EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 25, 2012, 04:04:04 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: Urfa Halk Edebiyatında Kahve Motifleri  (Okunma Sayısı 3076 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« : Temmuz 13, 2010, 01:21:36 ÖS »

Urfa Halk Edebiyatında Kahve Motifleri

Uygarlığın Doğduğu Şehir: Şanlıurfa

Halk Kültürü

Şanlıurfa Halk Kültüründe "Mırra" (Acı Kahve) ile Oda ve Kahvehaneler

“Kahve-yı ruy-ı siyahın nef’i vardır bedene
Lanet gelsin tütın ile tenbekiyi icad edene”

(Siyah yüzlü kahvenin vücuda faydası vardır/ Tütün ile tömbekiyi icad edene lânet gelsin)

Diyen atalarımız kahvenin güzelliğini ve tütünün zararını dizelerle dile getirmişlerdir.

Halk edebiyatımızın çeşitli ürünlerinde motif olarak kullanılan kahveye birçok türküde, manide, şiirde, hikâyede, atasözünde, deyimde ve efsanede rastlamak mümkündür.

Atasözlerinde...

Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.

Kahve karadır ama yüz ağartır.

Kahvenin yüzü kara, amma meydanı paktır.

Kahvenin keyfi geldi, ağanın keyfi geldi.

Kefçiye keyif verir kahvenin kaynamağı, eşeği yoldan çıkarır sıpanın oynamağı.

Kahve yemenden gelir yolı, irah, beş para yetmez on para bırah.

Müşterinin ehmağı kahveciye çay söyler.

Deyimlerde...

“Kahve parası”: bahşiş anlamında kullanılır.

“Kahve Hakkı”: Çözümlenen anlaşmazlıklarda verilen cezanın ilgili tarafından oda’ya bağışlanması anlamında kullanılır.

“Kahve gibi kavrulmuş”: Açık alanlarda güneşte kalıp esmerleşenler için kullanılır.

“Kahvesi içilir”: Saygın kişiler için kullanılır. “Kahve içecek kadar vaktin de mi yok”: Bir kahve içimi kadar zaman için kullanılır. “Kahve mi kefledi?”: Ağzını açmayan, konuşmayan kişilere söylenir.

Manilerde...

Aşık; sahipsizliğini, düşkünlüğünü, hasretini kahve ile beraber dile getirerek maniler dizer...

Kahveyi kaynadırlar
Fincana damladırlar
Sahipsiz aşıkları
Vururlar ağladırlar

Kahve biştiği yerde
Bişip daştığı yerde
Gözzel çirkin aranmaz
Göyıl düştüğü yerde

Kahve kaynar daşmaz mı
Yol gedikten aşmaz mı
Merak etme sevdiğim
Ayrılan kavuşmaz mı

Kahve şöyle yer alır Sabri Kürkçüoğlu’nun çağdaş manilerinde:

Oda hayattır cana
Sohbet esas adama
Kahve ocakta ağlar
“Mırra” doldur fincana

Kerpiç oda serince
Keçeleri serince
Keyfim çardağa çıkar
Mırra’lar içilince

Şair Mehmet H. Öcal’ın manilerinde de kahve motif olarak işlenir.

Eşkili dilde kaldı
Bostana gölde kaldı,
Çiğ köfteler hasrette
Mırra’lar selde kaldı

Mırra kulpsuz fincandan
Candan sunulur candan,
Çiğköftenin üstüne
Bu güzel kahve kimden

Fuat Kürkçüoğlu’nun hoyrat ve manilerinde de kahve yerini almıştır...

Mırra kokusu geldi
Kokusu bağrım deldi
Daldım köy odasına
Gönül murada erdi

Mırra’sız kafam boştur
Yollar sanki yokuştur
İki fincan “acı”yı
İçince sefam hoştur

Urfa Türkülerinde kahve...

Ocağının başında kahve kaynatırken yüreği kaynayan kahveci dile gelir bir Urfa türküsü ile...

Kahveciyem zarım yok
Ben ağlaram yarım yok
Yarımı eller almış
Serhoşam haberim yok

Ay le berde vay le berde
Yengi düştüm bu derde
Evli evine getti
Ben kaldım ara yerde
Ay le berde vay le berde

Mahmut Güzelgöz’den derlenen diğer bir Urfa türküsü dillerden hiç düşmez...

Kahveyi kaynadırlar havar yandım
Fincana damladırlar yandım
Sahipsiz aşıkları havar yandım
Vururlar ağladırlar yandım

Süsemi hanım canım süsemi vay vay
Bozulsun tamburamın düzeni vay vay
Sevsinler gurbet eli gezeni yavrum

Kahve yemenden gelir havar yandım
Bülbül çimenden gelir yandım
Yarı gözel olanlar havar yandım
Hergün hamamdan gelir yandım

Nakarat

Kahve gümgümde kaynar havar yandım
Bülbül kafeste oynar yandım vay vay
Benim o nazlı yarım havar yandım
Toylarda mendil sallar yandım

Nakarat

Kahve gümgüm neylesin havar yandım
Bülbül çimen neylesin yandım
Yari çirkin olanı havar yandım
Her gün hamam neylesin yandım

Nakarat

Ahmet Cankat ise söz ve müziği kendisine ait Urfa türküsünde ise kahveye şöyle yer vermiştir:

Sabah ile sabah ile
Kahve gelir tabağ ile
Annen seni bana vermiş
Küçük yavrum nazar ile
İşte böyle Hergün böyle
Halimiz böyle
Uy amman amman

Urfa’da sevilen diğer bir türkünün nakaratında ise kahve şöyle geçmektedir...

Dün akşam yolda gördüm seni yıllardan sonra
Bir yabancı gibiydin dönüp bakmadın bana
Bunu senden ummazdım çok kırıldım ben sana

Bir fincan kahve olsam kırk yıl hatırım vardı
Ömrümü sana verdim dönüp baksan ne vardı

Mahmut Coşkunses’ten derlenen diğer bir Urfa türküsünde kahve dibeği yer almakta...

Evlerinin önü kahve dibeği
Dibeğe vurdukça oynar yüreği
Ne sen gelin oldun ne ben güveği
Cumbullu cumbullu aslanım aslan
Cumbullu cumbullu aslan cumbullu
Cumbulluya diktirmişem her yanı pullu

Kahve, türkülere ve halk edebiyatına ilham kaynağı olmakta devam etmektedir.
 


Kültür ve Turizm Bakanlığı
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Temmuz 13, 2010, 01:30:13 ÖS »

Kahve Yemen'den Gelir


Kahve Yemen'den gelir
A canım bülbül çimenden gelir de
Ak topuk beyaz gerdan
A canım her gün hamamdan gelir of

Dalyandan gel suna boylum dalyandan aman
Sen doldur da ben içeyim fincandan aman

Kahve yemensiz olmaz
A canım bülbül çimensiz olmaz
Yari güzel olanın
A canım başı dumansız olmaz

Dalyandan gel suna boylum dalyandan aman
Sen doldur da ben içeyim fincandan aman


Urfa yöresine ait bir başka türkü ve yine kahve konulu.
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Temmuz 13, 2010, 01:32:48 ÖS »

Urfa'da çok eskiden beri şehirde , köylerde ve göçebe aşiretler arasında odalarda kahve kaynatırlar, misafirlere ikram ederler. Bu eskiden beri Urfa'nın örf ve ananesidir ve halen devam eder, kahve denilince mazisi çok geniştir. Acı kahve pişirmeyen herhangi bir köy ağasını ve aşiret reisini ayıplarlar. O zaman bir kahveci çırağı varmış. Bu çırak hem kahve döver, hem de kavurur, piştikten sonra ustasının işi olduğu zamanlarda misafirlere dağıtırmış. Aynı zamanda saz çalıp, türkü ve hoyrat okurmuş. Fakat gizliden gizliye aşık olduğu sezilirmiş. Eskiden Urfa'da bir adet vardı. Kahvecilere, hamamda çalışanlara, kuşçulara kız vermezlermiş. Bu nedenle de aşık olduğu kızı alamamıştır. Hem kızın aşkı, hem fakirliğin verdiği acıdan müteessir olup, bu türküyü dile getirmiştir.


Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : Temmuz 13, 2010, 01:36:14 ÖS »

Kahve Bişdiği Yerde

Kahve bişdiği yerde
Telve daşdığı yerde aman
Güzel çirkin aranmaz
Gönül düşdüğü yerde aman

Kahve Yemen'den gelir
Bülbül çimenden gelir amman
Ak topuk beyaz gerdan
Her gün seyrandan gelir amman

Kahve Yemen neylesin
Bülbül çimen neylesin amman
Yari güzel olanlar
Her gün yaban neylesin amman


Bu Çankırı türküsü de Türk halk edebiyatında kahve motifinin yaygın olarak kullanıldığını gösterir mi acaba?
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : Temmuz 13, 2010, 01:42:03 ÖS »

Bana Kara Diyen Dilber

Bana 'kara' diyen dilber
Gözlerin kara değil mi
Yüzünü sevdiren gelin
Kaşların kara değil mi


Boyun uzun belin ince
Yanakların olmuş konca
Salıverirsin kolunca
Beliğin ince değil mi


Utanırım akar terim
Güzellikte yok benzerin
En sevgili makbul yerin
Saçların kara değil mi


Beni 'kara' diye yerme
Mevlam yaratmış hor görme
Ala göze siyah sürme
Çekilir kara değil mi


Hind'den Yemen'den çekilir
Gelir Bağdad'a dökülür
Türlü taama ekilir
Biber de kara değil mi


Göllere konan kuğunun
Kanadı beyaz çoğunun
Çöldeki Arap beyinin
Çadırı kara değil mi


İller de konup göçerler
Lale sümbül biçerler
Ağalar beyler içerler
Kahve de kara değil mi


Evlerinde sular akar
Güzelleri göze bakar
Hublar yanağına sokar
Sümbül de kara değil mi


Karac'oğlan der maşallah
Bir gün görürüm inşallah
Kara donludur Beytullah
Örtüsü kara değil mi

Karacaoğlan-Çukurova

Yıllarca süren savaşların etkisindeki Anadolu insanı için kahve, ağaların, beylerin içtiği bir zengin içeceği olmuş uzun süre.Şükür ki şimdi her evde var.  Sırıtan
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : Temmuz 13, 2010, 01:59:19 ÖS »

Kahve Koydum Fincana


Kahve koydum fincana
Hele de bakın Micana
Körolası Kel Seyit
Nasıl da kıydın o cana

Vay benim canım Micanım
Dünyalarda bir canım

Martinimin pulları
Gece de geçtim yolları
Aslan Mican geliyor
Saymaz karakolları

Vay benim canım Mican’ım
Dünyalarda bir canım

Mican sen öleceksin
Kabire gireceksin
Dokuz tahta altında
Ne cevap vereceksin

Vay benim canım Mican’ım
Dünyalarda bir canım


Giresun yöresine ait bir türkü de yine kahve var.Fincana dökülmüş içilmeyi bekliyor.Zira içecek şahıstan Mican'ı araması isteniyor. Kahkaha
Olmaz ki canım.Kahve sıcak sıcak ,köpüğü üstündeyken,şöyle höpürdete höpürdete içilmeli.Mican'ı bulup gelene kadar kahve soğur.Bu türkünün hikayesini merak ettim şimdi.Canım diye hitap edilen Mican'ın dokuz tahta altında kabir suallerine tabi tutulması isteniyor. Masum
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #6 : Temmuz 13, 2010, 02:06:15 ÖS »

Kahveyi Kavururlar


Kahveyi kavururlar
İçmeden savururlar
Bizim köyün adeti
Sevmeden ayırırlar

 Haydi yarim neylemeli neylemeli
 Güzel yarin gönlünü eylemeli

Kahvenin köpüklüsü
Meşenin kütüklüsü
Kadınım aman aman
Saraylar kıymetlisi

 Haydi yarim neylemeli neylemeli
 Güzel yarin gönlünü eylemeli

Eskişehir yöresine ait bir türkü.Bunlar kahveyi bol bulmuş anlaşılan. Kahkaha
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #7 : Temmuz 13, 2010, 02:11:35 ÖS »

Top Yatağın Önü Kahve

Top yatağın önü kahve
Oturmuşlar tayfe tayfe
Beyaz fincan siyah kahve

Yeter olsun yeter olsun
Kız dillerin şeker olsun

Top yatağın önü tunca
Kızları benzer turunca
Anası kızından gonca

Yeter olsun yeter olsun
Kız dillerin şeker olsun

Top yatağın önü marul
Sular akar hanl harıl
İnce belden sıkı sarıl

Yeter olsun yeter olsun
Kız dillerin şeker olsun


Aydın yöresine ait bir türkü."Beyaz fincan,siyah kahve"Hakikaten kahve koyu renk fincanın içinde hiç de çekici durmuyor.Zıtlıklar bazen daha mı güzel duruyor ne?Aydınlılar için kahve sanırım biraz daha ulaşılabilir bir içecek.Anadolu insanı için vazgeçilmez ve kolay ulaşılabilir olan tek içecek ayran galiba.Hemen her evde bulunan,yemeklerin yanında güzel giden...Hele bazı yemeklerle ayran ayrılmaz bir ikili gibidir.Bulgur pilavının yanında ya da lahmacunun...Bu sıcak yaz günlerinde buram buram ter dökerken serin bir bardak ayranın cazibesine kim dayanabilir?Bakır kupalarla ikram edilecek tabii ki...Şöyle bol köpüklü, yayık ayranı...Immmmmmmhhhhh... Dil çıkaran
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #8 : Temmuz 13, 2010, 05:20:25 ÖS »

Kahve,1400'lü yıllarda Türklerin kahve ile tanışması sonrasında bir renge isim olarak kahve'rengi dilimize girmiştir.(Kahverengi:Kavrulmuş kahvenin rengi)

Japonlar aynı renge, çay rengi anlamında "chairo" derler.İngilizler ise fındıktan (hazel) "brown " olarak almıştır.Osmanlıda "Fındıki" diye adlandırılmıştır. Fransızlar "brun",Almanlar "braun" ,İtalyanlar "bruno" olarak adlandırmıştır aynı rengi.Kahvenin bizim için değeri daha mı yüksek ne?  Masum
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #9 : Temmuz 13, 2010, 05:29:26 ÖS »



  
Kahve tütün, keyifler oldu bütün.  



Gönül ne kahve ister ne kahvehane,
Gönül ahbap ister kahve bahane.  

 

Ehli keyifin keyfini
Kim yeniler,
Kim tazeler,
Taze elden taze pişmiş,
Taze kahve tazeler.  



Kahveler pişti gel,
Köpükleri taştı gel,
İyi günüm dostları,
Kötü günüm geçti gel.  
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #10 : Temmuz 13, 2010, 05:36:24 ÖS »


Türk Kahvesinin Özellikleri

• Kendine özgü enfes kokusu ve özel köpüğü ile diğer kahvelerden kolaylıkla ayırt edilebilir. 
• Kahve tutkunları tarafından, kaynatılarak içilebilen tek kahve olarak kabul edilir. 
• Kahve Falı ile geleceği anlatmak için kullanılan tek kahve türüdür. 
• Eşsizdir çünkü kahvesi fincanın içindedir ancak telve olarak dibe çöktüğünden filtre edilmesine ve süzülmesine gerek kalmaz. 
• Hazırlanırken şeker ilave edildiğinden diğer kahvelerde olduğu gibi sonradan tatlandırmaya gerek yoktur. 
• Sağlıklıdır çünkü fincanın dibinde biriken telvesi içilmez. 
• Sıklıkla içildiği halde, miktar olarak fazla olmadığından şişkinlik yapmaz. 
• Diğer kahve türlerine göre, bir içimde daha az kafein içerir. 
• Pişirilirken, şekeri tercihe göre ilave edildiğinden içime hazır halde sunulan tek kahve türüdür. 
• Kahveden önce su içilerek, ağızda bulunan önceki tatlar arındırılarak kahve tadının eşsiz bir şekilde tadılması sağlanır. 
• Türk toplum hayatına da etki eden kahve, dostluğun simgesi haline gelmiş ve "kız isteme" merasimlerinin bir öğesi olmuştur. 

Sahi niye ayran,çay değil de kahve ikram edilir,kız isteme merasimlerinde? Masum
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #11 : Temmuz 13, 2010, 08:49:46 ÖS »

Bir Başka Kahve Hikâyesi

Doç. Dr. İsmail Albayrak
ACU National Öğrt. Üyesi

Günlük hayatımızın neredeyse ayrılmaz bir parçası haline gelen kahvenin tarihsel serüveni hakkında ne kadar bilgi sahibi olduðumuzu acaba hiç düşündük mü? Eskiler “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.” derler ve bu enfes tabirle kahvenin toplumsal ilişkilerdeki müspet rolünü açık bir şekilde ortaya koyarlar. Hâlbuki bugün sadece bir içecek gözüyle baktığımız kahvenin doğu ve batıda arz-ı endam ettiği ilk dönemlerde kolay kolay kabullenilmediğini görmekteyiz. Bu yazı öncelikle kahvenin doğum tarihi, İslâm dünyasına girişi, hakkındaki müspet ve menfi yaklaşımları ve son olarak batıya geçişi ve orada kahveye karşı geliştirilen bakış açılarını özetlemeyi hedeflemektedir.

Öncelikle, doğulu ve batılı uzmanların ekserisinin kahvenin menşei hakkında hemfikir olmadıklarını belirtmekte fayda vardır. Kahve kelimesinin etimolojisinden hareketle bazı yorumlarda bulunan araştırmacıların da söyledikleri ise bir tahminden ileriye gitmemektedir. Bizim açımızdan önemli olan nokta ise, kahvenin İslâm dünyasına ilk defa Aden/Yemen kanalıyla girmiş olması gerçeğidir. Özellikle buradaki ehli tasavvuf arasında zihni uyanık tuttuğu için içildiği nakledilen kahvenin Şazelî Şeyhi Ali b. Ömer (v.828/1425) ya da meşhur fakîh Muhammed b. Saîd ez-Zebhani (v.875/1470) tarafından getirildiği belirtilmektedir. Hatta bazı mutasavvıflar tarafından tüketimi yaygınlaþtırılan kahvenin, geceleri zikir meclislerinde ve yapılan ibadetlerde müridleri zinde tutma ve uyutmama gayesini hedeflediği bilinmektedir.

Kahve, Yemen’de yayıldıktan kısa bir süre sonra Mısır ve bu kanalla da Suriye, Hicaz ve Türkiye gibi pek çok İslâm ülkesinde kendisine yer bulmuştur. Kahveyle birlikte açılan kahvehanelerin de nicelik bakımından artışı İslâm topraklarında kendisine rahat yer bulan kahve hakkında bazı tartışmaların çıkmasına sebep olmuştur. Bazı kimselerin Ezher’in bahçesinde ya da Harem-i Şerif’in etrafında ayakta kahve içmeleri, ya da saatlerce kahvehanelerde sohbetlerle boş vakit geçirmeleri bazı âlimleri kahve aleyhinde fetva vermeye sevketmiştir. Fakat sonuçta kahve lehindeki fetvaların ağırlık kazandığını ve böylece kahvenin artık her tarafta rahatlıkla içildiğini görmekteyiz. Bütün bu tartışmalar neticesinde kahve hakkında ciddi bir kitabiyâtın da ortaya çıktığına şahit oluyoruz. Risâle fi Ahkâmi’l-Kahve, İstifâu’s-Safve li Tasviyeti’l-Kahve, Umdetu’s-Safve fî Hilli’l-Kahve gibi eserlerin kaleme alındığı ve yazarları tarafından meselenin etraflıca tartışıldığı görülmektedir. Kahve taraftarları ve karşıtlarının görüşlerini detaylı bir şekilde ortaya koydukları farklı bir alan da şiir olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanaatimizce bir kahve tutkunu olan şair Burhaneddîn b. El-Muballit el-Mısrî’nin şu sözleri söz konusu tartışmalara son noktayı koymayı hedefler gibidir:

“Ey içinde ruhun hastalıklarına şifa bulunan kahvemizi siyahlığı yüzünden kınayan!

Onun, fincanının içindeyken, gözün beyazı ortasındaki siyahlığı hatırlattığını görmez misin?”

Özetle bu siyah ve içenlerini hem zinde tutan hem onlara zevk veren hem de muhabbetlerini artıran kahve Müslüman toplumlarda kendisine mümtaz bir mevki edinmiştir. İslâm dünyasındaki kahve ile ilgili tartışmaların ise bizzat kahvenin kendisinden çok tüketim şeklinden kaynaklandığı dikkatlerden kaçmamaktadır. Özellikle vakit nakittir düsturuyla hareket eden Müslüman âlimler kahvehanelerde malayani ile meşgul bir şekilde kahve içerek kıymetli vakitlerin zayi olmasına şiddetle karşı çıkmışlardır. Öte taraftan mü’minlerin geceleri kulluklarını uzun bir süre uyanık kalarak izhar edebilmelerine, din-i mubîn-i İslâm’i hakkıyla yaşayabilmelerine vesile olması açısından kahveye ayrı bir önem atfetmişlerdir. Kısaca Müslüman dünyada kahveyle ilgili tartışmalarda peşin hükümlülüğe ve bunun neticesi olan ifrat ve tefrite rastlanmamaktadır. Şimdi dilerseniz kahvenin batıdaki serüvenine bir göz atalım:

Tarihi veriler bize ilk kahvehanenin Londra’da 1652’de açıldığını bildirmektedir. On yıl içinde kahve tüketiminin artık bir moda haline geldiği dönemin entelektüelleri tarafından nakledilmektedir. Her ne kadar bu yeni içecek pek çok İngiliz tarafından hoş amedi (hoş geldiniz) ile karşılanmamışsa da çok geçmeden halk arasında kahve düşmanları belirmeye başlamıştır. William Parry kahve hakkında ciddi anlamda olumsuz yaklaşımı sergileyen kimse olarak bilinmektedir. Ona göre kahve beyni uyuşturan bir maddedir ve insanları sarhoş etmektedir. Londra’da çok kısa bir süre sonra anti-kahve kampanyasına birahane sahipleri de katılırlar. Bunların en temel kaygısı ise, kahve tüketiminin giderek artmasına rağmen kendi geleneksel içkilerine rağbetin azalması ve toplumun konu üzerinde duyarsızlığıdır. Gözlerinin önünde birer birer müşterilerini kaybeden bu insanlar satışlardaki düşüşlerden dolayı konuya daha çok ekonomik açıdan yaklaşmakta ve pragmatik çözümler aramaktadırlar. Onlara göre meselenin çözümü hususundaki en kısa yol ise kahve tüketiminin yasaklanması ve kahvehanelerin kapatılmasıdır.

Bu tartışmalarda dikkati çeken en ilginç tartışma ise kahvenin İngiliz toplumundaki tanımıyla ilgilidir. Bu dönemde yazılan eserler incelendiğinde kahve için seçilen ilginç tabirin Muhammedan Berry olduğunu görmekteyiz. ‘Müslüman şurubu’ olarak tercüme edebileceğimiz bu ifadeyle İngiliz yazarlar kahvenin Müslümanlara aidiyetini ima etmektedirler. Bu nedenle pek çok İngiliz düşünür o dönemde kahveye hep şüpheyle yaklaşmışlardır. Onlara göre kahve bir Protestan’dan çok Müslüman özellikleri taşımakta ve tiryakilerini Türkleştirmektedir. Türk ise o günlerde bütün batı için Müslümanlığı çağrıştırmaktadır. Zihinlerimizi bir an için söz konusu döneme yönlendirdiğimizde Batının karşısındaki tek Müslüman gücün bir Türk Hanedanı olan Osmanlı olduğunu müşahede edeceğiz. Batılılar Müslüman olarak karşılarında buldukları Osmanlı Türklerinden dolayı Kur’ân-ı Kerim’i bile literatürlerinde Turkish Bible (Türk Kitab-ı Mukaddes’i) olarak tanımlamışlardır. Özetle ifade edecek olursak pek çok İngiliz yazar için kahve tehlikeli bir içecekti ve onu içenler Hıristiyanlığı bırakıp Müslüman olmaya hazırlanıyorlardı. Bazıları kahvede gizemli bir şurup özelliği görürken bazıları da onu bir ajan/misyoner olarak algılamışlardır.

Batıdaki Osmanlı korkusu kahve düşmanlığıyla kendini gösterirken kahve bütün olumsuzlukların sebebi olarak telakki edilmiştir. Bazıları kahvenin bir cehennem bitkisi olduğunu söylerken bazıları da kahvenin İngiliz halkı üzerinde sadece ruhi değil fiziki etkilerinden uzun uzadıya bahsetmiştir. Bu yazarlara göre kahvedeki sihir, içenlerde kendisini hemen hissettirmektedir. Kahveyi bir şeytan içeceği olarak gören bazı İngiliz yazarlar, sık sık kahve içen kimsenin Türkler gibi olmaya başladığını, sadece ruhları değil, renklerinin de karardığını tartışmışlardır. Kahve ile ilgili batıda sürdürülen başka bir tartışma ise kadınlar tarafından yapılmıştır. Pek çok kadın kocalarının kahve yüzünden evlerini ve kendilerini ihmal ettiklerini belirterek mahkemeye başvurduğu kaynaklarda zikredilmektedir.

Kahve etrafında cereyan eden traji-komik bir münakaşa ise İngiltere’ye kahvenin girişiyle aynı tarihleri paylaşan ilk Kur’ân tercümesinin basılması olayıdır. Meşhur İngiliz mütercim Alexander Ross, kendisinden bir asır önce Sieur du Ryer tarafından yapılan Fransızca çevirisini kullanarak Kur’ân’ı İngilizce’ye ilk defa 1649’da tercüme eder. İngiltere’ye kahvenin girişiyle aynı yıllara tevafuk eden bu çeviri bazı İngiliz yazarların Kur’ân’ın İngilizce çevirisinin basılışı ile kahve tüketiminin artışı arasýnda bir ilişki kurmaya sevk eder.

Oldukça yanlı ve yanlış bilgilerle dolu bu çeviri de İngiltere’de kuşkuyla karşılanmış ve kahveden kaçınılması gerektiği gibi bu tercümeden de kaçınılması ısrarla vurgulanmıştır. Bugün anlamakta güçlük çektiğimiz bu halet-i ruhiyenin altında yatan temel düşünce ise bir taraftan kahve gibi bir iksir, diğer taraftan Kur’ân gibi bir kitapla Türklerin topyekün İngiltere’yi İslâmlaştırmaya çalıştığı inancıdır. Bu sebeple İngiliz toplumunun birbirleriyle bağlarını çözdüğüne inanılan Kur’ân ve kahveden uzak durmaları sağlanmalıdır. Siyasi, edebi ve hukuki bütün vasıtaları kullanan elit tabaka, İngiliz halkını Kur’ân ve kahvenin etkisinden kurtarmaya çalışmışlardır.

Bu masum içeceğin Almanya’daki hikayesi ise İngiltere’de algılanışından farklı değildir. Aydınlanma dönemi yazarlarından Karl Gottlieb Hering (1766-1853) kilise korolarının repertuarının yanı sıra okul kitaplarına da girmiş olan bir şarkı yazar ve besteler. Şarkının adı Kaffeelied’dir (Kahve şarkısı). Bazı değişiklikler geçiren şarkıda kahvenin çok içilmemesinin gerektiği, bu Türk içkisinin çocuklar için olmadığı; sinirleri zayıflatıp, içenleri rahatsızlaştıracağından dem vurulmaktadır. Şarkının sonunda dinleyicilerden kahveyi bırakamayan Müslümanlar gibi olunmaması talep edilmektedir. Açıkça yazar kendisinden bir buçuk asır önce İngiltere’de yapılmaya çalışılan paranoyayı tekrarlamaktadır: Fazla kahve tüketimi, içenleri Müslüman yapabilir; bu sebeple ondan sakınılmalıdır.

Bu yazıda farklı bir kahve tarihçesi sunmaya çalıştık. Bugün hemen hemen her kültür tarafından benimsenen ve zevkle içilen kahvenin arkasında yatan gizemli tarihin tekrar hortlamamasını Yüce Yaratıcı’dan niyaz ediyoruz.



Kaynaklar:

-Ali Osman Öztürk, Alman Oryantalizmi, Ankara, 2000

-C. Van Arendonk, ‘Kahve’, İslâm Ansiklopedisi, VI.95

-İdris Bostan, ‘Kahve’, DİA, XXIV.202-5

-Nabil Matar, İslâm in Britain 1558-1685, Cambridge: Cambridge University Pres 1998

-Nurettin Ceviz, ‘Kahvenin Ýslâm Dünyasýna Giriþi ve Arap Edebiyatında Ele Alınışı’, EKEV, 8 (2004), 343-356


Dipnot

1. Kahvenin Türkler tarafından kullanılmaya başlandığı tarih olarak Kanuni Sultan Süleyman devri gösterilmektedir. Ülkeye kahve Habeşistan valisi Özdemir Paşa tarafından Yemen yoluyla getirilmiştir. Bazı kaynaklar daha net bir tarih belirlemektedirler. Onlara göre söz konusu tarih 1554’tür. Diğer İslâm diyarlarında olduğu gibi kahve hakkında bazı ihtiyati yaklaşımlar sergilense de hüsnü kabul görmesi çok gecikmemiştir.

Logged
kurthan
Sürekli Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 110


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #12 : Temmuz 13, 2010, 09:16:07 ÖS »

Telvesinden bile türlü türlü yorumların çıkarılabildiği bu güzel içecek hakkında ne kadar da çok bilgiler varmış.Oysa biz onu 'Üç hüüüp'te bitiveren bir içecek sanırdık.Oysa,en az 'kırk yıllık hatırı' olan bu güzel içkinin hikayesi sanırım hiç bitmez.

Kahve muhabbeti açılınca aklıma Yavuz Bülent Bakîler'in rahmetli Arif Nihat Asya ile aralarında geçen bir diyalog geliverdi.Bakiler üniversite zamanında katıldığı bir şiir matinesinin çıkışında Arif Nihad Asya hoca ile beraberdir.Hoca ,Bakîler'den  Fetih hakında yazmış olduğu şiirlerini getirmesini ister.Onları inceleyip görüşlerini Bakîler'e aktaracaktır.

Bir süre sonra aralarında şöyle bir diyalog geçer:

''
- Fetih şiirlerinin içinde en sevdiğim şiir bu.Ne kadar rahat,ne kadar güzel yazmışsın.Gümbür gümbür bir şiir:

Padişah olduğu belli yerle gök arasında
Boyu-bosu dal gibi
Bir duruşu var tepelerde mağrur,korkusuz
Bir kartal gibi...
Zaferini Hazreti Peygamber müjdelemiş
Edirne'den kırkbin yiğitle çıkıp gelmiş
Bıyıkları daha yeni terlemiş
Bakışı masal gibi...
Gözlerini yumsa bir an

Bir sigara yaksa sonra,karşısında duman duman
Birkaç yudum kahve içse,fincanında ayan beyan
Bizans'ı görür fal gibi.

diyorsun.Ne kadar güzel ! Genç Padişahtaki o büyük Fetih sevdası, ancak bu kadar canlı anlatılabilir.Şiirdeki imaj gerçekten mükemmel! Yalnız hemen söyleyeyim ki burada,aynı zamanda iki büyük yanlış var.

-Ne gibi yanlışlık hocam ?

-Fatih ,sigara ve kahve içmezdi.Sen bu şiirinle , Ona sigara ve kahve içiriyorsun.Olur mu hiç ?

Ben ,bir taşralı safiyetiyle kendimi kurtarmaya çalıştım:

-İçmeyebilir hocam ! Ama binde bir olsun çubuk yakmamış mıdır ? Şöyle bir akşam yorgunluk kahvesi içmemiş midir ?

Elini masaya vurdu:

-Hayır ' dedi Hayır ! Hayır !.Sana yemin ederim ki Fatih bütün ömrü boyunca ne bir yudum kahve içmiştir ne de bir nefes sigara çekmiştir.

-Hocam, dedim,vallahi ben bu kanaatte değilim.

Omuzlarıyla gülmeye başladı:

-Kanaat filan olur mu çocuk ? Sigara ve kahve ,Fatih'in ölümünden aşağı-yukarı yüz yıl sonra imparatorluğumuza geldi.Bu bakımdan ,Fatih kahvenin ve sigaranın adını bile duymamıştır.Bu şiirdeki kahve ve sigara motifini mutlaka çıkarman lazım.Onların yerine, aynı kuvvette uygun bir imaj koymalısın;anladın mı ?

Söyleyecek sözüm yoktu.Galip Erdem beni kurtarmaya çalıştı:

-Hocam, dedi.Yavuz Bülent tarih yazmıyor ki ;destan yazıyor.Destanlarda da abartmalar çok olur.Hayal gücü,gerçeğin üstüne çıkar.Bence o kıta değişmeden kalbilir.

Arif Nihat sesini yükseltti:

-Olmaz diyorum Galip ! Olmaz ! Bence varolan bir şeyin abartması yapılabilir.Hiç olmayan bir şeyin abartmasını nasıl yapabiliriz ? Bir destanda ,Fatih'in gemilerini istediğin gibi abartabilirsin.Ama '' Fatih,Haliç'i denizaltılarıyla geçti'' diyemessin.Ben onu-bunu bilmem! Bu şiirde sigara ve kahve motifi çıkarılacaktır.

-Vallahi çok zor hocam ! diye kekeledim.

Beni bir kere daha uyardı.

-Zaten şiir başlıbaşına bir zordur.Onu kolaya aldık mı ,geri tepen bir top gibi,önce bizi mahveder.Düşün biraz ! Bekle biraz ! Terle biraz !İnanıyorum ki başaracaksın !...
__________________
Logged

Geçer gözüm
İçimizden bir aşk geçer
Ve keder
Ve heder olmuş bir hayat
Nasıl geçerse zehir damarlarımızdan
Öyle yavaş öyle deşer de geçer
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #13 : Temmuz 13, 2010, 09:23:59 ÖS »

Yavuz Bülent Bakiler'i severek okuduğum için, bu yanlışı yapması açıkcası biraz şaşırttı beni ama...Zevkle okunan, ilginç bir yazıydı.Teşekkürler...
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #14 : Temmuz 13, 2010, 09:49:25 ÖS »

Kahve değil de kahveci üzerine yazılmış bir destan.Aşık Sırrı'ya ait.Rıdvan adlı oğlunun ölümü üzerine yazdığı bir ağıt,zarif aşk şiirleri ve "Kahveciler"e dair övgü dolu aşağıdaki şiiri var Kütahyalı Aşık Sırrı'nın.

Kahveci Destanı

Arkadaş zemmetme kahvecileri
Kahvecinin bazı iyisi vardır
Yedirir ekmeği kesmez caba'yı
Harcın hesap etmez dayısı vardır.

Ketmetmez ekmeği yedirir bütün
Yemen kahvesiyle kokulu tütün
Düşünce gediğin ol alır satın
Söylenir alemde yapısı vardır.

Her gelene el göğüste kılınur
İzzet nerde safa anda bulunur
Yahşi adam hizmetinden bilinur
Daim keyf bağışlar tebi'si vardır

Kahvesine kim gelirse git demez
Ekmeğini asla yalnız yemez
Varını harceder gediğin vermez
Böyle pak gönüllü velisi vardır

Sırrı bilir iyilerin kadrini
Zemmeder gaddarın türlü gadrini
İyisin metheder söyler şükrünü
İkramın artırır sahisi vardır

Kütahyalı Aşık Sırrı


Logged
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM