EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Şubat 09, 2012, 11:34:38 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 12
  Yazdır  
Gönderen Konu: Tokat İli Tarihi,Turistik ve Kültürel Özellikleri  (Okunma Sayısı 26745 defa)
0 Üye ve 6 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Mevlânâ muhibbi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1371


AŞK, BİZİ BULDU...


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #15 : Ağustos 18, 2009, 09:00:41 ÖS »





Gazi Osman Paşa Türbesi

Logged

"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân
Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"

"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
Mevlânâ muhibbi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1371


AŞK, BİZİ BULDU...


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #16 : Ağustos 18, 2009, 09:03:13 ÖS »

LÂLE Hocam harika paylaşımlar...  Göz kırpan
Logged

"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân
Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"

"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #17 : Ağustos 18, 2009, 09:36:15 ÖS »


Ben teşekkür ederim Mevlânâ muhibbi hocam.
Gazi Osman Paşa ile ilgili güzel paylaşımlarınız ve resimler için.
Ellerinize sağlık.
Logged
HÜSN-İ DİLÂRÂ
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1145


‎"Yaşadığım falan yok, sadece ölmezden geliyorum"


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #18 : Ağustos 20, 2009, 08:41:22 ÖS »

Tokatlı olarak bende teşekkür ederim paylaşımlar için:)
Logged


‎"hayat boş geçti
geri kalan korkulu
her adımım dolu olsa
işe yaramaz katında
biliyorum
bağışlanmamı diliyorum
"
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #19 : Ağustos 20, 2009, 09:45:12 ÖS »

Rica ederiz...
Elimizi sallasak hemşeriye çarpıyoruz sanırım... Göz kırpan Gülümseme
Çok güzel valla...
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #20 : Ağustos 22, 2009, 01:33:07 ÖS »

60 – Tokat Türküleri

Akşam Oldu Gün Dolaşmaz
Başındaki Yazmayı Sarıyamı Boyadın
Bu Kadar Cevretme
Bülbül Ne Ötersin
Halay (O.H)
El Vurup Yaramı İncitme Tabip
Her Sabah Her Sabah
Hey Onbeşli
Portukal Dilim Dilim
Kalenin Bedenleri
Deyme Benim Gamlı Yaslı
Tokat Bir Bağ İçinde (U.H)

http://rapidshare.com/files/192414565/Turkulerle_Turkiye_-_TOKAT_gz_antepli_.rar
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #21 : Ağustos 22, 2009, 09:38:51 ÖS »

