|
Lâle
|
 |
« : Temmuz 13, 2010, 01:21:36 ÖS » |
|
Urfa Halk Edebiyatında Kahve Motifleri
Uygarlığın Doğduğu Şehir: Şanlıurfa
Halk Kültürü
Şanlıurfa Halk Kültüründe "Mırra" (Acı Kahve) ile Oda ve Kahvehaneler
“Kahve-yı ruy-ı siyahın nef’i vardır bedene Lanet gelsin tütın ile tenbekiyi icad edene”
(Siyah yüzlü kahvenin vücuda faydası vardır/ Tütün ile tömbekiyi icad edene lânet gelsin)
Diyen atalarımız kahvenin güzelliğini ve tütünün zararını dizelerle dile getirmişlerdir.
Halk edebiyatımızın çeşitli ürünlerinde motif olarak kullanılan kahveye birçok türküde, manide, şiirde, hikâyede, atasözünde, deyimde ve efsanede rastlamak mümkündür.
Atasözlerinde...
Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.
Kahve karadır ama yüz ağartır.
Kahvenin yüzü kara, amma meydanı paktır.
Kahvenin keyfi geldi, ağanın keyfi geldi.
Kefçiye keyif verir kahvenin kaynamağı, eşeği yoldan çıkarır sıpanın oynamağı.
Kahve yemenden gelir yolı, irah, beş para yetmez on para bırah.
Müşterinin ehmağı kahveciye çay söyler.
Deyimlerde...
“Kahve parası”: bahşiş anlamında kullanılır.
“Kahve Hakkı”: Çözümlenen anlaşmazlıklarda verilen cezanın ilgili tarafından oda’ya bağışlanması anlamında kullanılır.
“Kahve gibi kavrulmuş”: Açık alanlarda güneşte kalıp esmerleşenler için kullanılır.
“Kahvesi içilir”: Saygın kişiler için kullanılır. “Kahve içecek kadar vaktin de mi yok”: Bir kahve içimi kadar zaman için kullanılır. “Kahve mi kefledi?”: Ağzını açmayan, konuşmayan kişilere söylenir.
Manilerde...
Aşık; sahipsizliğini, düşkünlüğünü, hasretini kahve ile beraber dile getirerek maniler dizer...
Kahveyi kaynadırlar Fincana damladırlar Sahipsiz aşıkları Vururlar ağladırlar
Kahve biştiği yerde Bişip daştığı yerde Gözzel çirkin aranmaz Göyıl düştüğü yerde
Kahve kaynar daşmaz mı Yol gedikten aşmaz mı Merak etme sevdiğim Ayrılan kavuşmaz mı
Kahve şöyle yer alır Sabri Kürkçüoğlu’nun çağdaş manilerinde:
Oda hayattır cana Sohbet esas adama Kahve ocakta ağlar “Mırra” doldur fincana
Kerpiç oda serince Keçeleri serince Keyfim çardağa çıkar Mırra’lar içilince
Şair Mehmet H. Öcal’ın manilerinde de kahve motif olarak işlenir.
Eşkili dilde kaldı Bostana gölde kaldı, Çiğ köfteler hasrette Mırra’lar selde kaldı
Mırra kulpsuz fincandan Candan sunulur candan, Çiğköftenin üstüne Bu güzel kahve kimden
Fuat Kürkçüoğlu’nun hoyrat ve manilerinde de kahve yerini almıştır...
Mırra kokusu geldi Kokusu bağrım deldi Daldım köy odasına Gönül murada erdi
Mırra’sız kafam boştur Yollar sanki yokuştur İki fincan “acı”yı İçince sefam hoştur
Urfa Türkülerinde kahve...
Ocağının başında kahve kaynatırken yüreği kaynayan kahveci dile gelir bir Urfa türküsü ile...
Kahveciyem zarım yok Ben ağlaram yarım yok Yarımı eller almış Serhoşam haberim yok
Ay le berde vay le berde Yengi düştüm bu derde Evli evine getti Ben kaldım ara yerde Ay le berde vay le berde
Mahmut Güzelgöz’den derlenen diğer bir Urfa türküsü dillerden hiç düşmez...
Kahveyi kaynadırlar havar yandım Fincana damladırlar yandım Sahipsiz aşıkları havar yandım Vururlar ağladırlar yandım
Süsemi hanım canım süsemi vay vay Bozulsun tamburamın düzeni vay vay Sevsinler gurbet eli gezeni yavrum
Kahve yemenden gelir havar yandım Bülbül çimenden gelir yandım Yarı gözel olanlar havar yandım Hergün hamamdan gelir yandım
Nakarat
Kahve gümgümde kaynar havar yandım Bülbül kafeste oynar yandım vay vay Benim o nazlı yarım havar yandım Toylarda mendil sallar yandım
Nakarat
Kahve gümgüm neylesin havar yandım Bülbül çimen neylesin yandım Yari çirkin olanı havar yandım Her gün hamam neylesin yandım
Nakarat
Ahmet Cankat ise söz ve müziği kendisine ait Urfa türküsünde ise kahveye şöyle yer vermiştir:
Sabah ile sabah ile Kahve gelir tabağ ile Annen seni bana vermiş Küçük yavrum nazar ile İşte böyle Hergün böyle Halimiz böyle Uy amman amman
Urfa’da sevilen diğer bir türkünün nakaratında ise kahve şöyle geçmektedir...
Dün akşam yolda gördüm seni yıllardan sonra Bir yabancı gibiydin dönüp bakmadın bana Bunu senden ummazdım çok kırıldım ben sana
Bir fincan kahve olsam kırk yıl hatırım vardı Ömrümü sana verdim dönüp baksan ne vardı
Mahmut Coşkunses’ten derlenen diğer bir Urfa türküsünde kahve dibeği yer almakta...
Evlerinin önü kahve dibeği Dibeğe vurdukça oynar yüreği Ne sen gelin oldun ne ben güveği Cumbullu cumbullu aslanım aslan Cumbullu cumbullu aslan cumbullu Cumbulluya diktirmişem her yanı pullu
Kahve, türkülere ve halk edebiyatına ilham kaynağı olmakta devam etmektedir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #1 : Temmuz 13, 2010, 01:30:13 ÖS » |
|
Kahve Yemen'den Gelir
Kahve Yemen'den gelir A canım bülbül çimenden gelir de Ak topuk beyaz gerdan A canım her gün hamamdan gelir of
Dalyandan gel suna boylum dalyandan aman Sen doldur da ben içeyim fincandan aman
Kahve yemensiz olmaz A canım bülbül çimensiz olmaz Yari güzel olanın A canım başı dumansız olmaz
Dalyandan gel suna boylum dalyandan aman Sen doldur da ben içeyim fincandan aman
Urfa yöresine ait bir başka türkü ve yine kahve konulu.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #2 : Temmuz 13, 2010, 01:32:48 ÖS » |
|
Urfa'da çok eskiden beri şehirde , köylerde ve göçebe aşiretler arasında odalarda kahve kaynatırlar, misafirlere ikram ederler. Bu eskiden beri Urfa'nın örf ve ananesidir ve halen devam eder, kahve denilince mazisi çok geniştir. Acı kahve pişirmeyen herhangi bir köy ağasını ve aşiret reisini ayıplarlar. O zaman bir kahveci çırağı varmış. Bu çırak hem kahve döver, hem de kavurur, piştikten sonra ustasının işi olduğu zamanlarda misafirlere dağıtırmış. Aynı zamanda saz çalıp, türkü ve hoyrat okurmuş. Fakat gizliden gizliye aşık olduğu sezilirmiş. Eskiden Urfa'da bir adet vardı. Kahvecilere, hamamda çalışanlara, kuşçulara kız vermezlermiş. Bu nedenle de aşık olduğu kızı alamamıştır. Hem kızın aşkı, hem fakirliğin verdiği acıdan müteessir olup, bu türküyü dile getirmiştir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #3 : Temmuz 13, 2010, 01:36:14 ÖS » |
|
Kahve Bişdiği Yerde
Kahve bişdiği yerde Telve daşdığı yerde aman Güzel çirkin aranmaz Gönül düşdüğü yerde aman
Kahve Yemen'den gelir Bülbül çimenden gelir amman Ak topuk beyaz gerdan Her gün seyrandan gelir amman
Kahve Yemen neylesin Bülbül çimen neylesin amman Yari güzel olanlar Her gün yaban neylesin amman
Bu Çankırı türküsü de Türk halk edebiyatında kahve motifinin yaygın olarak kullanıldığını gösterir mi acaba?
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #4 : Temmuz 13, 2010, 01:42:03 ÖS » |
|
Bana Kara Diyen DilberBana 'kara' diyen dilber Gözlerin kara değil mi Yüzünü sevdiren gelin Kaşların kara değil mi Boyun uzun belin ince Yanakların olmuş konca Salıverirsin kolunca Beliğin ince değil mi Utanırım akar terim Güzellikte yok benzerin En sevgili makbul yerin Saçların kara değil mi Beni 'kara' diye yerme Mevlam yaratmış hor görme Ala göze siyah sürme Çekilir kara değil mi Hind'den Yemen'den çekilir Gelir Bağdad'a dökülür Türlü taama ekilir Biber de kara değil mi Göllere konan kuğunun Kanadı beyaz çoğunun Çöldeki Arap beyinin Çadırı kara değil mi İller de konup göçerler Lale sümbül biçerler Ağalar beyler içerler Kahve de kara değil mi Evlerinde sular akar Güzelleri göze bakar Hublar yanağına sokar Sümbül de kara değil mi Karac'oğlan der maşallah Bir gün görürüm inşallah Kara donludur Beytullah Örtüsü kara değil mi Karacaoğlan-Çukurova Yıllarca süren savaşların etkisindeki Anadolu insanı için kahve, ağaların, beylerin içtiği bir zengin içeceği olmuş uzun süre.Şükür ki şimdi her evde var. 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #5 : Temmuz 13, 2010, 01:59:19 ÖS » |
|
Kahve Koydum FincanaKahve koydum fincana Hele de bakın Micana Körolası Kel Seyit Nasıl da kıydın o cana Vay benim canım Micanım Dünyalarda bir canım Martinimin pulları Gece de geçtim yolları Aslan Mican geliyor Saymaz karakolları Vay benim canım Mican’ım Dünyalarda bir canım Mican sen öleceksin Kabire gireceksin Dokuz tahta altında Ne cevap vereceksin Vay benim canım Mican’ım Dünyalarda bir canım Giresun yöresine ait bir türkü de yine kahve var.Fincana dökülmüş içilmeyi bekliyor.Zira içecek şahıstan Mican'ı araması isteniyor.  Olmaz ki canım.Kahve sıcak sıcak ,köpüğü üstündeyken,şöyle höpürdete höpürdete içilmeli.Mican'ı bulup gelene kadar kahve soğur.Bu türkünün hikayesini merak ettim şimdi.Canım diye hitap edilen Mican'ın dokuz tahta altında kabir suallerine tabi tutulması isteniyor. 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #6 : Temmuz 13, 2010, 02:06:15 ÖS » |
|
Kahveyi KavururlarKahveyi kavururlar İçmeden savururlar Bizim köyün adeti Sevmeden ayırırlar Haydi yarim neylemeli neylemeli Güzel yarin gönlünü eylemeli Kahvenin köpüklüsü Meşenin kütüklüsü Kadınım aman aman Saraylar kıymetlisi Haydi yarim neylemeli neylemeli Güzel yarin gönlünü eylemeli Eskişehir yöresine ait bir türkü.Bunlar kahveyi bol bulmuş anlaşılan. 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #7 : Temmuz 13, 2010, 02:11:35 ÖS » |
|
Top Yatağın Önü KahveTop yatağın önü kahve Oturmuşlar tayfe tayfe Beyaz fincan siyah kahve Yeter olsun yeter olsun Kız dillerin şeker olsun Top yatağın önü tunca Kızları benzer turunca Anası kızından gonca Yeter olsun yeter olsun Kız dillerin şeker olsun Top yatağın önü marul Sular akar hanl harıl İnce belden sıkı sarıl Yeter olsun yeter olsun Kız dillerin şeker olsun Aydın yöresine ait bir türkü."Beyaz fincan,siyah kahve"Hakikaten kahve koyu renk fincanın içinde hiç de çekici durmuyor.Zıtlıklar bazen daha mı güzel duruyor ne?Aydınlılar için kahve sanırım biraz daha ulaşılabilir bir içecek.Anadolu insanı için vazgeçilmez ve kolay ulaşılabilir olan tek içecek ayran galiba.Hemen her evde bulunan,yemeklerin yanında güzel giden...Hele bazı yemeklerle ayran ayrılmaz bir ikili gibidir.Bulgur pilavının yanında ya da lahmacunun...Bu sıcak yaz günlerinde buram buram ter dökerken serin bir bardak ayranın cazibesine kim dayanabilir?Bakır kupalarla ikram edilecek tabii ki...Şöyle bol köpüklü, yayık ayranı...Immmmmmmhhhhh... 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #8 : Temmuz 13, 2010, 05:20:25 ÖS » |
|
Kahve,1400'lü yıllarda Türklerin kahve ile tanışması sonrasında bir renge isim olarak kahve'rengi dilimize girmiştir.(Kahverengi:Kavrulmuş kahvenin rengi) Japonlar aynı renge, çay rengi anlamında "chairo" derler.İngilizler ise fındıktan (hazel) "brown " olarak almıştır.Osmanlıda "Fındıki" diye adlandırılmıştır. Fransızlar "brun",Almanlar "braun" ,İtalyanlar "bruno" olarak adlandırmıştır aynı rengi.Kahvenin bizim için değeri daha mı yüksek ne? 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #9 : Temmuz 13, 2010, 05:29:26 ÖS » |
|
Kahve tütün, keyifler oldu bütün. Gönül ne kahve ister ne kahvehane, Gönül ahbap ister kahve bahane. Ehli keyifin keyfini Kim yeniler, Kim tazeler, Taze elden taze pişmiş, Taze kahve tazeler. Kahveler pişti gel, Köpükleri taştı gel, İyi günüm dostları, Kötü günüm geçti gel.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #10 : Temmuz 13, 2010, 05:36:24 ÖS » |
|
Türk Kahvesinin Özellikleri• Kendine özgü enfes kokusu ve özel köpüğü ile diğer kahvelerden kolaylıkla ayırt edilebilir. • Kahve tutkunları tarafından, kaynatılarak içilebilen tek kahve olarak kabul edilir. • Kahve Falı ile geleceği anlatmak için kullanılan tek kahve türüdür. • Eşsizdir çünkü kahvesi fincanın içindedir ancak telve olarak dibe çöktüğünden filtre edilmesine ve süzülmesine gerek kalmaz. • Hazırlanırken şeker ilave edildiğinden diğer kahvelerde olduğu gibi sonradan tatlandırmaya gerek yoktur. • Sağlıklıdır çünkü fincanın dibinde biriken telvesi içilmez. • Sıklıkla içildiği halde, miktar olarak fazla olmadığından şişkinlik yapmaz. • Diğer kahve türlerine göre, bir içimde daha az kafein içerir. • Pişirilirken, şekeri tercihe göre ilave edildiğinden içime hazır halde sunulan tek kahve türüdür. • Kahveden önce su içilerek, ağızda bulunan önceki tatlar arındırılarak kahve tadının eşsiz bir şekilde tadılması sağlanır. • Türk toplum hayatına da etki eden kahve, dostluğun simgesi haline gelmiş ve "kız isteme" merasimlerinin bir öğesi olmuştur. Sahi niye ayran,çay değil de kahve ikram edilir,kız isteme merasimlerinde? 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #11 : Temmuz 13, 2010, 08:49:46 ÖS » |
|
Bir Başka Kahve Hikâyesi
Doç. Dr. İsmail Albayrak ACU National Öğrt. Üyesi
Günlük hayatımızın neredeyse ayrılmaz bir parçası haline gelen kahvenin tarihsel serüveni hakkında ne kadar bilgi sahibi olduðumuzu acaba hiç düşündük mü? Eskiler “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.” derler ve bu enfes tabirle kahvenin toplumsal ilişkilerdeki müspet rolünü açık bir şekilde ortaya koyarlar. Hâlbuki bugün sadece bir içecek gözüyle baktığımız kahvenin doğu ve batıda arz-ı endam ettiği ilk dönemlerde kolay kolay kabullenilmediğini görmekteyiz. Bu yazı öncelikle kahvenin doğum tarihi, İslâm dünyasına girişi, hakkındaki müspet ve menfi yaklaşımları ve son olarak batıya geçişi ve orada kahveye karşı geliştirilen bakış açılarını özetlemeyi hedeflemektedir.
Öncelikle, doğulu ve batılı uzmanların ekserisinin kahvenin menşei hakkında hemfikir olmadıklarını belirtmekte fayda vardır. Kahve kelimesinin etimolojisinden hareketle bazı yorumlarda bulunan araştırmacıların da söyledikleri ise bir tahminden ileriye gitmemektedir. Bizim açımızdan önemli olan nokta ise, kahvenin İslâm dünyasına ilk defa Aden/Yemen kanalıyla girmiş olması gerçeğidir. Özellikle buradaki ehli tasavvuf arasında zihni uyanık tuttuğu için içildiği nakledilen kahvenin Şazelî Şeyhi Ali b. Ömer (v.828/1425) ya da meşhur fakîh Muhammed b. Saîd ez-Zebhani (v.875/1470) tarafından getirildiği belirtilmektedir. Hatta bazı mutasavvıflar tarafından tüketimi yaygınlaþtırılan kahvenin, geceleri zikir meclislerinde ve yapılan ibadetlerde müridleri zinde tutma ve uyutmama gayesini hedeflediği bilinmektedir.
Kahve, Yemen’de yayıldıktan kısa bir süre sonra Mısır ve bu kanalla da Suriye, Hicaz ve Türkiye gibi pek çok İslâm ülkesinde kendisine yer bulmuştur. Kahveyle birlikte açılan kahvehanelerin de nicelik bakımından artışı İslâm topraklarında kendisine rahat yer bulan kahve hakkında bazı tartışmaların çıkmasına sebep olmuştur. Bazı kimselerin Ezher’in bahçesinde ya da Harem-i Şerif’in etrafında ayakta kahve içmeleri, ya da saatlerce kahvehanelerde sohbetlerle boş vakit geçirmeleri bazı âlimleri kahve aleyhinde fetva vermeye sevketmiştir. Fakat sonuçta kahve lehindeki fetvaların ağırlık kazandığını ve böylece kahvenin artık her tarafta rahatlıkla içildiğini görmekteyiz. Bütün bu tartışmalar neticesinde kahve hakkında ciddi bir kitabiyâtın da ortaya çıktığına şahit oluyoruz. Risâle fi Ahkâmi’l-Kahve, İstifâu’s-Safve li Tasviyeti’l-Kahve, Umdetu’s-Safve fî Hilli’l-Kahve gibi eserlerin kaleme alındığı ve yazarları tarafından meselenin etraflıca tartışıldığı görülmektedir. Kahve taraftarları ve karşıtlarının görüşlerini detaylı bir şekilde ortaya koydukları farklı bir alan da şiir olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanaatimizce bir kahve tutkunu olan şair Burhaneddîn b. El-Muballit el-Mısrî’nin şu sözleri söz konusu tartışmalara son noktayı koymayı hedefler gibidir:
“Ey içinde ruhun hastalıklarına şifa bulunan kahvemizi siyahlığı yüzünden kınayan!
Onun, fincanının içindeyken, gözün beyazı ortasındaki siyahlığı hatırlattığını görmez misin?”
Özetle bu siyah ve içenlerini hem zinde tutan hem onlara zevk veren hem de muhabbetlerini artıran kahve Müslüman toplumlarda kendisine mümtaz bir mevki edinmiştir. İslâm dünyasındaki kahve ile ilgili tartışmaların ise bizzat kahvenin kendisinden çok tüketim şeklinden kaynaklandığı dikkatlerden kaçmamaktadır. Özellikle vakit nakittir düsturuyla hareket eden Müslüman âlimler kahvehanelerde malayani ile meşgul bir şekilde kahve içerek kıymetli vakitlerin zayi olmasına şiddetle karşı çıkmışlardır. Öte taraftan mü’minlerin geceleri kulluklarını uzun bir süre uyanık kalarak izhar edebilmelerine, din-i mubîn-i İslâm’i hakkıyla yaşayabilmelerine vesile olması açısından kahveye ayrı bir önem atfetmişlerdir. Kısaca Müslüman dünyada kahveyle ilgili tartışmalarda peşin hükümlülüğe ve bunun neticesi olan ifrat ve tefrite rastlanmamaktadır. Şimdi dilerseniz kahvenin batıdaki serüvenine bir göz atalım:
Tarihi veriler bize ilk kahvehanenin Londra’da 1652’de açıldığını bildirmektedir. On yıl içinde kahve tüketiminin artık bir moda haline geldiği dönemin entelektüelleri tarafından nakledilmektedir. Her ne kadar bu yeni içecek pek çok İngiliz tarafından hoş amedi (hoş geldiniz) ile karşılanmamışsa da çok geçmeden halk arasında kahve düşmanları belirmeye başlamıştır. William Parry kahve hakkında ciddi anlamda olumsuz yaklaşımı sergileyen kimse olarak bilinmektedir. Ona göre kahve beyni uyuşturan bir maddedir ve insanları sarhoş etmektedir. Londra’da çok kısa bir süre sonra anti-kahve kampanyasına birahane sahipleri de katılırlar. Bunların en temel kaygısı ise, kahve tüketiminin giderek artmasına rağmen kendi geleneksel içkilerine rağbetin azalması ve toplumun konu üzerinde duyarsızlığıdır. Gözlerinin önünde birer birer müşterilerini kaybeden bu insanlar satışlardaki düşüşlerden dolayı konuya daha çok ekonomik açıdan yaklaşmakta ve pragmatik çözümler aramaktadırlar. Onlara göre meselenin çözümü hususundaki en kısa yol ise kahve tüketiminin yasaklanması ve kahvehanelerin kapatılmasıdır.
Bu tartışmalarda dikkati çeken en ilginç tartışma ise kahvenin İngiliz toplumundaki tanımıyla ilgilidir. Bu dönemde yazılan eserler incelendiğinde kahve için seçilen ilginç tabirin Muhammedan Berry olduğunu görmekteyiz. ‘Müslüman şurubu’ olarak tercüme edebileceğimiz bu ifadeyle İngiliz yazarlar kahvenin Müslümanlara aidiyetini ima etmektedirler. Bu nedenle pek çok İngiliz düşünür o dönemde kahveye hep şüpheyle yaklaşmışlardır. Onlara göre kahve bir Protestan’dan çok Müslüman özellikleri taşımakta ve tiryakilerini Türkleştirmektedir. Türk ise o günlerde bütün batı için Müslümanlığı çağrıştırmaktadır. Zihinlerimizi bir an için söz konusu döneme yönlendirdiğimizde Batının karşısındaki tek Müslüman gücün bir Türk Hanedanı olan Osmanlı olduğunu müşahede edeceğiz. Batılılar Müslüman olarak karşılarında buldukları Osmanlı Türklerinden dolayı Kur’ân-ı Kerim’i bile literatürlerinde Turkish Bible (Türk Kitab-ı Mukaddes’i) olarak tanımlamışlardır. Özetle ifade edecek olursak pek çok İngiliz yazar için kahve tehlikeli bir içecekti ve onu içenler Hıristiyanlığı bırakıp Müslüman olmaya hazırlanıyorlardı. Bazıları kahvede gizemli bir şurup özelliği görürken bazıları da onu bir ajan/misyoner olarak algılamışlardır.
Batıdaki Osmanlı korkusu kahve düşmanlığıyla kendini gösterirken kahve bütün olumsuzlukların sebebi olarak telakki edilmiştir. Bazıları kahvenin bir cehennem bitkisi olduğunu söylerken bazıları da kahvenin İngiliz halkı üzerinde sadece ruhi değil fiziki etkilerinden uzun uzadıya bahsetmiştir. Bu yazarlara göre kahvedeki sihir, içenlerde kendisini hemen hissettirmektedir. Kahveyi bir şeytan içeceği olarak gören bazı İngiliz yazarlar, sık sık kahve içen kimsenin Türkler gibi olmaya başladığını, sadece ruhları değil, renklerinin de karardığını tartışmışlardır. Kahve ile ilgili batıda sürdürülen başka bir tartışma ise kadınlar tarafından yapılmıştır. Pek çok kadın kocalarının kahve yüzünden evlerini ve kendilerini ihmal ettiklerini belirterek mahkemeye başvurduğu kaynaklarda zikredilmektedir.
Kahve etrafında cereyan eden traji-komik bir münakaşa ise İngiltere’ye kahvenin girişiyle aynı tarihleri paylaşan ilk Kur’ân tercümesinin basılması olayıdır. Meşhur İngiliz mütercim Alexander Ross, kendisinden bir asır önce Sieur du Ryer tarafından yapılan Fransızca çevirisini kullanarak Kur’ân’ı İngilizce’ye ilk defa 1649’da tercüme eder. İngiltere’ye kahvenin girişiyle aynı yıllara tevafuk eden bu çeviri bazı İngiliz yazarların Kur’ân’ın İngilizce çevirisinin basılışı ile kahve tüketiminin artışı arasýnda bir ilişki kurmaya sevk eder.
Oldukça yanlı ve yanlış bilgilerle dolu bu çeviri de İngiltere’de kuşkuyla karşılanmış ve kahveden kaçınılması gerektiği gibi bu tercümeden de kaçınılması ısrarla vurgulanmıştır. Bugün anlamakta güçlük çektiğimiz bu halet-i ruhiyenin altında yatan temel düşünce ise bir taraftan kahve gibi bir iksir, diğer taraftan Kur’ân gibi bir kitapla Türklerin topyekün İngiltere’yi İslâmlaştırmaya çalıştığı inancıdır. Bu sebeple İngiliz toplumunun birbirleriyle bağlarını çözdüğüne inanılan Kur’ân ve kahveden uzak durmaları sağlanmalıdır. Siyasi, edebi ve hukuki bütün vasıtaları kullanan elit tabaka, İngiliz halkını Kur’ân ve kahvenin etkisinden kurtarmaya çalışmışlardır.
Bu masum içeceğin Almanya’daki hikayesi ise İngiltere’de algılanışından farklı değildir. Aydınlanma dönemi yazarlarından Karl Gottlieb Hering (1766-1853) kilise korolarının repertuarının yanı sıra okul kitaplarına da girmiş olan bir şarkı yazar ve besteler. Şarkının adı Kaffeelied’dir (Kahve şarkısı). Bazı değişiklikler geçiren şarkıda kahvenin çok içilmemesinin gerektiği, bu Türk içkisinin çocuklar için olmadığı; sinirleri zayıflatıp, içenleri rahatsızlaştıracağından dem vurulmaktadır. Şarkının sonunda dinleyicilerden kahveyi bırakamayan Müslümanlar gibi olunmaması talep edilmektedir. Açıkça yazar kendisinden bir buçuk asır önce İngiltere’de yapılmaya çalışılan paranoyayı tekrarlamaktadır: Fazla kahve tüketimi, içenleri Müslüman yapabilir; bu sebeple ondan sakınılmalıdır.
Bu yazıda farklı bir kahve tarihçesi sunmaya çalıştık. Bugün hemen hemen her kültür tarafından benimsenen ve zevkle içilen kahvenin arkasında yatan gizemli tarihin tekrar hortlamamasını Yüce Yaratıcı’dan niyaz ediyoruz.
Kaynaklar:
-Ali Osman Öztürk, Alman Oryantalizmi, Ankara, 2000
-C. Van Arendonk, ‘Kahve’, İslâm Ansiklopedisi, VI.95
-İdris Bostan, ‘Kahve’, DİA, XXIV.202-5
-Nabil Matar, İslâm in Britain 1558-1685, Cambridge: Cambridge University Pres 1998
-Nurettin Ceviz, ‘Kahvenin Ýslâm Dünyasýna Giriþi ve Arap Edebiyatında Ele Alınışı’, EKEV, 8 (2004), 343-356
Dipnot
1. Kahvenin Türkler tarafından kullanılmaya başlandığı tarih olarak Kanuni Sultan Süleyman devri gösterilmektedir. Ülkeye kahve Habeşistan valisi Özdemir Paşa tarafından Yemen yoluyla getirilmiştir. Bazı kaynaklar daha net bir tarih belirlemektedirler. Onlara göre söz konusu tarih 1554’tür. Diğer İslâm diyarlarında olduğu gibi kahve hakkında bazı ihtiyati yaklaşımlar sergilense de hüsnü kabul görmesi çok gecikmemiştir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
kurthan
|
 |
« Yanıtla #12 : Temmuz 13, 2010, 09:16:07 ÖS » |
|
Telvesinden bile türlü türlü yorumların çıkarılabildiği bu güzel içecek hakkında ne kadar da çok bilgiler varmış.Oysa biz onu 'Üç hüüüp'te bitiveren bir içecek sanırdık.Oysa,en az 'kırk yıllık hatırı' olan bu güzel içkinin hikayesi sanırım hiç bitmez.
Kahve muhabbeti açılınca aklıma Yavuz Bülent Bakîler'in rahmetli Arif Nihat Asya ile aralarında geçen bir diyalog geliverdi.Bakiler üniversite zamanında katıldığı bir şiir matinesinin çıkışında Arif Nihad Asya hoca ile beraberdir.Hoca ,Bakîler'den Fetih hakında yazmış olduğu şiirlerini getirmesini ister.Onları inceleyip görüşlerini Bakîler'e aktaracaktır.
Bir süre sonra aralarında şöyle bir diyalog geçer:
'' - Fetih şiirlerinin içinde en sevdiğim şiir bu.Ne kadar rahat,ne kadar güzel yazmışsın.Gümbür gümbür bir şiir:
Padişah olduğu belli yerle gök arasında Boyu-bosu dal gibi Bir duruşu var tepelerde mağrur,korkusuz Bir kartal gibi... Zaferini Hazreti Peygamber müjdelemiş Edirne'den kırkbin yiğitle çıkıp gelmiş Bıyıkları daha yeni terlemiş Bakışı masal gibi... Gözlerini yumsa bir an Bir sigara yaksa sonra,karşısında duman duman Birkaç yudum kahve içse,fincanında ayan beyan Bizans'ı görür fal gibi.
diyorsun.Ne kadar güzel ! Genç Padişahtaki o büyük Fetih sevdası, ancak bu kadar canlı anlatılabilir.Şiirdeki imaj gerçekten mükemmel! Yalnız hemen söyleyeyim ki burada,aynı zamanda iki büyük yanlış var.
-Ne gibi yanlışlık hocam ?
-Fatih ,sigara ve kahve içmezdi.Sen bu şiirinle , Ona sigara ve kahve içiriyorsun.Olur mu hiç ?
Ben ,bir taşralı safiyetiyle kendimi kurtarmaya çalıştım:
-İçmeyebilir hocam ! Ama binde bir olsun çubuk yakmamış mıdır ? Şöyle bir akşam yorgunluk kahvesi içmemiş midir ?
Elini masaya vurdu:
-Hayır ' dedi Hayır ! Hayır !.Sana yemin ederim ki Fatih bütün ömrü boyunca ne bir yudum kahve içmiştir ne de bir nefes sigara çekmiştir.
-Hocam, dedim,vallahi ben bu kanaatte değilim.
Omuzlarıyla gülmeye başladı:
-Kanaat filan olur mu çocuk ? Sigara ve kahve ,Fatih'in ölümünden aşağı-yukarı yüz yıl sonra imparatorluğumuza geldi.Bu bakımdan ,Fatih kahvenin ve sigaranın adını bile duymamıştır.Bu şiirdeki kahve ve sigara motifini mutlaka çıkarman lazım.Onların yerine, aynı kuvvette uygun bir imaj koymalısın;anladın mı ?
Söyleyecek sözüm yoktu.Galip Erdem beni kurtarmaya çalıştı:
-Hocam, dedi.Yavuz Bülent tarih yazmıyor ki ;destan yazıyor.Destanlarda da abartmalar çok olur.Hayal gücü,gerçeğin üstüne çıkar.Bence o kıta değişmeden kalbilir.
Arif Nihat sesini yükseltti:
-Olmaz diyorum Galip ! Olmaz ! Bence varolan bir şeyin abartması yapılabilir.Hiç olmayan bir şeyin abartmasını nasıl yapabiliriz ? Bir destanda ,Fatih'in gemilerini istediğin gibi abartabilirsin.Ama '' Fatih,Haliç'i denizaltılarıyla geçti'' diyemessin.Ben onu-bunu bilmem! Bu şiirde sigara ve kahve motifi çıkarılacaktır.
-Vallahi çok zor hocam ! diye kekeledim.
Beni bir kere daha uyardı.
-Zaten şiir başlıbaşına bir zordur.Onu kolaya aldık mı ,geri tepen bir top gibi,önce bizi mahveder.Düşün biraz ! Bekle biraz ! Terle biraz !İnanıyorum ki başaracaksın !... __________________
|
|
|
|
|
Logged
|
Geçer gözüm İçimizden bir aşk geçer Ve keder Ve heder olmuş bir hayat Nasıl geçerse zehir damarlarımızdan Öyle yavaş öyle deşer de geçer
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #13 : Temmuz 13, 2010, 09:23:59 ÖS » |
|
Yavuz Bülent Bakiler'i severek okuduğum için, bu yanlışı yapması açıkcası biraz şaşırttı beni ama...Zevkle okunan, ilginç bir yazıydı.Teşekkürler...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #14 : Temmuz 13, 2010, 09:49:25 ÖS » |
|
Kahve değil de kahveci üzerine yazılmış bir destan.Aşık Sırrı'ya ait.Rıdvan adlı oğlunun ölümü üzerine yazdığı bir ağıt,zarif aşk şiirleri ve "Kahveciler"e dair övgü dolu aşağıdaki şiiri var Kütahyalı Aşık Sırrı'nın.
Kahveci Destanı
Arkadaş zemmetme kahvecileri Kahvecinin bazı iyisi vardır Yedirir ekmeği kesmez caba'yı Harcın hesap etmez dayısı vardır.
Ketmetmez ekmeği yedirir bütün Yemen kahvesiyle kokulu tütün Düşünce gediğin ol alır satın Söylenir alemde yapısı vardır.
Her gelene el göğüste kılınur İzzet nerde safa anda bulunur Yahşi adam hizmetinden bilinur Daim keyf bağışlar tebi'si vardır
Kahvesine kim gelirse git demez Ekmeğini asla yalnız yemez Varını harceder gediğin vermez Böyle pak gönüllü velisi vardır
Sırrı bilir iyilerin kadrini Zemmeder gaddarın türlü gadrini İyisin metheder söyler şükrünü İkramın artırır sahisi vardır
Kütahyalı Aşık Sırrı
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|