EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Şubat 09, 2012, 10:58:07 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: KÖY ENSTİTÜLERİNDEN EĞİTİM FAKÜLTELERİNE...  (Okunma Sayısı 668 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
hakikiaşk
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 35



Üyelik Bilgileri
« : Aralık 09, 2009, 10:23:21 ÖS »

KÖY ENSTİTÜLERİNDEN EĞİTİM FAKÜLTELERİNE...

              Cumhuriyet dönemi eğitim tarihimizin çok derin bir araştırma gerektiren okullarıdır, Köy Enstitüleri. Bana göre, o günün Oxford’u. Ne yalan söyleyeyim, o günleri yaşayıp, o eğitimi almak isterdim. Çünkü, o okulların mezunlarından bulabildiklerimle yaptığım söyleşilerde edindiğim intiba, o insanların öğretmenliği hakiki bir meslek olarak benimsemiş oldukları ve bu mesleğin gereklerini haz alarak yaptıkları, öğretme- eğitme aşkının yüreklerinde sönmeyen bir meşale gibi hep yandığıydı. Güzel bir köyün yanından geçerken “-Ah, şöyle bir köyde öğretmen olabilsem...” diye iç geçiren bu eğitim neferleri gibi, bugün acaba kaç öğretmenimiz köyde öğretmenlik yapmanın özlemini çekmektedir? Bugün çok enteresan bir durum olur sanırım, köyde öğretmen olabilmenin hayalini kurmak.
             Geçenlerde Köy Enstitüsü mezunu bir emekli öğretmenle sohbet etme fırsatı buldum. Hayli yaşlı.1950’de Erzurum Pulur Köy Enstitüsü’nü bitirmiş.Uzun yıllar, ülkemizin aynen insanları gibi şirin köylerinde görev yapmış, cehaletle savaşmış.Yeri gelmiş köyün doktoru olmuş, yeri gelmiş köylünün tarlasında ziraat mühendisliği yapmış.Köylünün hem düğününde bulunmuş, hem cenazesinde.O dönemde görev yapan birçok köy öğretmeni gibi,  devletin köye uzanan, uzaktaki bir eli olmuş.
             Ben o yıllardaki eğitimi merakla sorarken, o, güzel üslubuyla, tatlı diliyle, gözlerindeki hala sönmemiş o parıltıyla yavaş yavaş anlatmaya başlıyor. Anlatırken, o yıllar gözlerinin önünden bir bir geçiyor. Omuzları çökmüş ama şimdi imkan verseler yine öğretmenlik yaparım diyor bu yaşlı amca. Epey uzun bir film şeridi gibi kare kare hatırlıyor o çile yüklü yılları.  Uzaklara dalıyor... Okul arkadaşlarından, öğretmenlerinden bahsediyor. Öğretmenlerine “Baş tacı, elleri öpülesi insanlardı.”diyor. Yatılı öğrenciliğinin, çalıştığı köylerin özlemini çekiyor. Ve bana,”O günleri anan, araştıran böyle genç öğretmenlerimiz de hala varmış, ne mutlu, çok memnun oldum.” diyerek onure ediyor. Sohbetimiz devam ediyor bu ışık yüzlü insanla:
            “Okulumuzun on bin dönüm arazisi vardı. Bugünkü üniversite kampüslerine benziyordu. Gürültüden uzak, sessiz bir yerdi. Beş yıl okuduk. İş hayatını köye yansıtacak biçimde yetiştirildik. Atölyelerimiz, işliklerimiz, uygulama bahçelerimiz vardı. İnek sağdık, çapa yaptık, patates, havuç yetiştirdik, duvar ördük, marangozluk yaptık, demircilik öğrendik... Daha neler yapmadık neler... Köyün ve köylünün kalkınması için ne gerekiyorsa bize öğretilirdi. Çünkü bir ülkenin kalkınması, köylünün kalkınmasından geçer.Bununla beraber, bugün modern anlamda hangi pedagojik dersler görülüyorsa, aynısını, belki daha güzelini gördük.Çok enteresandır, dördüncü ve beşinci sınıflarda subay nezaretinde birer ay askeri eğitim bile gördük.Yaz tatilimiz toplam kırk beş gündü.”
             Hayranlıkla ve şaşkınlıkla dinliyorum. Tam anlamıyla, dört başı mamur köyü ve köylüyü kalkındırma projesi. Bir yandan da üniversite öğrenciliğim gözlerimin önünden geçiyor. Kendimce kıyaslamalar yapıyorum. Tanıdığım öğretmen lisesi değil, eğitim fakülteleri öğrencileriyle karşılaştırma dahi yapamıyorum. Çaylarımızdan birer yudum daha alıyoruz ve merakıma mucip olan sorularıma başlıyorum:
-   Peki ya saygıdeğer hocam, bu kadar güzel eğitim veren okullar niçin kapatıldı?
             -    Bizim okullarımıza çeşitli şekillerde çamur atıldı,  eğitime ideoloji karıştırılıyor denildi. Ben, bu atılan iftiraların hiçbiri ile karşılaşmadım. İnançlarımıza ve değerlerimize hiç kimse karışmadı. Her şeyden önemlisi, okula başladığımızdan okuldaki son günümüze kadar mesleğimizin kutsiyeti anlatıldı, sevdirildi. Bizim için öğretmen olmaktan başka bir sevda yoktu gönlümüzde.
             Karşımda, yaşayan bir eğitim tarihçisi gibiydi. Köy enstitülerinden mezun olabilmekte karşılaştığı zorluklara gelmişti sıra.
             “Köy okullarına staja giderdik. Gittiğimiz okulun müdürünün verdiği programa göre derslere girerdik. Eğitim şeflerimiz bizi denetler, öğretmenliğimizi değerlendirirdi. Okulu bitirirken sözlü, yazılı, uygulamalı sınavlardan geçerdik. Mülakatta en az üç öğretmen bulunurdu. Öğretmenlerimiz branşlarında çok başarılı, kendisini yetiştirmiş insanlardı. Noksan taraflarını görmedim.”
             Köy enstitülerini şu anki öğretmen liseleriyle veya daha ileriye gidip eğitim fakülteleri ile kıyaslarsak ne düşünürsünüz dediğimde:
             “Öğretmen yetiştiren okulların aldığı eğitimle bizim eğitimimizi kıyaslamak hayal bile edilemez. Çünkü bizlere kendi kendimize yetebilme öğretildi.” diyor. Sohbetimiz devam ederken beni en çok duygulandıran cümle çıkıyor ağzından, yaşlanmış bu vatan hizmetkârının.
              “Köy enstitülü öğretmenlerden başka hiçbir öğretmenin mezarı görev yaptığı köyde yoktur.”
                Bu cümleyi kitaplara sığdırmak, herhalde çok zor olur diyorum. Hani her şey sevmekle başlar deniyor ya, gerçekten her şey insanı sevmekle başlıyor.”Kötü insan yoktur, kötü yetiştirilmiş insan vardır.Azgın taylardan çok iyi atlar çıkabilir.”sözlerinde birleşiyoruz, bir çok konuda olduğu gibi.   
              Köy enstitülerinden başlayan yolculuk, ilköğretmen okulları, öğretmen okulları, yüksek öğretmen okulları, eğitim enstitüleri, öğretmen liseleri ve nihayet Anadolu öğretmen liseleri ve eğitim fakülteleri ile son bulmuş. Ve bu kervanın son yolcuları, yol haritasının neresindedirler, gidişleri nereyedir, bu yolculuk onlara neyi ne kadar kazandırmıştır, merakla cevap beklenen sorular...
             Eğitim fakültelerinin pedagojik formasyon yeterliliği, akademisyen yeterliliği, öğrencilerine mesleki olgunluk verme noktasındaki yeterliliği, mesleğe hazırlama, staj süresi, yukarıda bahsedilen kendi kendine yetebilme gücüne sahip öğretmen yetiştirebilme başarısı, hepsinden daha önemlisi öğretmenliği sevdirebilme anlayışı bugünün eğitimcilerinin, kamuoyunun tartıştığı ve daha çokça üzerinde durması gerekli konulardır.   
              Evet, o yıllarda, kıt imkânlarla, insanlar eğitim adına neleri başarmışlar, nelere imza atmışlar... Bilgisayar yok, tepegöz yok, internet yok, telefon yok, televizyon yok, yok, yok.İşte bu yokluğun içinde hangi varlıklara sahip olmuşlar, hangi ruhla yoğrulmuşlar, bugünün eğitim bilimcilerinin üzerinde çokça durması gereken bir model olduğu kanısındayım.   
              Derin saygı ve muhabbetlerimle...
                 
                                           Fatih TİRYAKİ
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11335


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Aralık 09, 2009, 10:38:14 ÖS »

“Öğretmen yetiştiren okulların aldığı eğitimle bizim eğitimimizi kıyaslamak hayal bile edilemez. Çünkü bizlere kendi kendimize yetebilme öğretildi.”

Öğretmen okulları ,Köy Enstitüleri ve Eğitim Enstitülerinde hakikaten ayakta kalma,kendine yetme becerisi kazandırılmaya çalışılmış,kısacası tek kişilik bir ordu yetiştirilmesi hedeflenmiş.Yapılan bir araştırma da Enstitü mezunu öğretmenler, Fakülte mezunu öğretmenlerden daha başarılı bulunmuş...

Anlamlı paylaşımınız için teşekkürler hocam.
Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM