EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 25, 2012, 05:07:38 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1] 2 3
  Yazdır  
Gönderen Konu: İki Darbe Arasında - İskender Pala  (Okunma Sayısı 3530 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« : Eylül 04, 2010, 02:42:21 ÖS »




İki Darbe Arasında

İlginç Zamanlarda
 
İskender Pala

Kapı Yayınları

Anı

Fiyatı : 13,00 TL

Şubat 2010, 265 sayfa,
ISBN: 9786054322053

 
28 Şubat süreci….her gün bir yığın hüsran… Günler ilerledikçe dalgalar şiddetini arttırarak dövmeye başlamıştır kalbinizin duvarlarını ve çaresizliğin sesi çığlık çığlığadır içinizde. Ateş düştüğü yeri yakar ve bir serçe olsun, gagasıyla bir damla su getirmez yangını söndürmeye…

İskender Pala, bu defa pek bilinmeyen bir özelliğiyle, “asker kimliğiyle” karşınızda. Usta yazar, 12 Eylül'ün hemen ardından başlayıp 28 Şubat sürecinde YAŞ kararıyla son bulan Deniz Kuvvetler'ndeki 15 yılın hikâyesini içeriden okuma fırsatı veriyor.

(…) Acı günleri hatırlamak, insana tekrar acı verir elbette. Buna rağmen vaktiyle unutmayı çok zor başardığım o günleri şimdi yeniden hatırlamanın acısını yaşamaya cesaret etmem, sırf tarihe belge bırakma ve belki o savruluş insanların hâlâ aramızda yaşadıklarına dikkat çekebilme amacına yöneliktir ev bu yüzden yazdıklarımın tamamı katıksız hakikattir.

Kitapta Öne Çıkan Bölümler

İskender Pala Neden Ordudan Atıldı?

- İskender Pala orduda iken, Namaz kılarken bir defa görülmüş Osmanlıca kitap okurken (Kuran zannediliyor) görülmüş. Cenaze namazında saf tutarken görülmüş.

Kızını imam hatip lisesine göndermiş

İlhami Erdil Paşa Neden Hiddetlendi?

- Recep Tayyip Erdoğan (İst.Büyükşehir Belediye Başkanı) ile İlhami Erdil (Kuzey Deniz Saha Komutanı) arasında geçen sohbet…

Askeri Lokalde Başörtü Tahammülsüzlüğü…

- İskender Pala eşi ve çocuklarıyla askeri lokalden eşinin başörtülü oluşu nedeniyle çıkartılıyor. Eşi ve çocukları önünde rencide edilen İskender Pala hukuk mücadelesini kazanamıyor.

Deniz Kuvvetleri tarihini arşivleyip bu arşive 50 araştırma kitabı kazandırmış.

Ordunun bilime yeterince önem vermediğini ifade ediyor.(Edebiyat doktorası yapmış birini doktor zannedip deniz hastanesine

gönderiyorlar)

Asker Kitapları Yakıyor…

- MEB kitapları orduda yakılıyor.- Atatürkçülük adına kitabı yakan kurumun, Türk Dil Kurumu'nun ve yine onun kurduğu Cumhuriyet'in Milli

Eğitim Bakanlığı'nın kitaplarını yakıyordu.-

Yakın Tarihimiz Bildiğimiz Dışında mı?

- Kardak konusunda araştırma yapması isteniyor. Özel izinle ulaştığı belgelerde aynı zamanda Türkiye'nin yakın tarihinin bildiğimizin dışında bir tarihi olduğunu görüyor.

Orduda Etnik ve Dinsel ayrımcılık

- İskender Pala kendisinden önce Kürt'lerin, Alevi'lerin ve Çingene'lerin orduya alınmadığını bu etnik ayrımcılığa kendisinden sonra inançlı, namaz kılan insanların da dahil edildiğine dikkat çekiyor.

Ve Belgeler….

(tanıtım yazısından) 
 
---

Yazar ve edebiyat araştırmacısı İskender Pala’nın İki Darbe Arasında adlı anı kitabı Kapı Yayınları tarafından yayımlandı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdikten sonra askeriyenin sınavına giren ve 1982 yılında edebiyat öğretmeni olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nde istihdam edilen İskender Pala, 12 Eylül darbesinden sonra başlayan ve 28 Şubat sürecine kadar süren 15 yıllık askerlik yaşamını İki Darbe Arasında’da özetlemiş. Dindar bir subay olarak meslek yaşamı boyunca çeşitli haksızlıklara uğrayan ve 1996′da Yüksek Askeri Şûra kararıyla ordudan ihraç edilen İskender Pala’yla, kitabı ve Türkiye’yi 28 Şubat müdahalesine götüren sürece ilişkin tanıklıkları hakkında konuştuk.

Askerlik yaptığınız 15 yılın anılarını kaleme almaya nasıl karar verdiniz! Amacınız neydi!

Hakikatlerin bilinmesini, görülmesini istedim. Benimle aynı kaderi paylaşan 3 bin civarında insan var Türkiye’de. Bu insanlar benim kadar şanslı değillerdi. Benim elimde başka bir mesleğim ve akademik kimliğim olduğu için kendime başka bir hayat kurabildim. Ama onlar benim gibi hayatlarının ikinci kısmını anlamlandıramadılar. Kimi, çocuğunu okutamadı, evine ekmek götüremedi. Bu kitabı yazmamın amaçlarından biri de ordudan uzaklaştırılan bu insanların hakkını aramaktı. Çünkü onların itibarlarının iade edilmesi gerekiyor.

Ayrıca askerlik mesleğine halel getirebilecek uygulamalar varsa bunlar görülsün ve ortadan kaldırılsın istedim. Kitabın buna da vesile olmasını umdum.

Orduda, inancınız ve eşinizin kıyafet tercihi yüzünden diğer subaylardan farklı görüldüğünüzü ne zaman hissettiniz!

1982 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nde göreve başladım ve ilk görev yerim Heybeliada Deniz Lisesi’ydi. O yıllarda, TSK’de, başörtüsü konusunda hassasiyet oluşmaya başlamıştı. Bir süre sonra, doktorasını tamamlamış bir edebiyat öğretmeni olmama rağmen bahriyenin en gözde okullarından biri olan Heybeliada Deniz Lisesi’nden alınıp Astsubay Hazırlama Okulu’na tayin edildim. Bu şekilde bana, “Seni bu halinle istemiyoruz” mesajı verdiler. İlk o zaman hissettim farklı görüldüğümü. Maddi sıkıntı çektiğimiz için lojmana taşındık. Komşularım ve meslektaşlarım, eşimin başörtülü olduğunu görünce birden değişiverdiler.

Ordudayken herhangi bir cemaat ya da tarikatla ilişkiniz var mıydı!

Hayır, yoktu. Askerlik yaptığım dönemde benim namaz kıldığımı gören sadece tek kişi olmuştu. O da tesadüfen gördü. Namaz kıldığımı kimse görmese de bu biliniyordu ve bilinmesi yeterliydi. Üniformalıyken eşimi koluma takıp “Bakın işte benim eşim başörtülü” demiyordum. Hatta TSK’nin bu konuda hassasiyeti olduğunu bildiğimden eşimle birlikte bir yere gideceğim zaman sivil kıyafet giymeye gayret ederdim. Ancak namaz kıldığınız, oruç tuttuğunuz ya da eşinizin başörtülü olduğu bilinince, size karşı bakış açıları da değişiyor. Sizi dindar değil de “irticacı” olarak değerlendiriyorlar.

Heybeliada’daki Subay Gazinosu’na eşinizle birlikte gittiğinizde size yemek servisi yapılmamış ve restoranı terk etmeniz gerektiği söylenmiş. Bu olaydan sonra eşinizle birlikte hiçbir askeri tesise, orduevine gitmediniz mi!

Hayır gitmedik. O olaydan sonra ne eşim ne de ben bunu göze alabildik. Askeriye’ye ait hiçbir gazinoya gidip çay içemedim eşimle birlikte. Heybeliada’daki olay tam bir travmaydı bizim için. Düşünün herkesin yemek yediği bir askeri gazinoda size servis yapılmıyor, üstelik önünüzdeki tabaklar toplanıyor. Tüm gözlerin size çevrildiğini hissettiğiniz anda şöyle bir teklifle karşılaşıyorsunuz: “Ya eşinin başörtüsünü çıkar ya da burada yemek yiyemezsin.”

Doktoralı bir edebiyatçı olmanıza rağmen, Astsubay Hazırlama Okulu’ndaki edebiyat öğretmenliği görevinizden de alınmış ve askerlik hayatınız boyunca mesleğinizle ilgisiz işlerde istihdam edilmişsiniz. Bunun nedeni neydi sizce!

Okullarda okutulan Türk Dili Edebiyatı kitaplarını yazmış birini ilgisiz işlerde görevlendirmenin bir mesai israfı olduğunu düşündüm hep. Bu, bana verilen bir cezaydı. Ancak sicile işlenen bir ceza değil, örtülü bir ceza. Askeri liselerin tüm sınıflarında bir kamera vardır, tüm dersler izlenir. Böyle bir ortamda öğretmenin inancının bir önemi var mı!

1996 yılında, YAŞ kararıyla, Milli Görüş’e mensup olduğunuz gerekçesiyle ordudan atılmanızda o dönemde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın sizden “Bizim İskender” diye söz etmesinin de payı olduğunu yazmışsınız kitabınızda!

Tabii, Tayyip Bey o sözü söyledi diye atılmadım TSK’den. Sonuçta süreç işlemiş ve Tayyip Bey’in o sözü bardağı taşıran son damla olmuş. Ben o sırada Beşiktaş’taki Deniz Müzesi’nde çalışıyordum. Taksim’deki Preveze Deniz Zaferi kutlamalarında Kuzey Deniz Saha Komutanı İlhami Erdil’le Tayyip Bey sohbet ediyor. O günlerde de Barbaros Türbesi’nin aydınlatılması ve onarımı gündemde. Komutan, Belediye’nin de bilgisi olsun diye konuyu Tayyip Bey’e açıyor ve “Bizde İskender Pala adlı bir binbaşı var. Barbaros’un vasiyetini okumuş. Dediğine göre Barbaros, türbesinin aydınlatılmasını vasiyet etmiş” diyor. Tayyip Bey de,” Siz, bizim İskender’den söz ediyorsunuz” diyor. Sonra Kuzey Deniz Saha Komutanı İlhami Erdil dönüyor yanındaki subaya ve “Nereden onların İskender’i oluyor araştırın, icabına bakın” şeklinde talimat veriyor. Bu olayı bana törende fotoğraf çeken bir arkadaşım anlattı. Bundan sonra süreç işledi aralık şûrasında ordudan ihraç edildim.

Tayyip Erdoğan sizden neden “Bizim İskender” diye söz etmiş peki!

Belediye’nin düzenlediği kültürel etkinlikler kapsamında konferanslar veriyor ve belediyenin çıkardığı dergilerde yazıyordum. Tayyip Bey beni o vesileyle tanıyordu. Yoksa ben, hiçbir zaman bir partinin üyesi olmadım. TSK’de üniforma giydiğim 15 yıl boyunca asla politikayla uğraşmadım.

Kitabınızda, YAŞ’a ihraç edilmesi istemiyle gönderilen askerlerin dosyalarının 1/3 oranında arttırıldığı yönünde ilginç bir ayrıntı da var.

Evet, daha sonra içerden edindiğim bir bilgiye göre YAŞ’ın asker kanadı, ihraç dosyalarının sayısını 1/3 oranında arttırmış. Başbakan itiraz ettikçe bu dosyaları elemeyi böylece ihraç edilmesi gereken kişileri ihraç etmeyi planlamışlar. Yani şüpheli personel dosyalarını da sakıncalı personel gibi göstermişler. Ama Erbakan direnmedi ve şûraya katılan hiç kimse “163 çok büyük bir rakam” demedi. Dolayısıyla 163 kişi ordudan ihraç edildi.

Sohbetimizin başında ihraç edilen bu 163 kişinin itibarlarının iade edilmesi gerektiğini ve bu kitabı yazma nedenlerinizden birinin de bu olduğunu söylediniz. Bundan YAŞ kararlarının yargı yoluyla kaldırılmasını mı kast ediyorsunuz!

YAŞ kararları yargıya açılabilir. Olmadı, insanların itibarları iade edilir. Çünkü o insanların sicilleri bozuldu. Mesela ben oğlumun ileride üst düzey bir devlet yetkilisi olabileceğini sanmıyorum.

İki Darbe Arasında:İlginç Zamanlarda, İskender Pala, Kapı Yayınları, 2010


-alıntı-
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Eylül 04, 2010, 08:00:02 ÖS »

Kitabı dün gece bitirdim.Elinize aldığınızda, bitirmeden bırakamadığınız türden.Pala tüm samimiyetiyle,içten,duygusal bir anlatımla yazmış yaşadıklarını.Yapmacıksız, abartısız, süssüz...Kimi zaman mücadeleci bir asker çıkıyor karşınıza,kimi zaman yıkılmış,ne yapacağını şaşırmış bir insan.Bir eş,bir baba.Sadece kendi hissettiklerini değil, evde hissedileni de öylesine yalın ifade etmiş ki,orada hissediyorsunuz kendinizi.Yer yer sarsılıyor,yer yer şaşırıyor, yer yer üzülüyorsunuz.Ve kitabın kapağını kapattığınızda,kimse bir İslâm ülkesinde dinini yaşamak istediği için fişlenmemeli hükmüne varıyorsunuz.Yüreğinizde o insanlar için derin bir acı duyumsuyorsunuz.Çağdaş,demokratik bir ülkede,yaşanmamalı diye düşündüğünüz olayların yaşanmış olması sarsıcı bir etki bırakıyor üzerinizde.Tüm hareketleriyle, canlı canlı bir satranç maçı izliyorsunuz adeta tüm kitap boyunca.
Mutlaka okunmalı.Özellikle bu günlerde.

Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Eylül 04, 2010, 08:15:48 ÖS »

<a href="http://www.dailymotion.com/swf/video/xd3vgt?additionalInfos=0" target="_blank">http://www.dailymotion.com/swf/video/xd3vgt?additionalInfos=0</a>

Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : Eylül 04, 2010, 08:27:30 ÖS »

İki darbe arasında..
 
20 Şubat 2010, 01:53

Dr.Burhan ÖZFATURA

 

İskender Pala, bir edebiyat profesörü. Halen, Uşak Üniversitesinde öğretim üyesi.

- Türkiye’de, Divan edebiyatını en iyi bilen ve sevdirmek için, en gazla çalışan, edebiyatçıların başında gelmektedir.

- Bana göre, İskender Pala’nın kitaplarını okumamış olmak, (özellikle ‘Katre-i Matem ve Babil’de Ölüm- İstanbul’da Aşk” isimli romanlarını) büyük bir eksikliktir. Zira, bu kadar akıcı bir üslûbu, zengin bir kelime hazinesini, her kitapta bulmak mümkün değildir.

- Kendisinin, “İki Darbe Arasında” isimli, yeni çıkan kitabını; sık sık akan gözyaşlarımı silerek, soluksuz biçimde okudum. Ve çok etkilendim. Zira, yazılanlar ile ilgili olarak; kendi hayatım ve Türkiye Gazetesinde “ Dış Politika” konularında yazan, emekli albay ağabeyim M. Necati Özfatura’nın hayatı ile ilgili, benzerlikleri düşündüm.

- İskender Pala ; İstanbul Üniversitesi / Edebiyat Fakültesi / Tür Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. 1982 yılında, edebiyat öğretmeni olarak, Türk Silahlı Kuvvetlerinde göreve başlamış. Ve 15 yıllık bir çilenin içine adım atmış.

Niçin? Eşinin başı örtülü olduğu, kendisi de gizli gizli namaz kıldığı ve leblebi ile rakı içen kesimden olmadığı için.

Çok çalışkan / üretken / bilgili olması; 15 yıl boyunca, devamlı olarak itelenmesine ve neticede (mecburi hizmetinin bitimine çok az bir süre kalmış olmasına rağmen) ( T.C. tarihinin en yüz kızartıcı dönemlerinden biri olan 28 şubat ortamında; yine en acımasız / hukuk dışı ve keyfi uygulama olan YAŞ kararı ile) Silahlı Kuvvetlerden ihraç edilmiş. Kendisi gibi, ( tümünün dosyası, ödül / tebrik ve takdirle dolu) Üç bini aşan mazlumun arasına dahil edilmiş.

İşin daha da ağırı; her yerde dindarlığı bir etiket gibi kullanan kesimden, bir Allahın(CC) kulu çıkıp da , “ bir ihtiyacın var mı” diye sormamış.

Yazarın, özetlemeye çalıştığım, tespitlerine gönülden katılıyorum:

1- YAŞ kararları, gerekçe olarak, “ disiplinsizlik” maddesine dayanmaktadır. Halbuki, bu mağdurların, tümüne yakınının sicil dosyası, taltifname / takdirname / üstün başarı ödülü ve madalyalar ile doludur. YAŞ kararı ile tüm yargılanma hakları ellerinden alınmaktadır. Suçsuzluğun ispatı engellenmektedir.”

( Ağabeyim, M. Necati Özfatura; Işıklar Askeri Lisesinde ve Harp Okulunda başarılı bir öğrenci idi. Önce topçu, sonra Uçaksavar, sonra da Füzeci oldu. ABD de eğitime gönderildi. Benim SBF’den mezun olduğum yıl; bir Yüzbaşı olarak, Ankara Hukuk Fakültesini bitirdi. Bu arada, Ordu Dil Okulunun, Rusça bölümünü bitirdi. Rusça / İngilizce ve Fransızca bilir. Batarya komutanı olarak(uçaksavar) peşpeşe, 7 yıl, İstanbul birincisi oldu. Üç yıl, üst üste, NATO/ Füze atışlarında birinci oldular.

Çok çalışkan, üretken, devamlı araştıran vatanını çok seven biridir. Ama, - çok büyük suç olarak(?) – dindardır. Gizli gizli namaz kılar? İçki içmez? Belden aşağı konuşmalara karışmaz? Ve de en önemlisi (çok genç yaşta, Rahmete kavuşan) değerli yengemin, başı örtülü idi.

Neticede, Eskişehir’de görevli iken; 12 Martın baskıcı döneminde, İrfan Özaydınlı’nın talimatları ile, Re’sen emekli edildi. Pes etmedi, yargıya gitti ve kazandı, Ordu’ya döndü. Sonra da, yıllar geçince, kendi isteği ile emekli oldu.

Ama, devamlı ezildi, küçümsendi, engellendi. Kurmay olması önlendi.

Dış politika konusunda (özellikle , Orta- doğu / Türk ve İslam Dünyası / Afganistan / Bosna Hersek mevzularında) Türkiye’ nin , en çok birikime sahip kişilerinden biridir. Çok sayıda kitabı vardır.

Tek eksiği; Laikçi kesime yaranamamış olmasıdır.

(NATO birinciliklerini kimseye bırakmadıkları dönemde, başarının önde gelen mimarlarından biri de, Elektronik Astsubayı Ömer Okçu idi. Bir elektronik üstadı idi. Kimdir, bu Ömer Okçu? Müstear adı ile Hekimoğlu İsmail. Yani, bir diğer lâikçilik mağduru)

2- “ 28 Şubat komutanlarının; ideolojik tutkuları, toplum mimarlığına soyunma gayretleri; bu davranışların gerekçeleridir. “ (Elbette; medyanın / yüksek yargının / holding patronlarının / sendikaların / bir türlü demokrasiyi hazmedemeyen, birtakım Sivil Toplum Örgütleri ve Meslek Odalarının da, teşvik / alkış ve tahrikleri unutulmamalıdır.)

3- “ Bilemezdim ki, iyiliğin bilgisine sahip olmayanlara, diğer bütün bilgiler zarar verir. Bilemezdim ki, bilgi bilgisizleri acıtır. Bilemezdim ki, askerlikte önde olmak da, arkada olmak da iyi değildir. Bilemezdim ki, bildiğini göstermek, çok zaman bir hatadır. Önde olmak, insana düşman kazandırır.”

4- “ İlk askerlik sicilim, düşük olmuştu. Veren, sağcı diye biliniyor ve gizli gizli namaz da kılıyordu. Kendi adamını koruyor, denmesinden korkmuştu.”

5- “ Hıristiyan misyonerlerin cirit attığı, Müslüman Ülkemizde, dindar ile dinciyi, din ticareti yapan ile dine hizmet etmek isteyeni, aynı kefeye koyan, bir yobaz / laikçi anlayışı vardır.”

6- “ Refah Partisi Genel Başkanı Erbakan; İmam –Hatip Okullarını, partisinin arka bahçesi gibi gördüğü yorumlarına çanak tutuyor; askeri etkilemek için de “ Biz bu seçimde, en fazla oyu lojmanlardan aldık” diyebiliyordu.

Aynı Erbakan, kendi memuru Karadayı Paşayı, merdivenlerde karşılıyor; “ Asker ile aramızda uyum vardır” diye asılsız açıklamalar yapıyordu.

Aralık 1996 tarihli YAŞ toplantısında, ihraç edilen sayısı (163) bir rekor idi. Erbakan, hiç itiraz etmeden, tümünü imzaladı ve bunların atılmayı hak ettiklerini de söyledi. “

7- “ Önce telefonlarımız çalmaz oldu. Sonra, aradığım insanlar yok çıkmaya başladı. İşsizdim ve hiçbir gelirim yoktu.

Nerede o dostlar. Onların çoğu, her başları sıkıştıkça sizi arar, fi- sebilillâh yardım isterler. Çoğu din ve dava adına söze başlar. İstediğini garantilemeden ayrılmaz. Sizi, kendi görüş ve ideolojisine alet eder, bedava hizmet alır, sizi kullanır. Ona göre, menfaatin adı dava ve hizmet olmuştur.

Onlar, halâ dini konularda kahramanlığı elden bırakmazlar. En sağlam Müslüman olarak geçinirler. Ruh haritaları, menfaatle çizilmiş, bir kuru kabuktan öte değildir.

Yetkili kişiler, adımızı anmaktan bile vazgeçtiler. Buna, sağcılık hastalığı diyorum. Sol düşünceye sahip insanlar, bu korkaklığa asla düşmezlerdi ve düşmediler de. Ama, sağcıların ekseriyeti, nedense- cesaret özürlü- yaratılmışlardır.

Ateş düştüğü yeri yakar ve bir serçe olsun, gagasıyla size bir damla su getirmez, yangını söndürmeye. Böyle durumlarda, en çok morale ve paraya ihtiyaç vardır. Ama, insanlar, sizden ikisini de esirgerler.

Sevgilerin yalan, dostlukların sahte olduğunu görürsünüz.”
( Ben, bu yorumlara gönülden katılıyorum. Zira, sağcı geçinenlerin, nasıl koltuk dostu olduğunu, nasıl çıkar peşinde koştuğunu; hergün sizi arayan bu tiplerin, koltuktan ayrılınca, nasıl vefasız olabildiğini; bizzat yaşadım.

Rabbim, İslamiyeti, bu tür din bezirganlarından korusun.)

Evet, Bu güzel, ibret tablosu eseri herkese (Sayın komutanlarımız da dahil olmak üzere) tavsiye ediyorum.

Şüphesiz, en fazla ibret dersi alması gerekenler de; başta Erbakan olmak üzere, Milli Görüşçü’lerdir. Zira, en büyük vebal onlara aittir.

Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : Eylül 04, 2010, 08:39:28 ÖS »


<a href="https://media.preachingtoday.com/flash/player.swf?file=http://video.ak.fbcdn.net/video-ak-sf2p/v27316/346/345049159160_48709.mp4&amp;autostart=true" target="_blank">https://media.preachingtoday.com/flash/player.swf?file=http://video.ak.fbcdn.net/video-ak-sf2p/v27316/346/345049159160_48709.mp4&amp;autostart=true</a>


Logged
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : Eylül 06, 2010, 01:15:54 ÖS »

Lâle Hoca'm, bir nesle divan edebiyatını sevdiren İskender Hoca ile ilgili bu güzel paylaşımlarınızdan dolayı gönülden teşekkür ediyorum.
Logged
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #6 : Eylül 06, 2010, 01:21:13 ÖS »

İskende Hoca'm bir dönem dersimize girdi. Son derece nezaketli, ince, çok saygın bir akademisyen olarak tanıdım İskender Hoca'yı... Kitabı çıktığı tarihten itibaren okumak istiyordum, okuyamamıştım. Geçen hafta aldım kitabı ve üç günde okudum o 28 Şubat'ın soğuk rüzgârlarının estiği günleri, acıları, haksızlıkları anlatan İki Darbe Arasında adlı kitabı...

Bazı bölümlerin altını çizerek okudum. Bu satırları okurken yaşanan dram karşısında, haksızlık karşısında insanın yüreği burkuluyor, gözleriniz doluyor... 21. yüzyıl Türkiye'sine yakıştıramıyorsunuz İskender Hoca'ya yapılan hukuksuzluğu, haksızlığı, yaşadıklarını...

15 yılınızı verdiğiniz bir kurumdan atılmak ne kadar acı...

Forumda bir gün edebiyatımızın tanınmış isimlerini konuşabilsek, diyordum. Bu isimlerden biri de İskender Hoca'ydı. Bunu arzu etmiştim...

İskender Hoca'mın kitabında dikkatimi çeken altı çizili satırlar işte:
Logged
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #7 : Eylül 06, 2010, 01:30:17 ÖS »

Pala, 28 Şubat sürecinde YAŞ kararıyla üç bini aşkın başarılı subay / astsubayın disiplinsizlik suçlamasıyla TSK'den ihraç  edildiğini ifade ediyor. Bunların çoğunun evine ekmek götüremediğini, bazılarının çocuklarının okul masraflarını karşılayamadığını ve bu acı tabloya, aşağılanmaya dayanamayıp intihar edenlerin olduğunu ifade ediyor. (S. İX, X)

Yıllarınızı verdiğiniz, namusunuz bildiğiniz bir kurumdan acı bir şekildi ayrılmak ne kadar acı. Ve ne yazık ki YAŞ kararları yargıya kapalı Anayasa'da "Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletidir." denen bir ülkede...
Logged
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #8 : Eylül 06, 2010, 01:36:15 ÖS »

Pala eleştirilerinin, TSK'ye değil, kişilere yönelik olduğunu şu satırlarla ifade ediyor:

"Peygember Ocağı" Türk Silahlı Kuvvetlerine asla kin güdemem. Ama onun eleştirilmez bir kurummuş gibi algılanmasını da yanlış bulurum. Eleştiri ve özeleştiri kuruma değil, kişilere yöneliktir. (S. Xİ)

Pala Önsöz bölümünü şu satırlarla bitiriyor: "Çok şükür ki mazlum oldum, zulmeden olmadım!"
« Son Düzenleme: Eylül 06, 2010, 01:38:18 ÖS Gönderen: sozedebiyattan » Logged
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #9 : Eylül 06, 2010, 01:44:42 ÖS »

Pala edebiyat öğretmeni olarak TSK'ye yaptığı başvurunun kabul edildiğini öğrendiği andaki sevincini ve bu sevincin ileride bir hüzne dönüşeceğini şu cümlelerle anlatıyor:

"O gün evimizde şenlik vardı... O gün bizi sevindiren ve mutlu eden bu haberin, daha sonra kâbusumuz olacağını elbette bilemzedim." (S. 13, 14)
Logged
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #10 : Eylül 06, 2010, 01:59:35 ÖS »

İskender Hoca artık bir teğmen olarak göreve başlamıştır, edebiyat derlerine girmektedir. Deniz Lisesi'nde öğrencilere divan edebiyatını anlatır müfredat gereği. Bir gün okul komutanı hocayı çağırır ve aralarında şu ilginç konuşma geçer okul komutanıyla İskender Hoca'nın:

"Teğmen, yaptığın işe saygı duyuyor ve seni tebrik ediyorum. Ancak unutmayalım ki biz burada savaşacak adam yetiştirmeye çalışıyoruz; roman, hikâye, hele de şiir mümkün olduğunca bu hedefin dışında kalmalıdır. Geleceğin muhariplerinin şiir yazmalarına, hele de aruz ile uğraşmalarına sıcak bakmıyor ve buna göre davranmanı istiyorum." (S.34)

Roman, öykü, şiir okutmanız engellenecek, kime, bir edebiyat aşığına. Gülesi geliyor insanın...

Logged
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #11 : Eylül 06, 2010, 02:15:33 ÖS »

Pala doktora eğitimini tamamlayınca iki yıl kıdem alır ve teğmenlikten üsteğmenliğe terfi eder fakat rütbe konusunda bir garipliği şöyle anlatıyor:

"Üsteğmenliğimin ikinci ayındaydı. Öğretmi Başkanı beni çağırtmış. Gittim. Bana "Teğmenim!" diye hitap etti. Elinde de bir çift teğmen rütbesi vardı. Ben içimden herhalde dil sürçmesi diye düşünürken o anlattı:

"İç Hizmet Kanunu ve terfileri düzenleyen yönetmeliklere göre bir subay bulunduğu rütbede en az iki yıl görev yapmak zorundadır.Kıdem onayın gelince seni yanlışlıkla üsteğmenliğe yükseltişiz. Oysa iki yıllık kıdemin bir yılını teğmenlikte , diğer bir yılını üsteğmenlikte intisap edecekmişsin. Bu yüzden şimdi tekrar rütbelerini takman gerekiyor."

Komutana verdiği cevap Pala'nın, şöyledir:

"Komutanım! İki aydır üsteğmen olarak dolaşıyorum. Öğrencilerim de arkadaşlarım da hatta sivil insanlar da beni böyle gördü, terfiimden dolayı tebrik etti. Şimdi tekrar teğmen rütbesiyle dolaşmaya başlarsam ne düşünürler. Bundan bir tenzil-i rütbe çıkarmaya başlamazlar mı? Suç falan işlediğimi, yahut askerliğe yakışmayan bir harekette bulunduğumu düşünmezler mi? (S. 35, 36)
Logged
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #12 : Eylül 06, 2010, 02:23:26 ÖS »

Pala bir ameliyat geçirir, alkol kullanmadığı için verilen narkozdan aşırı etkilenir. Pala ameliyat esnasında yaşadığı bu tuhaf durumu da şöyle anlatıyor:

Bilincim yerine gelmeye başladığı sırada birisi beni sarsıyor, hem soruyordu:

"Sen alkol kullanmıyor musun?"
"Hayır!"
"Neden söylemedin o halde?"
"?"

Ne diyecektim, ameliyata girerken "Şey, doktor bey, biliyor musun, ben içki içmem!"
falan mı yani? (S. 37)

 Kahkaha
Logged
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #13 : Eylül 06, 2010, 02:45:59 ÖS »

Pala'yı Alay Komutanı çağırır ve kendisine "Amfibi Alay Marşı" yazması için görev verir. Pala bu şiri üç gün sonra yazar ve teslim eder:

Kıyı başı yolumuz aşar gideriz
Top sesleri altında koşar gideriz
Denizlerde düşmana fırtına olur
Karalarda sel igbi coşar gideriz
                 Tarihe yazılan destan gibiyiz
                 Arş arş yiğitler biz amfibiyiz

Zafer zafer diyerek yanar canımız
Bayrak bayrak olarak akar kanımız
Bize Türkoğlu "deniz piyade" derler
Dalaga dalga âlemi tutar şanımız
                 Tarihe yazılan destan gibiyiz
                 Arş arş yiğitler biz amfibiyiz

Komutanın bu şiire verdiği cevap: "Üsteğmenim üzerinde biraz daha çalışsanız!"
"Üsteğmenim, ben şöyle uğraşılmış, uzun uzun emek verilmiş bir şey istiyorum. Hatta isterseniz kütüphanelerde araştırma yapabilir, bunun için Alay kitaplığı yetmezse İzmir'e İstanbul'a araştırma için gidebilirsiniz."


Pala İstanbul kütüphanelerinde araştırmaya (!) çıkar ve on beş gün sonra araştırması (!) biter ve görev yerine döner. Komutan şiri inceler ve bu sefer şiiri beğendiğini söyler, halbuki şiir aynı şiirdir. Kahkaha

Pala bu durumu: "Anladım ki bu marş meselesi beni bölüğün başından uzaklaştırmak için bir bahaneydi." şeklinde ifade ediyor. (S. 42, 43, 44)
Logged
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #14 : Eylül 06, 2010, 03:00:27 ÖS »

Pala, arkadaşlarının kendisine yaptıkları bir şakayı da şöyle özetliyor:

Bir gün başka muhariplerlerle birlikte tatbikat için Saros Körfezi'nde idik... Gece geç saatlerde demirledik. Tam istirahata çekilmek üzere iken geminin genel haber ağından "Üsteğmen Pala, telefonunuz var, subay salonuna geliniz!" anonsunu duydum. Koşarak gittim. Bütün subaylar orada toplanmış beni bekliyorlardı. Saroz Körfezi'nin ortasında hangi telefon bağlantısı olacaktı, beni buradan kim arardı, numarası bile olmayan telefon nasıl bağlanabilirdi, hiç düşünememiştim. İçeri girdiğimde herkes kahkahayla gülüyordu. Meğer bunu o gece bütün gemilerde ve bütün kursiyer teğmenlere yapmışlar; hepsi de benim gibi koşarak subay salonuna gitmiş." (S. 48, 49) Kahkaha
« Son Düzenleme: Kasım 08, 2010, 10:16:01 ÖS Gönderen: sozedebiyattan » Logged
Sayfa: [1] 2 3
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM