|
As
|
 |
« : Kasım 21, 2008, 12:36:14 ÖÖ » |
|
1 Kasım 1958'de hayata gözlerini yuman Yahya Kemal Beyatlı, 1884'de başlayan maceralı yaşantısında Fransız modern şairlere hayranlık duydu, Atatürk'ün yanında yer aldı, elçilik yaptı ve çoğu kişiye göre Türk şiirinin en güzel örneklerini verdi. Bu büyük şairi ölümünün 50. yılında onun hakkında bir ansiklopedi yazan Beşir Ayvazoğlu, okurları için anlattı.
YAHYA KEMAL PUTLAŞTIRILDI MI? "Onun fikirlerini referans alanların kendilerine göre bir Yahya Kemal algıları var. Nâzım Hikmet algısı gibi bir şey bu. Hayranları, sevdikleri şairi, düşünce adamını, politikacıyı vb. kusursuz görme eğilimindedirler. Kendilerinin doğru bulmadıkları hiçbir fikri, davranışı, tutumu onlara yakıştıramazlar. Size tipik bir örnek vermek isterim: Yahya Kemal gurme değildi, çok iştahlıydı ve yemek yiyişi biraz hoyratçaydı. Muhalifleri onu küçültmek ve gözden düşürmek için oburluğunu iyice abartır, "Öyle bir yemek yerdi ki ellerini tabağa daldırır, yemek yerken ağzından başkasının tabaklarını kırıntılar saçardı!" gibi laflar ederler. Hayranları da onun yemek yiyişinden hiç söz etmemeyi yeğlemiş, sevdiği yemeklerden ve ev yemeklerine duyduğu hasretten vb. bahsetmişlerdir."
CUMHURİYET SIKINTISI "Cumhuriyet'in ilk yıllarında, dünya görüşü, Osmanlı tarihine bakışı, divan şiiri ve eski musiki sevgisi yüzünden problemli bir konumu vardı Yahya Kemal'in. Hayranları bu konulara girmekten pek hazzetmezlerdi. Muhalifleri ise bir devrim şairi olmadığını, yüzünün geçmişe dönük olduğunu (mesela Falih Rıfkı'ya göre, Yahya Kemal Osmanlı emperyalizminin destancısıydı), Mustafa Kemal'le ilgili tek bir satır bile yazmadığını öne sürerek onu bir çeşit düşman figür haline getirmeye çalışırlardı."
CELİLE HANIM'LA İLİŞKİSİ "Yahya Kemal'in (aynı zamanda Nazım Hikmet'in annesi de olan) Celile Hanım'la ilişkisi nedir? Nazım Hikmet'i sevenlerin bu olaya bakışıyla Yahya Kemal'i sevenlerin bakışı birbirinden farklıdır. Nazım'ı hayranları, Yahya Kemal'in Celile Hanım'ı yarı yolda bıraktığını, onu aldattığını, Yahya Kemal hayranları ise Celile Hanım'ın ona layık olmadığını düşünüyorlar. Durduğunuz yere göre şaire bakışınız değişebiliyor. Yahya Kemal ve Celile Hanım birbirlerine çok sırılsıklam âşık olmuşlardı; evlilik hazırlıklarını tamamlamış, evlerini nasıl döşeyeceklerini bile kararlaştırmışlardı. Fakat Yahya Kemal apansız evlenmekten vazgeçti."
TEŞKİLAT-I MAHSUSA İZİN VERMEDİ "Bu ayrılığın sebepleri konusunda çok şey söylenmiştir. Söylenenlerin hepsi doğru olabilir. Bu ayrılıktan söz ettiği Deniz şiirinde "ihanet dolu gözler"den ve "boynundan o canan dediğin lâşe"yi silkip atmaktan söz eder. Benim kanaatim Yahya Kemal'in Teşkilat-ı Mahsusa tarafından uyarıldığı için Celile Hanım'ı terk ettiği yönündedir. Celile Hanım'ın kayınpederi, yani Nazım Hikmet'in dedesi Nazım Paşa, İngiliz Muhipler Cemiyeti'nin birinci başkanıdır. İkinci kongrede de daimi azalar arasında görülmektedir. Celile Hanım'ın da aynı cemiyetin kadın üyeleri arasında adı geçmektedir. Deniz şiiri, İngiliz Muhipleri Cemiyeti'nin kurulduğu günlerde yazılmış ve yayımlanmıştır."
MUHTEŞEM KÜTÜPHANEMİZ NE OLACAK? "Cumhuriyet'in istediği, hayal ettiği şair tipi hiç şüphesiz Yahya Kemal gibi biri değildi. Bildiğiniz gibi, 1926 yılında Varşova'ya elçi olarak gönderildi. Yani Türkiye'de büyük değişimlerin olduğu dönemde Avrupa'daydı. Varşova'dan Madrid'e tayin edildi. Madrid'e gitmeden önce Atatürk'ün şifahi emirlerini almak üzere Ankara'ya gelmişti. Afetian'ın yazdığına göre, o günlerde harf inkılâbı üzerine hummalı bir şekilde çalışan Atatürk, bu konuda Yahya Kemal'in fikrini olmak istemiş, o da "Ama Paşam, koskoca Türk kütüphanesi ve Türk kültürü ne olacak?" demiş. Yahya Kemal'in bu fikri, Ankara'da muhalifleri tarafından Yahya Kemal'in aleyhinde kullanılmış, sadece harf inkılâbına değil, bütün inkılâplara karşı olduğu yolunda dedikodular yayılmıştır. Bu dedikodulardan dostları vasıtasıyla haberdar olan Yahya Kemal, 1933 yılında, Bakanlık tarafından Madrid'den Ankara'ya çağrılınca başının belaya gireceğinden korkarak görevini izinsiz olarak terk ettiğini ve uzun bir süre Paris'te oyalandığını biliyoruz."
MUSTAFA KEMAL'LE İLİŞKİSİ "Milli Mücadele sırasında Mustafa Kemal'i hep destekledi. Bildiğiniz gibi, Milli Mücadele yazıları Eğil Dağlar adıyla kitaplaştırılmıştır. Bazı konularda kendisinden farklı düşündüğünü bildiği halde Yahya Kemal'e itibar etmişti Mustafa Kemal. Çevresindeki bazı adamlar hep onun aleyhine konuşsalar da o şairi hep 'içte' tuttu, hiç dışlamadı. Zaten hayatının önemli bir kısmı elçilikle, milletvekilliğiyle geçti Yahya Kemal'in. Bu tavrı, Mustafa Kemal'in hoşgörüsünü de gösterir. Şiirlerini sever ve zevkle okurdu."
DİL DEVRİMİ'NE KARŞIYDI "Dil devrimi konusunda da Yahya Kemal'in farklı olduğu biliniyor. Madrid'den döndükten sonra, Atatürk, Yahya Kemal'i de dil devrimi çalışmalarına davet etmişti. Yahya Kemal, bu davete teşekkür ettikten sonra, 'Paşa Hazretleri'ne lütfen arz ediniz, benim yaşayan Türkçeye karşı bir vehmim vardır. Benim dilde ilmim yok, yalnız bir vehmim vardır. Ben bu vehimle baş başa kalmak istiyorum. Beni affetsinler!" demiştir. Dil devriminin Türkçeyi çıkmaza soktuğunu, Atatürk'ün bu çıkmazdan kurtulmak için Güneş-Dil Teorisi'ne sarıldığını biliyorsunuz. Bir gün Çankaya'daki sofrada bu meseleler konuşulurken, Yahya Kemal, 'Gördünüz beyler, Yahya Kemal'in vehmi sizin ilminizi yendi!' demiştir. Yahya Kemal, Güneş-Dil Teorisi'in ve Türk Tarih Tezi'ni de hiç ciddiye almamıştır."
YERALTI SULARI GİBİ "Yahya Kemal tesirinin çok yaygın olduğu söylenebilir. Çok azı tamamlanmış şiirleri dilden dile dolaşmaya başladıktan sonra, ondan etkilenmeyen şair yoktur. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiiri de Yahya Kemal'in açtığı vadide akar. Onun şiiri yeraltı suları gibi, şiirimizi alttan alta besleyen bir kaynak oldu. Faruk Nafiz'den Arif Nihat Asya'ya, Asaf Hâlet'ten Hilmi Yavuz'a, Sezai Karakoç'a uzanan bir tesirdir bu. Takipçi derken onun diliyle, onun gibi şekle bağlı ve aruz vezniyle yazanları kastetmiyorum. Öyle yazmaya çalışanlar çok, varlık gösterebilen pek yoktur."
VERLAINE ETKİSİ "Yahya Kemal'in talihi, birinci büyük savaş öncesinin Paris'inde modern şiirle, yani Baudelaire'lerin Verlaine'lerin Mallarme'lerin şiiriyle tanışmış, Quartier Latin kahvelerinde Paris sanat hayatının havasını solumuş olmasıdır. O tarihlerde etkileri görülen bütün şiir akımlarından beslenmiştir Yahya Kemal; mesela sembolistlerden şiir ve musiki fikrini almış, parnasyenleri okuyarak resim sanatıyla ilgilenmemeye başlamıştır. İlk zamanlarda Baudelaire etkisindeydi. Eski tarz şiirlerinin kaynağı Paul Verlaine'in Fetes galantes'ıdır. Osmanlı'nın on sekizinci asrını, Verlaine gibi anlatmak isteyince Nedim'i ve Lale Devri'ni keşfetmişti. Onun divan tarzında yazması da modern bir tavırdır. Eskinin taklidi değil, modern bir duyuşla yeniden üretilmesidir."
NEO-HELENİZM DÖNEMİ "Yahya Kemal, sembolistlerden şiirin her şeyden önce musiki olduğunu öğrenmişti, fakat onlar gibi anlamı reddetmiyordu. Parnasyenleri okurken de resim sanatıyla ilgilendi. Parnasyenler şekil mükemmeliyetini önemser, başta resim olmak üzere bütün plastik satanlara ilgi duyarlardı. Bu akımın önde gelen temsilcilerinden Teophile Gautier aynı zaman iyi bir ressamdı. Yahya Kemal, parnasyenlerden şekil mükemmeliyeti fikrini almış, yine onlardan etkilenerek Greko-Latin köklere ilgi duymuştur. Nev-Yunaniliği, parnasyenlerden ve sembolizmin kurucusu ve isim babası olmakla beraber, bu akımdan daha sonra uzaklaşarak Ecole Romana'yı kuran Jean Moreas'tan gelir. Yahya Kemal, 1912 yılında ülkesine döndüğü zaman Nev-Yunaniliği, yeni Neo-Hellenisme'i savunuyordu. Ancak o günlerde bu anlayışı savunmanın hiçbir siyasi, sosyolojik veya kültürel temeli yoktu. Balkan Harbi'nde Yunanlılarla da savaşıyorduk. Yahya Kemal'in Yakup Kadri'yle birlikte savunduğu bu görüş yüzünden ciddi bir tepkiyle karşılaşmış ve uzun bir süre sessizliğe gömülmüştür. 1917 yılında Ziya Gökalp'ın çıkardığı Yeni Mecmua'da Bulunmuş Sahifeler başlığı altında divan tarzında şiirleriyle çıkar karşımıza. Kendi Gök Kubbemiz kitabında bir araya getirdiği şiirlerde, Nev-Yunanilik döneminde arayışına girdiği "beyaz lisan"la yazdığı şiirler yer almaktadır. Kısaca şöyle söylenebilir: Yahya Kemal, modern şiir akımlarından beslenmiş, ancak kendi şiir kaynaklarına uzak durmayan, modern, fakat ayın zamanda eskiyle yeni arasında bir köprü kurduğu için bir sürekliliği temsil eden, daha da önemlisi, büyük bir kültürel kırılma döneminde çok önemli bir vazife gören bir şairdir."
RESİM TUTKUSU "Madrid'de elçilik yaparken müzeleri çok gezdiğini, Goya'yı çok sevdiğini özellikle Velasquez'le ilgilendiğini biliyoruz. Modern resmi ise hiç sevmiyor, hiç ilgilenmiyor. Paris'te Picasso sergilerini gezmiş ama hiç sevmemiş. O dönemde modern şiir ile modern resim arasındaki bağlantının farkına varmak kolay değildi. Şiirde moderndi Yahya Kemal, ama resimde zevki klasiklere yöneliktir. Resimle ilgili görüşlerini açıklarken, kültürümüzdeki resimsizliğin aynı zamanda nesirsizliğe yol açtığını söyler. Batılı anlamda resme yatkın bir kültürümüz olsaydı nesrimizin de güçlü bir nesir olacağını söylerdi. Ona göre, resimsizlik ve nesirsizliğin en büyük eksiğimizdi. Bu fikrini Hayal Beste şiirinde de şiir diliyle ifade etmiştir."
TANBURİ CEMİL BEY "Yahya Kemal, şiiri 'ses', yani bir çeşit musiki olarak görürdü. Bu fikri sembolistlerden aldığını söyledim. Ayrıca klasik musikiyi çok severdi, bir 'meloman'dı. Tabii klasik musiki derken, klasik Türk musikisini kastediyorum. Klasik Batı müziğiyle pek ilgilenmemiştir. Musikide çok seçkinciydi, Hacı Arif Bey'den sonrasını pek tutmazdı. Yalnız Tanburi Cemil Bey'e hayrandı; zaten onu dinledikten sonra önünde bir altın kapının açıldığını, kültürümüzün zengin dünyasına bu kapıdan girdiğini söyler. Münir Nureddin'in kendi şiirlerinden yaptığı besteleri bile hiç beğenmezdi."
EVİNE DÖNEN ADAM "Avrupa'ya gidip yok olmayan sanatçılardan biridir o. Yabancı bir kültür dünyasında bir yolunu bulup içinde doğduğu kültür dünyasını yeniden keşfetmiştir. Onun önemi, iki dünyanın zenginliklerini birleştirip yeni bir şey üretmeyi başarmasıdır. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Yahya Kemal adlı kitabında kullandığı, literatüre benim mal ettiğim 'Eve Dönen Adam' metaforu, kendi evinde yaşanamayacağını düşünerek kaçan, fakat yabancı bir evde, yani yabancı bir kültür dünyasında yaşadıktan sonra kendi kültürünü yeniden keşfeden (eve dönen) aydınları ifade eder. Tanpınar'ın cümlesi, hatırladığım kadarıyla şöyle: 'Filhakika o, kaçış kapılarını arayan değil, eve dönen adamdır.'"
YARALI BİLİNÇ "Yahya Kemal, Kucamustapaşa şiirinde, yaşama tarzı itibariyle içinden geldiği dünyadan uzaklaştığı için üzülür ve bunu "onulmaz yara" diye tarif eder. 'Onulmaz yara' derken tam da Daryush Shayegan'ın "yaralı bilinç" dediği trajik durumdan söz etmektedir. Bilindiği gibi, İranlı düşünür, köklü bir medeniyete sahip olmakla beraber modernitenin ani atakları karşısında şaşkınlığa uğramış, gelişmelere ayak uydurabilmek için acele ederken üstüste yanlışlar yapan toplumlarda özellikle aydınların yaşadığı 'kültürel şizofreni'yi tahlil etmektedir. Bu gibi toplumlarda, en moderninden en muhafazakârına kadar, bütün aydınların ayırıcı vasfı, duygu ve düşünce dünyalarında iki farklı kültürün sürekli itişip kakışmasından doğan zihin çarpıklıklarıdır. Bir yanda tarihin dışına düşme, yani anakronizm kaygısı, diğer yanda köksüzleşme, yabancılaşma korkusu... Park Otel'in pencerelerinden 'fakir Üsküdar'a bakarak hayıflanması tam da bu trajik durumun bir ifadesidir."
EN GÜZEL ŞİİRLERİ "Yahya Kemal'in şiirlerini dönemsel olarak incelemek çok zordur. Eli hep şiirlerinin üzerindedir. Hayatının sonuna kadar hem eski hem yeni tarz şiir yazmıştır. Zaman dışı bir şey olarak görür şiiri. Sanat onun nazarında ebedi yenidir; bu görüşünü anlatmak için zaman zaman şair Peguy'in 'Şu günlük gazete ne kadar eski, Homeros ne kadar yeni!' dediğini söylerdi. Şiirleri üzerinde bir elması yontar gibi sürekli çalışarak kusursuz, tıraşide bir güzelliğe ulaşmaya çalışırdı. Ses, Deniz, Deniz Türküsü, Açık Deniz, Vuslat, Erenköyü'nde Bahar, Yol Düşüncesi vb. çok güzel şiirleridir."
VAZİFESİNİ TAM YAPAN ŞAİR "Tanpınar der ki. 'Hiçbir şair Yahya Kemal kadar tam zamanında gelmemiş, hiçbir şair vazifesini onun kadar iyi yapmamıştır.' Cumhuriyetin ilk yıllarında yok sayılan, hayatın dışına atılmaya çalışılan pek çok değer onun şiirlerinde muhafaza edilmiştir. Devrimlerin kaçınılmaz yıkıcılığını belli bir alanda engellemiş, dolayısıyla kültürümüzde bunu arzulayanlar için bir sürekliliği mümkün kılmıştır Yahya Kemal."
|