EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 24, 2012, 08:28:05 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: dersanede çalışan arkadaşların sorunları  (Okunma Sayısı 2550 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
dersaneci
Yeni Üye
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 11


yeniden yükseliş zamanı


Üyelik Bilgileri
« : Şubat 04, 2009, 04:44:42 ÖS »

siz kendiniz veya dersanede çalışan arkadaşlarınızın sıkıntılarını paylaşabilir misiniz?
Logged

yeniden yükseliş zamanı............
kızıl ile kara
Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 76



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Mart 24, 2009, 03:53:18 ÖS »

ben birkaç yıl önce bir sorun yaşadım. iki yıllık mezundum o zaman. istanbul'da şimdi adını vermek istemediğim bir dershaneyle anlaştım. anlaşmamızda, stajyerliğimin kalkacağı netleştirildi, konuşmamız sırasında, bana stajyerliğimin kalkması için ssk primlerimin yatırılacağı da söylendi. buna karşılık  düşük sayılabilecek bir aylık ücretle çalışmam gerekiyordu, kabul ettim...  bir yıl boyunca canla başla çalıştım, hatta dönem arasında yöneticilerin takdirini kazandım, dershaneye yeni alınan çeşitli branştan etüt öğretmenlerinin sorumluluğu bana verildi... benimle neredeyse aynı yaşta arkadaşlarımı yönetmem ve onları eğitmem istendi.. bunu da yaptım...

derken yıl sonu geldi, dershane bitti. yani öss grupları ve ( o zamanlar oks idi) oks grupları artık bizimle vedalaştılar, evlerine, tatillerine gittiler. ben de bütün yöneticilerle vedalaştım, artık istanbul'dan ayrılıp ailemin yanına taşınmaya karar verdiğimi söyledim. artık ailemin bulunduğu şehirde çalışacağımı da belirttim. önce üzüldüler, "kararın kesin mi, burada kal, seneye de beraber çalışalım, istediğin zam mı?.. " gibisinden sorular sordular. tabii ki kararım kesindi, ailemle yaşamak istiyordum artık ve bunu reddettim. dershaneden ayrıldım.

ertesi gün beni aradılar, acilen dershaneye gelmem gerektiğini, çok acil görüşülmesi gereken bir konu olduğunu söylediler. apar topar gittim. meğer konu şuymuş: ssk primlerimi yazın da yatırmaları gerekiyormuş, yani sözleşmem eylüle kadar devam etmeli ve ssk primlerim de eylüle kadar yatmalıymış. halbuki ben yaz boyunca tatil yapacak, yaz bitince de stajyerliğimi alıp, başka bir dershanede çalışmaya başlayacakmışım. bu dershaneme haksızlıkmış. ya yazın da orada kalıp kayıt yapmam, ya da bir sonraki yıl için sözleşme imzalamam gerekiyormuş. sözleşme imzalamam o an için mümkün olmayacağına göre, bir sonraki yıl onlarla çalışacağımı taahhüt eden bir senet imzalamalı ve kendilerine vermeliymişim. ama konuşmamızda bu yoktu. baştan anlaşmıştık, ben temmuz'a kadar çalışacaktım, siz de stajımı kaldıracaktınız, bunun için düşük bir ücretle çalıştım sizde, sırf stajyerliğimi kaldırın diye, şimdi niye böyle oldu dediğimde... "öyle oldu hocam, nasıl istiyorsanız öyle yapın, siz bilirsiniz." dendi...

her şeyi, ama her şeyi bıraktım, ailemin yanına döndüm. staja yeni baştan başladım yeni öğretim yılında... Allah'a şükürler olsun ki çok iyi, ciddi ve haksızlık etmeyen kurumlarla çalıştım. ama o yaz döktüğüm göz yaşlarını ben asla unutmam.. Allah da unutmasın... (unutmadı da zaten, kurum isim ve el değiştirdi, halen aynı binada başka bir işletme şeklinde. kimsenin yediği haklar boğazından rahat rahat geçmez bu dünyada.)
Logged

"Bütün iş Tahir'le Zühre olabilmekte, yani yürekte..."
Emekli
Yeni Üye
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 11


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Nisan 08, 2009, 12:12:17 ÖÖ »

Sayın Kızıl ile Kara,

Anlattıklarınız dershanelerde çalışan meslektaşlarımın birçoğunun maalesef başına geliyor.
Ben şu anda elli beş yaşındayım, yıllarca İstanbul'daki sadece özel okullarda ve dershanelerde çalıştım.
Rumuzumdan da anlaşılacağı üzere artık emekliyim.

On beş yirmi yıl öncesinde İstanbul'da isim yapmış dershaneler vardı. Öğrenci sayıları itibariyle kazançları
yerindeydi ve öğretmenlerine dolgun miktarda maaş veriyorlardı.Ayda yüz elli olmak üzere yılda bin beş yüz ders saatini garanti eder, yüksek saat ücretleri verirlerdi. Yıl sonunda bin saatte kalsanız bile o beş yüz saat onların riski olur, bunu garanti ettikleri için de öderlerdi. Etütlere, deneme sınavı gözcülüklerine de ayrıca ücret ödenirdi. Bu bakımdan dershane işvereni de öğretmen de oldukça memnundu. Okulda çalışan öğretmenlerin maaşının üç misli para alınıyordu; cumartesiyi, pazarı feda etmeye değiyordu.

Sabahçı ve öğleci A'dan Z'ye şubeleri olanı vardı, Z Şubesi'ne girdiğimi bilirim. Yirmi bir şubede ders işlediğim, cumartesi ve pazarları onar saat olmak üzere -etütler hariç- bazı aylar yüz kırk saat derse girdiğim olmuştur.

Dershanelerin o altın devri artık bitti. Bu, orada çalışan öğretmenlerin de durumunu etkiledi.
Ders ücretli çalışmayı kaldırdılar, aylık maaşlı sistemi getirdiler. Buna etütler, sınav gözcülüğü ek işleri de dahil edildi. Ödenen para, okulda çalışmakla alınan parayla aynı; stajyerseniz daha azı oldu. Cumartesiyi, pazarı feda etmenin anlamı kalmadı.

Anlattığınız ayak oyunları o zamanlar da vardı. Benzerleriyle ben de karşılaştım. İlk başvurduğum birinde sözleşmeyi imzaladıktan bir hafta sonra "bir konuda görüşmek üzere" tekrar çağrıldım. "Düşündükleri sayıda sınıf açamayacaklarını" belirtip sözleşmeyi iptal ettiler. İşin aslının öyle olmadığını kısa bir süre sonra öğrendim. Beni oraya tavsiye eden kişiyle bir sebepten bozuşmuşlar, irtibatın kesilmesi için de beni harcamışlar.

Sözleşmeler genellikle mayıs ayında yenilenir. Çalıştığım birinde de hazirana kadar ses çıkmadı. Haziran boyunca da görüşmeyi dört kez tekrarladılar, sonunda öyle bir ücret teklif ettiler ki kabul etmek imkânsızdı. Son çalıştığım dershanede de ücretim bölük pörçük ödendi.

Dershanede, daha doğrusu özel kurumlarda çalışmanın bir olumsuz yönü de sigorta primi meselesidir. Onlar işten çıkarmadıkça kıdem tazminatı alamazsınız; örneğin, beş yıldan fazla çalıştığınız bir yerde, ilerde bir gün sizi çıkarmak isterlerse ödeyecekleri kıdem tazminatı artacağından, bir bahaneyle işinize son verirler. Artık memnun olmayıp kendiniz çıkmaya kalksanız beş yılınızın tazminatı yanar. Diyelim ki çalıştığınız bütün özel kurumlarda ilişkileriniz çok iyiydi, kendiniz ayrıldığınız halde kıdem tazminatınızı verdiler; maaşınızı muhakkak eksik gösterdiklerinden gerçekten almanız gereken miktarı zaten alamazsınız. Ayrılınan yerlerden alınan tazminat, yüklü olmayacağı için eninde sonunda harcanacaktır; emekli olunacak yıla kalmayacaktır, emekli olduğunuzda  bu yüzden elinizde toplu para bulunmayacaktır.

Çoğu dershane, çalıştırdığı öğretmenin haziran ayında çıktığını bildirir sigortaya -bundan haberiniz olmaz- eylülde yeniden girişini yaparlar; böylece her yıl üç ay priminiz ödenmez. Bu da emekliliğinizin tarihini uzaklaştırır; hatta çalıştığınız süre içinde de primleri otuz gün üzerinden ödemezler; on, on beş veya yirmi günlük bir süre gösterirler. O tarihlerde internet olmadığından bunların yatırılıp yatırılmadığını, yatırıldıysa kaç gün gösterildiğini kontrol edemezdiniz. Onun için de hastaneye gitme numarasıyla vizite kâğıdı yazdırılır, hiç olmazsa son dört aylık prim yatmış mı yatırıldıysa kaç gün gösterilmiş, öğrenilmeye çalışılırdı.

Özel okullarda da primleriniz otuz gün üzerinden yatırılsa bile aldığınız maaş, sigortaya tam olarak değil; kanunen gösterilmesi gereken en az miktarda bildirilir, dolayısıyla işveren az prim öder. Seneler sonra emekli olduğunuzda bu yüzden üç kuruş emekli maaşı bağlanır. Artık iş işten geçmiştir, geçmiş dönemlere ait primleri yatıramazsınız, çalışma gün sayısını arttıramazsınız.

Dershanelerin artık ekonomik bakımdan tercih edilecek tarafı kalmamıştır. Size tavsiyem, devlet okuluna geçmeye çalışmanızdır. Orada aldığınız maaşın ve çalışma sürenizin eksik gösterilmesi gibi bir durum yoktur. Emekli olduğunuzda da sigorta emeklisinin alacağı maaştan çok fazlasını ve emekli ikramiyesi alırsınız. Devlet okulunda olmasa bile bir özel okulda çalışmak, dershaneye göre daha iyidir. Cumartesi pazarınız vardır, on beş günlük tatiliniz vardır; ama orada da rekabet kuralları işlediğinden, Türkçe-edebiyat branşı da müsait olduğundan koşuşturmanız çok olacaktır; cumartesi pazarlarınızın bazıları da seminerler, toplantılar yüzünden elinizden alınacaktır. Öğretmenlerini gece saat ona kadar çalıştıranı da vardır.

Çalıştığım bir özel okul, Anadolu liseleri statüsüne geçerek yeniden yapılanma sürecine girmiş; benim çalıştığım klasik eğitim veren kısmını kapatma kararı almış ve bana o güne kadarki başarılı çalışmalarımdan dolayı teşekkürlerini ve ondan sonraki hayatımda da başarılı ve mutlu olmamı dilediğini bir yazıyla bildirerek kibarca işime son vermişti; çünkü orada yedi yıldır çalışıyordum ya on yıl daha çalışırsam... On yıl sonra çıkarmaya kalkarsa on yedi yıllık kıdem tazminatı mı ödeyecekti bana? En iyisi yedinci yıldayken işi bitirmek gerekirdi. (O okul, aldı yürüdü, şimdi üniversitesi bile var) Kapanışın üstünden bir yıl geçti, tazminattan ses seda yok. Telefon ediyorum,yeni yerine gidiyorum; ama türlü
türlü bahanelerle atlatılıyorum. Tanıdıklarım, MEB'e şikâyette bulunmamı tavsiye ettiler. Bir dilekçeyle durumu MEB'e
anlattım. Ne cevap gelse beğenirsiniz : "Özel bir kurumda çalışmanız itibariyle durumunuz işçi-işveren ilişkisini içerdiğinden, iş mahkemesine başvurmanız gerekmektedir."

İş özel okula tayine gelince, teftişe gelince, sicil vermeye gelince, soruşturmaya gelince devreye giriyorsun, "Tazminatımı ödemediler, söyle de ödesinler" deyince "Ben karışmam, başka kapıya" diyorsun!

Aldığınız maaşın tam gösterilmesini, aradaki prim farkını kendinizin ödeyeceğini belirtirsiniz aldığınız cevap şu olur: "Öğretmenin maaşını, müdürünkünden fazla gösteremeyiz". Müfettişler gelir, idare tarafından bir haber uçurulur: "Size kaç lira maaş aldığınız sorulursa bordrodaki miktarı söyleyin". Elbette ki hiç kimse imzasını inkâr edemeyeceğinden, herkes bordroda yazan miktarı aldığını söyler. Diyelim altı ay boyunca o miktara imza atmışsın, sonra "Ben ondan fazlasını alıyorum" diyorsun, ortada yazılı belge varken bu iddianın hukuken ispatı mümkün mü?  Şahitlikle de mümkün olduğunu düşünelim. Kim işin doğrusunu söyleyebilir; üstelik sen de malî ve hukukî açıdan suçlu olursun, bile bile eksik miktara imza atmış olmaktan. Seni suçlamadıklarını varsayalım. Okul sahibi seni ertesi gün veya o yılın sonunda muhakkak kapının önüne koyar.

Özel kurumlar arasında bir de "şu isimdeki öğretmen sana iş için başvurursa onu işe alma" ihbar ve ihtarı vardır.
Siz bir özel okulda yüzde yüz haklı olarak işverenle çatışmaya girersiniz, sonunda ya o sizi işten atar veya siz ayrılırsınız. Bütün okullara yukarıdaki mealde faks gönderilir.

Yazınızın sonunda, çalıştığınız dershanenin el değiştirdiğini belirtiyor ve haksızlıklarının bedelini ödediklerini belirtiyorsunuz, benle sözleşme imzalayıp sonra iptal eden o dershane yüzünden temmuz ayında ortada kalakalmıştım. Nereye gitsem, "Hocam daha önce neredeydiniz?" demişlerdi. Yaz boyunca yeni bir iş bulmaya çalışmış epey sıkıntı geçirmiştim. O dershanenin sahibinin başına öyle bir iş geldi ki -olay basına da yansımıştı- hangi dershane ve sahibinin kim olduğu belli olur diye olayı yazmayacağım, herhalde başkalarının da canını yakmıştı, bedelini çok ağır ödedi.

Bunlar, öğretmenlik hayatım boyunca tanık olduğum veya içinde bizzat yer aldığım olaylardır. Özellikle genç
meslektaşlarımın dikkatli ve hazırlıklı olmaları için anlattım; çünkü "bunlar geçmişte kalmış, bugün öyle şeyler olmaz" denemez. Bu sistem ve kurumlar devam ettikçe sadece isimler, kişiler, binalar, tabelalar değişecek; olaylar aynı kalacaktır.

Sayın Kızıl ile Kara, size mutlu ve başarılı bir meslek hayatı diliyorum; sevgi ve saygılarımla...

 








« Son Düzenleme: Nisan 16, 2009, 11:59:20 ÖÖ Gönderen: Emekli » Logged
mkuvanci
Üye
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 54



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : Nisan 21, 2009, 07:20:29 ÖÖ »

Sayın kızıl ve kara,

Dershanelerde stajyerliğinizin kalkması için yasal olarak on iki ay çalışmanız ve ssk primi ödenmesi gerekmektedir. Bu işin kanuni boyutudur. Yasa kurumun size verdiği söze değil, kendi koyduğu kurala bakar. Dershane yöneticileri sizin bir yılı doldurmadığınız için kanuni olarak stajyerliğinizin kaldırılamayacağını söylemek istemişler sanırım. Yani Eylül ayında derse ve göreve başlamışsanız, ekim ayına kadar çalışmanız ve sigorta piriminizin yatması gerekir stajyerliğinizin kanunen kaldırılması için.

Hiçbir kurum da üç ay çalışmayan bir elemanın sigorta pirimini yatırmayı düşünmez. Neticede dershaneler para kazanmak için açılmış kurumlardır.

Yanlış yapılan şeylerin savunulması doğru değil, ama her dershane de öğretmeni sömüren bir kurum değil. Bir kasa domates içinde mutlaka üç beş tane çürük çıkacaktır. Bu çürükleri dikkate alarak bütün kasa çürük diyemeyiz.

Sağlıcakla...

Logged

"can gidiyor, canım gidiyor,
canımın içi ömür bitiyor"
fuzuliye
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : Nisan 21, 2009, 10:15:00 ÖS »

Sayın Emekli hocam uzun açıklamalarınız çok faydalı olacak, teşekkürler.
Logged
kızıl ile kara
Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 76



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : Nisan 22, 2009, 10:38:52 ÖÖ »

emekli hocamın tavsiye ve tecrübelerinden ben de çok faydalanmak isterim. benaks hoca'ma da özel mesajla da ilettim, benim durumum kendi bilgisizliğimden ya da bedavaya stajımın kalkmasını istememden kaynaklanmıyor, tamamen dershanenin kötü niyetinden kaynaklanıyor. yanlış yorumlamışlar... ben dershane stajının kalkması için 12 ay boyunca ssk primlerinin yatması gerektiğini en başından biliyordum, ilk çalıştığım kurumla da bu konuyu aynen böyle konuştum, "ben yaz tatilinin başından itibaren yokum, burada kalmayacağım, bir dahaki seneye çalışmayacağım" dedim, çünkü ailem başka bir şehirdeydi ve ben de onların yanına dönmek istiyordum.  onlar da yıl içindeki ücretimi çok düşük tutup, yazın sigorta primlerimi yatırmayı kabul ettiler. fakat daha sonra bu durumdan caydılar, beni kaybetmek istemediler, böyle bir tehditle beni kendilerine bağlamak istediler. bunu reddedince de bir yıllık emeğim, az ücrete razı olmam, canla başla çalışmam, her şey, her şey boşa gitti. ben kaybettim, ya da belki de kaybettiğimi sandığım  anda kazandım. onlar kazandığını sanarken kaybettiler. durum bundan ibaret. elbette ki kimseden çalışmadan para ya da şahsıma fazladan bir hak tanınmasını istemem.

herkes elini vicdanına koysun, okuduğunu doğru anlasın lütfen, kimse kendi çocuğunun ya da yakınının başına gelmesini istemeyeceği bir durumda sırf dershaneci olduğu için olaya objektifliğini yitirerek yaklaşmasın. ahlaklı ve düzgün çalışan kurumlar tabii ki çok fazla, ama dershanelerin birçoğunda durum rezalet ötesi, bu sorunların bir kısmına ben de zamanında yöneticilik yaptığım için vakıf oldum, neyse ki benim çalıştığım dershane işi ciddiye alan bir kurumdu. henüz öğrenci olduğu halde küçük sınıflardan tutun da öss gruplarına kadar derslere sokulan arkadaşlarımız var, üç otuz paraya çalıştırılan dershane öğretmenlerinin benim görebildiğim dişe dokunur hiçbir hakkı yok,  çünkü biraz diretirseniz iş bulamazsınız, sizin yerinize sizin yarı paranıza bir başkası işinize taliptir zaten. hak isterseniz alamazsınız, tamamen kölesiniz, bir sabah dershaneye gelince işine son verildiğini öğrenip ağlayarak evine giden az mı arkadaşımız oldu? sebep neydi? daha sonra da çalıştı bu insanlar, gayet de iyi ve kaliteli birçok öğretmen bu şekilde işinden uzaklaştırıldı. sebep yok! daha ucuza çalışacak biri bulunmuştu muhtemelen ya da dershane sahibinin bir tanıdığı iş arıyordu ve işe o başlayacaktı... benim daha geçen sene çocuğunun doğumuna bir ay kala son derece kaliteli bir geometri hocama, işten uzaklaştırıldığını söylemek zorunda kalışımı ben nasıl unutabilirim? baba olmak üzere bu insan, bir ailesi sorumluluğu var, büyük umutlarla işe başlamış sadece bir iki ay olmuş çalışmaya başlayalı. bütün öğrencileri de kendisinden memnun, çalışma arkadaşları da... ama daha ucuza çalışacak bir rakibi çıkmış... hiçbir şey yapamadık. uzaklaştırılan arkadaşlarımız hiçbir şey yapamadılar. bunların hiçbir hakkı yok, ellerinden hiçbir şey gelmiyor.şu anda bir sürü pişmanlık yaşıyorum, keşke örgütlenebilseydik, en azından "sebebini" sorsaydık! hepimiz işi bırakmakla tehdit etseydik kurumu, ne olacaktı? Allah rızkımızı mutlaka ki verirdi, keşke durduğumuz yeri belli etseydik zamanında!  o gün öğretmenler odasında bunlar konuşulurken, bir arkadaşımız çıkıp dedi ki; "benim şu anda paraya ve işe ihtiyacım var, maalesef size katılamam! " gerçek de bu, herkes kendi çıkarını düşünüyor, örgütlenmek, birlik olmak, bunlar dershane öğretmenleri için hayalden de öte...bunları dershaneden yolu geçen hemen herkes bir şekilde yaşadı, yüreği sızladı o anda... geçim kaygısıyla, ses çıkaramadılar birçok şeye. daha sonra hasbelkader dershane yöneticisi ya da sahibi olunca bir anda bu günleri unutmasınlar. doğru ve düzgün çalışsınlar, hak yemek kadar büyük bir günah da yok. Yüce Rabb'im bile, karşısına kul hakkıyla gelinmesini istemiyor.

çok özür dilerim kişisel olarak kimseyle bir sorun yaşamak istemiyorum, yalnızca bazen hepimiz suçlayıcı olabiliyoruz, okunanları doğru yorumlayamayabiliyoruz. doğrudur, sizin de hakkınızı yemişler, cezalarını da bulmuşlar diyemiyoruz.

bu arada yeni mezun arkadaşlarıma şunu söyleyeyim, stajımın kalkması noktasında benim bundan hiçbir şekilde prim yapmama izin verilmiyor arkadaşlar. bir dershaneyle görüşmek için gidiyorsunuz, kaç yıllık öğretmen olduğunuzu soruyorlar. söylüyorsunuz. bunun üstünde hiç durmuyorlar. stajınızın kalkıp kalkmadığını soruyorlar. kalktı derseniz, bu önemli değil, bünyemizde stajı kalkmamış öğretmenler var, bu size bir prim sağlamaz burada diyorlar. kalkmadı derseniz de stajınız kalkmadı mııı, aaa, tüh, o zaman ücretinizi de ona göre belirleriz diyorlar. her durumda kendileri kazanmaya çalışıyor. ben de kalkıp gidiyorum, nerede samimi, içten ve dürüst bir insan görürsem, o zaman sözleşmeye imzayı basıyorum. bana birisi desin ki, "hocam, siz çok tecrübeli ve başarılı bir öğretmensiniz, ancak bizim şu anda size ödeyebileceğimiz ücret şu kadardır. bu hakkettiğinizin çok altındadır, ne yapmak isterseniz yapın, siz bilirsiniz" desin. işte o zaman ben orada kendimi iyi hissediyorum. öğretmen ve insan kıymeti her zaman parayla bilinmez, saygı ve karşılıklı iyi niyet gerekir. koltuğa oturup da iş görüşmesine başladığınız anda tek derdinin para olduğunu belli eden,  size üç kağıt yapmak isteyen yerlere prim vermeyin, vermezseniz, onlar da çalıştıracak öğretmen bulamayacak ve öz eleştiri yapmak zorunda kalıp kendilerini düzelteceklerdir. bizim işe ihtiyacımız olduğu kadar onların da öğretmene ihtiyacı vardır. kendi değerinizi asla küçültmeyin, çok değerlisiniz, bunu unutmayın.

Emekli hocam, lütfen siz de bize tavsiyelerde bulunun.
Logged

"Bütün iş Tahir'le Zühre olabilmekte, yani yürekte..."
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM