ruhi, uzun seyahatler yapmış, Anadolu’yu tanımış ve 17. yy. ın başında 1605 tarihinde Şam’da ölmüştür.Ruhi Divan’ı içinde yer alan 17 bentlik ünlü Terkib-i bendiyle şöhret sağlamıştır.İnsanların zayıf ve eksik yönlerini büyük bir ustalıkla yeren şairin terkib- bendi kendisinden sonraki pek çok şair tarafından tanzir edilmiştir.Nazireler arasında en başarılı olanı Ziya Paşanın yazdığıdır.Ruhi’nin şiirlerinde tasavvufun etkisi büyüktür.
(KAYNAKLAR:Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Mine MNGİ, Ans. Divan Şiiri Sözlüğü-İskender PALA)
|