Bu konu eski bir başlıkta tartışılmış bir süre fakat genelde hakikati bulmak değil kendi iddiasını ispat endişesi hakim olduğndan bir sonuca varılamamış.
bkz.
http://www.edebiyatogretmeni.net/forum/edebiyat/yapim_eklerinin_redif_sayilma_durumu_nedir-t742.60.htmlEsasen bu kadar konuşmaya rağmen edebiyat hocalarının bir sonuca varamamasını fazlasıyla yadırgadım. Diğer bir yadırgadığım husus ise tartışmada pek az hocamın kaynak vererek konuşması idi. Sanırım birçok hocam esaslı kaynakları elinin altında bulundurma hususunu önemsemiyor ve ders kitapları veya öss hazırlık kitaplarıyla idare ediyor.
Verdiğim başlık altında bazı arkadaşlar redifin kelime anlamının "arkadan gelen" olduğunu ve terim olarak da kaifyeden sonra gelen seslerin ayniliği demek olduğunu savunmuşlar. Ben bir edebiyat hocası değilim ama bu konulara alaka duyan bir edebiyat sever olarak bunun doğru olduğunu düşünüyorum. Bunun böyle olması gerektiğini hem estetik olarak hem de bugüne kadar gördüğüm ( şiirde bir takım kuralları gereksiz sayan veya kafiyeyi beceremeyip ses benzerlikleriyle idare eden şiirler hariç ) şiirlerden ortalama bir dikkat çıkarabilir.
Tartışmayı okurken elim lügate gitti.
redif: 1. Hayvanda birinin arkasına binen. 2. Arkadan gelen, birinin ardından giden 3. Terhis edilerek ihtiyata geçirilen kur'a askerlerine verilen ad. 4. ed. her beytin sonunda kafiyeden sonra tekrarlanan kelime. ( Ferit Devellioğlu, Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat, 2003 )
redif: 1. Daha sonra arkadan gelen, artçı 2. Osmanlı Devleti'nin son döneminde 14 senelik ihtiyat devresinde silah altına alınan asker. 3. ed. Şiirde kafiyeden sonra tekrarlanan ek veya kelime. ( Mehmet Doğan, Büyük Türkçe Sözlük )
TDK sözlüğü de benzer tanımlar veriyor ve redifin kafiyeden sonra geldiğini söylüyor. Hal böyleyken bunun aksini iddia etmek bir terimin tanımını değiştirmek iddiasını taşır. Böyle bir iddia ise, gördüğüm kadarıyla, önemli kaynakları elinin altında bulundurmaya gerek görmeyen hocaları aşan bir mahiyet taşır.
Redifin kafiyeden sonra geldiğini göstermek üzere örnek şiirler yazmaya ise gerek yok; zira buna binlerce örnek bulunabilir. Ancak bu konuda kanaatimce es geçilmemesi gereken bir nokta şudur: halk şiirinin temellerini atan elimizdeki eski örnekler nasıldır? Yunus'tan başlayıp bu alanda kendini ispatlamış şairlere, ozanlara baktığımızda asla kafiyeden vazgeçmediklerini ( çünkü unutmayalım arkadaşlar Urfa'nın eşekleri dahi usulune göre anırırlar! Ve büyük ozanlarımız bu usule riayette acizlik çekmeyecek yetenekte şairlerdir) ve redifi kafiyeden sonra kullandıklarını görürüz. Bu işi temelinden bina eden ozanları dikkate almayacağız da ÖSYM'yi mi dikkate alacağız? ( Ki ÖSYM de redifin kafiyeden sonra kullanıldığına muhalif bir şey söylememeiştir. Ne yazık ki bazı hocalarımız bunu da yanlış anlamış.) Şayet bir şiirde kafiyesiz ses benzerlikleri var ise bunu şairin kusuruna vermek icap eder, yeni bir kural veya tanım ihdası icap etmez.
Redif kafiyeden sonra olmak zorunda değil tezini savunan arkadaşlar şöyle bir dörtlüğü örnek olarak verip bununla iddalarını ispat yoluna gitmişler:
Gönül gurbet ele çıkma
Ya gelinir ya gelinmez
Her güzele meyil verme
Ya sevilir ya sevilmez.
Burdaki kafiye düzeni abab şeklindedir ve "çıkma" ve "varma" kelimeleri arasındaki ilişki kafiye değil rediftir denilmiş. Bir hocam da çıkıp bunu düzeltmemeiş. Arkadaşlar bu dörtlük yanlış alıntılanmış. Bu oldukça meşhur ve güzel bir türküdür. Hocalarımın bu kadar basit hataları beni şaşırtıyor. Doğrusu:
Gönül gurbet ele varma
Ya gelinir ya gelinmez
Her güzele meyil verme
Ya sevilir ya sevilmez
şeklindedir. Dolayısıyla kafiyesinde kusur falan yoktur. Daha önce de söylediğim gibi şayet önümüze kafiyesiz bir ses benzerliği gelirse bunu şairin eksiği olarak addetmeliyiz, redfsin tanımında şüpheye düşecek bir husus yoktur. Aksi ben takat yetirip kurala uyamıyorum, kural bana uysun manasına gelir kibu kolaycılık ve yüzeysellik olur. Bir işie soyunan onun hakkını vermelidir. Aksi takdirde kalite düşecektir ki bugün şiir dünyamızda yazık ki bu yaşanmaktadır. Birçok kişi yeteneksizliğini yeni bir üslup olarak sunma derdinde. Bir işin usulü, erkanı o işin çerçevesini belirleyen, o "şey"i olduğu şey yapan, karakterini ve esas rengini belirleyen unsurlardır. Evet kafiyeye başvurmadan ses benzeşmeleriyle ( bugün birçok şiir ve şarkıda yapıldığı gibi ) bir şeyler yazıp bu şiirdir diyebiliriz ancak bu türk halk şiiri türünde bir şiirdir diyemeyiz.
Örnek verilen ÖSYM sorusunun ise kafiye-redif ilişkisiyle zerrece alakası yok. Soruda sadece kafiye kullanılmayan beyit sorulmuş. Bunun redif olduğuna işaret eden bir kelime asla kullanılmamıştır.
BU gün üyeliğimin ilk günü ve bu ilk mesajım. Kusurum varsa umulur ki affedilir.