Tokat'lı Kani'nin aşk öyküsü

Limni Adası,tarihinin en büyük soğuklarından birini yaşıyordu.Soğuktan donmayan hemen hemen bir şey kalmamış,halk açlıktan kırılıyordu.Türk olsun,Rum olsun,cami ve kiliselerde tez elden kurtulmak için dualar ediliyor,Yaradan'dan yardım isteniyordu.
Uzaklardan görünen üç ambarlı Osmanlı kalyonunun ağır ağır Adaya doğru gelmesi,halkı bir anda sevince boğuyorsa da,yerini daha sonra mateme bırakıyordu.Limni halkının ümitleri daha da buzlaşmış,sevinci kursağında kalmıştı.Bunlardan biri de ,siyah rahibe elbiseleri ile elinde zikir tespihiyle dolaşan Despina Anne idi.
Kalyon ,yiyecek ve yardım yerine bir sürü mahkum getirmişti.Bunların içinde Ebubekir Kani Efendi de vardı."Bu gemide olmam büyük haksızlık" diyen Ebubekir Efendi,Tokat'ta doğmuştu.Çocukluğu ve gençliği yoksulluk içinde geçmişti.Tokat'tan geçerken zekasına hayran olduğu Hekimoğlu Ali Paşa'nın maiyetine katılıp İstanbul'a geldiğinde yirmi beş yaşında bulunuyor,bu şehirde değerini bulacağının ümidiyle sevincinden kabına sığmıyordu.
Ebubekir şair adamdı.Kendisini Kani ile ilişkilendirip şiirlerinde Kani;"maden ocağından çıkarılmış cevher gibi söz söyleyen"mahlasını kullanmayı tercih etmişti.Özellikle nükte yüklü gazelleri,şiirleri,hicivleri kulaktan kulağa dolaşmaya başlamıştı.
Ebubekir Kani, İstanbul'da ki şuh meclislerin aranan aktörleri arasına girince,Tokat'taki Mevlevi devrişlerinden öğrendiği zikir ve tespihleri de terkediverdi.Vur patlasın çal oynasın bir hayat sürmeye başladı.Bu derbederlik ,bohem hayatı önce onun kaderini,sonra da bedenini çaldı;günden güne erimeye başladı...
Kani,arkasında hatıralar ve dostlar bırakarak o şehir senin,bu kasaba benim ,bir yaprak gibi savrula savrula Silistre'ye kadar vardı.Burada ki görevi,Ali Paşa'nın divan katipliği idi.Politik ve yöresel sorunlara ilişkin yazıları kaleme alıyor,idari ve resmi işleri yürütüyordu.
Ebu bekir Kani Efendi,artık  bu bohemce hayatına bir çeki düzen vermek,yanı başındaki Tuna Nehri gibi bir dinginlik,durağanlık katmak istiyordu.Yaşı kırkı bulan ,saçlarına aklar düşen Kani,yaşlandığını düşünerek gençliğinin ardından ağıtlar yakmaya başladı.Kalbi de boştu,yuvası da..Daha evlenmemiş,aşk ateşi ile yanıp durulanmamıştı.
Kalbinde eksik kalan sevgiyi tamamlamanın çarelerini aramaya başlayan Kani,Ali Paşa'nın İstanbul'a dönemsi üzerine,Ulah beylerinden Voyvoda Alekxander'in özel sekreteri ve tercümanı olarak göreve başlamıştı.
Bir gün Ebubekir Efendi,nazlı nazlı akan Tuna kıyılarında dolaşırken çamaşır yıkayıp ,hayvanlarını otlatan bir Rum dilbere rastlar ve aklı başından gider,yanına yaklaşır.Kalbi duracak gibidir.
Eli ayağaına dolaşan Kani Efendi,işini bitirip yola çıkan bu güzelin hızla arkasından koşar.Niyetinin kötü olmadığını söyleyip konuşmak isterse de umduğunu bulamaz.Kız tanımadığı ve hiç görmediği bu insan karşısında ürperir.
Nihayet çareyi yürümekte oldukları tozlu yolun en dar yerinde boylu boyunca yatmakta bulan Ebubekir Kani;"Ya çiğneyip geçersin,ya selamımı alırsın"der.
Kızın ,"Başından utanmıyorsan yaşından utan,ben
im yaşımda kızın olur"demesi üzerine Kani,"Hakikaten evlensem senin yaşında kızım olurdu,lakin senin gibisini bulamazdım.Şimdi ise aradığımı buldum.Hilal kaşlım,selvi boylum,aşkını istiyorum"cevabını verir.Kız:
-Aradığın bende değildir,varasın yoluna gidesin,derse de,Kani Efendiye laf anlatamaz.
Bir çeyrek saat kadar süren yolculuklarında Ebubekir Kani,nihayet kendini kontrol edebilmiş,şairane ve zengin hayaller ile kızın kalbini yumşatmayı başarmış ama ne adını,ne de kim olduğunu öğrenebilmişti.Kız önde,Kani arkada, yürüyorlardı.Rum kızı,kendisinin takip edilmesinden gizli bir haz da duymuyor değildi...
Ebubekir Kani,kızı kiliseye kadar takip etmişti.Bu takip sonunda onun,Rahip Petraki'nin kızı olduğunu öğrendi.Kani'nin tanıdığı Rahip Petraki,bir yıl evvel Limni'den özel davet ile buraya getirilmiş saygın bir rahipti ve kasabanın Hristiyan cemaati onun etkili vaazlarına tutku derecesinde bağlı idi.
Kani'nin aklı fikri Rum dilberindeydi.Yemeden içmeden kesildi;uykudan çalışmadan arındı.Gönlüne laf anlatamıyordu bir türlü.Günlerdir,adını bilmediği ve kimseciklere soramadığı Rum kızının yolunu gözlüyor,gece hayallerine sarılarak acı çekiyordu.Aşk derdinden sararıp solmuştu.Günlerce bakışlarını köşe başlarına zincirleyip beklemiş ama sevgiliyi görememişti.Bu arada onun,on yaşlarında erkek kardeşini tanımış ve adının Tıryandafil olduğunu öğrenmişti.Meçhul sevgiliye de kardeşinin adına izafen Tiryandafila adını vermişti.
Tiryandafila'nın hasretiyle cayır cayır yanan Ebubekir Kani her gece yeni bir gazel yazıyordu.
"Kaniya raz-ı dili açmak olur dildara,
Korkumuz natıka esrarımıza mahrem olur."
derken kimseciklere söyleyemediği aşkı,büyüdükçe saklamak daha da zorlaşıyordu.
Silistre Kalesi'nin burçlarından gün batımını seyreden ,Tuna'nın durgun sularında hayaller gören,akşam saatlerinde cırcır böcekleriyle konuşmaya çalışan Kani,gönlünde tutuşan ateşi söndürmek için daha fazla bekleyemedi,kızı babasından istemeya karar verdi.Kilisenin yolunu tuttu.Rahip Petraki'ye halini anlattı:
-İşte kapınızda bağlı kulunuzum.İster içeride,ister dışarıda tutarsınız ama zincire taktığım kilidin anahtarı hiçbir zaman olmadı.Beni ondan kurtaracak irade sizin elinizdedir.Kızınıza Allah'ın emri, iki Peygamberin kavli üzere talibim.Muhammed adına değilse İsa adına,onu sizden helalliğe istiyorum.Ali Paşa'nın mektupçusu Ebubekir Kani ,dedikleri avare aşık benim...
Kani, daha sonra sözlerini,gözlerinin içine baktığı Rum dilbere çevirerek Rahip babasının şaşkın bakışları arasında devam etti:
-Tam kırk gün önce görmüştüm sizi ve aşkım bu gece pervanenin kanatlarında kemale erdi.Beni kabul ederseniz Allah adına,büyük elçileri adına,elimden gelen bütün güzellikleri yegane sermayem olan şu inci taneleri gibi ayağınıza serpmeye,bütün şiir dizelerimi sizin muhteşem güzelliğiniz için dizmeye yemin ederim...
Kani efendi bu sözleri söylerken,kuşağındaki küçük bir keseden çıkardığı  bir avuç inci,kilisenin taşlık yolunda ,genç kızın ayaklarına doğru akmaktaydı.
Rahip Petraki,kızını vermeye yanaşmamış,bu durum dört uzun yıl sürüp gitmişti.Bu zaman zarfında Rum dilberde Kani'yi sevmiş,birbirlerine Türkçe-Yunanca mektuplar yazmaya başlamışlardı.Dördüncü yılda Rahip Petraki,halkın ayıplamalarından ve kızı hakkında çıkarılan dedikodulardan bıkmış,kızını Kani'ye vermeye razı olmuştu.Fakat şartı çok ağırdı:Kani,Hristiyanlığı kabul edip vaftiz olacaktı.
Petraki'nin teklifi üzerine kendinden geçen,rahibin bir din adamı gibi değil debir zalim gibi davranmasına içerleyen ,biraz dda kızın gönlünü kazanmış olmanın verdiği güvenden güç alan Ebubekir Efendi,o ünlü sözünü patlattı:
-İnsaf eyle Petraki Efendi;kırk yıllık Kani,olur mu Yani....
Dört yılın sonunda Petraki,adeta kızını kaçırırcasına Limni'ye göndermeye karar verir.O gün kız,kiliseden kaçıp Kani'nin evine gelir,iki aşık ilk defa bir çatının altında başbaşa kalırlar.Ortaya bir Kur'an,bir İncil,bir kılıç,bir Paskalya somunu ve bir avuç tuz koyarak el basıp ömür boyu birbirlerini sevmeye yemin ederler.Nefesleri o gece birbirlerine karışır.
Sevgilisi Limni'ye uçurulan Ebubekir Kani,Silistre'de çok kalmaz,o da mahkumları taşıyan kalyonla Limni'ye gelir.Halk merak ve heyecanla gemiyi karşılamak için iskeleye koşuşur.İçlerinde rahibe olan Despina Anne de vardır.Gemiden en son çıkan Kani,Despina'nın yüzünü görür görmez sesi titrer,gözleir kararır,buzların üstüne yığılır kalır Despina,onun buzlar üstüne yığılan bedenini kavrar,başını buzlardan kaldırıp elleri arasına alır.Gözlerinden süzülen sıcak yaşlar da Kani Efendiyi kendine getiremez.Despina,çığlıklar atarak yardım ister.Caminin misafir odasına getirilen Kani,sabaha kadar kendine gelemez.
Despina'nın kucağında yatan Ebubekir Kani,sabahın ilk ışıklarıyla kendine gelirken kızın nefesi kesilmeye,kalbi çıkarcasına çarpmaya başlar.Despina,yakacak odun bulamayınca ocak sönmüş,Kani'nin donmaması için bedeninin sıcaklığını ona vermeye çalışmıştır.Onsekiz yaşında bir genç kız iken yapamadığını,şimdi kırkını aşmış bir rahibe olarak yapmaktan hem gurur hem de haz duymaktadır.
Gecenin ayazına aldırmadan,parmaklarının hissetmeyecek derecede üşüdüğünü bilmeden,nemli gözlerini hiç kırpmadan,sabahın ilk ışıklarına ulaşan Ebubekir Kani'yi kurtaran Despina,kendisini kurtaramaz hayata veda eder.
Çığlıkları ayyuka çıkan,ne yapacağını bilmeyen Ebubekir Kani Efendi,Limni'de kaldığı iki yıl boyunca her gün bir türlü unutamadığı Despina'sının mezarının başında dua eder.İstanbul'a döneceği gün,kırk inciyle birlikte sevgilisinin kırk tel saçını mezarının başına gömer.
Despina'nın mezarı Limni'de ,Azize Beatrice gibi hürmetle ziyaret edildi,genç aşıklar taş üzerine mumlar dikerek adaklar adadılar.
Ebubekir Kani,Limni'den geldikten altı ay sonra İstanbul'da öldü ve Eyüp Sultan kabristanına gömüldü.
Ebubekir Kani,şair ve yazar olarak unutuldu ama "Kırk yıllık Kani,olur mu Yani" sözü o gün bugündür, Türkçe bir darbımesel olarak dilerde yaşıyor.
Muammer Yılmaz-Tarihi Aşklar ve Aşk Mektupları kitabından alıntı.
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #22 : Ağustos 22, 2009, 09:41:21 ÖS »

Hey Onbeşli-Türkü Hikayesi(Tokat Yöresi)

Tokat bir dağ içindeyken
Gülü bardağ içindeyken
Yüzü kaleye bakan ahşap evlerden
birinin şenliğiydi Hediye

Adı gibi Haktan Hediye, üç eteği sırma işleme, başı Tokat işi yazmalı, yazmasının ucu pembe oyalı. Endamı fidandan narince, boyu gül ağacı misali küçücek, alımlı, edalı bir kızcağız. Tokat eşrafından kendi halinde bir ailenin evdeki tek çocuğu.

Kınalı Kazova üzümlerinin toplanıp pekmez yapıldığı, içi sırlı küplere asma yaprağı basıldığı aylarda Tahtoba köyünün saygın ailelerinden birinin oğlu Hüseyin görüverdi onu. Tenhada buluştular, iki gencin yüreciği birbirine ısındı. Çok geçmedi aradan, Tahtoba'dan dünürcüler geldi Hediye kızın evine. Köy ağası babanın biricik oğlu Hüseyin'e istediler onu. "Yaşı küçücek," dedi anası. "Baba ekmeği yemedi doyuncaya dek." Bekleyeceklerini söyledi oğlan tarafı. "Bizim oğlumuz da yeni yetme... Söz edelim, aht verelim, bekleyelim. Gül yanaklı Hediye bu yaz gelinimiz olur."

Tez büyür kuzu misali kız kısmı da, yuvadan kuş misali kanatlanıp tez uçanı makbuldür. Hele talibi Tahtoba'nın efendilerindense, bol haneye gelin gidecekse, anasının babasının adını saydıracaksa fırsat kaçırılmaz. "Oldu," dedi büyükleri. Hediye'nin ak ellerini bu bahar kınalayacaklardı. Madem insan evladıydı isteyen, hayır işte acele etmek en güzeliydi. Verdiler Hediye'yi bıyıkları yeni terlemiş Hüseyin'e. Şerbetini içtiler, sözünü kestiler. Tahtoba'nın ağası koçlar kurban etti, Hüseyin, endazesi on yedi kuruşa mor kadifeden fistanlık kumaş aldı Hediye'ye. İpek bürüğe bürüdüler genç kızı. Boynuna gümüş hamaylılar, alnına Hamidiye paralar taktılar. Nişan gecesi Tokat'ın kadınları toplandı kız evinde, bakır tepsilerin arkasını tıkırdatarak oynadılar.

Kış gelmeden yaprak küpleri basıldı, erik ezmeleri, tarhanalar, sebze kuruları, setikler, yarmalar hazırlandı. Bahar başında toplanıp yazıda kurutulmuş madımaklar çıkınlandı. Kasım yağmurları Yeşilırmak'ı coşturmadan tahtaları kararmış ahşap evlerin dış kapıları kapandı. Baba evinde artık misafir muamelesi gören Hediye çeyiz telaşına düştü. Kış boyu kafesli pencerenin önündeki sedirde oturup yoldan geçen herkesi "Belki Hüseyin'dir" ümidiyle süzerek küçük ellerinin ak parmaklarındaki iğne ile al yazmaları renk renk, çiçek çiçek oya ile çevirdi.

Kiraz ağaçları tomurcuğa dururken ürkütücü, korkutucu bir haber yayıldı ortalığa. Ateş düşmedik ocak bırakmayan seferberlik, memleketin her köşesinden yine delikanlıları istiyordu. Bu kez sıra yaşı on sekize yeni basmış delikanlılarda... Şehirden şehire, köyden köye haber uçuruldu. Sırtını kayalara dayamış Tokat da titredi bu havadisle. Bin üç yüz on beş doğumlular kışlada toplanacaklar. Karayağız Türkmen delikanlıları kalktı geldi, kara zıpkalı Karadeniz uşakları, ince yapılı dil bilmez Çerkes gençleri beşer onar gruplar halinde akın etti çevre köylerden. Kimini Çanakkale'ye yazdılar, kimini Filistin'e, Yemen'e. İllerini, köylerini bırakıp bilinmedik diyarlara doğru sürdüler atlarını. Kara tren vagonlarına doluştular. Gözü yaşlı duacı analarla sabırlı yavuklular kaldı geride. Ardından bir maşrapa su döktükleri delikanlıları için yanaklarından süzülen gözyaşlarını yazmalarının ucundaki gül oyalarına sildiler. Geride kalan kalbi kırık yavuklular içlerindeki yangını türkü yaptı, on sekizlik yiğitlerin ardından ağlayarak söylediler.

Hey on beşli, on beşli
Tokat yolları taşlı
On beşliler gidiyor
Kızların gözü yaşlı

Tahtoba köyünden bölüğe çağrılan gençlerin arasında Bey oğlu Hüseyin de vardı. Al atını topuklayıp ayrıldı köyünden yaşıtlarıyla birlikte. Tokat'ta, Örtmeliönü'ndeki kararmış tahtalarla kaplı evciğin kapısını çaldı önce. Sözlüsünün ana babasının elini öptü. Göz ucuyla baktı utançtan yüzü kızaran Hediye'ye "Vatan borcunu ödeme zamanı, sağlıcakla kalın. Dua edin çocuklarınız için. Döner gelirsem, ahdimdeyim, çift davullar çaldırıp toy yaparım" dedi onlara. Sonra helallik dileyip ayrıldı Hediye'nin evinden. Başını çevirip tekrar tekrar ardına bakarak sürdü atını.

Gidiyom gidemiyom
Seni terk edemiyom
Sevdiğim pek küçücek
Koyup da gidemiyom

Boynunu büküp asker yolu bekleyen bir sürü genç kızdan biriydi artık Hediye. Her gece dua ederek baş koyduğu yastığını sabaha kadar gözyaşlarıyla ıslattı. Günleri saya saya, aylar sonra yerine varabilen sarı zarfların içinden bir hayır haber alma ümidiyle bekleyerek geçirdi mevsimleri. Hasretini nakış nakış döktü iğne oyalarına, dantel perdelere, kilim tezgahlarında dokunan cecimlere. Tokat'ın çıplak dağlarını bembeyaz karlar örttü önce, sonra karlar çağıl çağıl eridi, kuru ağaçlar canlandı, tomurcuklandı, yapraklandı. Asmalar gözyaşı gibi salkım salkım üzümlendi. Kah Batmantaş Köyü'ne bir ateş koru gibi kara haber düştü, kah Yatmış'a, kah Hanpınarı'na... Salavatlarla uğurladıkları delikanlılarının toprağa düştüğü haberini alan kara bahtlı analar, kara çatkılı yavuklular, dul kalan tazeler maşrapalarla su döküp ıslattıkları kapı önlerini gözyaşlarıyla ıslattılar.

Memlekette yangın düşmedik ocak kalmadı.

Eli yüreğinde uyandı her sabah Hediye. Komşu kadınlara rüyalarını tabir ettirdi. Mahzun mahzun yollara bakıp bir haber bekledi kara yağız Hüseyin'inden. Uçup giden turnalardan haber umdu. Sabah esen serin rüzgara selam asıp yolladı.

Çok mu uzaktı bu Yemen dedikleri yer?

Şu çıplak dağların ardına gitse bulur muydu yarini?

Buluverse al kanlı yarelerini sarar mıydı pembe çevirmeli ipek mendiliyle?

Gece gündüz binbir kuruntuyla içi içini yedi. Bir o değil, koca Anadolu'nun anaları, yavukluları vakti belirsiz bir dönüşün ümidiyle dua edip bekliyordu. Bekleyiş derde dönüştü. Gelen her şehadet haberiyle kavuşma ümidi biraz daha kırıldı. Analar, askere gitmiş babalarını soran bebelerine "Az kaldı dönecek" derken ciğerleri sızım sızım sızılar oldu.

Seneler geçiverdi yüzlerde çizgi bırakarak. Yiğitsiz kalmış evleri bekleyen köpekler yabancıya ürümez olmuştu artık. Dağlarda eşkıyalar peydahlandı. Asker kaçakları, arsızlar, hırsızlar kol gezmeye başladı ortalıkta. Bir gün falanca köyden baskın haberi geldi, bir gün filanca köyden. Ansızın uğratmışlar evleri. Para eder her şeyi toplamışlar, cepheye gitmiş yiğidinin yasını tutan taze gelinleri dağa kaldırmışlar, ıssıza çökertmişler. Hükümet baş edemiyormuş artık onlarla. Şehirlerde kasabalarda kimse kimsenin selamını almaz olmuş. Güven diye bir şey kalmamış.

Hediye'nin anasıyla babası yanlarına çağırdı kızlarını. Utana sıkıla açtılar endişelerini ona.

"-Kara yazgılı kızım, bilirim beklediğin var ama işte seneler geçti. Dört kış, dört yaz bitti bir haber yok Tahtobalı Hüseyin'den. Böyle susup beklemekle olmaz. Haberini alıyoruz, nice yiğitler de şehit oldukları halde evlerine haber uçurulmazmış. Kim gitti de geri geldi ki bu Yemen denilen ilden? Devletimiz her gün il il geri çekilirmiş. Askerden hayır haber beklemenin manası yok. Biz artık kocadık, sana sahip çıkamayız, namusundan endişeliyiz. Yazma ustası Emin Efendi sana talip oluyor. Erkeğin yaşlısı olmaz. Emin Efendi zengin bir tüccardır. Oğlu uşağı yok, koca evde bir fidai başın olacak. Biz gitmenden yanayız. Git evini ocağını kur. Yuvanı bil sen de. Dönüp dönmeyeceği bilinmeyen bir yavukluyu beklemekle olmaz."

Bahtsız Hediye yaşın yaşın ağlayarak çıkardı parmağındaki söz yüzüğünü. Ana babasının isteğine olmaz diyecek kız yoktu ya o zamanlar, kötü yazgısını kabullenip oturdu Hediye. Birkaç hafta sonra sessiz bir törenle Dimorta Hanı'nda yazmacılık yapan altmışına gelmiş Emin Efendiyle nikahladılar onu. Son güne kadar Hüseyin'in döndü haberini alma ümidiyle bekledi kızcağız. Türküler mırıldanıp pencere kafeslerinin önünde ağladı, ağladı.

Gidiyom işte ben de
Bir arzum kaldı sende
Ayva oldum sarardım
Din iman yok mu sende

Çifte davullu toy hayallerine yandı Hediye. Gelin kınası görmemiş küçücük elleriyle sildi gözyaşlarını. Yüzünü birkaç kez görüp yüreğine nakşettiği Hüseyin'in yasını tutmasına fırsat olmadan, sırma işlemeli al bindallı giymeden gelin olup Emin Efendi'nin evine girdi.

Rengarenk Tokat bezlerine tahta kalıplarla desen vuran yazma ustalarındandı Emin Efendi. Uzun beyaz sakallı, yün papaklı, vaktinden önce çökmüş bir koca esnaftı. Yamrı yumru elleriyle yazmaları desenledikten sonra Meydan Camisinde namazını eda etmeden evine gelmeyen bir yalnız adam... Önceki evliliğinden olan çocuklarının her birinin şehitlik haberi gelmişti çeşitli cephelerden. Değil Hediye kızın tazeliğini, dünyayı armağan etseler içinde ölen yaşama sevinci dirilesi değildi.

Hediye kız bu kocamış erin evinde vakitsiz ayazlarla çiçekleri dökülmüş bir kiraz ağacı gibi mahzun ve kederli Hediye kadın olup çıkıverdi.

"Hayalde gör, düşte gör hele bir de düş de gör" demiş ya eskiler. İnsanın işi bir kez ters gitmeye görsün, nasıl da yağar başına belalar yağmur misali. Yüzünü güzel yaratmıştı Mevla ama talihi kötüydü Hediye kızın. Yaşlı da olsa kadrini kıymetini bilen, başına kapak olan, namusuna sahip çıkan erini Azrail alıp götürdü çok geçmeden. Daha evleneli bir yıl olmadan dul kaldı Hediyecik.
Aniden uçuverdi Emin Efendi.

Bir öğle üzeri kapıyı çalan kalıpçı çırağı "Yenge, Emin Emmi öldü!" diye haber getirdiği zaman felaketi bir çığlıkla karşıladı. Tokat'ın örfüydü ya, cenazeyi hemen hazırlayıp bekletmeden defnettiler.

Vakitsiz açılan güllere döndü Hediye. Tazecik yüzünü zamansız soldurdu kötü kaderi. Şad olup gülmeden yas bağladı, gelinlik giymeden dul kaldı. Çiçek açmadan hazan olmuş dallar misali, yeşillerden allardan soyunup karalara büründü. Tokat'ın orta yerinde Yeşilırmak çağıl çağıl akarken, Hediye kadın gözyaşı akıtıp oturdu köşesinde.

Ölüm acısı geçip yasını unutmadan yalnızlıkla başbaşa kaldı bahtsız kız. Emin Efendi'nin malının mülkünün idare edilmesi gerekliydi. Yaşlı adamın bıraktığı çarkı tek başına çevirmeliydi. Yuvasını bırakıp babaevine dönse evini ocağını ne yapacak? İyi kötü benimsemişti yeni hayatını. Hem babaevine sığmadığı için evlendirmemişler miydi onu. Kocasından kalan malın mülkün icarıyla geçinip giderdi. İbadet edip ölümü beklemekti bundan sonra ona düşen.

Ne Haktan, ne hükümetten korkusu kalmamış azgın çeteler koymadı Hediye'yi yasıyla başbaşa. Şehrin kıyısında kocaman bir konakta tek başına yaşayan bu taze dulda çokça para olmalıydı. Hem kimi kimsesi yok. Koruyanı, sahip çıkanı bulunmayan bu kadıncağızın malına mülküne el koymak kolaydı.

Ay karanlık bir gecede koca evin çift kanatlı kapısının önüne vardılar. Bakır kapı tokmağını tıklattılar yavaşça. Masum kadın kapıyı açmaya korkunca omuzladılar hep beraber. İçeri daldılar azgın kurt misali. Sepet sandık dağıttılar, feryadına kulak vermeyip sırtladılar Hediye'yi. Hoyrat eller dağdan dağa dolaştırdı onu. Zorla sahip oldular, kirli elleriyle birbirlerine sundular, kalaylı siniler üzerine çıkartıp el çırparak oynattılar. Nice zaman sonra gönülleri geçti kızdan. Bastıkları başka köylerden başka talihsiz tazeleri görünce bir sabah atın arkasına atıp Tokat'a getirdiler onu. Tan yeri kırmızı bir utanç içindeyken Takyeciler Camii'nde sabah namazından çıkan yaşlılar kaldırıma düşmüş bir kız buldular. Üstü başı yırtılmış ağlayan biçarenin başına toplanıp konuştular da biri el uzatıp "kalk" demedi.

.....
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #23 : Ağustos 22, 2009, 09:42:36 ÖS »

Tokat yolu kaldırım
Düştüm beni kaldırın
Sevdiğimin uğruna
Vurun beni öldürün

Yazmacı Emin Efendi'nin hanımı Hediye'nin adı kötü kadına çıktı gayri.

Yemen'den Çanakkale'ye nice kez ciğer delici kurşunlara uğrayıp ihaneti, zulümeti, açlığı, hastalığı yaşayıp da geri dönen olur mu?

Hak Teala kulun alnına ölümü yazmayınca olur işte.

Gözü yaşlı Anadolu'nun "Giden gelmiyor" diye türküler yaktığı cephelerde kah vuruşarak, kah esir düşerek seneler geçiren Hüseyin dağın taşın çiçeğe büründüğü bir bahar başında çıkıp geliverdi memleketine. Tahtoba'dan savaşa yollanmış bin üç yüz on beş doğumlu yirmi delikanlıdan bir o sağ kalmıştı. Yüzü yaylaya bakan, içinden boz bulanık seller akan köyün girişinde madımak toplamaya koyulmuş tazeler tanıyamadı gelen bu hırpani kılıklı adamı. Köpekler seğirtti üzerine. Köyün yamacında durup dağa taşa ünledi sesinin yettiğince. "Benim ben. Memleket aşırı diyarlarda vuruşmaya gönderdiğiniz Hüseyin'im ben. Hak alnıma yaşa yazmış, kaderde size kavuşmak varmış, döndüm... Emmi dayı kızları, yad el değil bu gelen. Bey oğlu Hüseyin'im ben." Köyün genci yaşlısı kuşattı çevresini, boynuna boğazına sarılıp ağlaştılar. Ardına düşüp eve götürdüler onu. Yolun otu çiçeği sarıldı yorgun ayaklarına. Ağsıvayla sıvanmış bahçe duvarının önünde yabancı bir erkeği görünce yaşmaklanacak oldu Hüseyin'in anası. Sonra sekiz yıldır ağlaya ağlaya ferini tükettiği gözlerinden çok yüreğiyle tanıdı oğlunu. Kollarını açıp "oğlum" diye öyle bir inledi ki dağ taş yankıya durdu. Tahtoba köyü şenliğe başladı o gün. Savaşa yolladıkları yirmi civanın yerine geriye dönen bu bitkin genç için toy vuruldu, düğün kuruldu, kurbanlar kesildi. Anası başındaki kahır kasnağını çıkardı, bacıları al güllü elbiseler giydi, duyup öğrenen herkes görmeye geldi.

Seferberliğe giden de geri gelirmiş demek.

Bekledi Hüseyin. Susup bekledi birilerinin Hediye'den bahsetmesini. Ne anası, ne bacısı adını anmadı gelinlerinin. "Yoksa ahdini bozup kocaya mı verdiler sözlümü?" diye bir kuruntu zihnini yakıp geçti. Olamazdı ama, söz vardı ortada. Hem ailesi verecek olsa da yavuklusu çiğnemezdi yar hatırını. Dayanamadı, töreyi bozup sordu sonunda.

-Ana, Hediye'm nasıl?

Gözlerini oğlundan kaçırıp başını iki yana salladı anası. Birilerine ilenerek döğündü.

-Hediye'yi sorma oğul. Kız kısmı bunca sene durur mu? Uçurdular yuvadan, alıcı kuşlar kaptı onu.

Anlayamadı Hüseyin. Nişan yapıp, şerbet içip söz vermişti Hediye'nin ana babası, nasıl uçururlardı yuvadan. Anasının ağzından daha fazla laf alamayacağını anladı. Üzerine fazlaca gidemedi ama binbir türlü kuruntuyla geçirdi geceyi. İçi içini yedi sabaha kadar. Memleketini bıraktığı gibi bulmuştu da insanlar ne denli değişmiş, ne denli kocamış ve eksilmişlerdi.

Sabah Tokat'a giden bir at arabasına binip Örtmeliönü'ndeki ahşap eve geldi. Kalbi pıtır pıtır atarak sekiz yıldır kavuşmayı düşlediği yavuklusunun evini seyretti uzaktan. İşte bir çok şey bıraktığı gibi duruyor. Gözeler şarıldıyor yol ortasındaki arktan. Hediye'nin bahçesindeki kirazlar da çiçek açmış. Evin kafesli penceresinden yavuklusu onu seyrediyordur belki de. Siyah perçemleri lal yanağını gölgeliyordur. Öyleyse ne demek istemişti anası? Bakır kapı halkasını vurdu elleri titreyerek, içerde ses soluk yok, bir daha denedi, yine cevap veren olmadı. Geri çekilip pencerelere baktı, kimsecikler görünmüyordu.

Karşı evin önünde kendisini seyreden bir adama sordu.

-Evdekiler nerede?

-O evdekiler buradan ayrılalı çok oluyor.

-Nereye gittiler ki?

-Geyras'ta bir çiftliğe...

-Ya Hediye?

-Hediye'ye ne olduğunu bilmeyen mi var Tokat'ta. Kötü yola düştüydü yosma. El elinde eğlence olduydu. Laf söz ettiler çevreden. Gözümle görmedim ama birileri alıp götürüyormuş bazan. Ana babası utancından terk etti buraları zaten. Hediye de alıp başını gitti. Dedikoduya dayanamadı dediler. Hatta giderken söylediği mani kızların dilinde.

Gidiyom elinizden
Kurtulam dilinizden
Yeşil baş ördek olsam
Su içmem gölünüzden

Can alıcı kurşunlara uğradığında bu kadar yıkılmamıştı Hüseyin. "Er başına iş gelir" demiş ya atalar. Böylesi iş de gelirmiş demek. Eli ayağı kesiliverirmiş insanın, yıldırım çarpmışçasına yanarmış demek.

Karşısındaki adamın anlattıklarını duymuyordu artık. Sekiz yıldır yüreğinde muhabbetini sakladığı, uğrun uğrun hasretini çektiği yavuklusunun sesi kulaklarında çınlıyordu. Savaşa giderken vedalaşmaya geldiğinde pencerede beliren gölgesiyle hatırlıyordu onu. Cephede üzerine top mermisi düşüp parçalanan dostları geldi gözlerinin önüne. O mahşerin içindeyken bile ölümü istemeyen delikanlı böyle bir haberle ölüden beter hale gelirmiş demek.

-Ah dönmez olaydım sılaya. Başımın üzerinde vızlayan kurşunlardan biri yüreğimi parçalasaydı keşke. Canlı canlı kumlara gömülen dostlarımın içinde ben de olaydım. Geri dönmeye sevinmek ne gafletmiş meğer, diye inledi.

Ardını döndü konuştuğu adama. Yedi düvel düşmanın yıkamadığı yiğit, omuzları düşmüş bir şekilde döndü köyüne.

Aslan yarim kız senin adın Hediye
Ben dolandım sen de dolan gel beriye
Fistan aldım endazesi on yediye
Az mı geldi gönderdiğim hediye

Bundan böyle Hüseyin'e bahtsız yiğit dediler. "Sevdiceği hoyrat ellerde dolaşırmış, yarine haram olmuş" dediler. Örtmeliönü'nün nazlı güzeli, yüzü hiç gülmeyen bir kadın olmuş. Sekiz yıldır hasretini çeken yavuklusu kan kusar olmuş da yabanın destursuzu safasını sürermiş.

Aldı başını gitti Hüseyin. Hediye gibi onun da nereye gittiğini bilen çıkmadı.

Suyun kayayı yeşerttiği yerde durur Tokat.

Granit dağın üzerine kurulu kalesine çıkıp seyran edenler Yeşilırmak boyunca envai çeşit renk cümbüşünün arasında kurulu bu şehre hayran olur zaten. Abdest alıp kıbleye yönelmiş yeşil elbiseli bir mümine benzer Tokat. Yollarından ığıl ığıl sular geçer, sabahın seherine sessizliği fısıldayan dereler susmaz. Ummadık bir köşeyi dönünce karşılaşıverirsiniz pınarlarla, çeşmelerle.

Al başını gez sokak sokak. Bu unutkan şehrin kararmış, köhne hamamlarını, kırk badalını, saathane meydanını, kayalara oyulmuş kalesini, semercilerini, bakırcılarını, saraçlarını dolaş. Su sesine, taze ekmek kokusuna bırak kendini. Yüzünde günah izi olmayan ak yazmalı nineleri seyret. Hediye kızın hikayesini sor onlara.

Neden Tokat'tan yar sevenin yüreği yağ içindedir? Yeşil baş ördekler neden su içmez pırıltılı derelerden?

Bereketli elleriyle kızgın saç üzerinde çökelekli gözleme yapan reyhan kokulu Türkmen kadınları bir türkü mırıldanır ki nağmesini duyan, içi gençlik dolu bir kızın mutluluk bestesi sanır onu. Bilinmez ki dünyanın yedi köşesinde gök ekin misali tutam tutam biçilen Anadolu evlatlarının yasıdır bu türküde anlatılan. Çok değil iki nesil önce al fistanlı bir yosma, çakır gözlerinden akan kanlı yaşı gelin kınası görmemiş elinin tersiyle silip söylerdi bu türküyü. Irmaklar gibi çağıl çağıl ağlardı söylerken. O da kayıplara karıştı Tokat'ın yitirdiği yağız yiğitlerle beraber. Hediye, Haç Dağı'nda yatan kırk kızlar kadar meçhul artık.

-Üfleme ateşi sönmüş külleri oğul. Kabuk bağlamış yaraları kakşatma. Sus, bilen olmasın Hediye'nin hikayesini. İçleri kıpır kıpır olarak ünlesin kızlar. Varsın onu bir cilveli yosmanın türküsü sansınlar. Hangi yarayı sarmadı zaman, hangi gözyaşı kurumadı toprağa düşünce? Yitirdiğimiz hangi canın yası bizimle kaldı ki? Kapat bu bahsi balam, ört kimsenin bilmediği ayıbı. Hediye namuslu bir kadındı.

Cepheden dönen Hüseyin bir daha yavuklusunun yüzünü görebildi mi? Gördü ise nerede karşılaştılar ve savaşın kolsuz kanatsız bıraktığı bu insanların yaşamında bundan sonra ne oldu? Bütün bunları bilmiyoruz yahut bildiklerimizi söylememek belki en iyisi. Türkülerde bilmemiz gereken kadarı söylenir zaten. Şurası kesin ki onların kara bahtını Tokat'ın ipek bürüklere bürünmüş fidanlara benzeyen kızları türkü yapıp söyledi. Tarihler yazmadı savaşa giden gençlerin geride bıraktığı yüreği yaralı kızların acısını. Onların hatırasını yaşatacak anıtlar dikilmedi hiç bir yere. Kara sevdalı gençlerin her biri yaşadı, kocadı, dünyayı terk etti ama halkın hafızası o felaket günlerinde solup gitmiş gülleri canlı tuttu. O gün bu gündür Tokatlı bir güzele vurulana derler ki;

Tokat bir dağ içinde
Gülü bardağ içinde
Tokat'tan yar sevenin
Yüreği yağ içinde


Türkünün Sözleri

Hey onbeşli onbeşli
Tokat yolları taşlı
Onbeşliler gidiyor
Kızların gözü yaşlı

Aslan yarim kız senin adın Hediye
Ben dolandım sen de dolan gel beriye
Fistan aldım endazesi onyediye

Gidiyom gidemiyom
Az doldur içemiyom
Sevdiğim pek gönüllü
Koyup da gidemiyom

(TRT Dörtlüğü)

Gidiyom gidemiyom
Sevdim terkedemiyom
Sevdiğim pek gönüllü
Gönlünü edemiyom

Aslan yarim kız senin adın Hediye
Ben dolandım sen de dolan gel beriye
Fistan aldım endazesi onyediye

Giderim ilinizden (elinizden)
Kurtulam dilinizden
Yeşil baş ördek olsam
Su içmem gölünüzden

Aslan yarim kız senin adın Hediye
Ben dolandım sen de dolan gel beriye
Fistan aldım endazesi onyediye

Hamdi Tüfekçi -Tokat Yöresi
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #24 : Ağustos 22, 2009, 09:43:26 ÖS »

Hey Onbeşli

Hey onbeşli onbeşli
Tokat yolları taşlı
Onbeşliler gidiyor
Kızların gözü yaşlı

Aslan yarim kız senin adın Hediye
Ben dolandım sen de dolan gel beriye
Fistan aldım endazesi onyediye

Gidiyom gidemiyom
Az doldur içemiyom
Sevdiğim pek gönüllü
Koyup da gidemiyom

(TRT Dörtlüğü)

Gidiyom gidemiyom
Sevdim terkedemiyom
Sevdiğim pek gönüllü
Gönlünü edemiyom

Aslan yarim kız senin adın Hediye
Ben dolandım sen de dolan gel beriye
Fistan aldım endazesi onyediye

Giderim ilinizden (elinizden)
Kurtulam dilinizden
Yeşil baş ördek olsam
Su içmem gölünüzden

Aslan yarim kız senin adın Hediye
Ben dolandım sen de dolan gel beriye
Fistan aldım endazesi onyediye

Hamdi Tüfekçi 

<a href="http://video.g-tunnel.com/videoplayer/2RVcZaM33qx/yupp/flvplayer.swf?file=http://www.fileden.com/files/2009/8/12/2541794/teachergirll1967.mp3" target="_blank">http://video.g-tunnel.com/videoplayer/2RVcZaM33qx/yupp/flvplayer.swf?file=http://www.fileden.com/files/2009/8/12/2541794/teachergirll1967.mp3</a>

Logged
Mevlânâ muhibbi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1371


AŞK, BİZİ BULDU...


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #25 : Ağustos 27, 2009, 04:42:09 ÖS »

Daha bu gün Taş Han'daydım...    Göz kırpan
Logged

"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân
Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"

"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #26 : Ağustos 27, 2009, 04:45:45 ÖS »

Ben de Taşhan'daydım...Yazmacılarla sohbet ettik.Taş baskı yaptım.Fotoğraf çektim.Üst kattaki kitapçının orada iki masada birileri oturuyordu dikkatimi çeken.Yoksa oradaki bayanlardan birisi?... Göz kırpan
Logged
Mevlânâ muhibbi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1371


AŞK, BİZİ BULDU...


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #27 : Ağustos 27, 2009, 04:50:35 ÖS »

Ben de Taşhan'daydım...Yazmacılarla sohbet ettik.Taş baskı yaptım.Fotoğraf çektim.Üst kattaki kitapçının orada iki masada birileri oturuyordu dikkatimi çeken.Yoksa oradaki bayanlardan birisi?... Göz kırpan

Evet ben de gezdim oraları bu gün, ama sonra aşağı indik yukarıda oturmadım malesef... Dünya çok küçük hocam...    Göz kırpan
Logged

"Her çi gûyem 'ışk-râ şerh ü beyân
Çün be-'ışk âyem hacil başem ez-ân"

"Aşk üzerine ne zaman şerh ve beyanda bulunsam aşka gelirim ve ondan utanırım."
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #28 : Ağustos 27, 2009, 06:10:49 ÖS »

Hakikaten öyle.Baksanıza, aynı gün aynı yerdeyiz.
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #29 : Ağustos 27, 2009, 07:15:15 ÖS »

Logged
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 12
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM