EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 25, 2012, 05:30:09 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: ARUZ  (Okunma Sayısı 2345 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
meryemozcan
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8580


Güzel olan sevgili değildir,sevgili olan güzeldir


Üyelik Bilgileri
« : Kasım 23, 2009, 10:32:58 ÖS »




İslam uygarlığına katılmış bulunan ulusların ortaklaşa kullandıkları vezin aslında Arapların malıdır.Arapların aruzu hecelerin ses değerlerini, uzunluk kısalıklarını, bir başka anlatımla hecelerin kapalı veya açık oluşlarına göre belirli kalıplarla ölçülenmesini gerektiren vezni Yunanlılardan aldıkları ileri sürülmüştür.Fakat bu idda şüphelidir. Zira Yunanlılarda hecelerin ses değerleri açık ya da kapalı oluşları hesaba katılmış, uzun ve kısa seslilerin birbirini izlemesi esası konulmuş ise de Arap aruzunda olduğu gibi “takti” yoktur.

Aruzu sistemleştiren Hicri II. yüzyılda yaşayan Basralı İmam Halil oldu ve aruz bir “ilim” olarak bütün İslam beldelerinde okutuldu. Bu yüzden aruz, ister devenin yürüyüşünden, ister demircilerin muntazam çekiç darbelerinden ister çamaşır yıkayan kadınların tokmaklarından çıkardıkları seslerden esinlenerek bulunmuş olsun , Arapların öz malıdır.

Aruzu ,Araplardan ilk önce İranlılar aldılar ve pek de yadırgamadılar. Çünkü Farsçada da Arapçada olduğu gibi uzun ve kısa sesli heceler vardı. Ancak İranlılar Arap aruzunu Farsçanın özelliklerine göre değiştirdiler; bazı vezinleri attılar bazı yeni vezinler buldular ve Farsçaya ve İran zevkine uygun yeni bir Acem aruzu ortaya koydular.

Türkler ve İranlılardan sonra islamiyeti kabul eden Afganlılar, Hintliler aruzu doğruca Araplardan değil İranlılardan aldılar. Yalnız İranlıların Arap aruzunu bütünüyle benimsememeleri gibi, Türkler de Acem aruzunu bütünüyle almadılar. Türkçeye, Türk beğenisine uygun vezinleri aldılar ve yüzyıllar boyunca işledikleri aruzu bir Türk vezni haline getirmeye çalıştılar.

Ancak aruzun Türk diline uymaması, Türkçede uzun sesli hecelerin bulunmaması, yabancı kelimelerin hızla dilimize girmesine yol açtı.

Aruza göre üç türlü hece vardır :

1) Açık hece (Yarım hece,kısa hece)

2) Kapalı hece (Tam hece,uzun hece)

3) Bileşik hece

Açık Heceler : Uzun okunmayan bir sesli harfle biten hecelerdir.Takti’de bu heceler birer nokta ile gösterilir.

Kapalı Heceler : Bir sessiz harfle ya da uzun okunan bir sesli harfle biten hecelerdir. “Ec, dev, al, kal” sessiz birer harfle bittikleri için kapalı hece ya da tam hece olarak adlandırılırlar.Aynı şekilde “â, î, yâ, yî” heceleri de kapalı hece olarak adlandırılır.Bunların hepsi yani bütün kapalı heceler birer çizgi ile gösterilirler.

Bileşik Heceler:Bunlar bir kapalı ve bir açık ya da bir tam ve bir yarım hece degerinde okunan (sâd, aşk, sabr, derd, rüzgâr) gibi arapça ve farsçadan alınan kelimelerde ki hecelerdir.Bu tip heceler bir çizgi ve bir nokta ile gösterilir.

Araplar aruzu sistemleştirken faale fiilini esas aldılar. Bu fiilin türevlerindeki heceleri sebeb, veted, fasıla dedikleri üç temel şekle böldüler. Hecelerin birbiriyle sekiz türlü karşılaşmasından :

Faûlün
Fâilün
Fâilâtün
Müstef’îlün
Mefâîlün
Mütefâilün
Müfâaletün
Mef’ulât
olmak üzere 8 ana parça ortaya çıktı.(Bazılarına göre bu sayı on olmaktadır). Bunlardan 1 ve 2 no’lulardan her birine “ef’ile” , ikisine birden “efâil”, 3 ve 8 no’luların herbirine “tef’ile” altısına birden “tefâil” denildi. Sekizine birden “efail ü tefâil” adı verildi.

Logged


Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
meryemozcan
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8580


Güzel olan sevgili değildir,sevgili olan güzeldir


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Kasım 23, 2009, 10:34:35 ÖS »

Aruzda heceler açık ya da kapalı olmasına göre kullanılır. Bazı özel kurallar açık heceyi kapalı, kapalı heceyi açık gibi kullanmayı gerektirebilir. Aruzun çok önemli birkaç kuralı var. Bunları bilmeden olmaz.

1) İmale: Vezin gereği kısa heceyi uzunmuş gibi kullanmak.

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı

Şiirin kalıbı mefâîlün / mefâîlün / mefâîlün / mefâîlün’dür.
(Yani .- – - / .- – - /.- – - / .- – -) Fakat dikkat edilirse “beni candan” sözleri
..- – şeklindedir. Yani kalıba uymaz. İşte burada şair ikinci heceyi uzatarak imale yapar. böylece kısa olan heceyi uzun hece hâline getirir.

2) Zihaf: Vezin gereği uzun heceyi kısa gibi kullanmaktır. Yani imalenin zıddıdır. Şair, uzun okunması gerekn bir heceyi kısarak kelıpta ihtiyacı olan forma sokar.

Gâmım pinhan tutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmen inanır mı inanmaz mı

İlk mısraın ilk hecesine bakalım. Mefâîlün olması için ilk hecenin açık olması gerekirdi. Oysa ki “gâm” sözcüğü uzun bir hecedir. (Her ne kadar ulamadan ötürü gâ olarak kalıyorsa da uzun a kullanılması heceyi yine kapalı kılar.) Şair bu uzun heceyi, vezin gereği kısaymış gibi kullanarak zihaf yapmıştır. Biz de okurken bu heceleri kısa okuruz ki vezin bozulmasın.

3) Med: Daha çok Arapça ve Farsça kelimelerde kullanılır. Uzun heceleri biraz daha uzatarak bir buçuk hece değerine çıkarmak şeklinde uygulanır. Örneğin “mâh” sözcüğü bir kapalı hecedir. Ama hem kapalı hem de uzun olması itibariyle yanına bir de açık hece eklenir ve – olarak gösterilmesi gereken kelime -. şeklini alır.

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su

Şiirin kalıbı gereği ilk kısmın fâilâtün (-.- -) olması gerekiyor. “âbgûndur” ifadesi ise üç kapalı heceden meydana geliyor. (- – -) İşte burada âb klimesi biraz daha uzatılarak bir kapalı bir açık hece şeklinde kullanılıyor. (-.) Böylece – - – şeklinde olan kısım -.- – hâline getirilerek vezne uyduruluyor.

Med yaparken dikkat edilecek husus, kapalı bir hecenin ses yükünün fazla olması. Yani içinde bir uzun sesli bulunduruyorsa (mâh, şâh, pây) ya da hecenin sonunda iki sessiz harf yan yana gelmişse (şeyh, meşk, şehr) med yapılabilir.

4) Vasl: Dil bilgisindeki ulama kuralı göre yapılır. Bir kelimenin sesliyle biten son hecesi kendinden sonra gelen sözcüğün sessizle başlayan son hecesine ulanıyorsa ve burada açık heceye ihtiyaç varsa vasl uygulanır. Öreneğin “ben aldım” ifadesi – - – şeklinde gösterilir. Ama bir açık hece lazımsa “be naldım” biçimindeki okumadan ötürü .- – olarak kullanılabilir.

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul
Görmedim gezmediğim sevmediğim hiçbir yer

Şiirin kalıbı feilâtün / feilâtün / feilâtün / feilün (..- – / ..- – / ..- -/ ..-)’dür.
“tım aziz İs” kısmı “tı maziz İs” şeklinde okunarak vezne uydurulur. (..- -)

5) Son hece: Aruz vezninde son hece her zaman kapalı kabul edilir. Kullanılan kelimenin son hecesi açık olsa da olmasa da kural gereği her zaman kapalı sayılır. Bunun istisnası yoktur.

6) feilâtün kalıbı: Feilâtün’le başlayan ve feilün’le biten kalıplarda ilk kısım fâilâtün, son kısım fâ’lün olarak kullanılabilir.

Korma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak

İstiklal Marşı’nın kalıbı feilâtün / feilâtün / feilâtün / feilün’dür.
Yani ..- – / ..- – / ..- – / ..-
Fakat ilk iki dizeye bakarsanız fâilâtün / feilâtün / feilâtün fâ’lün
(-.- – / ..- – / ..- – / – -) olduğu görülür. İşte bu kuraldan ötürü böyle kullanılabilir.

Bu kuralla ilgili bilinmesi gereken önemli bir nokta da şudur: Şiirin herhangi bir dizesinde, başta ya da sonda değişiklik olabilir. Yani dize başında fâilâtün kullanıldı diye o dizenin sonunda fâ’lün kullanılması zorunluluğu yoktur. Şair istediği dizenin başında fâilâtün, istediği dizenin sonunda da fâ’lün kullanabilir.

Bunlar dışında da aruzun birçok kuralı bulunur. Fakat bazıları çok az kullanılır; bu kurallar kadar yaygın değildir.

Divan edebiyatımıza “Klasik Türk Edebiyatı” denmesinin nedeni, kurallarının kesin olması ve bu kuralların dışına çıkılamamasıdır. Divan edebiyatının vezni ise aruzdur. Aruzu bilmeden divan şiiri anlaşılamaz. Divan şiirini bilmeyen de Türk edebiyatı hakkında pek bir şey biliyor sayılmaz. Ayrıca, Osmanlı Türkçesiyle divan edebiyatı birbirinden ayrı düşünülmemelidir. Birini bilmeden diğerini bilmek kolay değildir. Bu nedenle, Osmanlı Türkçesini ve divan edebiyatını birlikte öğrenmek gerekir.

Logged


Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
Mevlânâ muhibbi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1371


AŞK, BİZİ BULDU...


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Kasım 23, 2009, 10:37:56 ÖS »

Harikaydı hocam...  Göz kırpan

Yeni bir tartışma konusu başlatmak istemem ama eski şiirlerimizi çok özlüyorum...
Logged

"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân
Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"

"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
Çamur
VIP Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2482


Sessizliğin sırrı, dudaklarında. ..


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : Kasım 23, 2009, 11:35:50 ÖS »

Bu konuda size katılıyorum hocam. Dün akşam lise birinci sınıf edebiyat kitabını inceledim, Divan şiirinden ne güzel örnekler verilmiş, eskilerin tadı yok kesinlikle yenilerde...
Logged

Ölümünün üzerinden taaa 72 sene geçtikten sonra, hiç tanışmadığı, hiç görmediği insanların bedenine imzasını atan bir başka lider var mı dünyada?
meryemozcan
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8580


Güzel olan sevgili değildir,sevgili olan güzeldir


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : Kasım 24, 2009, 08:25:52 ÖS »

Ben diyorum ki eski şiire özlem duymakla beraber onu gün ışığına çıkaralım yaşatalım. Beyitler ve mısralar üzerinde farklı bakış açılarıyla açıklama getirebiliriz. Divan şiirini seven arkadaşlarımızın sayısının fazla olduğunu düşünüyorum.
Logged


Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM