http://www.dailymotion.com/swf/video/x71c1g?width=&theme=none&foreground=%23F7FFFD&highlight=%23FFC300&background=%23171D1B&start=&animatedTitle=&iframe=0&additionalInfos=0&autoPlay=0&hideInfos=0Gençosman DestanıKemal Zeki Gençosman
Koyun Ağa ile Esma HatunAk saçlı ak sakallı ama dinç yüzlü adam karısına:
-Hatun,dedi,Ahıska’da artık eski dirlik düzenlik kalmadı.Bir yandan acemler,bir yandan eşkıya rahat yüzü göstermezler.İstanbul’daki Şevketlû da bu tarafları unutmuş.Koyunu kurda ısmarlamış.Kazancımızda da bed bereket yok.Kapçor deyip alıyorlar,salyan deyip alıyorlar,öşür deyip alıyorlar...Angaryası da caba...
Bunları söyleyen Ahıska’nın sevilen sayılan Numan Ağa’sı idi.Ama bu adı çoğu kimse bilmezdi bile...Genç yaşında ağardığı için ona Koyun Ağa derlerdi.Adı böyle kalmıştı,Koyun Ağa aşağı,Koyun Ağa yukarı.
Koyun Ağa’nın ömrü asker ocağında,serhad boylarında geçmişti.48 yaşlarında,ortalık biraz durulunca evine dönebilmiş, Esma adında genç bir kızla evlenmişti.Mutluydular,mutluydular ya,ah bir de çocukları olaydı...
Esma Hatun ses çıkarmadan Koyun Ağa’yı dinliyordu.Koyun Ağa uzun ,beyaz sakalını sıvazlayarak devam etti:
-Hatun bana kalırsa biz bu diyardan göçümüzü yükleyelim,batıya doğru,daha güvenli yerlere,Munzur dağları eteklerine,ya da Fırat boylarında bir başka yere yurt kuralım.Davar doluk ne varsa önümüze katar,Ya nâsip,yola çıkarız.Göçebelik atalarımızdan kalma bir töredir.Ne demişler atalarımız,”yol mubahtır”demişler.
Esma Hatun Ağa’sının bu düşüncesine karşı gelmedi.Hiç bir düşüncesine karşı gelmezdi zaten:
-Sen nasıl münasip görürsen öyle yaparız Ağam,dedi,her şeyde bir hayır vardır derler.
Koyun Ağa’nın evlâdı yoktu ama birbirinden yiğit ve de sadık iki yanaşması vardı.Ahmet’le Ali’yi iki oğullları gibi severlerdi.Delikanlılar Ağa’larının fikrini sevinçle karşıladılar:
-Biz seninle kanadınla uçarız,dediler.Ölünceye kadar da senin yanından ayrılmayız Hey Ağa.
Sık,geniş meşe ormanlarıyla çevrelenmiş Dersim yaylaları Ahıska’yı aratmıyordu.Sert ama tertemiz hava,yemyeşil tabiat,alabalıkların oynaştığı pırıl pırıl Munzur Suyu Koyun Ağa’yı daha da dirileştirmişti.Daha da mutluydular.Ah,n’olurdu bir de çocukları olaydı!Bu hasreti ikisi de ayrı ayrı duyarlardı.Esma Hatun arada bir içli içli söylenirdi:
Bahar gelmeyince bülbül öter mi
Hiç ulu kavakta meyve biter mi
Derdimi söylesem ıssız dağlara
Oğulsuz ocakta duman tüter miAsıl bağrı yanık Koyun Ağa idi ya,Hatununu üzmemek için lafını etmez ama evlat hasretiyle de yanar kavrulurdu.Karısı bu konuyu açtıkça ona teselli yollu sözler söylerdi ya,rahmetli babasının lendisini yetmiş yaşından sonra kazandığını düşünerek Allah’tan umudunu hiç keamezdi.
Esma Hatun’un ezgisi daha da yanık devam ediyordu:
Şeker şerbetini ezenim yoktur
İncecik tülbetten süzenim yoktur
Neyleyim sarayı neyleyim köşkü
İçinde salınıp gezenim yokturKoyun Ağa dayanamadı:
-Sus Hatun,dedi,her şey Tanrı’dan...Görelim Tanrı neyler,neylerse güzel eyler...
Ertesi sabah Koyun Ağa daha şafak sökmeden yataktan sıçradı,durmadan gözlerini oğuşturuyor,hayırdır inşallah,hayırdır inşallah diyordu.Esma Hatunu’da uyandırdı:
-Hele kalk Hatun,dedi,kalk da gördüğüm düşü dinle...
Esma Hatun’un bir “Hayırdır inşallah”duasıyla dinlemeye başladığı düş şu idi:Koyun Ağa o gece düşünde uzun boylu,yeşil hırkalı,yeşil külahlı,nur çehreli bir ihtiyar adam görmüştü.İhtiyar Ağa’ya selâm verdikten sonra:
-Numan Ağa,Numan Ağa,müjdeler olsun,demişti.Mevla sana bir oğlan çocuk verecek,adını da Osman koyacaksın.Osman yüce ünlü bir yiğit olacak ki memleketler fethedecek....Bunları söyliyen ihtiyar geldiği gibi sessizce kaybolmuştu.
Esma Hatun’un gözleri parladı:
-Yüce Mevlâm nelere kaadir değil hey Ağam,dedi,inşallah erenlerden sana müjde erişmiştir...Sonra ellerini gökyüzüne açtı:
-Yarabbi,hakkımızda hayırlısını ver,diye dua etti.
Yeşil hırkalı, yeşil külahlı,nur çehreli ihtiyar arka arkaya üç gece Koyun Ağa’ya göründü.Aynı müjdeyi tekrarladı.Giderken de:
-Adı Osman olacak,yüce namlı bir yiğit olacak,memleketler fethedecek,sözlerini her seferinde tekrar ediyordu.Son gelişinde Koyun Ağa bütün gücünü toplayıp:
-Ya Pir sen kimsin?diye sorabilmiş,Piri fâni de:
-Ben Hızır’ım, deyip sırrolmuştu.
Gerçekten nur topu gibi bir evlat dokuz ay on gün sonra Dersim yaylalarını,Koyun Ağa ile Esma Hatun’a yeryüzünde gerçek bir cennet kılmıştı.