EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 24, 2012, 09:06:40 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Nurullah ATAÇ'tan Ortaöğretimde Edebiyat Eğitimine Dair Düşünceler  (Okunma Sayısı 1157 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
fuzuliye
Ziyaretçi
« : Eylül 05, 2009, 04:23:04 ÖS »

Aydın insanı edebiyattan geçmiş kişi olarak tanımlayan Ataç, orta öğretimin bu açıdan
son derece önemli olduğunu, bu sıralarda okutulan edebiyatın çocuğa kişilik kazandıracağını
belirtir. Edebiyatı ve genel olarak sanatı Ahmet Haşim ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi
duyguları eğitme işlevi ile ele alır. Bu işlevin çocuğa kazandıracağı iki önemli özellik belirler.
Bunlar erdem sahibi olmak ve insanı tanımaktır:

“Bir toplumda ahlâkın ilerlemesini, düzelmesini istiyor musunuz? O toplumda edebiyat,
sanat merakını uyandırmağa, geliştirmeğe çalışın.
Çocuklara, gençlere şiirler, hikâyeler,
romanlar okutturun, onları tiyatrolara, sinemalara gönderin. O hikâyelerin, romanların,
oyunların insanlarıyla tanışsınlar, onların hayatlarını hayallerinde yaşasınlar, öğrensinler,
onların içlerini, böylece gerçekteki insanları da daha iyi anlarlar. Çocuğunuz büyüyünce ne
olacaksa olsun, küçükken siz ona edebiyatı sevdirmeye bakın, ilim, bilgi sonradan gelecektir,
önce insanlığını kurmak, hayalini işletmek gerekir.” (“Ahlâk”) (Ataç, 1968, 141- 142)

Logged
fuzuliye
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : Eylül 05, 2009, 04:24:05 ÖS »

Edebiyat eğitimi konusunda Divan Edebiyatı örneklerinden yararlanıp yararlanmama
Ataç’ın uzun süre kafasını meşgul etmiştir. 1940’lı yıllarda yazdığı yazılarda Türk çocuğunun
eski edebiyatı öğrenmesini ister ki bu fikrinden bir süre sonra vazgeçecektir.
6 Ancak bu
yıllarda, dilimizi gerçekten öğrenmenin, tadına varıp onunla güzel şekiller kurabilmenin çaresini
eski edebiyatı çocuklara okutmakta bulur.

“Şiirimizi, eski şiirimizi kendimiz de okumalı, çocuklarımıza da okutmalıyız. Dilimizi
gerçekten öğrenmenin, tadına erip onunla güzel şekiller kurmak gücünü edinmemin başka yolu
yoktur.”

Logged
fuzuliye
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : Eylül 05, 2009, 04:28:26 ÖS »

Son Havadis gazetesinde 26 Nisan 1953’te yayımlanan “Çocuklara Neden Aşk Şiirleri Okutmazlar?” adlı yazıdır. Bu yazı Ataç’ın Günce adlı kitabında da yer almaktadır. Yukarıda vurgulandığı gibi edebiyat eğitimine öncelikle duyguların eğitilmesi olarak bakan Nurullah Ataç, duygu eğitiminde ilk sırayı “güzel” şiirlereverir.

Okulun vazifesi çocuktaki doğal duyguları köreltmek değil, onları işlemek, inceltmektir.Çocukları güzel aşk şiirleri ile tanıştırarak, sevgilerini birtakım kaba sözlerle değil, güzel
sözlerle bildirmeye teşvik etmek gerekmektedir. Topluma ruh sağlığı yerinde, mutlu bireyler
kazandırabilmek ve insanların özel ilişkilerinin düzeyli, ruh besleyici ve estetik olabilmesi için
edebiyatın yardımını bekler. Kaideci eğitim anlayışına karşı çıkan Ataç meseleyi çok boyutlu ve
birbiriyle bağlantılı olarak ele alır. Aşk duygusunun estetik tarafını öğretmemenin yanı sıra
baskının beraberinde getireceği olumsuzluklara dikkat çeker:

“Çocuklara aşk şiirlerini öğretmediniz mi gerçekten güzel şiir gösteremezsiniz. Bunun
içindir ki birtakım yavan lâkırdılardan başka bir şey belletmiyorlar çocuklara. Şiiri
sevdiremiyorlar onlara.


Ne olur, çocuk aşk şiirlerini öğrenirse? Aşk sevda düşünür de derslerine çalışmazmış,
erkekse kızlara, kadınlara söz atar, kızsa kendisine söz atılmasından hoşlanırmış. Onlara aşk
şiiri öğretmek âşık olmalarına, çapkınlık etmelerine izin vermek olurmuş. Siz izin vermezseniz,
aşk sözü etmezseniz onlar kendiliklerinden öğrenmeyecekler, değil mi? Ama oğlunuz
büyüyünce, şöyle on sekiz on dokuz yaşını bulunca kızlara bakmazsa bu sefer de korkarsınız,
bir eksikliği, bir hastalığı mı var bu çocuğun diye hekime danışırsınız.

Çocukların bir yaşa gelince, aşk düşünmeleri tabiatın bir buyruğudur, bunun önüne
geçemezsiniz. Öyle ise aşklarını, o duygularını da eğitimden geçirin. Güzel aşk sözlerini
öğretin, imrensinler onlara, birbirlerini sevdiklerini söylerken onları kullansınlar, onlara benzer
sözler bulmağa çalışsınlar.

Ama çocukların tabii isteklerini saklamaları daha doğru bulunuyor. Böylece sinsiliğe,
ikiyüzlülüğe yalancılığa sürüklüyorlar onları, sonra da eğitim diyorlar, terbiye diyorlar bunun
adına” (Ataç, 1971, 89- 90)

Logged
fuzuliye
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : Eylül 05, 2009, 04:34:34 ÖS »

Ataç’ın, doğrudan doğruya edebiyat dersinin işlenmesi ile ilgili tenkitleri de vardır.
Öncelikle edebiyatçılar hakkında sadece teorik bilgi verilmesini doğru bulmaz.
Bir yazara
“körükörüne” hayranlık duyurmaya çalışmaktan değil eserlerden örnekler okutarak o yazarın
büyük olup olmadığına öğrencilerin bizzat karar vermelerini sağlamaktan yanadır.
Öğretmenlerin, okutacakları metinleri dikkatle seçmelerini ister. Zira çocuk, yazarın her
düşüncesini mutlak doğru olarak kabul edecektir. Öğreticilik bu yüzden büyük sorumluluk
gerektirir (“Abdülhak Hâmid”) (Ataç, 1968, 212- 213).

Basmakalıp ifadelerle yazdırılan kompozisyonlar, Ataç’ı çok rahatsız eder. Çocuğun
gerçekten gördüğünü, hissettiğini yazmasını, samimi olmasına izin verilmesini ister.
Öğretmenler güzel yazmayı öğretmeye çalışmasalar öğrenciler belki de kendiliklerinden
yazmayı öğreneceklerdir.


Ataç, okullarda çocuklara şiir ezberletilmemesinden de şikâyetçidir. Ona göre
ezberlenmeyen şiir iyice öğrenilmez, insanın dışında kalır, hayatına karışmaz. Oysa liselerde
özellikle Divan şiirleri sadece açıklanmakta, gençlerde ezberleme hevesi uyandırılmamaktadır.
Öğretmenlerin şiirleri nesre çevirip açıklamalarını Ahmet Haşim gibi doğru bulmayan Ataç, bu
metodun çocukta şiir sevgisini öldürdüğünü, şiirden tat almayı engellediğini ifade eder. Ona
göre en güzel şiir, kavrasak bile anlamını iyice açıklayamadığımız, müphem şiirlerdir. Okuma
kitaplarında ise böyle şiirlere yer verilmez. Öğretmenin “bilgiçlik etmesini” kolaylaştırmak için
uzun uzun anlatılmaya elverişli şiirler seçilmekte, buna bir de ezbercilikten kaçınma kaygısıyla
öğrenciye şiir ezberletilmemesi eklenmektedir. Oysa şiiri ezberletmek, şiirin biçimini içe
sindirtmektir. Bunu yapmayan öğretmen, bir doğruya iyice anlamadan, körü körüne inanmış,
kendisine söylenenin tatbik yerini araştırmamış olan kişidir. Asıl onlar ezbercidir. Ataç,
hafızasının kuvvetli olmadığını söyleyerek ezberlemekten kaçınanlara çok kızar. Hafızalarının
kuvvetsizliği, onu işletmediklerindendir. Şiir ezberleme, alışkanlık işidir. Gençlerin bu
alışkanlığa sahip olmamalarında suçlu Divan şiirini sevmeyen yazarlar ve eğitimcilerdir. Onlar
sevmezse doğal olarak çocuk da eski şiirin güzelliğini fark edemez. Yahya Kemal’in gazellerini
okuyup seven gençlerin, Fuzuli’nin, Baki’nin gazellerini de pek âlâ anlayıp sevebileceklerini
düşünür.10 Bu hususta öğretmenlere şöyle seslenir:

“Anlatmayın, açıklamayın çocuklara yırları, belletin, onlardaki biçim güzelliğini
sezmelerine çalışın. Dinleyin okumalarını, sezip sezmediklerini anlarsınız. Anlamıyor
musunuz? Kendinize küsün. İyi bir öğretmen, iyi bir yetiştirici değilsiniz demektir” (“Anlatmak”)
(Ataç, 1972, 772)

Alev Sınar ÇILGIN'ın yazısından alıntıdır.
Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM