EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 24, 2012, 10:07:42 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: 1 2 [3]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Amasya İli Tarihi ,Turistik ve Kültürel Özellikleri  (Okunma Sayısı 11368 defa)
0 Üye ve 4 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #30 : Ocak 30, 2010, 01:57:51 ÖS »

<a href="http://www.musicwebtown.com/community/player/flashplayer/xspf_player.swf?autoplay=true&amp;repeat_playlist=true&amp;playlist_url=http://www.musicwebtown.com/cuneyt1/198351/198351.xspf" target="_blank">http://www.musicwebtown.com/community/player/flashplayer/xspf_player.swf?autoplay=true&amp;repeat_playlist=true&amp;playlist_url=http://www.musicwebtown.com/cuneyt1/198351/198351.xspf</a>

Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #31 : Temmuz 16, 2010, 01:03:47 ÖS »

Amasya İli Gelenek ve Görenekleri

Sünnet

Sünnet düğünleri genellikle hafta sonları yapılır. Sünnet olacak çocuk hamama götürülür. Sünnet elbisesi giydirilir. Gelen davetlilerle birlikte araç konvoyu oluşturulur sünnet olacak çocuğa ve arkadaşlarına çevre gezisi yaptırıldıktan sonra eve getirilerek sünneti yapılır. Gelen davetliler çocuğu ziyaret ederek hediyelerini verirler. Yemekler ikram edilir sazlı sözlü eğlenceler yapılır. Ayrıca mevlit okutarak sünnet yapanlar da vardır.

Asker Uğurlama

Askere gidecek gençleri; haftalar öncesi akraba komşu ve ahbaplar sırayla yemeğe davet eder harçlık giyecek gibi hediyeler verirler. Gençler askere gidecekleri gün bütün yakınları tarafından davul - zurna eşliğinde halaylarla dualarla uğurlanır.



Evlenme


Yörede evlenme yaşı yirmili yaş civarıdır. Genellikle tek eşliliğin tercih edildiği yörede akrabalarla evlendirme isteği ön plandadır. Mirasın bölünmemesi amaçlandığından alınacak gelinin veya damadın aynı kültürden tanıdık bir yerden olması da etkendir. Bir genç evlenme isteğini ailesine hissettirebilmek için babasının ayakkabısının birisini ters çevirir bazen de ayakkabıyı kapı eşiğine çivi ile çakar veya baba yanında iken ayakkabısını ters giyer (sağ ayakkabı sola sol da ayakkabı sağa). Bu; 'beni evlendirin' anlamına gelir. Genç kızlar evlenme isteklerini bazen davranışlarındaki canlılıkla bazen de aile fertleriyle geçimsizlik olarak dışa vururlar. Evlenemeyen kızların kısmetlerinin bağlı olduğuna inanılır ve açılması için evliyalara gidilip dua edilir Cuma günleri selâ vakti kilit açılır. (bahtım böyle açılsın diye).
Evlenecek çağa gelmiş erkek için düşünülen kızın evine gidilir. Öncelikle kızdan su istenir bardağın ve halıların temizliğine evin düzenine bakılır. İzlenim olumlu ve gençler de birbirini beğenmişse birkaç gün sonra dünür gidilir ve buna 'dünür düşme' denir. Erkek tarafının aile büyükleri oğullarına almayı düşündükleri kız evine giderler. Yapılan sohbet içerisinde en yaşlı kişi konuya girer ve 'Allah'ın emri Peygamberin kavliyle kızınızı oğlumuza istiyoruz' kız evi de 'kısmetse olur' derler. Ancak kız hemen verilmez birkaç kez gidilir. Kız evi kızı vermeye niyetliyse erkek tarafını araştırıp soruşturduktan sonra uygun görülmüşse gelmeleri için haber gönderir.

Söz Kesme:

Kız evinin davetinden sonra erkek tarafı aile büyükleri bir araya gelerek kız evine giderler. Bu toplantıda gelin ve damada 'söz yüzükleri' takılır. Nişan düğün tarihleri kız evinin istekleri konuşulur ve karara bağlanır. Söz kesildikten sonra gelin ve damat adayı tarafından orada bulunanların elleri öpülür dualar okunur. Bütün işlerin tatlılıkla gitmesi için şerbet içilir veya lokum yenir.

Eksik Görme:

Gelin adayı annesiyle birlikte erkek evince alış-verişe götürülür. Takı ve eşyalar yanında nişan kıyafeti ve düğün için gelinlik ayrıca kız tarafının yakınlarına da hediyelik gömlek elbiselik çorap vs. alınır. Buna 'eksik görme' denir.

Nişan:

Genellikle hafta sonları kız evinde yapılır. Nişana davet için erkek evinden birisi çıkar ve davet ettiği her eve bir şeker veya davetiye verir. Daveti yapan kişiye 'okuyucu' denir. Kız evinde gelenlere yemekler verilir getirilen hediyeler sesi gür biri tarafından bağırılarak çevreye duyurulup orta bir yerde oturan gelinin başında çevrilir (töre çevrilmesi) takılar takılır. Nişanlılık süresinde dini bayram olursa kız evine kurbanlık ve hediyeler gönderilir.

Düğün:

Erkek evinde davul-zurna ekibi cuma gününden itibaren çalmaya başlar düğün evinin belli olması için bayrak dikilir düğün kahyası yiğitbaşı tespit edilir. Gelin ve damat adayları tarafından sağdıç (gelin ve damadın düğün boyunca her işini takip eden tecrübeli bir kişi) seçilir. Gelen misafirlere yemek ikram edilir. Buna danışık yedirme denir. Cumartesi günü köyde ise geniş bir mekan şehirde ise düğün salonunda kız ve erkek tarafları bir araya gelir. Müzik eşliğinde eğlenilir davetlilere ikramlar yapılır. Düğün gelin ve damada takı takılması ile son bulur. Bütün masrafları erkek evi karşılar.

Kına Gecesi:

Cumartesi akşamı kız evinde kına gecesi yapılır. Kızın annesi tarafından karılan kına bir tepsi ortasına konulup etrafına mumlar dikilir. Bulunulan mekanın orta kısmına oturan geline kına seti giydirildikten sonra kına türküleri ve ilahilerle gelin ağlatılır. Avucuna altın konularak geline kına yakılır. Davul zurna eşliğinde damatla birlikte kız evine kına almaya gelinir. Karılmış olarak hazır duran kına etrafında mumlar çerez havlu mendil konulan tepsi içerisinde damadın sağdıcına satılır. Kına alındıktan sonra (köy ise kız evinden bir de tavuk alınarak) oynaya oynaya erkek evine dönülür.

Damat Kınası:

Damada kına yakılırken; sağdıç parmağını kınaya banarak elini yukarı kaldırır bir iki üç diye saydıktan sonra bekar gençler kınalı parmağa ulaşmaya çalışırlar. Kim önce kınayı almışsa ilk onun evleneceğine inanılır. Kalan kına damadın arkadaşlarına dağıtılır (darısı bekarların başına olsun diye). Kına gecesinde gelinin ve damadın yanında arkadaşları kalır bu gecede gelinin ayakkabısının altına bekar kızların isimleri yazılır kimin ismi silinirse onun evleneceğine inanılır.

Gelin Alma:

Pazar günü gelin getirmek üzere gelin arabası süslenir. Akraba arkadaş komşu ve ahbaplara ait araçlardan oluşan konvoyla gelin evine hareket edilir. Kız evince gelen araçlara yemeni şifon havlu gibi hediyelik takılır. Gelin alıcılardan genç kızlar bahşiş almak için kapıyı açmazlar ve gelin sandığının üstüne de otururlar. Düğün kahyasınca bahşişler verilir kapılar açılıp gelinin çeyizi taşınır. Gelin çeyizi yüklenirken alınan "müjde yastığı" damat evine getirilip (gelin geliyor anlamındadır) evde bekleyen kaynanaya bahşiş karşılığı verilir. Gelinin beline erkek kardeşi kırmızı 'kardeş kuşağı' nı bağlar. Gelin yakınları ile vedalaştıktan sonra babası tarafından gelin alıcılara teslim edilip dualar okunur. Gelin gezdirilerek damadın evine getirilir. Kaynata bahşiş vermeden gelin arabadan inmez. Gelin eve girmeden damat yüksek bir yerden gelinin üzerine çerez ve bozuk para serper veya kaynana içinde bozuk para bulunan bir çömleği kırar (kötü huylardan kurtulsun bolluk olsun diye). Gelin; kuzu postuna bastırılır (kuzu gibi olması için). Eline verilen yağı kapı eşiğine sürer (yağ gibi eriyip evine ısınsın diye). Üzerine basıp geçmesi için ayağının altına demir leğen konulur (demir gibi sağlam olsun diye). Gelin içeriye girdikten sonra kendi çeyiz sandığının üstüne kıbleye doğru oturtulur kucağına erkek çocuk verilir. Gelin kaynanaya görümcelere ve orada bulunanlara şeker verir (tatlı dilli olalım diye). Çevreden gelin görmeye gelinir.


Hazan'ın düğün resimlerini buraya ekledik mi tamamdır... Sırıtan Göz kırpan
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #32 : Temmuz 16, 2010, 01:11:49 ÖS »

YÖRESEL YEMEKLER:

Amasya tarihsel yaşamı nedeniyle köklü bir kültür birikimine ekolojik yapısı itibari ile zengin bir bitki örtüsüne sahiptir. Bu zenginlikler mutfak kültürüne de yansımıştır. Her yörenin kendine özgü yemekleri vardır. Bazı yemekler ise diğer yörelerde de bilinmesine rağmen yöremizde değişiklik arz eder.

İlimiz yöresel yemeklerinin başlıcaları:

Çorbalar:


Çatal Çorba
Sakala Çarpan
Toyga Çorbası
Cilbir
Helle Çorbası
Kesme İbik Çorbası
Yarma Çorbası.

Etli Yemekler:

Bakla Dolması
Etli Bamya
Keşkek
Ciğer Sarması
Göbek Dolması
Madımak Mıhlama
Mumbar-İşkembe
Pastırmalı Pancar
Patlıcan Pehli
Pastırma Gağallemesi
Pirpirim
Sirkeli Ciğer 
Sulu Köfte.

Tatlılar:

Dene Hasudası
Kuymak
Yuka tatlısı
Ayva Gallesi
Elma Tatlısı
Fırın Sütlüç
Gelin Parmağı
Gömlek Kadayıfı
Kalbur Tatlısı
Höşmerim
Peluza (Hasuda)
Şeker Böreği
Unutma Beni
Vişneli Ekmek 
Zerdali Gallasi.

Hamur İşleri:

Amasya Çöreği
Yağlı-Katmer
Kabak
Kabuklu Pilav
Bişi
Cırıkta-Cızlak_Akıtma
Döndürme
Ekmek Aşı (Papara)
Eli Böğründe
Haşaşlı Çörek
Haşaşlı-Cevizli Puaça
Hengel (Kıymasız Mantı)
Kaypak
Mayalı
Patlıcanlı Pilav
Sini Su Böreği
Tepsi Böreği
Yakasal Böreği 
Yanuç.
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #33 : Temmuz 16, 2010, 01:12:58 ÖS »

YÖRESEL GİYİM:

HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:

Genellikle düğünlerde kına gecelerinde özel gecelerde ve askere giden geçler uğurlanırken oynanmaktadır.

Yelleme:

Bu oyun daha çok askere giden gençler tarafından oynanır. Özünde yiğitlik duygusu taşımaktadır.

Mahir Çavuş:

Mahir Çavuş Amasya'nın Göynücek İlçesi'nde yaşamış olan bir yiğittir. İlçenin bir köyünde yaşayan bir kıza sevdalıdır. Onların sevgisine ithaf edilen bu oyun yöre halkı tarafından halen oynanmakta benimsenip sevilmektedir.

Sim Sim:

Ateş etrafında dönülerek bir el arkada diğeri havaya kaldırılarak davul-zurna eşliğinde oynanır. Diğer oyuncu kendini göstermeden ortada oynayan kişiye vurarak kovmak amacıyla nara atarak hızlı bir şekilde oyuna girer ve gösterisini yapar. Burada önemli olan oyuncunun hareketlerinin çabukluğu ve oyunundaki estetiktir. Ayrıca anlaşan iki oyuncu karşılıklı gösteri yaparlar.

Diğer halk oyunları şunlardır:

Narilli (Narey)
Topal Kız (Sırıklı)
Noktalı Karlıdağlar
Kasap Oyunu
Temürağa Küstahlı
Sarhoş Halayı
Manili  Dallihe
Esen Yel
Semah
Mektepli
Yanlama
Yelleme (Sallama)
Burçak Tarlası
Köroğlu Halayı
Tanakul 
Çerkez Halayı
Oduncular
Amasya Ağırlaması
Düz Ağırlama
Hoşbilezik
Sarıkız
Tamzara
Candarma.



Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #34 : Temmuz 16, 2010, 01:17:43 ÖS »

EFSANELER

Amasya’da yüzyıllardır anlatıla gelen efsaneler vardır. Ferhat ile Şirin, Güzelce Kız (Aynalı Mağara), Kurtboğan, İnci Baba, Serçoban, Lokman Hekim ünlü olanlarıdır.

Ferhat ile Şirin:

Ferhat, nakkaşlık yapan, Şirin’e sevdalı yiğit bir delikanlıdır. Saraylar süsler, fırçasından dökülen zarafetin Şirin’e olan duygularının ifadesi olduğu söylenir. Amasya Sultanı Mehmene Banu’ya, kız kardeşi Şirin için, dünürcü gönderir Ferhat. Sultan; Şirin’i vermek istemediği için olmayacak bir iş ister delikanlıdan. “ Şehir'e suyu getir, Şirin'i vereyim” der, demesine de su, Şahinkayası denen uzak mı uzak bir yerdedir. Ferhat'ın gönlündeki Şirin aşkı bu zorluğu dinler mi? Alır külüngü eline, vurur kayaların böğrüne böğrüne. Kayalar yarılır, yol verir suya. Zaman geçtikçe açılan kayalardan gelen suyun sesi işitilir sanki şehirde. Mehmene Banu, bakar ki kız kardeşi elden gidecek, sinsice planlar kurarak bir cadı buldurur, yollar Ferhat’a. Su kanallarını takip edip, külüngün sesini dinleyerek Ferhat’a ulaşır. Ferhat’ın dağları delen külüngünün sesi cadıyı korkutur korkutmasına da, acı acı güler sonra da. “Ne vurursan kayalara böyle hırsla, Şirin'in öldü. Bak sana helvasını getirdim” der. Ferhat bu sözlerle beyninden vurulmuşa döner. “Şirin yoksa dünyada yaşamak bana haramdır” der. Elindeki külüngü fırlatır havaya, külüng gelir başının üzerine bütün ağırlığıyla oturur. Ferhat'ın başı döner, dünyası yıkılmıştır zaten “ŞİRİN !” seslenişleri yankılanır kayalarda. Ferhat'ın öldüğünü duyan Şirin, koşar kayalıklara bakar ki Ferhat cansız yatıyor. Atar kendini kayalıklardan aşağıya. Cansız vücudu uzanır Ferhat'ın yanına. Su gelmiştir, akar bütün coşkusuyla, ama iki seven genç yoktur artık bu dünyada. İkisini de gömerler yan yana. Her mevsim iki mezarda da birer gül bitermiş, sevenlerin anısına, ama iki mezar arasında bir de kara çalı çıkarmış. iki sevgiliyi, iki gülü ayırmak için.

Güzelce Kız (Aynalı Mağara Efsanesi)

Güzelce Kız, bir kral kızıdır. Dünyalar güzelidir. O kadar güzeldir ki; görenler dayanamaz, yıldırım düşmüş gibi kendilerinden geçerler. Bu yüzden genç kız, hep peçeli gezer, güzel yüzünü kimseye gösteremez. Artık zamanı gelmiştir diye düşünen babası, dört bir yana haberciler çıkarır kızını evlendirecektir ama kim kızının peçesini açıp güzelliğine dayanır, onu dünya gözüyle seyredebilirse kızını ona verecektir. Bu çağrıya yedi iklim, dört bucaktan şehzadeler, vezir çocukları, dünya zenginleri, yiğitler, bilginler, kısacası gençliğine, bilek gücüne güvenenler dört nala Amasya’ya gelirler. Amasya meydanında kurulan özel bölümde bulunan Güzelce Kız bekleyedursun. Kendine güvenen delikanlılar cesaretlerini toplayamaz, yanına yaklaşan ise peçesini kaldırmak istediğinde eli titrer, dizlerinin bağı çözülür. Bu sahneler günlerce devam eder. Bir gün fakir mi fakir, ama yiğit mi yiğit, gerçekten güzel, alımlı bir delikanlı “Ben de şansımı denemek istiyorum!” diye destur alıp tahtın yanına yaklaşır. Herkesin şaşkın bakışları arasında hiç vakit geçirmeden Güzelce Kız'ın peçesini kaldırır. O an öyle bir elektriklenme olur ki, bir aydınlanma, bir alev, bir ateş sarar etrafı. Kimse ne olduğunu anlayamaz. Meydanda bulunanlar korkudan yerlere kapanır. Sonra, sonsuz bir sessizlik içinden kömür kesilir iki genç, yan yana uzanmış şekilde. İki gencin cesedi, şehre yakın yerdeki bağ ve bahçelikler yanında bulunan kaya mezar içinde iki ayrı odaya gömülür. Bu kaya mezarının dışı güneşle birlikte Güzelce Kız’ın yüzü gibi parlamaya başlar. Bu parlaklığından dolayı da, daha sonra kaya mezarın adı " Aynalı Mağara" diye ünlenir.

İğneci Baba


İğneci Baba ile kardeş olan Serçoban, Amasya merkeze bağlı Karasenir Köyü’ne yerleşir. Çobanlık ile geçimini sağlayan, hal ve hareketleri, ibadetinin sadeliği ile tanınır. Bir gün Amasya’da ayakkabıcılıkla geçimini sağlayan ağabeyi İğneci Baba’yı ziyarete gelir. Beraberinde de koyunlarından sağdığı sütü bir mendiline çıkılayıp hediye olarak getirir. Amacı, kendi mendiline koyduğu sütün, mendilden sızmadığını göstermektir. Serçoban mendilini kunduracı dükkanının duvarındaki bir çiviye asar. Bu sırada İğneci Baba dükkanında bir bayanın ayak ölçünü almaktadır. Serçoban, bayanın topuklarını görünce, “ne kadar da güzel” diye aklından geçirdiğinde çiviye asılan mendilden süt yavaş yavaş damlamaya başlar. İğneci Baba, kardeşinin niyetinde bozulmalar olduğunu sezer ama hiç birşey belli etmez. Bayan ayak ölçünü verip dükkandan ayrılınca, İğneci Baba, kardeşi Serçoban’a “ Keramet dağ başında ermekte değil, keramet burada, çıkındaki sütü damlatmamakta” der. Mezarı bugün özel bir mekan olarak hazırlanmış, Kocacık Çarşısı’ndadır.

Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #35 : Temmuz 16, 2010, 01:19:37 ÖS »

Amasya Adının Kaynağı


Eskiçağda bir çok Anadolu şehrinin kurucu (ktistes) tanrısı veya kahramanının olduğu bilinmektedir. Bu mitolojik kuruluş Amasya için de geçerlidir.
Roma İmparatoru Septimius Severus (M.S. 193-211) dönemine ait bir Amasya sikkesi üzerinde yer alan ERMHC KTICAC THN POLIN yazıtından hareketle Hermes’in Amasya kentinin kurucu tanrısı olduğu kabul edilmektedir.
Bu kısa açıklamadan sonra Amasya adının tarihçesine gelecek olursak; Hitit belgelerine göre Amasya’nın bilinen ilk adının Hakmiş [Khakm(p)is] olduğu sanılmaktadır. Bu isimin Perslerin Amasya’yı fethine kadar devam ettiği değerlendirilmektedir.
Amasya’nın Mitridates Krallığı Dönemi'ndeki adı “Amasseia” dır. Özellikle M. Ö. II. yüzyıldan itibaren darp edilen Amasya şehir sikkelerinde AMASSEİA ibaresi açıkça görülmektedir. Zaten coğrafyacı Strabon’da Amasya için Amaseia sözcüğünü kullanmaktadır.
Amaseia sözcüğü “Ana” anlamına gelen ve özellikle “Ana Tanrıça” yı kasteden ‘Ama’ ve onun çeşitlemesi olan ‘Mâ’ ibaresi ile bağlantılıdır. Bundan hareketle denilebilir ki Amaseia “Ana Tanrıça Mâ’nın şehri” anlamına gelmektedir.Ana Tanrıça Mâ Perslerin Anadolu’yu fethinden sonra tapımı yaygınlaşan doğu kökenli bir tanrıçadır. Aynı zamanda bu tanrıça Mitridates ve Kapadokya’nın yerel tanrıçasıdır. Amaseia sözcüğü de Persler zamanındaki asıl söyleniş şeklinin Hellen ağzına uydurulmuş biçimidir.
Roma döneminde Amaseia adı fazla bir değişikliğe uğramadan AMACIAC (Amasia) olarak kullanılmıştır. Örneğin İmparator Septımıus Severus Caracalla ve Severus Alexander döneminde darp edilmiş Amasya şehir sikkelerinde AMACIAC adını görmekteyiz. Bizans Devri'nde de Amasia adının değişmeden devam ettiği bilinmektedir.
Amasya’nın adı Danişmendliler zamanında ise bazen Amasiyye bazen de Şehr-i Haraşna olarak anılmıştır. Selçuklu İlhanlı Beylikler ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Amasya adı herhangi bir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiştir.
Logged
Sayfa: 1 2 [3]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM