|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #6 : Ekim 21, 2009, 08:18:21 ÖÖ » |
|
Küçük Hamam (Şifa Kaplıcası): Havza ilçesindedir. 1429’da Amasya Emiri Mustafa Bey yaptırmıştır. Küçük bir kapıdan kare planlı soyunmalığa girilmektedir. Soyunma yerleri, soğuk su deposu buradadır. Basık kemerli bir kapıyla beşik tonozlu hole, oradan da üç bölümlü usturalık ile sıcaklığa geçilmektedir. Mermer kaplı sıcaklığın ortasında sekiz köşeli büyük bir havuz bulunmaktadır. Sıcaklığın çevresinde setler ve mermer kurnalar vardır. Buradan küçük bir yapı ile oturma şekilleriyle çevrili halvete geçilmektedir.Fazıl Ahmed Paşa Medresesi: Vezirköprü ilçesi Yenimahalle’dedir. 1662’de yaptırılmıştır. 1964’e değin çeşitli amaçlarla kullanılan medrese, bu tarihten sonra halk kütüphanesi yapılmıştır. Yapının iç ve dışında pembe karacaviran taşı kullanılmıştır. Dıştan uyumlu görünümünü çıkıntı yapan dershane-mescit bozmaktadır. Dilimli kurşan kaplı kubbelerin aralarında tuğladan, kare biçimli bacalar vardır. Basık kemerli kapıdan, arkalarında medrese odalarının yer aldığı revaklı dikdörtgen avluya girilmektedir. Kubbeli medrese odalarında ocak ve kitap rafları vardır. Kare planlı dershane-mescit kubbeyle örtülüdür. Kubbe kasnağındaki vitraylı pencereler sonradan yapılmıştır. Fazıl Ahmed Paşa Bedesten ve Arastası: Vezirköprü ilçe merkezindedir. XVII. yy’da yapılmıştır. Arasta bölümü bedestenin çevresinde gelişmiştir. Dört yandan basık kemerli kapılarla girilen bedesten, kare planlı dört kubbeyle örtülü bir yapıdır. Kubbeler duvarlara bitişik tuğla kemerlere oturur. Kemer, pandantif ve kubbeler, düzgün tuğla örgüsüyle güzel bir görünüm kazanmıştır. Ana kubbeyi taşıyan tuğla kemerlerin ortada dayandığı bölümde, içeri girinti yapan kare mekan küçük kubbeyle örtülüdür. Dışarıdan ana kubbeler arasında görülen bu bölüm, dua kubbesidir. Yuvarlak kemerli kapılarla girilen arastanın kuzeyinde tonozlu dükkanlar yer alır. Bedestene bakan yüzdeki dükkanlar yer kazanmak amacıyla üçgen biçiminde yapılmıştır.Taşkale Hamamı: Vezirköprü ilçesi Taşkale mahallesindedir, Taşkale camisine bitişiktir. 1659’da Köprülü Mehmed Paşa’nın eşi Ayşe Sultan yaptırmıştır. Moloz taştandır. Soyunmalık bölümünün kubbesi dikkati çeker. Kesme taş ve tuğladan yapılmış kasnağın üstündeki kubbe ters dizilmiş kiremitlerle örtülüdür. Sivri kemerli kapıdan, ortasında sekizgen şadırvanı olan soyunmalığa girilir. Soyunmalığı çeviren setlerin önünde ayakkabıların konulduğu sivri kemerli nişler vardır. Soğukluğun girişi beşik tonoz, öbür bölüm kubbeyle örtülüdür. Sıcaklık, ortada kubbeli kare mekan ile haç planlı eyvanlardan oluşur. Eyvanlar arasındaki halvet odacıkları kubbelidir.Çifte Hamam: Vezirköprü ilçesi Kaneoğlu mahallesindedir, Arasta’nın güney duvarına bitişiktir. XVII. yy’ın ortalarına tarihlenen yapıyı da Ayşe Sultan yaptırmıştır. Giriş kapısı önüne içerisi görünmesin diye duvar örülmüştür. Kapıdan kubbeli soyunmalığa girilir. Ortasında sekizgen şadırvan bulunan soyunmalığın camekanlı bölümünde, ayakkabı konulan nişler vardır. Dikdörtgen planlı soğukluk, geniş bir kemerle kubbeli kare mekana ayrılmıştır. Sıcaklık ortada kubbe örtülü kare mekan ile haç planlı dört eyvandan oluşmaktadır. Kare mekanın ortasında sekizgen göbek taşı, eyvanların arasındaki halvet odacıklarında ikişer kuma vardır. Şifa Hamamı: Vezirköprü ilçesi Mehmetpaşa mahallesindedir, XVII. yy sonlarında Köprülü Mehmed Paşa’nın kızı yaptırmıştır. Ahşap, dikdörtgen soyunmalık sonradan eklenmiştir. Şadırvanlı, kubbeli soğukluğun kuzeyinde hela ve usturalık yan yanadır. İki halvet odacıklı kare planlı sıcaklığın duvarları dikdörtgen nişlidir. Sıcaklığın doğusunda beşik tonozlu küçük bir mekan, batısında da başka bir halvet odacığı vardır [ Yurt Ansiklopedisi (1982); 6645, 6646, 6647, 6648]. Antik Yerleşim SahalarıDündartepe (Öksürüktepe) Höyüğü ile Tekkeköy kazıları ilçede tarih öncesi yerleşmelerin varlığını göstermiştir. M.Ö. VII. yy’da kurulmuş bir Miletos kolonisi olan Amisos’tan (Karasamsun) günümüze kalıntı ulaşmamıştır. Temel kazıları sırasında Amisos’a ilişkin yapı kalıntıları ve küçük buluntular ortaya çıkmaktadır. Türk dönemi yapıları arasında Büyük Cami dikkati çeker. Dündartepe (Öksürüktepe): Merkez ilçenin 3 km güneydoğusundadır. 15 m yüksekliğindeki höyük, Sivas-Samsun demiryoluyla ikiye bölünmüş, büyük bir parçası yok olmuştur. Höyükte Kalkolitik, İlk Tunç ve Hitit çağlarına ilişkin üç kültür katı vardır. Höyüğün tepesindeki en son yerleşme İlk Tunç Çağ’a ilişkindir; Hitit yerleşmesine eteklerde rastlanmıştır.1. Kültür Katı: Kalkolitik Dönem’e tarihlenen dört yapı katından oluşmaktadır. Pek çok sıva parçası ve çürümüş hatıl kalıntısı elde edilmiştir. Dörtgen planlı bir yapının, küçük taş döşeli, üstü çamur sıvalı döşemesi ortaya çıkarılmıştır. Dündartepe 1. katı Orta Anadolu yapılarına benzemektedir. El yapımı seramik, kara, gri ve toprak kırmızısıdır. Çoğu boya astarlı kapların hamuruna kum karıştırılmıştır. Süslü parçalar azdır. Kimisinde oldukça kaba yapılmış geometrik motifler ve çizgi bezeklere rastlanır. Pişmiş toprak ağırlık ve ağırşaklar, çakmaktaşı bıçaklar öbür buluntulardır. İyi işlenmiş geyik boynuzundan hançer dikkati çekmektedir. 2. Kültür Katı: Höyüğün tepesinde ve eteklerindeki bu kültürler yangınla sona ermiştir. İlk Tunç Çağ’a tarihlenen katın eteklerdeki kalıntılar üstüne Hititler yerleşmiştir. Tepedeki kazıda dörtgen planlı bir evle ocak ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca kömürleşmiş batıl kalıntıları ve tuğlalaşmış sıva parçaları da bulunmuştur. Koyu gri renkli kapların içi, al ya da kahverengidir. İçi ve dışı al renkli kaplar azdır. En çok fincan, bardak ve çanak bulunmaktadır. Ak boyalı kaplar teknik ve sanat yönünden daha niteliklidir. Kemik gereçler arasında biz, çuvaldız, geyik boynuzundan çekiçler sayılabilir. Küçük bir alanda pek çok pişmiş toprak ağırşak, al ve koyu kahverengi sapsız fırçalar Dündar Tepe’nin özgün buluntularıdır. Pişmiş toprak buluntulardan belden aşağısı bulunan, gri parlak boya astarlı idol önemlidir. Çakmaktaşı bıçaklar, baltalar, değirmen ve dibek taşları öbür buluntulardır. Tepedeki 2. Dündartepe kültürü, metal gereçler, özellikle silahlar yönünden zengindir. Hançerler, ok uçları, baltalar, mızrak uçları, dönemine göre üstün bir teknikle yapılmıştır. Bu kültürün eteklerdeki buluntuları tepedekinden pek farklı değildir. Mimari kalıntı çok azdır.3. Kültür katı: Dündartepe Höyüğü’ nün tepesi dışında hemen hemen her yerinde rastlanan bu kültür, Hitit Çağı’na tarihlenmektedir. Üç yapı katı saptanmıştır. 1. katta, taş temeli kerpiçten Hitit evleri ortaya çıkarılmıştır. Yangında tuğlalaşmış kerpiç parçaları ve kömürleşmiş ağaçlar bulunmuştur. Evlerden birinde bulunan damga mühürle yapı M.Ö. 1500–1200 arasına, 2. yapı katındaki uzun taş temel kalıntıları M.Ö. 1500’e, 3. yapı katı M.Ö. 1500’den daha öncesine tarihlenmektedir. Keramik buluntuların çoğu boya astarlı, çarkta yapılmış, iyi fırınlanmıştır. Bunlarda kırmızının tüm tonları, kahverengi, devetüyü, çok az da beyaz ve gri renk kullanılmıştır. Gaga ağızlı testiler, çaydanlıklar, küpler başlıca keramik biçimleridir. Pişmiş toprak mühürler, hayvan heykelcikleri, ağırşaklar. kemik biz ve iğneler öbür buluntulardır. Pişmiş toprak mühürler arasında küpleri damgalamak için kullanılan kaba örnekler yanında, ince bir beğeni ürünü olanlar da vardır. Tunç iğneler, ok uçları, baltalar Boğazköy ve Alişar buluntularına benzemektedir. Tekkeköy (Tekeköy): Dündartepe’nin 14 km güneydoğusundadır. 1940’ta Kılıç Kökten’in başlattığı kazılar, kaya sığınakları ile tütün tarlasında sürdürülmüştür. “A” kaya sığınağında 10 kat saptanmış, çok sayıda taş gereç ve hayvan kemiği bulunmuştur. İkiztepe: Bafra ilçesinin 7 km. kuzeybatısındadır. Yüzey araştırmalarında İlk Tunç Çağ ile Er-Hitit Çağı’na ilişkin pek çok buluntu ele geçmiştir. İkiztepe’yi oluşturan doğal yükseltiler, I, II, III, IV olarak tanımlanır. 1974’te U. Babadır Alkım’ın başlattığı kazılan Önder Bilgi sürdürmektedir.İkiztepe I: Tarla açımı sırasında bozulan tepede İlk Tunç Çağ III ve Er-Hitit denilen geçiş çağı yerleşmeleri olduğu anlaşılmıştır. Altı katın saptandığı İkiztepe I’in ilk katı M.Ö. 2000 başlarında yoğun yerleşmeye sahne olmuştur. Bu katın altında kömürleşmiş hatıl parçaları, sıva kalıntılarından oluşan karışık bir başka kat vardır. II. kat ise İlk Tunç Çağ III özelliği taşımaktadır. Yapı kalıntıları İkiztepe’de ahşap mimarinin varlığını ortaya koymuştur. Düzleştirilmiş toprağa çatılan ahşap kasnak üstünde, birbirine bağlanan tomruklardan oluşan duvarlar, çamur sıvalıdır. Yapı eğik bir çatıyla örtülmektedir. Er-Hitit ya da geçiş çağında ahşap duvarlar sıvasızdır. Buluntularla İlk Tunç Çağ III ve Er-Hitit Dönemi’ne tarihlenen çok sayıda gömüt ortaya çıkarılmıştır. Ölüler, sıkıştırılmış toprağa sırtüstü yatırılarak yanlarına çeşitli armağanlar konmuştur. Tunç yüzük, bilezik, zıpkın, mızrak ucu vb. metal gereçler, heykelcikler, kemik iğne ve bizler, keramikler armağan olarak bırakılanlar arasındadır. Kollarını yana açmış, yuvarlak yüzlü iki heykelciğin Tanrı çifti olduğu sanılmaktadır. Göğüsleri ve etekliği birinin kadın olduğunu belirlemektedir. İkiztepe’nin doğusunda M.Ö. 3. yy’a tarihlenen dromoslu bir gömüt bulunmuştur. Soyulduğundan birkaç Helenistik kap parçası ile Lysimakhos’un bir sikkesi dışında buluntu yoktur. İkiztepe II: Mimari kalıntı azdı. İlk Tunç Çağ II ve I keramiği çoğunluktadır. Deniz kabuğu ve bitki katkılı kaplar önceleri tek renkli, daha sonraları pişirme nedeniyle iki renklidir. Bezemeler boyayla ya da kabın kazınıp içinin ak bir maddeyle doldurulmasıyla yapılmaktadır. Üstü yumrulu ya da hayvan biçimli kulplar yaygındır. 1971’de Boğazköy’de bulunan bir tablette, hem deniz kıyısında hem de Kızılırmak (Marasantiya) kıyısındaki Zalpa ülkesinden söz edilmektedir. İkiztepe ve çevresindeki höyüklerde yörede Hitit varlığı belirlenmiştir. Buluntuların çokluğu nedeniyle İkiztepe’nin, bölgesel krallığın merkezi, hatta Zalpa ülkesi olduğu sanılmaktadır. Lerdüge Tümülüsleri: M.Ö. 1. yy’a tarihlenen Lerdüge Köyü tümülüsleri Antik Çağ’dan günümüze gelebilen tek kalıntılardır. Havza ilçesinin 21 km doğusundaki Lerdüge Köyü’nde beş tümülüs saptanmıştır. Tümüne gömü aramak için girilmiştir. 4 no.lu tümülüs en görkemlisidir. 1946’da kaçak kanları önlemek amacıyla Mahmut Akok başkanlığındaki bilim adamlarınca araştırma yapılmış, buluntular Ankara Arkeoloji Müzesi’ne gönderilmiştir. Demir kenetlerle bağlanmış taş kapaktan oluşan girişten 4,15 m uzunluğundaki tonoz örtülü dromosa geçilir. Moloz taş duvarları sıvalı, alt bölüm kırmızı boyalıdır. Gömüt odasının dış duvarı da kırmızı ve siyah boyayla yapılmış hayvan betimleri, geometrik motiflerle bezenmiştir. Dromos ve gömüt odasındaki farklı teknik ve yapı gereçleri giriş bölümünün sonradan eklendiğini göstermektedir. Gömüt odasına taşlar yontularak açılan küçük bir kapıdan girilmektedir. Kesme taştan, tonoz örtülü gömüt odasının duvarları insan, hayvan betimleri ile süslenmiştir. Değişik betimler, bitkisel ve geometrik motiflerle, çevrilidir. Altın süs gereçleri, tunç kandifler, çeşitli büyüklükte şişeler, tümülüste ele geçen küçük buluntulardır. Buluntulardan ve mimari tekniğinden yapının M.Ö. I. ile M.S. II. yy. arasında kullanıldığı anlaşılmıştır.
Kaledoruğu Höyüğü: Kavak ilçesindeki Kaledoruğu höyüğü ilk Tunç Çağ’dan Osmanlı Dönemi’ne uzanan bir yerleşim merkezidir. Kaçak kazılar yüzünden kültür katları karışan höyükte, 1940–1942 arasındaki araştırmalarda İlk Tunç Çağ’dan pek çok buluntu ele geçmiştir. Burada da ölüler, Tekkeköy’deki gibi düzeltilmiş toprak üstüne yatay durumda yatırılmaktadır. Ölü armağanları arasında el yapımı, siyah, kırmızı, kahverengi, yivli kazıma çizgili kaplar çoktur. Ağırşak, yassı balta, hançer, kemik biz, diğer buluntulardır. İlk Tunç Çağ yerleşmesinin sonlarında yangın izleri görülmektedir.
Sonuç
1940’ta başlatılan arkeolojik çalışmalar, Samsun’un yerleşme tarihinin Paleolitik döneme değin uzandığını ortaya koymaktadır.Yaklaşık 12.000 senelik bir geçmişe sahip olup tarih boyunca Hititler, Persler, Pontus Krallığı, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Danışmentliler, Osmanlılar gibi birçok medeniyeti topraklarında barındıran Samsun ili geçen zaman içerisinde her dönem önemli bir yerleşme olma özelliğini korumuştur. Bunun doğal bir sonucu olarak binlerce yıllık bu medeniyetleri yansıtan birçok tarihi ve kültürel eserlere sahiptir. Planlama tarihi açısından Samsun’a bakıldığında 1960’lardan itibaren ilin planlı bir gelişme gösterdiği ve 1960’lardan başlayarak imar planlarının yapıldığı görülmektedir. Ancak, planların uygulamaya ne kadar aktarılabildiği konusu tartışmalıdır. Yapılan planlar uygulamaya yeterince aktarılamamış, il genelinde plana rağmen özellikle kıyı bölgelerinde yer yer planlara aykırı bir gelişme yapısının geliştiği gözlemlenmiştir. Ancak ilin en önemli üstünlüğü ve farklılığı 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planlarının varlığıdır.
Samsun limanının açılması ile bölge önem kazanmış; Samsun limanı Doğu Karadeniz’in en önemli limanlarından biri haline gelmiştir. Tütün işletiminin öğrenilmesiyle ilde sigara fabrikasının kurulması da istihdam sağlayarak il ekonomisine kayda değer bir katkı sağlamıştır.
(alıntı)
|