EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 24, 2012, 09:18:26 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Sınav Kaygısı  (Okunma Sayısı 640 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« : Ekim 24, 2009, 09:57:18 ÖS »

Sınav Kaygısı
 
 
Kaygı, kişinin bir uyaranla karşı karşıya kaldığında yaşadığı, bedensel, duygusal ve zihinsel değişimlerle kendini gösteren bir uyarılmışlık durumudur.
Kişi duygusal ya da fiziksel baskı altındayken ortaya çıkan bir tepkidir. Topluluk karşısında konuşmaya başlayacağımız anda soluk alıp vermemiz hızlanır, terlemeye başlarız, kalbimizin sesi yavaş yavaş yükselmeye başlar. Bunlar hafif tedirginlik duygusuyla bizi rahatsız eder. Aynı ya da benzer bizim için önem derecesi yüksek bir sınava girerken de yaşarız.
Genel olarak insanlar kaygıyı gelecekle ilgili karamsarlık, başarısızlık, endişe, umutsuzluk, karışıklık duygularıyla birlikte dile getirirler. Sınav kaygısı da böyle başlar. "Sınavı kazanamazsam her şey biter, hayatım mahvolur, herkese rezil olurum." Bunlar her yıl milyonlarca genç insanın yaşadığı ya da kafasından geçen düşüncelerdir.
Yaşam süreci boyunca bir takım iniş çıkışlarımızın olması çok doğaldır. Bunlar gelip geçicidir. Hayatımız boyunca bir çok sınavla karşılaşacağız. Üniversite sınavı, bunlardan yalnızca bir tanesidir. Bilgilerimizi iyi kullanabildiğimiz sürece aşılmayacak sınav yoktur.
Bilimsel açıdan olaya bakıldığında, aşırı olmadığı sürece, kaygı duymanın kişiyi motive ettiği görülmektedir. Önemli olan eksiklerimizi ve bunları giderme yollarını bulmak ve kaygının bireyi engelleyecek kadar büyümesine izin vermemektir.

Kaygı Nasıl Ortaya Çıkar?
• Yaşamımız süresince karşılaştığımız her durum için zihinsel şemalara sahibiz. Bu şemalara uymayan durumlarla karşılaştığımızda kaygı yaşarız.
• Gerçekçi olmayan düşünce biçimlerine sahip olmak, her durumda olduğu gibi sınav karşısında da gücümüzü, kendimize olan güvenimizi azaltır. Bu durum da kaygıyı arttırır.
• Kaygıya eğilimli ışık yapısı (mükemmeliyetçi, rekabetçi) ergenlik çağı özellikleri ile birleşince kaygı yoğunlaşır.
• Sosyal çevrenin beklentileri ve baskısı üniversiteye hazırlanan öğrencileri bunaltır. Bu durum da kaygıyı ortaya çıkartır.
• Bazı beslenme çeşitleri, kafeinli içecekler gibi, kaygıyı arttırabileceği gibi, bazıları da (vitamin içerenler) kaygının olumsuz etkilerini azaltır.

Öğrenme ve Kaygı
Dünyaya geldiğimiz anda bir öğrenme süreci içine gireriz ve bu süreç yaşamımızın sonuna dek devam eder. Öğrenme, kişinin yaşamını sürdürebilmesi ve süregelen yaşamdan doyum alması için gerekli tüm bilgi, eylem ve becerilerin kazanılması sürecidir. Öğrenilenler, kişinin birikimini (potansiyelini) oluştururken, öğrenilenlerin belli bir amaca yönelik kullanılması da performansı ortaya koyar. Başka bir deyişle performans, kişinin akıl, duygu ve davranış düzeyinde daha önceden kazanmış olduklarının, belli bir durum ve belli bir zaman kesitinde, eylemsel olarak ortaya konulan şeklidir. İnsanın performansının en iyi olduğu durum, onun o alanda varolan potansiyelinin tümünü eyleme dönüştürebildiği durumdur. Ancak çeşitli iç ve dış etkenler nedeniyle gerçek potansiyelin performansa dönüşmesi zaman zaman güçleşir. Bu etkenlerden biri yüksek kaygıdır.
Öyleyse herhangi bir alanda başarılı olabilmek için hiç kaygı yaşamamak mı gerekir?
Hayır!.. Her duygu gibi kaygı da kişinin, yaşamını sürdürebilmesi ve yaşamdan doyum alabilmesi için gereklidir. Öyleyse amaç, kaygıyı tümüyle ortadan kaldırmak değil, kaygıya yenik düşmemek ve yaşanılan kaygıyı belli bir düzeyde tutarak onu kendi yararımız için kullanmaktır.
Normal düzeydeki bir kaygı kişiye, istek duyma, karar alma, alınan kararlar doğrultusunda enerji üretme ve bu enerjiyi kullanarak performansını yükseltme açısından yardımcı olur. Örneğin, bir konferans ya da bir konuşma için yaşadığımız orta düzeydeki bir kaygı, bu konuşmaya daha iyi hazırlanmamıza ve daha iyi bir performans göstermemize yardımcıdır. Hiç kaygı yaşamadığımız durumlarda ise, yapılacak olan işi elden geldiğince iyi yapmak için içimizde bir istek oluşmadığından sonuç genellikle olumsuz olur.
Ancak yaşanan kaygı çok yoğun ise, kişinin, enerjisini verimli bir biçimde kullanması, dikkatini ve gücünü yapacağı işe yönlendirmesi engellenir. Kişi potansiyelini tümüyle kullanamaz ve istenen performansa erişemez.
Kaygımız yükseldiği anda bedenimiz bazı sinyaller gönderir. Kalp atışlarında hızlanma, terleme ya da üşüme, yorgunluk; solunumda güçlük, titreme, mide ağrısı, başağrısı bunlardan bazılarıdır. Böyle durumlarda kullanacağımız bazı yöntemler kaygının başaçıkılabilir düzeye inmesi için bize yardımcı olabilir.

Sınav Kaygısı Nedir?
Sınav öncesinde öğrenilen bilginin, sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygıya sınav kaygısı denir.Sınav kaygısı iki ayrı boyutta ele alınabilir. Endişe performansa yönelik zihinsel bir süreçtir. Sınav sonucuna ilişkin olumsuz düşünce, inanç ve beklentilerden oluşur. Yoğun Duygulanım kaygının yarattığı fizyolojik uyarım sonucu bedenden gelen ve bedenin olağan işleyiş dengesi dışına çıktığı mesajını veren sinyallerdir.
Aşağıdaki bölümde sınav kaygısı yaşayan kişilerin, kaygının endişe ve duygulanım boyutlarını nasıl dile getirdiklerini gösteren bazı ifadeler bulacaksınız.

Endişe:
Bu sınavda başarılı olamayacağım.
Bu sınav sonunda herşey berbat olacak.
Sınıftaki herkes benden daha zeki.
Bu sınavda başarısız olursam not durumumu bir daha asla düzeltemem.
Sınav sırasında bildiğim herşeyi unutabilirim.
Kendimi yetersiz ve eksik görüyorum.
Evdekilerin yüzüne nasıl bakarım?
Yoğun Duygulanım
Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyor.
O kadar gerginim ki midem altüst olmuş durumda.
Çok perişan bir durumdayım.
Bu sınava gireceğim için paniğe kapıldım, elim ayağım birbirine dolaşıyor.
Kendimi bir sis bulutu içinde hissediyorum, hiçbir şey bilmiyorum ve hatırlamıyorum.
Gözüm kararıyor, midem bulanıyor, soğuk soğuk terliyorum.
Sınav kaygısı yüksek olan öğrencilerin sınav gününden önce ve sınav günü yaşadıkları belirtiler arasında, uykusuzluk, gerginlik, çarpıntı, sinirlilik, karamsarlık, kabus görme, korku, terleme, başağrısı, karın ağrısı, solunumda güçlük, iştahsızlık, mide bulantısı, bitkinlik, durgunluk gibi belirtilerle kötü not alma v.b. endişeler yer almaktadır.
Öğrenciler, sınav için sınıfta beklerken de ellerinde terleme olduğunu, kalplerinin çok hızlı çarptığını, başlarının ya da karınlarının ağrıdığını fark etmekte; ayrıca, gerginlik, sabırsızlık, el titremesi, bütün bildiklerini unutma korkusu, kendine güvende azalma gibi belirtiler yaşadıklarını da ifade etmektedirler.
Sınav başladıktan sonra ise şu tür kaygı belirtileri ortaya çıkabilir: Dikkati toplamakta, sınava başlamakta, ve soruları anlamakta güçlük; bilinen bir soruda hata yapma korkusuna bağlı yoğun heyecan, kötü not alma beklentisi, öfke, düşünememe, sınavın kötü geçeceğine inanma, sürenin yetmeyeceği düşüncesi, zor gelen sorularda paniğe kapılma ve bazı fizyolojik belirtiler. Öğrencilerin çoğu, bu endişelerin ve fizyolojik belirtilerin sınavın ilk 30 - 40 dakikası içinde daha yoğun yaşandığını, sınavın sonlarına doğru, belirtilerin şiddetinde bir azalma olduğunu belirtmektedirler.

Görüldüğü gibi, yoğun sınav kaygısı içindeki kişiler, yalnızca bedensel bazı uyarımlar yaşamakla kalmayıp, aynı zamanda performanslarının yeterliliği konusunda da yoğun bir endişe içine girmektedirler.
Araştırmacılar, sınav başarısının düşmesinde endişe faktörünün etkisinin, yoğun fiziksel uyarıma oranla daha fazla olduğunu belirtmektedirler. Çünkü sınav kaygısının sınav sırasında yarattığı olumsuz ve ketleyici etkinin odağı dikkat mekanizmasıdır. Kişinin, potansiyelini ortaya koyabilmesi için sınav sırasında dikkatinin tümünü sınav sorularına yöneltmesi gerekir. Ancak sınav kaygısı yüksek olan kişilerin yaşadığı endişe, dikkatin bölünmesine ve sınavla ilgili olmayan şeylere yönelmesine neden olur. Oğrenci, dikkatini sınava vermekte güçlük çeker ve dikkat, sınav soruları ile kişinin kendi performansına ilişkin yorum ve değerlendirmeleri arasında bölünür. Bir süre sonra öğrenci, dikkatinin çoğunu akademik başarısıyla ilgili olumsuz yorum ve değerlendirmelere yöneltir. Başarısından kuşku duyar ve diğerlerinin kendisinden daha üstün performans göstereceğini düşünür. Böylece sınava odaklanması gereken zihinsel enerji, hedefinden uzaklaşıp, dağılır ve öğrencinin gösterdiği performans, potansiyelinin çok altına düşer.

Sınav Kaygısı Yaşayan ve Bu Kaygıyı Yaşamayan Kişiler Arasında Ne Gibi Farklar Vardır?
Kaygı düzeyi normal olan kişiler sınav durumlarını, başarılarının test edileceği bir fırsat olarak değerlendirirken, kaygısı normalin üzerinde olan kişiler bu durumları bir tehdit olarak algılarlar. Sınavla ilgili durumlarda kendileriyle olumsuz bir diyalog içine girerler. Gerçek dışı ve karamsar bir düşünce tarzını seçerler. Sınav öncesi ve sonrası fizyolojik uyarım dereceleri aynı olduğu halde, normal düzeyde kaygı yaşayan kişiler, bu uyarımı sınavda daha fazla çaba göstermeye yönelik bir ipucu olarak algılarken, kaygısı yüksek olanlar yaşadıkları endişe yüzünden, bunu olumsuz bir durum olarak görmektedirler. Buradan da anlaşılacağı gibi, endişe faktörünün (sınav durumuna ve sınav sonucuna ilişkin olumsuz düşünce, inanç ve beklentiler) sınav başarısına olan etkisi, uyarılma faktörünün (fizyolojik uyarım sinyalleri) yarattığı etkiden daha fazla ketleyicidir. Yapılan araştırmalar, sınav kaygısı yüksek olan kişiler için en büyük sorunun, daha önce öğrenilenleri sınav sırasında hatırlayamamak olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca, kaygısı yüksek olan kişilerin kaygısı düşük olanlara kıyasla ders çalışmaya daha çok zaman ayırdıkları görülmektedir. Bu bulgular da sonuçtaki düşük performansın, bu kişilerin ders çalışma sürelerindeki yetersizliğe değil, olumsuz düşüncelerinin kendilerinde yarattığı, başa çıkılamaz derecedeki kaygıya bağlanabileceğini göstermektedir.

Nasıl Üstesinden Gelinebilir?
Eğer sınav öncesi, sınav sırası ya da sınav sonrasında başa çıkamadığınız bir kaygı duygusu yaşıyorsanız, düşünce tarzınıza ve kendinizle olan diyalogunuza dikkat edin. Aşağıdakilere benzer ifadeler kullanıyor musunuz?
• Eyvah, yine sınav yaklaşıyor ve ben çalışmamı yetiştiremeyeceğim.
• Bu sınavda başarısız olacağım ve herkes aptal olduğumu düşünecek.
• Çalıştığım halde kendimi yeterli görmüyorum.
• Zaman kalmadı. Hiç birşey bilmiyorum, herkes çalışmasını bitirmiştir.
• Sınav günü geldi ve ben çalışmış olsam da nasıl olsa herşeyi birbirine karıştıracağım.
• Eğer bu sınavda ortalamanın altında alırsam herşey berbat olur, sınıfta kalabilirim, atılabilirim, hayatım mahvolur.
• Sınav soruları kolay görünüyor ama herhalde birşey bilmediğim için bana öyle geliyor.
• Benden daha iyiler olduğuna göre neden sınav kağıdını ilk ben veriyorum? Sorular bu kadar kolay olamaz. Ben yanlış anlamış olmalıyım...
Eğer bu cümleler sizin kendinize sık sık tekrar ettiğiniz ifadelere benziyorsa genellikle olumsuz ve kendinizi yenilgiye uğratan bir düşünce tarzı içindesiniz demektir. Büyük bir olasılıkla sınav sonrasında kendinizi, bildiklerinizi yapamamakla, dikkatsizlikle, süreyi iyi kullanamamakla ve doğru yaptığınız soruları sonradan değiştirmekle suçlarsınız. Bütün bunlar, gerçek dışı ve olumsuz beklentilerinizin, potansiyelinizi kullanmanıza engel olması sonucunda ortaya çıkar.Öyleyse ilk yapacağınız şey, sınav durumlarında kendinizle ne tür bir diyalog içinde olduğunuza dikkat etmek ve bu diyalog esnasında yakaladığınız olumsuz, gerçek dışı beklenti ve yorumları değiştirmeye çalışmaktır. Örneğin, "bu sınavda başarısız olacağım ve herkes aptal olduğumu düşünecek" ifadesi yerine, "başarısız olmak ya da olmamak benim elimde. Şansım var, bunu kullanabilirim. Başarısız olsam bile bu benim aptal olduğumu göstermez" şeklindeki bir ifade, duruma daha gerçekçi bakmanızı sağlayacaktır. Ya da karamsar falcılık yapıp, "eyvah yine sınav yaklaşıyor ve ben çalışmamı yetiştiremeyeceğim" diyerek, kendinizi bu kehanete inandırmak yerine, şunu söylemeyi deneyebilirsiniz: "Zamanı bir düşman gibi görüp onunla savaşa girersem hem kendimi yıpratırım, hem de enerjimi yanlış yönde harcamış olurum. Oysa önümdeki zamanı kendi yararıma kullanmak benim elimde"... Kendinizle olan diyalogunuzda, olumsuz ve kötümser düşünme biçimini yansıtan "eğer bu sınavda ortalamanın altında alırsam her şey berbat olur, sınıfta kalabilirim, atılabilirim, hayatım mahvolur" gibi bir ifade kullanıyorsanız bunu şöyle bir cümleyle değiştirebilirsiniz: "Bu sınavda ortalamanın altında alacağımı nereden biliyorum? Ayrıca bir sınavda ortalamanın altında not almak dünyanın sonu değil. Bu sınavı hayatımın son şansı gibi görmekten vazgeçmeliyim"... Yapacağınız şey, gerçek dışı, kötümser ve karamsar düşüncelerinizi gerçek dışı bir iyimserliğe dönüştürmek değil, yalnızca gerçekçi düşünmektir. Unutmayın; başarıya ulaşmanın ilk aşaması, kişinin kendi potansiyelini doğru değerlendirmesidir. Nelerin eksik olduğuna ve neyi, ne kadar öğrenmeniz gerektiğine ancak gerçekçi bir değerlendirme sonucunda karar verebilirsiniz.
Kaygının zihinsel süreci olan "endişe" ile başa çıkmak için gerçekçi ve olumlu düşünme biçimini benimsemeye çalışırken, bedensel süreci olan "yoğun uyarılma" ile başa çıkmak için de gevşeme egzersizleri yapmayı deneyebilirsiniz. Eğer kendi zihninizin ürettiği bu olumsuz düşüncelerin tutsağı olmaktan kurtulursanız, endişelerinizin azaldığını ve artık bedeninizden gelen sinyalleri de, eskisi kadar olumsuz yorumlamadığınızı göreceksiniz. Ayrıca bunların, sınav öncesinden sınav sonrasına doğru, aşama aşama kendiliğinden kaybolduğunu fark edeceksiniz.
Duygularınız, düşünceleriniz ve bedeniniz arasında sizi bile şaşırtacak bir etkileşim vardır. Bu etkileşim, mutluluğunuza, başarınıza ve sağlığınıza zarar veren silahlı bir çatışmaya da dönüşebilir; kulağınıza çok hoş gelen bir senfoniye de... Bu sizin elinizde!
 
 
 
(alıntı)
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Ekim 24, 2009, 10:01:37 ÖS »

Kaygı, insanın varoluşundaki en temel duygulardan biri olup, insanın bedensel ve ruhsal varlığını tehlikede görmesi sonucunda yaşadığı tedirginlik olarak tanımlanabilir.Sarason (1975) genel olarak kaygıyı, tehdit edilen; meydan okunan güç bir ortamda bireyin kendisini yetersiz görmesi olarak tanımlanmaktadır. Birey yüz yüze geldiği bu durum süresince kişisel yetersizliklerinin, arzu edilmeyen sonuçları üzerinde odaklaşmaktadır.

19. yüzyılın sonlarına doğru kaygı psikolojik bir kavram haline gelmiş ve çoğu zaman korku ile eş anlamlı kullanılmıştır. Deneysel ve Fizyolojik Psikoloji bilimlerinde korku, Felsefe ve Psikiatride, Bilişsel ve Varoluşçu Psikolojide kaygı vurgulanmaktadır.Psikanalitik yaklaşım kaygıyı gerçeklik, nevrotik ve moral kaygı olmak üzere üçe ayırmıştır. Gerçeklik kaygı, bireyin dış dünyadaki tehlikelerden korkmasıdır. Tehlikenin derecesi ile kaygı düzeyi orantılıdır. Nevrotik kaygı, içgüdüsel, insanın elinde olmadan hissettiği korkudur. Moral kaygı ise, bireyin vicdanı ile ilgili korkularıdır. Başka bir deyişle, iyi gelişmiş vicdana sahip olan bir kişinin ahlaki değerlerin dışında bir şey yaptığında, vicdanen suçluluk hissetmesidir.

Kaygı kavramının anlaşılmasında önemli katkıları olan Freud, gerçeklik anksiyetesini (kaygı) korku ile eş anlamlı kullanmıştır. Gerçeklik anksiyetesi, dış dünyadaki tehlikeli durumların algılanmasından doğan can sıkıcı bir duygudur. Karen Horney’ e göre kaygı ve korku tehlikelere karşı geliştirilmiş duygusal tepkiler olmakla beraber korku, bir insanın karşılaştığı tehlikeyle orantılı bir duygudur. Örneğin, çocuk önemli bir hastalık geçiriyorsa annenin tepkisi korkudur. Bir anne, nezle olan çocuğunun öleceği korkusuna kapılırsa bu duygu kaygıdır. Kaygıda durumla orantısız, hatta çoğu kez imgesel bir tehlikeye karşı geliştirilen bir tepki söz konusudur. Korkuyu yaratan tehlikenin açık ve nesnel olmasına karşılık, kaygıyı yaratan tehlike gizli ve özneldir.

Öztürk (1989), korkuda dış dünyaya bağlı gerçek bir tehlike nesnesi varken, kaygıda ise böyle gerçek tehlike nesnesi olmayıp; bireyin bilinç dışı dünyasında bir tehlikenin, yani bir çatışma durumunun varlığından söz etmiştir.
Köknel (1985), kaygı ile ilgili fizyolojik belirtileri şöyle açıklamaktadır; insanın içinden ya da dışından gelen bir uyarım, sinir sistemindeki değişikliklere yol açar. Kan basıncı, kalp atışı, solunum sayısı artar. Mide ve bağırsak hareketleri hızlanır. Tükürük salgısı azalır, ağız kurur. Kan şekeri yükselir. Göz bebekleri genişler, çizgili kasların gerginliği artar, titreme olur. Otonom sinir sistemindeki kan ve adrenalin artar.
Cattel ve Scheier (1958, Akt., Öner, 1977) yirmi beş yıllık faktör analizi çalışmaları sonucunda kaygının tek boyutlu faktör olmadığını saptamışlar; daha sonraları da Spielberger, Cattel’ in ve Freud’ un fenomenolojik- fizyolojik kaygı anlayışını birleştiren bir kaygı kuramı önermiş ve buna iki faktörlü kaygı kuramı adını vermiştir. İki faktörlü kaygı kuramında birbirinden farklı özellikleri olan iki tür kaygıdan bahsedilmektedir. Bunlar durumluk ve sürekli kaygıdır.Durumluk kaygı, belli durumlarda ortaya çıkan kaygıdır. Ameliyat, diş tedavisi veya sınav gibi koşullarda hissedilen kaygıdır. Hızlı kalp atışları, hızlı nefes alma, terleme, ellerin titremesi, kızarma gibi tepkiler bireyin gerilim ve huzursuzluk duygularının göstergeleridir. Sürekli kaygı, bir kişilik özelliğidir. Bireyin içinde bulunduğu durumları genellikle stresli olarak ya da stres olarak yorumlama eğilimi de denebilir.
Le Compte ve Öner (1985), durumluk kaygıyı (korku) kinetik enerjiye, sürekli kaygıyı da potansiyel enerjiye benzetmişlerdir. Durumluk kaygı, kinetik enerji gibi belirli bir zaman kesiminde ortaya çıkan olay ya da reaksiyondur. Sürekli kaygı ise, potansiyel enerji gibi belirli bir tepki gösterme yatkınlığıdır. Sürekli kaygının düzeyi bireyin tehlikeli koşullarda yaşayacağı durumluk kaygı derecesinin şiddetini ya da sıklığını belirler. Sürekli kaygısı yüksek olan bireyin, baskılı koşullarda sürekli kaygısı düşük olanlardan daha sık durumluk kaygı tepkisi göstermesi beklenir.
Son zamanlarda yapılan araştırmalara bakıldığında genel kaygı kavramının karışıklığından dolayı araştırmacıların çalışmalarını sınav kaygısı, sosyal kaygı gibi spesifik kaygılar üzerinde yoğunlaştırdıkları ve bu kaygılardan en çok sınav kaygısı üzerinde çalıştıkları dikkati çekmektedir.

SINAV KAYGISI
 
Sınav kaygısı, sınavlarda veya diğer değerlendirmeye yönelik durumlarda, fizyolojik, davranışsal ve bilişsel öğelere sahip hoşlanılmayan yoğun bir gerginlik durumudur.Spielberger’ in (1966, Akt., Erkan, 1991) kuramına göre sınav uyaranları çok çeşitli biçimlerde olabilir. Öğretmenin “Bu sorunun cevabını sen ver veya bugün sınav yapacağım” demesi gibi o ana ilişkin olabileceği gibi, sınav tarihlerinin ilan edilmesi gibi geleceğe ilişkin de olabilir. Sınav uyaranları koşullu uyaranlardır. Bu nedenle anlamı, kişinin daha önceki deneyimlerine bağlıdır. Uyaranlar olumlu, ilginç algılanabileceği gibi, tehdit edici veya nötr olarak da algılanabilir. Bazı bireyler değerlendirmelere olumlu bir olay olarak yaklaşabilirler. Örneğin, birey, “başarılı olsam da olmasam da bu benim için bir tecrübe olacak, her ne olursa olsun yeni bir şeyler öğreneceğim” şeklinde olumlu düşünebilir. “Başarısız olursam kimse bana saygı duymayacak” biçimde olumsuz da düşünebilir. Sınav kaygılı bireyler, bu tür olumsuz yorumları doğruluğunu sınamadan temel gerçekler gibi kabul etme eğilimindedirler. Yüksek sınav kaygılı bireyler, sınav ortamlarını kendileri için ciddi bir tehdit olarak yorumlamalarına neden olan uyaranlara karşı çok duyarlıdırlar.
Öner’ e (1989) göre sınav kaygısı yüksek olan bireyler herhangi bir sınav durumunda “öz varlığını” tehdit edildiği korkusuna kapılmaktadır.Culler ve Holahan (1980), sınav kaygısına ilişkin “Eksik Öğrenme Modeli” ni ortaya atmışlardır. Bu araştırmacılara göre yüksek sınav kaygılı öğrenciler, verimsiz çalışma alışkanlıklarına sahiptir. Bu durum, yüksek sınav kaygılı bireyleri öğrenme süreçlerinde yetersizliğe itmektedir. Sınav anında yeterince hazırlanmadığını düşünüp, üzülen bireylerin kaygıları da artmaktadır.

Sınav kaygısı, son zamanlarda, akademik performansa etki eden davranışlar bütünü olarak kullanılmakta olup; doğal olarak sınav kaygısı, yetersiz ders çalışma becerilerini, aşırı fizyolojik tepkileri ve sınavla ilişkili olmayan zihinsel etkinlikleri kapsamaktadır. Bir çok araştırmacı, sınav kaygısını, kaygılı davranışları içeren aşırı tepkiler olarak da tanımlamaktadırlar.
Sınav kaygılı bireyler yalnızca sınavda değil, grup içinde konuşma, sorulara cevap verme, tartışmalara katılma, yüksek sesle okuma gibi etkinliklerde de korkulu, sinirli, gergin ve heyecanlı olurlar. Bireylerin kedilerine dönük bu olumsuz düşünceleri (kuruntuları) dikkatlerinin kolayca dağılmasına neden olur. Sınav sorularını okuma ve doğru cevaplama; konuşurken düşüncelerini organize etme, doğru sözcükleri seçme ve düzgün ifade etme gibi davranışlarında da başarısız olurlar.

SINAV KAYGISININ BOYUTLARI

1967’ de Liebert ve Morris, sınav kaygısının birbirinden farklı “kuruntu” ve “duygusallık” olmak üzere iki boyutu olduğunu belirtmiştir:
Kuruntu Boyutu : Sınav kaygısının bilişsel boyutudur. Başarısızlığın sonuçlarını düşünmek, başarmak için yeteneği hakkında kuşkuya düşmek gibi içsel konuşmaları içerir.
Duygusal Boyutu : Sınav ortamında kaygı ile ilgili fizyolojik reaksiyonlardır. Hızlı kalp atışları, terleme, üşüme, kızarma, sararma, mide bulantıları, sinirlilik ve gerginlik gibi bedensel yaşantılar, duygusallık belirtileri olarak kabul edilir.

Sarason’ a (1975) göre, yüksek sınav kaygılı bireyleri değerlendirme ortamı ile yüz yüze geldiklerinde dikkatlerini başka işlere odaklaştırma eğilimi vardır. Yazar burada iki tepki üzerinde durmaktadır. Birincisi duyuşsal ve otonomi reaksiyonlarla ilgilidir. Örneğin, aşırı terleme, kalp atışlarının artması gibi tepkilerdir. Diğeri ise bilişsel boyut ile ilgilidir. Örneğin sınav sırasında kendi kendilerine “Ben aptalım”, “Başaramayacağım” gibi telkinlerde bulunmaktadır. Bilişsel tepkilerin performansa olumsuz etkisi duygusal- heyecansal boyuttan daha fazla olmaktadır.
Salame (1984), kuruntu ve duyuşsallık boyutunu açıklarken kuruntu ve duyuşsallık boyutunu oluşturan elementler üzerinde durmuştur. Araştırmacıya göre, kuruntu boyutu aşağıdaki şu elementlerden oluşmaktadır:

1. Dikkatini kendi üzerinde toplama

2. Performansa ve yeteneğe güvenememe

3. Yetersiz ve güvensiz toplama

4. Başkaları ile karşılaştırmada “kendini zayıf” olarak değerlendirme

5. Kendini başarısızlık odağı olarak görme, sınavlara yeterince hazırlanamama duygusu.

6. Başarısızlığın sonuçlarını düşünme; hoşnutsuzluk, ceza, statü veya güven kaybı, akademik yaşantıda kayıp

7. Sınavın zamanında yetiştirilemeyeceği kuruntusu

8. Kendisini hezimete uğratma

Duyuşsallık boyutunda ise,kuruntu boyutunun aksine iki reaksiyon tanımlanmaktadır:
1. Gerginlik hissi, korku, endişe, sinirlilik, huzursuzluk

2. Somatik semptomlar örneğin, hızlı kalp atışı, mide ağrısı, ağız kuruluğu, baş ağrısı gibi semptomlar

Yapılan çalışmalar öğrencilerin sınav esnasında duyuşsallık düzeyinin gittikçe azaldığını, kuruntu düzeyinde ise sınavın başlamasından bitimine kadar bir azalmanın olmadığını göstermektedir.

SINAV KAYGISININ PERFORMANSA ETKİSİ

Doctor ve Altman (1969) yaptıkları çalışmalarda kuruntu ile performans ve performans beklentileri arasında olumsuz bir ilişki bulmuşlardır. Bu araştırmacılara göre, performansla ilgili kuruntular, sınav anında zihni sürekli meşgul etmekte, o an gerekli olan hatırlama, bilgiyi organize etme gibi bilişsel işlemlere karıştırmakta ve performansın engellenmesine neden olmaktadır. Diğer taraftan duyuşsallık tepkilerinin seviyesi yüksek olduğunda, belki bu durum sinir bozucu olabilmekte, bunun dışında bilişsel işlemlere anlamlı bir etki olmamaktadır. Araştırma bulgularına göre, kuruntu ve duyuşsallık puanları yüksek öğrencilerin, kuruntu ve duyuşsallık puanları düşük olanlara göre, performansları daha düşük olmaktadır. Kuruntu puanları yüksek, duyuşsallık puanları düşük olanların performansı, kuruntu puanı düşük, duyuşsallık puanı yüksek olanların performansından daha düşüktür. Bu her iki grubun performansı, kuruntu ve duyuşsallık puanları düşük olan öğrencilerin performanslarından da düşüktür.
Deffenbacher’ in (1977), bulguları da Doctor ve Altman’ ın bulgularını destekler niteliktedir. Kuruntu, performans ve performans beklentileri ile ters ilişkilidir; duyuşsallık, performans ve performans beklentileri ile ilişkili değildir. Duyuşsallık, ancak kuruntu ve duyuşsallık puanlarının yüksek olduğu durumlarda performans ile çoğunlukla ters orantılıdır.
Wine (1971), yüksek sınav kaygılı kişilerin değerlendirme ortamlarında, düşük sınav kaygılı öğrencilere göre daha başarısız olduklarını ve bu performans farklılığını da açıklamak için “Dikkat Hipotezini” önermiştir. Bu hipotezde, yüksek sınav kaygılı bireylerin, işle (sınavla) ilintisiz bilişsel yaşantılara girdiklerini; otonomik tepkilere odaklaştığını ve bunu da dikkatlerini dağıtarak, başarılarının azalmasına yol açtığını savunmuştur.

...
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11344


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Ekim 24, 2009, 10:01:52 ÖS »

Araştırmalar aşağıda sıralanan nedenlerin, sınav kaygısını arttıran başlıca nedenler olduğunu gösteriyor:

1.Çevrenin,Öğrenci Hakkındaki Görüşleri ile İlgili Endişeleri
a) ”Kazanmazsam akılsız olduğumu düşünecekler.”

b) ”Kazanmazsam beni filanca kişiyle kıyaslayacaklar, küçük düşeceğim.”

c) ”Benim kazanmama kesin gözü ile bakıyorlar, ya bu beklentiye cevap veremezsem.”

d) ”Ailem benim için fedakarlık yapıyor. Kazanamazsan karşılığını verememiş olacağım.”

e)”Filanca arkadaşımı mutlaka geçmeliyim. Ondan daha başarılı olmazsam değerim düşer.”
Bunlar ve benzeri duygu ve düşünceler sınav kaygısını önemli ölçüde arttıran nedenler arasında ön sırada yer alıyor.

2.Öğrencinin, Kendisi İle İlgili Endişeleri
Öğrencinin kendi kişiliğine verdiği değeri sınav başarısı ile ölçmesi, sınavı kazanamadığında kendine saygısını yitirme duygusu; kısaca, sınavı bilgiyi ölçen değil, kendi değerini ölçen bir araç olarak görmesi kaygıyı arttıran bir başka neden.

3.Üniversiteyi Gelecekteki Başarı Ve Mutluluğu İçin Tek Yol Olarak Görmesi
a) ”Hayatta başarılı ve mutlu biri olmak üniversiteyi kazanmama bağlı.”

b) ”Üniversiteyi kazamazsam, yapabileceğim başka bir şey yok.” Şeklindeki düşünceler, önemli nedenlerden biri.

4.Kendini Sınava Yeterince Hazır Hissetmeme
Aşırı gerginlik nedeniyle sınava yeterince hazırlanamamak,”hiçbir şey bilmiyorum, başaramayacağım.”duygusu, sınavda eli kolu bağlayan başka bir neden.

5.Olumsuz Tutumlar
a)”Ya hep,ya hiç” Türlü Düşünme:
Bu şekilde düşünenler dünyayı siyah ya da beyaz olarak algılar, onlar için gri yoktur. Yaptıkları iş, gösterdikleri performans kendilerini tam anlamıyla tatmin etmiyorsa mutsuz olurlar ve kendilerini başarısız olarak değerlendirirler.ÖR: ”Önümüzdeki hafta yapılacak ÖSS denemesinde ya 180 puan alırım ya da dershaneyi bırakırım.”

b)Aşırı Genelleme: Tek bir olumsuz olaydan yola çıkarak, olayın ardından gelen her şeyi başarısızlık ve yenilgi olarak değerlendiren bir yaklaşımdır.ÖR: ”Eyvah sınava 10 dakika geç kaldım. Hangi işi doğru dürüst yapabiliyorum ki zaten!”

c)Zihinsel Süzgeç: Bu tür zihinsel çarpıtmalarda, yalnızca olumsuz ayrıntılar seçilir ve onlara yoğunlaşılır; böylece gerçeğin tümü olumsuzlaştırılır. Bu düşünce tarzı, tıpkı bir damla mürekkebin, bir sürahi suyu morartmasına benzer.ÖR: ” Bu hafta sonu deneme sınavı var. Okul için yapmam gereken pek çok ödev de birikti. Teyzemin çocukları bir haftadır bizim evde kaldıkları için ders de çalışamadım. Bütün aksilikler beni bulur zaten.”

d)Olumluyu Geçersiz Kılmak: Herhangi bir nedenle olumlu olayların göz ardı edilmesi konusunda ısrar ederek, onları yok saymak da bir tür zihinsel çarpıtmadır.ÖR: ”Evet, aldığım puan sınıfın en yüksek puanı ama o gün şansım yaver gitti. Bunun böyle devam etmeyeceğinin farkındayım.”ü

e)Hemen Bir Sonuca Varmak: Bu yaklaşımda düşünen kişiler, ellerinde düşüncelerini destekleyecek kesin ve mantıklı kanıtlar olmadığı halde hemen olumsuz yorum yapma eğilimindedirler.ÖR: ”Öğretmenimiz bugün bana hiçbir şey sormadı. Geçen gafta düşük not aldığım için bana hala kızgın olmalı. Sabahleyin bana günaydın bile demedi. Artık beni sevmediğine eminim.”

f)Aşırı Büyütme Ya Da Aşırı Küçültme: Kişinin, kendi başarısızlıklarını ve başkalarının başarılarını abartması, kendisinin değerli özellikleri ile başkalarının hatalarını önemsiz olarak görmesi sıklıkla yapılan bir başka zihinsel çarpıtmadır.ÖR: ”Benim okulda başarısız olmaya hakkım yok. Kardeşimin de dersleri kötü ama o daha çok küçük.” ÖR: ”Benim okulda başarısız olmaya hakkım yok. Kardeşimin de dersleri kötü ama o daha çok küçük.”

g)Duygusal Mantık Yürütme: Yaşanılan olumsuz duygulara bakılarak, gerçeğin bu duygularda yansıtıldığı gibi olduğuna karar vermek, kısaca duygulardan hareket ederek gerçeği tanımlamaktır.ÖR: ”İçime büyük bir sıkıntı var. Belli ki, bugün sınavım kötü geçecek.”

h)”-meli, -malı” Cümleleri: Kişi kendisini suçluluk duyguları altında tutar, yapılacak her şeyi yerine getirecekmiş gibi bir inanca kapılır ve kendisini “yapmalı” ve “yapmamalı” sözcüklerinin gücüne inandırmaya çalışırsa da bu da, bir tür zihinsel çarpıtmadır.ÖR: ”Annemin ve babamın hayal kırıklığına uğramaması için başarılı olmalıydım.”

I)Etiketleme ve Yanlış Etiketleme: Etiketleme uç noktadaki aşırı genellemedir. Bu düşünce tarzına eğilimli olan kişi, hatasını açıklamak ve davranışın üzerinde durmak yerine, kendi kişiliğine, başkalarının hatası nedeniyle onların kişiliğine olumsuz göndermeler yapar. Yanlış etiketlemede ise kişi, herhangi bir olayı duygusal açıdan yoğun ve renkli bir dil kullanarak tanımlar.ÖR: ”Yine düşük puan aldım. Ne aptalım ben.”

i)Kişiselleştirme: Herhangi bir olayla ilgimiz ve sorumluluğumuz olmadığı halde bu alayın nedenini kendimizmiş gibi görmek.ÖR: ”Annemin babamla arası açılmış. Büyük ihtimalle, sebep sınav sonucumun düşük olması.”

KAYGININ ETKİLERİ


Kaygının Fizyolojik Etkileri:

Kaygı oluşturan durumlar her birimiz için farklı olmakla birlikte, kaygıya karşı bedenlerimizin verdiği fizyolojik tepkiler şaşılacak derecede birbirine benzemektedir.
Bir tehdit ya da uyarıcı ile karşılaştığımızda beyinde küçük bir sinir hücresi olan hipotalamus bedenimizin diğer bölgelerine seri işaretler gönderir ve saniyeler içinde çok karmaşık bir seri bedensel tepkiyi harekete geçirir.Bedende daha fazla enerji sağlamak için hormon üretimi artar.Rahatlama ve gevşeme durumlarından sorumlu parasempatik sistem yavaşlar.Hareket ve enerjiden sorumlu sempatik sistem hızlanır.Bedene biriken şekeri enerjiye dönüştürmek için gerekli olan oksijeni sağlamak için solumun hızlanır.Beyine, kaslara ve gerekli organlara yeterli kan göndermek üzere kalp atışları hızlanır ve kan basıncı artar.Eller, ayaklar deriye yakın bölgelerdeki kan, beyin ve gövde kaslarına doğru gider, kol ve bacaklarda ortaya çıkabilecek bir yaralanma durumunda daha az kan kaybı olması sağlanmaya çalışılır.Kana daha çok alyuvar karışarak daha fazla oksijen taşınması sağlanmış olur.Kaslar hareket için hazırlanır ve gerginleşir.Sindirim sistemi durur ve sistemdeki kan, beyin ve kaslara yönelir.Terleme artarak vücudun aşırı ısınması önlenir.Bağırsak ve idrar torbası kasları kaygı anında vücudu hafifletmek için gevşer.Tüm duyumlar optimum düzeye gelir.Gözbebekleri genişleyerek,göze daha fazla ışık girmesine, dolayısıyla görüşün keskinleşmesine yardımcı olur.

Bütün bunlar sunucunda bireyin fark edebildikleri ise:


Nabızda artış,

Terlemede artış,

Kasılmış bir mide,

Gergin kaslar,

Kalbin hızlı hızlı çarpışı,

Nefeste daralma,

Dişlerin gıcırdatılması, çenenin kasılması,

Konsantrasyon güçlüğü,

Aşırı tedirginlik,

Duyguların yoğunlaşmasıdır.

Kaygının Duygusal Etkileri:

Sinirlilik,

Gerilim,

Üzüntü,

Düşük öz saygı,

Yorgunluk,

İlgisizlik,

Utanç ve suçluluk,

Değişken ruh hali,

Yalnızlık.

Kaygının Davranışsal Etkileri:

Uykuya dalma güçlüğü veya çok erken uyanma,

Duygusal olarak patlama,

Agresif davranışlar,

Aşırı yeme veya iştah kaybı,

Titreme,

Kaygı yaratan durumdan kaçma,

Hiçbir şey yapmak istememek.

Kaygının Zihinsel Etkileri:

Konsantrasyon zorluğu,

Karar verme güçlüğü,

Unutkanlığın artması,

Eleştiri alıp eleştiri verebilme güçlüğü,

Kendi kendine eleştirici düşünceler,

Düşüncelerin çarpıtılması,

Eskiye göre daha katı tutumlar sergileme.
 
(alıntı)
Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM