EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 24, 2012, 02:03:12 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk Edebiyatında Kadın ve Kadının Yeri  (Okunma Sayısı 2172 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Maverâ_Erbil
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1046


Ve bir orman gibi kardeşçesine ...


Üyelik Bilgileri WWW
« : Ekim 02, 2010, 12:14:51 ÖÖ »

TÜRK EDEBİYATINDA KADIN
TÜRK EDEBİYATINDA KADININ YERİ

Türk edebiyatında kadın, edebiyatın her devrinde farklı şekillerde yorumlanmıştır.Bazen ‘Aşik olunan’ bazen de ‘Evine ve eşine bağlı’      olmuştur.Kadın temasının edebiyat devirlerine göre nasıl işlendiğini görelim.

İSLAMİYET ÖNCESI TÜRK EDEBİYATINDA KADIN
İslamiyet öncesi Türk edebiyatında  evine ,eşine bağlı ,eşi için ölümü göze alan olarak yorumlanmış olan kadın Türk aile yapısındaki sevgi ve saygı esasına dayandırılmıştır.Bunlar arasında günümüze kadar ulaşan Dede Korkut’ un  Duha Koca-Oğlu Deli Dumrul’ unda kadının nasıl yorumlandığına bir göz atalım.

...
İçer olsam, benim kanım olsun
Altınını, akçanı harcar olsam,
Benim kefenim olsun!
Tavla tavla şahbaz atlarını,
Biner olsam, benim tabutum olsun!
Senden sonra bir yiğidi,
Sevip varsam, birlikte yatsam,
Ala yılan olup beni soksun!
Senin o muhanat anan, baban,
Bir canda ne var ki sana kıyamamışlar?
Arş tanık olsun! Kürsi tanık olsun!
Yer tanık olsun! Gök tanık olsun!
Ulu Tanrı tanık olsun!
Benim canım sana kurban olsun! dedi, razı oldu.
Azrail, hatunun canını almaya geldi.


               AÇIKLAMA
Yukarıdaki parçanın iki ana kişisi  Deli Dumrul ile ona son derece bağlı vefalı eşidir.Öyküde görülen iki olay Deli Dumrul’ un Azrail’ le savaşması, ikinciside eşinin yerine ölümü seve seve göze alan kadının eşine bağlılığıdır.Okuduğumuz öyküde, Türk aile yaşamındaki sevgi ve saygı esas alınmıştır


« Son Düzenleme: Ekim 02, 2010, 12:25:51 ÖÖ Gönderen: korkmazerbil » Logged

"Bu memlekette sağcı solcu yoktur, ilerici gerici yoktur.
- Bu memlekette namuslular ve namussuzlar vardır."

Cemil Meriç

Ölmez bu vatan, farz-ı muhâl, ölse de hattâ,
Çekmez kürenin sırtı o tâbût-ı cesîmi.

Mithat Cemal Kuntay
Maverâ_Erbil
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1046


Ve bir orman gibi kardeşçesine ...


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #1 : Ekim 02, 2010, 12:23:47 ÖÖ »

DİVAN EDEBİYATINDA KADIN
Divan Edebiyatında kadın, aşik olunan, uğruna her türlü acı çekilen sevgili olarak yorumlanmıştır.Aynı zamanda bu aşk Tanrı aşkına dönüştürülmüş ve dini tasavvufi derinlik kazandırılmıştır.Divan Edebiyatındaki en önemli isimlerden biri olan Fuzuli’ nin eserlerinde kadın temasını nasıl işlediğini görelim.

GAZEL
Benim tek hiç kim zar u perişan olmasın ya Rab
Esir-i derd-i aşk u dağ-ı hicran olmasın ya Rab

Demadem cevrilerdir çektigim bi-rahm bütlerden
Bu kafirler esiri bir müselman olmasın ya Rab

Görüp endişede-i katlimde ol mahı budur derdim    
Ki bu endişenden ol meh peşiman olmasın ta Rab

Çikarmak itseler tenden çekip peykanın ol servin
Çikan olsun dil-i mecruh peykan olmasın ya Rab

Cefa vü cevr ile mu’tadım anlarsız n’olur  halim
Cefasına hadd u cevrine payan olamsın ya Rab

Dimen kim adli yok ya zulmü çok her hal ile olsa
Gönül tahtına andan gayrı sultan olmasın ya Rab

Fuzuli buldu genc-i afiyet meyhane küncinde
Mübarek mülkdür ol mülk viran olmasın ya Rab


AÇIKLAMA
Fuzuli, bu şiirinde hiç kimsenin kendi durumuna düşmesini istememektedir.Şair, sevgilinin yolundaki tek aşik olmak ister.Sevgilinin ilgisinin azalmaması için ölümü bile göze alan şair, aşk ıstırabının bitmesini istemez.Aşk derdinin kendini olgunlaştırdığını düşünerek ilahi sevgiye ulaşmada, olgunlaşmanın önemini ortaya koyar.Şiirde geçen meyhane tekkeyi karşilar. Meyhane, bütün tarikatlarda Tanrı’ ya ulaşmak, ilahi sevgiliye varmak için geçilen yol olarak ele alınmıştır.

« Son Düzenleme: Ekim 02, 2010, 12:26:11 ÖÖ Gönderen: korkmazerbil » Logged

"Bu memlekette sağcı solcu yoktur, ilerici gerici yoktur.
- Bu memlekette namuslular ve namussuzlar vardır."

Cemil Meriç

Ölmez bu vatan, farz-ı muhâl, ölse de hattâ,
Çekmez kürenin sırtı o tâbût-ı cesîmi.

Mithat Cemal Kuntay
Maverâ_Erbil
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1046


Ve bir orman gibi kardeşçesine ...


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #2 : Ekim 02, 2010, 12:24:19 ÖÖ »

TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATINDA KADIN
Tanzimat Dönemi Edebiyatında kadın, sosyal ve psikolojik sorunlarıyla aşk teması içinde anlatılmıştır.Genelde karşi cinse zıt karaktere sahip veya köle, esir düşmüş kadınların öyküleri anlatılmaktadır.Bu tip kadın karakterleri Namık Kemal’ in İntibah ve SamiPaşazade Sezai’ in Sergüzeşt Romanlarında görebiliriz.

....
   Ali Bey, bir gün Mahpeyker’ i görmek için gittinde onu evinde bulamaz.Çevreden, sevdiği kadının gerçek kimliğini ögrenir.Hayal kırıklığı içinde evine döner.Kendisini teselli eden Dişapul’ a bağlanır ve onunla evlenir.
   Mahpeyker, Ali Bey ve Dişapul’ dan intikam  almak için Abdullah Efendi adındaki zengin aşigina başvurur.
   -Sen ne zaman benim yerime gelirsen o zaman kendi bildiğini yaparsın.Şimdi benim intikamıma yardım etmek elinden gelir mi? onu soruyorum.
   -Çocuk!Bir delikanlıdan intikam almanın sözü mü olur?Bir bahane bulayım da hapis mi ettireyim?Dövdüreyim mi?hangisini gönlünüz isterse emrediniz.
   -Hiçbirisini istemem.Bir çare bulacaksın, beyi o kadından ayıracaksın.
Söz buralara gelince Abdullah Efendi nazlı nazlı üstün gelmiş bir tavırla sandalyesine yaslandı, bıyık altından sırıtarak:
   -Ne kadarda güç bir iş önerdiniz... o kadar telaşinız bunun için miydi?O kadar kıskanç, o derece gururlu bir beyefendiyi eşinden, sevgilisinden ayırmak da insan güçlük çekerse, dünyada kolay sözün anlamı  kalmaz.
....

AÇIKLAMA
Eserin konusu İstanbul’da geçer.Bu romanda ahlak ve karakter bakımından birbirine karşit iki insan arasındaki aşk ve bu aşkın doğurduğu kötü sonuçlar işlenir.Romanın kahramanları tek yönlüdür.Ali Bey, iyi eğitim görmüş biridir;ancak yaşam deneyimi azdır.Romanda belirgin ve aktif kişiliği yoktur, zayıf karakterlidir.Mahpeyker; kıskanç, intikamcı, her yönü ile kötü bir tiptir.Dilaşup da romanda olumlu ve iyi özellikleri ile öne çikarilir.
« Son Düzenleme: Ekim 02, 2010, 12:26:19 ÖÖ Gönderen: korkmazerbil » Logged

"Bu memlekette sağcı solcu yoktur, ilerici gerici yoktur.
- Bu memlekette namuslular ve namussuzlar vardır."

Cemil Meriç

Ölmez bu vatan, farz-ı muhâl, ölse de hattâ,
Çekmez kürenin sırtı o tâbût-ı cesîmi.

Mithat Cemal Kuntay
Maverâ_Erbil
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1046


Ve bir orman gibi kardeşçesine ...


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #3 : Ekim 02, 2010, 12:24:56 ÖÖ »

MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ EDEBİYATINDA KADIN
Milli Mücadele dönemi edebiyatında kadın, onurlu, çaliskan, özgüvenli olarak anlatılmıştır.Yurdun kurtarılmasında çekilen sıkıntıların yanında, bu uğurda şehit ve gazi olan insanların aşik oldukları sevgilisi olmuştur.Bu tip kadın örnegi romanlarında bulunan dönemin romancılarından Halide Edip Adıvar’ ın  Ateşten Gömlek romanına bir göz atalım.
...
İstanbul, İngilizler tarafından işgal edilir.Üç arkadaş ve Ayşe Kuvayı Milliyeye katılmak ve Kurtuluş Savaşi’nı desteklemek için Anadolu’ya geçerler.Ayşe de hemşire olarak İhsan’ nın birliğinde savaşa katılır.Peyami ve İhsan, içten içe Ayşe’yi sevmeye başlarlar.Yakınları yunanlılar tarafından öldürülen köylü kızı Kezban da karşilıksız bir aşkla  İhsan’ ı sever ve İhsan’ ın birliğine katılmak ister:

Yanında giden adam bir nevi kuru hıçkırıkla cevap veriyor:
-Bizim kaptan vuruldu.
İhsan’ ın kalbini, kininden hemen pişman olduğunu, belki de Ayşe’ nin yüzünde bir hüzünle koşturan felaketi kıskandığını hissediyorum ve hepimiz sürekli uçarak gidiyoruz.
Nihayet onu tozlu yol üstünde bir ağacın altında uzanmış bulduk.Çenesinin, yanaklarının çukurlariyla hala genç yüzü gülümsüyor, kalbini delen bir kurşunla yatıyor.Hepimiz ona koşuyoruz.En evvel Ayşe yetişiyor, bir çocuk gibi onu kaldırıyor.
-Rıfkı Bey, Rıfkı Bey!
Göğsünü çözüyor.Allah’ ım, o manzarayı hiç unutmayacağım!Ceketinin altında gömlek yok, ucu yırtık bir yün kuşak pantalonunu tutuyor.Beyaz ince vücudu, solundaki ölüm yarasıyla nasıl garip görünüyor.
...

AÇIKLAMA
Kurtuluş Savaşi yıllarını konu alan romanlardan biridir.Savaş etkili bir dille anlatılır.Büyük Taaruz’ a kadar geçen süreç, bir aşk öyküsü çevresinde verilir.Bu sürecin içinde işgaller, ayaklanmalar ve Kuvayı Milliye hareketleri vardır.Eser yurdumuzun kurtarılmasında hayatların kaybeden insanların aşklarını ve vatan sevgisini anlatır.

« Son Düzenleme: Ekim 02, 2010, 12:26:28 ÖÖ Gönderen: korkmazerbil » Logged

"Bu memlekette sağcı solcu yoktur, ilerici gerici yoktur.
- Bu memlekette namuslular ve namussuzlar vardır."

Cemil Meriç

Ölmez bu vatan, farz-ı muhâl, ölse de hattâ,
Çekmez kürenin sırtı o tâbût-ı cesîmi.

Mithat Cemal Kuntay
Maverâ_Erbil
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1046


Ve bir orman gibi kardeşçesine ...


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #4 : Ekim 02, 2010, 12:25:26 ÖÖ »


CUMHURİYET DÖNEMİ EDEBİYATINDA KADIN

Cumhuriyet dönemi Edebiyatında kadın, idealist  ve realist bir yapıda anlatılmıştır.Kadınların ruh hali ve psikolojik durumları incelenmiştir.
Sevgilisini kaybeden, terkedilen, yalnız veya aşkı yeni bulan kadın tipleri anlatılmıştır.Dönemin en güçlü yazarlarından Reşat Nuri Gültekin’ in romanlarında kadını nasıl anlatığına bakalım.

...
Feride, teyzesinin oğlu Kamuran’ ı sever ve onunla nişanlanır.Düğünden üç gün önce Kamura’ nın Münevver adında başka bir kızla ilişkisi olduğunu ögrenir, her şeyi yüzüstübırakıp Bolu’ nun Zeyniler köyünde ögretmen olmaya karar verir.

Geldiğimin ertesi günü derse başladım.Bu ilk gün yaşamımın en unutulmaz bir anısı gibi yaşayacak...Sabahleyin erkenden aşağı inmiştim.Maarif müdürünün ‘’büyük özverilerle yenileştirdiği’’ dersliği
şimdi daha iyi görebiliyordum.Burası eski bir ahırdı.Yalnız, tabanına tahta döşemişler, pencerelerini genişleterek cam, çerçeve takmışlardı.
Ocak bacalarının içi gibi kapkara görünen kaplamaların üstünde ters takılmış bir harita ile bir iskelet levhası, bir çiftlik ve bir yılan resmi sarkıyordu.Dersliğin sokak tarafındaki duvarlarının dibinde ahırdan kalma bir hayvan yemliği vardı ki bozmaya gerek görmemişler, üstüne kocaman bir tahta kapak takarak bir çesit dolap haline getirmişler.
...

               AÇIKLAMALAR
Eser, kaybettiği sevginin yerini doldurmak için yaşamını Anadolu       insanına adayan idealist bir genç kızın öyküsünü içerir.Öyküde Anadolu’ nun çagdaslasma yolundaki sıkıntıları ve eğitimdeki değişmelerde   yansıtılır.Eser hem realist hem romantik özellikler gösteren bir romandır.

Logged

"Bu memlekette sağcı solcu yoktur, ilerici gerici yoktur.
- Bu memlekette namuslular ve namussuzlar vardır."

Cemil Meriç

Ölmez bu vatan, farz-ı muhâl, ölse de hattâ,
Çekmez kürenin sırtı o tâbût-ı cesîmi.

Mithat Cemal Kuntay
Maverâ_Erbil
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1046


Ve bir orman gibi kardeşçesine ...


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #5 : Ekim 03, 2010, 12:17:56 ÖS »

   Prof. Dr.
    NAZAN BEKİROĞLU'nun araştırması:
    Osmanlı Kadın Şairleri

Osmanlıda kadın şairler kadar, kadın şairler üzerine yapılmış araştırmaları da gözden geçirmek isteyen bir araştırmacı hayal kırıklığına uğramayı peşinen göze almak zorundadır. Sözünü ettiğim hayal kırıklığı kadın şair sayısının azlığı gibi bunlar üzerine yapılan araştırmaların sayısının da azlığından kaynaklanmaktadır.

Geleneksel dönemde edebiyat tarih ve tenkidinin yerini tutan tezkirelerle sınırlı kalan edebî araştırmalarda adı geçen kadın şair sayısı iki elin parmaklarından çok az fazladır. Tezkirelerin sınırlı ifade kalıplarına sıkışmış olarak birbirine benzer cümlelerle tanıtılan, bir çoğunun eserleri dahi elimize ulaşmış olmayan bu şairler hakkında doyurucu araştırmaların yapılmış olmasını zaten bekleyemeyiz.

Tanzimat sonrasında sayılarında artış görülen kadın şairler üzerinde ise münferit ve ciddi birkaç çalışmanın varlığına rağmen; kadın şairlerimizi başlangıçtan itibaren ele alarak ortaya gerçek bir panorama çıkaracak sistemli bir çalışmanın henüz yapılmadığı aşikârdır.

    Zeynep Hatun
    Mihrî Hatun
    Ani Hatun
    Fıtnat Hanım
    Leylâ Hanım
    Şeref Hanım
    Âdile Sultan
    Tevhîde Hanım
    Feride Hanım
    Hatice Nakiye Hanım
    Sırrî Hanım
    Münire Hanım
    Fıtnat Hanım (Trabzonlu)
    Habibe Hanım
    Hasibe Maide Hanım
    Hatice İffet Hanım
    Leylâ Hanım (Saz)
    Nigâr Hanım
    Makbule Leman
    İhsan Raif
    Şükûfe Nihal
    Halide Nusret Zorlutuna


ZEYNEP HATUN


Divan şiirinin bilinen ilk kadın şairi. 15. Yüzyılda yaşamış bir kadı kızı ve bir kadı eşi. Çağdaşı olan Mihri Hatun ile aralarında latifeler ve karşılıklı şiir söyleşmeleri var. Divanı, Sultan Mehmet adına düzenlendi. Zeynep Hatun, şiirlerinde, kadının isteklerini, açgözlülük olarak nitelendirir ve döneminin kadınının aşağılık konumundan sıyrılma isteğini anlatır. Zeynep Hatun, bir şair olarak kabul görebilmek için, arzularının "merdane" olmasını ister. Tıpkı alçakgönüllü bir erkek gibi, bilge olmak isteğini vurgular. Yumuşaklık, sevecenlik gibi kadına özgü bazı değerleri, zayıflık ve ruhsal eksiklik diye nitelendirir. Aşık Çelebi, "Mesairus Şuara" adlı kitapta, Zeynep Hatun'un yaşamının son döneminde şiiri bıraktığını, inzivaya çekildiğini anlatır.

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER


GAZEL


Keşfet nikabını yeri göğü münevver et
Bu âlem anasırı firdevs-i enver et

Depret lebini cüşe getir hacz-i kevseri
Anber saçını çöz bu cinanı muattar et

Hattın berat verdi saba yeline dedi
Tez er Hatay'a Çin'i tamam et müseehhar et

Yâra yolunda âşk ile derdinden ölenin
Kim der sana ki hecr ile cânın mükedder et

Zeynep çü dost zülfü gibi tarümarsın
Divane olma şiirini divan ü defter et

Zeyneb ko meyli zinet-i dunyaya zen gibi
Merdane var Sade-dil ol terk-i ziver it
MİHRÎ HATUN

1460 ya da 1461'de Amasya'da doğdu ve 1506'da yine burada öldü. Asıl adı Mihrünnisa ya da Fahrünnisa. "Mihrî" mahlasını kendisi de bir şair olan babası Mehmet Çelebi bin Yahya'dan (Belâyî) aldı. Hiç evlenmedi. Sultan 2. Bayezid ve oğlu Şehzade Ahmed'in Amasya Valiliği sırasında kentte toplanan bilgin ve sanatkarların meclislerine katıldı. Mihrî Hatun, Zeynep Hatunla birlikte adı bilinen ilk Türk kadın şairlerinden. Güzelliğiyle bölgede ün salan Mihri Hatun, sade bir dille yazdığı kaside ve gazelleriyle tanınır. Diğer divan şairi kadınlardan aşkı çekinmeden kullanmasıyla ayrılır. Şairi Necati Bey'i kendisine örnek aldığı, şiirlerini Necati Bey'e gönderip fikrini öğrenmeye çalıştığı iddiaları da var. Söylentilere göre Necati Bey ile aralarında duygusal yakınlaşma vardı. Ayrıca şiirlerinde, Müyyedzâde Abdurrahman Çelebi ve Sinan Paşazâde İskender Çelebi'ye duyduğu aşka dair ipuçlarına da rastlanır. Mihri Hanım Divanı 1967'de Moskova'da basıldı.

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

GAZEL

Ben umardım ki seni yâr-ı vefâ-dâr olasın
Ne bileydim ki seni böyle cefâ-kâr olasın

Hele sen kaaide-î cevrde eksik komadın
Dostluk hakkı ise ancağ ola var olasın

Reh-i âşkında neler çektüğüm ey dost benim
Bilesin bir gün ola aşka giriftâr olasın

Sözüme uymadın ey asılası dil dilerim
Ser-i zülfüne anın âhiri ber-dâr olasın

Sen ki cân gül-şeninin bi gül-i nev-restesisin
Ne revâdır bu ki her hâr ü hasa yâr olasın

Beni âzâde iken aşka giriftâr itdin
Göreyim sen de benim gibi giriftâr olasın

Bed-duâ etmezem ammâ ki Huda'dan dilerim
Bir senin gibi cefâ-kâra hevâ-dâr olasın

Şimdi bir hâldeyüz kim ilenen düşmanına
Der ki Mihrî gibi sen dahi siyeh-kâr olasın
ANİ HATUN

Doğum tarihi bilinmiyor. 1710'da Yenişehir-Fener'de yaşamını yitirdi. Asıl ismi Fatma. Kültürlü bir ailenin kızı olarak İstanbul'da doğdu. Akıllı, bilgili ve eğitimli olan Ani Hatun, "Hace-i Zenan (Kadınların Hocası)" lâkabıyla anılmıştır. Arapça öğrendi, doğu ve Batı edebiyatlarıyla ilgili çalışmalar yaptı. Bir divanı olduğu sanılıyor ama bulunamadı. Usta bir hattat olarak da ün yaptı. Bazı metinlerde hattatlığının şairliğinden bile üstün olduğu belirtilir.

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

GAZEL

Feramuş itti hayli dem beni yad itmeden kaldı
Benim çok sevdigim mahzunu dilşad itmeden kaldı

Nola t'amirine kasd itmese şah-ı cihan banım
Bilür kim hatır-ı viranım abad itmeden kaldı

Kalupdur bahr-i gamda fülk-i dil yok sahil-i maksud
Hayıflar rüzgarim bana imdad itmeden kaldı

Düşelden ran-ı aşk-ı yare zar ü natüvandır dil
Ser-i kuyinde halim yare feryad itmeden kaldı

Niçün derpey olur Ani ki hal-i Kays'ı bilmez mi
O biçare yetürdi kendin irşad itmeden kaldı
FİTHAT HANIM

İstanbul'da doğdu, doğum tarihi bilinmiyor. 1780'de yine İstanbul'da yaşamını yitirdi. Asıl adı Zübeyde. Şeyhülislam Ebu İshakzade Mehmet Esad Efendi'nin kızı. Özel derslerle eğitildi. Küçük yaştan itibaren edebiyat ve şiirle ilgilendi. Rumeli Kazaskerlerinden Mehmed Efendi ile evlendi. Günümüze kadar gelen kadın şairler arasında en dikkat çekicilerden biri. Aydın ve şairi bol bir çevrede yetişti, döneminin sanat-edebiyat çevrelerinde bulundu. Şiirleri kadar nükteleri, Koca Ragıp Paşa ve şair Haşmet ile aralarında geçen şakalaşmalarla da bilinir. Ancak günümüze ulaşan bu şakaların bir kısmının uydurma olduğu sanılıyor. Türkçe'yi çok güzel kullanır, şiirlerinde zaman zaman halkın konuştuğu dile de yer verir. Ama şiirlerine kadın içtenliği ve inceliği yansımaz. Yayınlanmış bir divanı var. Kendisini anlamayan, ruhuna denk düşmeyen, şiirle uğraşmasına bir anlam veremeyen kocası Derviş Mehmet Efendi ile evliliğinde mutlu olmadığı biliniyor.

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

ŞARKI

Beni derdinle yeter zâr etdin
Yok mu insâfın a zalim söyle
Çeşm-i mestin gibi bîmâr etdin
Yok mu insâfın a zalim söyle

Ruhların taze gülü handandır
Leblerin derd-i dile dermandır
Sühanın mürde-i aşka candır
Yok mu insâfın a zalim söyle

Âşık-ı zâre cefâ kârındır
Öldüren gamze-i hunharındır
Eden ihyâ yine güftarındır
Yok mu insâfın a zalim söyle

Ey Sehi-kamer ü şîrin-güftâr
Bülbül-i vird-i ruhun gerçi hezâr
Var mıdır bencileyin âşık-ı zâr
Yok mu insâfın a zalim söyle

GAZEL

Neşve-i cam-ı muhabbetle gönül cuş eyler
Çekilen der ü gamı cümle feramuş eyler

Kıl hazer alma sakın aşık-ı zarın ahın
Seni bir şuh-ı sitemkara felek dun eyler

Bir nigehle komadı derdimi takrire mecal
Çeşm-i mestin nice guyaları hamuş eyler

Hale-i mah gibi sineye çekmiş mihri
Bezm-i vuslatta o kim yari deraguş eyler

Sen hem gülşen-i hüsnünde figan et cü hezar
Fıtnata derd-i dilin belki o gül guş eyler
LEYLÂ HANIM

Sudur'dan Moralı Zâde Hâmid Efendi'nin kızı ve Keçecizâde İzzet Molla'nın yeğeni. Çocuk denecek yaşta babasını kaybetti, aynı dönemde evlendirildi, bir hafta içinde ayrıldı. Dönemin ünlü şairleri ve dayısı olan Keçecizade İzzet Molla'dan özel ders adı. Saray kadınlarıyla yakın ilişkisi olduğu bilinen, iyi eğitimli ve çok kültürlü bir şair. Hazır cevaplığı ve şakacılığı ile de tanınır. Mevlevî tarikatına katıldı. Mihrî Hatun kadar olmasa da kadın duygularını dile getirmesi ve döneminin koşullarında bir kadın için serbest sayılabilecek söyleyişiyle dikkat çeker. Edebî bir çevrede yaşadığı için verimli bir şair. Şiir dili açık ve sade. Bir Divanı var. 1848'de yaşamını yitirdi. Galata Mevlevihanesi kabristanında toprağa verildi. Pür âteşim açdırma sakın ağzımı zinhâr, mısrasıyla başlayan, Zâlim beni söyletme derûnumda neler var, nakaratlı şarkısı çok ünlü.

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

GAZEL

Yârin âşıkları ile ülfeti pek güçtür güç
O peri vahşidir unsiyyeti pek güçtür güç

Sakın aldanma gönül vâ'd-i visâl-i yâre
Sonra derd ü elem ü mihneti pek güçtür güç

Beni âfv eyle eğer meclise girdiyse rakip
Çekemem doğrusu bu sıkleti pek güçtür güç

Ders-i aşkı açalım dersini vaiz kapasın
Zâhidin bârid olur sohbeti pek güçtür güç

Sohbeti yâr ile de pekçe uzatma Leylâ
O peri vahşidir ünsiyyeti pek güçtür güç

GAZEL

Her seherde Kâbei kûyında estikçe nesim
Âşıka zülfi siyahından gelir anber şemim

Naveki müjgânı gönder sinei mecruhuma
Kûşei gamda dili mahzunuma olsun nedim

Kalim bu aşk ile yanmaktan ey meh ruzüşeb
Yok bana derdü elemden başka bir yârı kadîm

Şiddeti düzahla korkutma beni gel zahida
Aşkıma nisbet benim bir şey midir narı cahim

Kûşei cennet dahi olsa safayab olmayız
Aşk ile olduk hele külhan bucağında mukim

Zulmu çok ettin bugün Leylâ'ye ey şahı cihan
Ruzi mahşerde seninle eylesin bahsi azîm

GAZEL

Hayâli ârızın bağı gönülde gülizarımdır
Açıldı dağlar kim sînede evvem beharımdır

Güli ümmidim açılmaz açıldı soldu hep güller
Bu gülşende figandan bihaber ancak nigârımdır

Hikâyettir sana şerhi derunumdan değil şevka
Senin aşkınla yanmak tabemahşer iftiharımdır

Neden küstün bilir hep cürmün inkâr eylemez âşık
Sebep bu infiale naleî bî ihtiyarımdır

Salın ey nahli nâzım gel nolur bir kerre serv âsa
Sarayındır bu gönlüm ande eşkim cuyibarımdır

Emanet eyledim bir tahfecik ol şahı hubane
Gönül derler anın adına Leylâ yadigârımdır
ŞEREF HANIM

1809'da İstanbul'da doğdu, 1861'de yaşamını yitirdi. Yenikapı Mevlevihanesi kabristanına defnedildiği sanılıyor. Mehmed Nebil Bey'in kızı. Şairi bol ve kültürlü bir ailenin mensubu. Kadirî ve Mevlevî tarikatlarına girdiği biliniyor. Sıkıntılarla dolu bir yaşam sürdü. Padişah II. Mahmud ve Valide Sultan'a yazdığı şiirlerinde bu sıkıntıları anlatır. Geleneksel kalıplar içinde kalan şiirleri sadelikleri ve düzgün anlatımlarıyla dikkat çeker. İlk kez 1867'de Matbaa-i Âmirane'de basılmış bir divanı var.

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

KASİDE


Kasîde-i Bahâriyye der Hakk-ı Müşâriin-ileyh
- Berây-ı Âlî Paşa -

Açıl ey gonce-i zîbâ açıl fasl-ı bahar oldı
Hezârın hasret-i dîdâr ile derdi hezâr oldı

Donandı her taraf üşkûfe-i elvan ile yer yer
Yine sun'-ı Cenâb-ı Kird-gârı aşikâr oldı

Takarrub edicek teşrifi sultân-ı gülin nâ-gâh
Dikildi tûğ-ı şâhî bağ u sahra kânı-kâr oldı

Bahar erdûsını sünbül-teber tebşire geldikde
Kurup çadır çiçekle muntazır her kûh-sâr oldı

Bu eyyâm-ı ferah-zâye tahassür çekmeden fulya
Sarardı sureta bir âşık-ı zar u nizâr oldı

Meğer neşv ü nema bulmuş şarâb-ı erguvan ile
Anın'çün çeşm-i dilber gibi nergis pür-humâr oldı

Görüp zülf-i arûsın ziynet ü dârâtını bî-şekk
Civan perçem başa çıktıkda gayet dil-figâr oldı

Benefşe çıkdı her-câyî deyu ifrât-ı ye'sinden
Olup sünbül perişan lâle yek-ser dâğ-dâr oldı

Eder şeb-bû ile ay-çiçeği gece safa, mehtâb
Görince fûl-ı bahrî yollar üzre hep nisâr oldı

Düzüp zerrin kadehle bezmini çark-ı felek güya
Çekildi bir kenâre cümleden sâhib-vakâr oldı

Sarıldı nahl-ı leylâk üzre güya bir çiçekli şal
Bakup serv u sünûber bîd-i reşkiyle çinâr oldı

Şakâyıkda görince revnak ü rengi kemâlinde
Hasedle zenbakın hep akl u fikri târ u mâr oldı

Bilür erbabı kadrin bak alur göz ile haşhaşa
Ki attâr-ı felekden ehl-i keyfe ber-güzâr oldı

Karanfil yâsemen aşkile sîne çak çak etdi
Ya her dem tazeye meyi etmede bî-ihtiyâr oldı.

Ne kabil misk-i Rûmî ıtr-ı şâhîyle ola hem-bû
Girince araya şimşir bu da'vâ ber-karâr oldı

Bütün ezhâre hâlât-ı hazânı etmeğe ifşa
Gelüp kartopu güya tercemân-ı rûzigâr oldı

Bahâriyye temam olduysa da ey hâme güya ol
Gazel de söylemek şâirlere çünkim şiar oldı

Yine ey gül-izâr-ı işve vakt-ı âh u zar oldı
Bu da'vâya delîl ü şâhid istersen hezâr oldı

Buyur geşt ü güzâr et cümle ezhârı çemen-zârın
Kudûmın öpmeğe hep dîde dûz-ı intizâr oldı

Görince bülbülün cûş u hürüsün fart-ı gayretle
Benim de seyl-i eşkim ğıbta-bahş-ı cûy-bâr oldı

Gelüp bâd-ı sabâ dedi Şeref geç bu hevâlardan
Bu nazmın gerçi evrâk-ı sipihre yadigâr oldı

Ne sarf etdin bahara cevher-i güftârını ancak
Sebeb-i asayiş dünyâya bir âlî-tebâr oldı

Edersin medh ol zât-ı şerifi et ki âlemde
Senası mahz-ı farz u her sağar ü her kibar oldı

Bu vasfa Hazret-i Alî Emîn Paşa sezadır kim
Duây-ı devleti vird-i zeban ü her diyar oldı

Makâm-ı âliyi teşrif edel'den zât-ı ülyâsı
Umûr-ı hâriciyye nâzırıyle pür-vakâr oldı

Huzurunda şükûfe şîşesi olmak ümidiyle
Ne rütbe şimdi çeşm-i bülbüle bak i'tibâr oldı

Nesîm-i lutfı ğâlibdir bahara ehl-i hâcâtın
Nihâl-i maksad u amali hep pür berg ü bâr oldı

Nisâr olmakda gerçi cümleye nakd ü inâyâtın
Senin hakkında ise şad hezâr u bî-şümâr oldı

Düşüp ümmîd-i afv ile der-i ihsanına gönlüm
Bilür cürm ü kusûrın pây-mâl-i i'tizâr oldı

Kerem-kârâ şeref-sadrâ sipihr-i devlete bed-râ
Eğerçi bunda ıtrâ'-ı makâla ibtidâr oldı

Vesîle-cûy idim neşr etdim işte bu bahaneyle
Bütün ezhâr bûy-i midhatinden hisse-dâr oldı

Kıyâs olsa yanında bir içim su gibidir nîsân
Ki cûd u şefkatin baranı bahr-ı bî-kenâr oldı

Umûrında muvaffaksın o rütbe zanneder herkes
Ya Zât-ı Hızr yâ tevfik-i Bari müsteşar oldı

Bekây-ı ömr ü ikbâlindir elbet matlabı halkın
Vücûdın mutlaka dünyâya lutf-ı Gird-gâr oldı.

Penâh eden hücûm-ı ceyş-i gamdan olur asude
Der-i Devlet-meâbın bir hısâr-ı üstüvâr oldı

Değil fahriyye yazmak gerçi haddim kendi hakkımda
Bana Zât-ı Şerifin lîk mahz-ı iftihar oldı

Ederken âh ü feryâd endelib efsâne dinlemez
Şeref, başla du'âya gayrı vakt-ı İhtisar oldı.

Akîb-i cemrede her sal meymûn fal dendikce
Cihâna feyz-i nevrûzın yeter pertev-nisâr oldı

Riyâz-ı ömr ü câhı haşre-dek her dem bahar olsun
Denildikçe yine vakt-ı safay-ı gül-izâr oldı.

(Mefaîlün mefaîlün mefaîlün mefâîlün)

GAZEL

Dildeki dag-i füruzanım ile eğlenirim
Geceler kendi çerağınım ile eğlenirim

Ederim züver-i aguse-i hayalim yâri
Daima hidmet-i mihmanım ile eğlenirim

Söyletip çektiğini şuh-i cefakarından
Sergüzeşt-i dil-i nalanım ile eğlenirim

Komaz avare vü tenha beni manend-i safa
Yine derd-ü gam-i cananım ile eğlenirim

Dest-i ahım dokunup saz-i derunun teline
Nağme-i nale vü efganım ile eğlenirim

Söyleyip serd-i mihmetle nice taze gazal
Şeref eş'ar-i perişanım ile eğlenirim

« Son Düzenleme: Ekim 03, 2010, 12:26:22 ÖS Gönderen: korkmazerbil » Logged

"Bu memlekette sağcı solcu yoktur, ilerici gerici yoktur.
- Bu memlekette namuslular ve namussuzlar vardır."

Cemil Meriç

Ölmez bu vatan, farz-ı muhâl, ölse de hattâ,
Çekmez kürenin sırtı o tâbût-ı cesîmi.

Mithat Cemal Kuntay
Maverâ_Erbil
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1046


Ve bir orman gibi kardeşçesine ...


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #6 : Ekim 03, 2010, 12:18:34 ÖS »

GAZEL

Dili şuride hayfa yâre, yâr ağyare maildir
Bilinmez hikmeti bülbül güle, gül hare maildir

Olursun pür gadab ben arzıhal etdikçe sen emma
Cefakârım, mizacın çare ne ağyare maildir

Şikâyet sanma rencü zahmi aşk eyler isem izhar
Tabibe haste elbet derdini iş'are maildir

Kaçınmaz şulei didarı yâre can atar daim
Benim mürgi dilim pervane âsa nare maildir

İder tahsin nazmı dilküşasın eylesen tanzir
Şeref tab'ı selisim böyle hoş küftare maildir

KITALAR

Bir vech ile kabil değil icrayı teşekkür
Şâdoldu şeref zar iki yüzden agâh
Eüdi beni teltif reis oldu efendim
Hem kıldı iki yüz kuruş ita bana her mah
...

Keramet tâ ezelden dadı Hakmış zatına bildim
Benim keşfeyledin arzetmeden hali perişanım
İkişer yüz kuruş mahiye ihsan eyledin hakka
Şeref bir akçeye şayan değilken ey keremkânım
...

Kemalü ömrünü lûtfundan efzun eylesün Mevlâ
Cihan durdukça dur sadrında sen ey himmeti Âli
Şeref zatın maaş tahsisi ile şimdi sayende
Değildi habbeye malik pür oldu ceybi amali
...
ÂDİLE SULTAN

1825'te İstanbul'da doğdu, 1898'de yaşamını yitirdi. Sultan II. Mahmut ile eşlerinden Zernigar Sultan'ın kızı, Sultan Abdülmecit'in kız kardeşi. Sarayda özel eğitim gördü. Kaptan-ı Derya ve sonradan Sadrazam olan Mehmet Ali Paşa ile evlendi. Önce üç çocuğunu, sonra kocasını ve ardından da genç kızı Hayriye Sultan'ı kaybedince acıya boğuldu. Nakşîbendi tarikatına girdi. Şiirleri 1996'da "Adile Sultan Dîvânı" adıyla yayınlandı. Şiirleri genellikle çocukları, eşi ve kızı Hayriye Sultan'ın ölümlerinden duyduğu derin üzüntüyü yansıtan manzumelerden oluşur. Çağdaşı olan Leylâ ve Fıtnat Hanımlardan daha az başarılı bir şair sayılır. Aruzun yanı sıra hece ölçüsüyle de şiirler yazdı. Türbesi İstanbul Eyüp'te Bostan İskelesi yakınında. İstanbul'da pek çok hayır eseri bıraktı, ayrıca babası onun adına birçok eser yaptırdı. Muhibbî (Kanuni Sultan Süleyman) Divanı'nın basılmasını sağladı.

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

GAZEL

Duymayın can ü gönül dostuma pinhan gideyim
Akl ü can bana nedir bidil ü bican gideyim

Cismde can gibidir gözde hayâli yârin
Nice bir gurbet ü firkatle perişan gideyim

Korı canımda da âşk odını yaktı alevi
Yanmak âşk ile beşaret bana üryan gideyim

İderim kat'ı taalluk çü bu can ü tenden
O güle bülbül-i can itmede efgan gideyim

Adile Kâ'be-i kulın ideyim şöyle tavaf
Arz ide ruyını dildarıma mihman gideyim

GAZEL

Aşktır min-evvel ilâ âhir kevn ü mekân
Aşktır gâhî dil ü cânda nihân gâhi ayân

Aşktır eden cemâl-i pâk-i cânâna nazar
Aşktır ol gonca gül rûyu için bülbül olan

Aşktır dü-âlem içre cânı yâra vasl eden
Aşktır dâim olan hem mahrem-i esrâr-ı cân

Aşktır çün dilde misbah-ı tecellîyi yakan
Aşktır bil "küntü kenz" birle miftâh-ı cinân

Aşktır bî-kayd pervâz eyleyip sîmurg-veş
Aşktır dost ellerini dâima seyrân eden

Aşktır mir'ât-ı kalbi eyleyen sâf ü celî
Aşktır dilde veren nûr-ı ziyâyı her zamân

Aşktır kalbi kılan pür-nûr mihr-i mâh-veş
Aşktır şem'-i cemâle karşı pervâne yanan

Aşktır hem saykal-ı mir'at-ı esbâb-ı derûn
Aşktır bir âteş-i cân-sûz ey dil sen de yan

Aşktır beyt-i dili meyhâne-i irfân eden
Aşktır Leylâları Mecnûn ü ser-gerdân eden

Aşktır fehm ile iş'âr eyleyen derd-i dili
Aşktır bak Âdile çarhı eden keşf ü beyân

GAZEL

Aşkta kanun imiş âşıklara cevr eylemek
Âşık oldur kim cefâ-yı yâre sabretmek gerek

Aşk nâz ü şîve evvel gösterir âşıklara
Âşık ol demde ona cânı fedâ etmek gerek

Âşıkın ancak murâdı dostunun maksûdudur
Çekse de bin derd ü mihnet hep sebât etmek gerek

Arzû-yı dü-cihândan geçmedir aşka nişân
Terk-i cân edip reh-i cânâna azm etmek gerek

Âftâb-âsâ bilip her zerresin nûr-ı safâ
Her belâ dosttan gelir kim merhabâ etmek gerek

Havf-ı a'dâ eylemez olan müsellah aşk ile
Yanmadan Hakka erilmez pertev-i tevhîd gerek

Nefsle cehd et tecellî eylesin aşk-ı Hudâ
Beyt-i kalbi Âdile ma'mûr ü pâk etmek gerek
TEVHİDE HANIM

Doğum tarihi 1847. 1902'de Manisa'da öldü. Babası Turgutlulu Limoncuzade Fehim Efendi. Annesi, İzmirli Sinanzade Ahmet Efendi'nin kızı Tahire Hanım. Manisalı Veznedar Çakmak Hüsayin Efendi ile evlendi. Bir kızları oldu. Kızını ve ardından kocasını kaybetti. Mevlevi tarikatına girdi. Şiirini annesi, kızı ve kocasını art arda kaybetmenin acısı etkledi. Bir divanı var. 1881'de yazıldığı tahmin edilen bu divanda kendi yaşamından ve Manisa'dan izler bulunur. Tevhide Hanım'ın önemi yaşadığı çağın coğrafyasını, insanlarını, kültürü ve günlük alışkanlıklarını yansıtmasıdır. Divanı Gürol Pehlivan, Bülent Bayram ve Mehmet Veysi Dörtbudak hazırladı. Manisa Belediyesi'nin desteğiyle yayınlandı.

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

GAZEL

Çeşmime göründü âh bir peri âlicenâb
Dün gece verdi ziyâ 'aleme ol âfitâb

Âhir çeşmime ben de âh bin cân ile müştâk iken
Setrine sây eyleyip rûyına çekmiş nikâb

Piyâde gezmiş yorulmuş terlemiş ol meh-likâ
Seyr eyledim rûyundaki damlayan sanki gül-âb

'Ahdinde kılmaz vefâ va'dinde hiç durmaz imiş
Teşbihi etdim meşrebin sanki bir dönme dolâb

Zihnini topla Tevhîde olma o bahrin gavsi
Pirâhenden girîbânın alıp geri çekil yab yab

GAZEL

Senin mecburunum hâlâ inanmaz mısın ey şûh
Benim yandığım nâra 'aceb yazmaz mısın ey şûh

Dün gece ağyâr ile lâdest tutup aldanmışsın
Kuluna nevbet gelince aceb aldanmaz mısın ey şûh

Gidip gülzara da'im sen edersin zevk 'alemle
Gelip hatıra ismim bir gün anmaz mısın ey şûh

Cevr cânına yetmiş câna yine bilmem aceb
Çekerek cefasını usanmaz mısın ey şûh

Dün gece Tevhîde-zârın rahm edip hâline sen
Verdiğin ikrârdan 'aceb dönmez misin ey şûh

DESTÂN-I MAĞNİSA

Takrîr edem dinle nedir hâli Mağnisa'nın
Söyleyim bak nedir ahvâli Mağnisa'nın
Düğünde bayramda atlas hâre giyerler
Bozulmaz yeşili alı Mağnisa'nın

Mağnisa'nın içinde evliyâsı çok
Mescidi camisi medresesi çok
Hâfızı mütedâ müderrisi çok
Okur bülbül gibi dili Mağnisa'nın

Etraf köyden şehirlerden gelirler
Handa hânelerde misâfir olurlar
Sultân Camisi'ne sâf sâf dururlar
Altın kemerlidir beli Mağnisa'nın

Sultân Nevrûz günü Mesir saçarlar
Cem olup cümle halk avuç açarlar
Mollalar imâretden çorba içerler
Her şehre ulaşır eli Mağnisa'nın

Âşıklar pîrine eyler niyâzı
Dere Kahvesi'ne asarlar sazı
Karşısında bülbül eyler avâzı
Açılır baharda gülü Mağnisa'nın

Ulu Cami'nin vurur çanlı sa'ati
Herkes vaktini bilir bulur râhatı
Tüccarların budur dâim adeti
Elden ele gezer malı Mağnisa'nın

Bahar vakti gelir bülbül sadâsı
Vardır erenlerin anda du'âsı
Kışın kar ile dolar dağı ovası
Akar boz bulanık seli Mağnisa'nın

Çölünde Karaca Ahmed Sultân hazırken
Üstünde Saruhan Baba nâzırken
Sağda Hâki Baba solda Kırtık Sultân vezirken
Deftede kayd olmaz vebâli Mağnisa'nın

Cümle eknâf çâr köşeden gelenler
Her birisi bir işe memur olanlar
Kazanıp kârında bereket bulanlar
Gitmez gözünden hayâli Mağnisa'nın

Beldemiz üstü dağ önü mesire
Bahar gelince cümle çıkarlar seyre
Gel bunca evliyâları ziyâret eyle
Şimdi çimendiferdir yolu Mağnisa'nın

Tevhîde sözünde hilâfın yokdur
Tatlıdır kavunu karbuzu çokdur
Karına kaymağına hiç sözüm yokdur
Namdadır yağ ile balı Mağnisa'nın

ŞARKI

Sana ne diyem ne söyleyem âh sana
Bir himmetin yok imiş eyvâh sana
Ederim bir âh-ı cân-gâh sana
Gayri bundan sonra âlem bir yana

Eyledin sen beni kendine meftûn
Cevrin etdi dîdemi âb-ı Ceyhûn
Serim sevdâya saldın aklım Mecnûn
Gayri bundan sonra âlem bir yana

Hevâ-yı zülfün ile hâlim tebâh
Kalmadı âşıklığıma iştibâh
Bir onulmaz derde düşdüm vâh bana vâh
Gayri bundan sonra âlem bir yana

Tîg-i hicrin hiç vermedi arayı
Sînemde açdı nice pin yarayı
Yazık etdin Tevhîde-i bîçâreyi
Gayri bundan sonra âlem bir yana

ŞARKI

O yâr bana kaşın çatdı
Elemim var elemim
Câh-ı mihnetde bıraktı
Kederim var kederim

Çehr ile dün yâr geçdi
Kadehde kanımı içdi
Ciğerde yâreler açdı
Veremim var veremim

Dün meclisde iken dildâr
Beni geçmiş yâre ağyâr
Kendi ruhsât eylemiş yâr
Haberim var haberim

Gül koklamam gül üstüne
Kişi kıyar mı dostuna
Lâkin ağyârın üstüne
Seferim var seferim

Tahammülüm yok ne çâre
Yüz vermesin ağyâre
Arz-ı hâl yazmağa yâre
Kalemim var kalemim

Tevhîde bu meylim hele
Ben şöyle verdim dilbere
Vaz gelmem tâ be mahşere
Yeminim var yeminim
FERİDE HANIM

1837'de Kastamonu'da doğdu. Kasmatonu ulemasından Bahar Zade Hammami Mehmet Reşit Efendi'nin kızı. İlk eğitimini medresi öğretmeni olan babasından aldı. Arapça ve Farsça öğrendi. Güzel yazı'ya yani "hat"a merak saldı. Bolulu İzzet Paşa'nın divan katipliğini yapan Ali Raif Efendi ile evlendi. İstanbul'a taşındılar. Feride Hanım 25 yaşında iken eşini kaybetti. İstanbul'dan Kastamonu'ya giderek yaşamını burada tamamladı. 1903'te öldü. Şiirleri arasında epey yer tutan Muhammediye'leri ile tanınır.

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

BEYİT

Duhterine böyle ider mi mâderi söyle bana
Görmedim billâh cihanda böyle bir âzâr ana

GAZEL

Ah kim çıkdı elimden koynumun zer saati
Hasretile kalmamışdır gönlümün hiç rahatı

Yâdigar-ı yâr idi doğru gider gamhar idi
Yirmibeş yıldan beru itmiş idim ünsiyeti

Zer gibi zerd ola ruyi hem ayarı nakş ola
Mekr ile biganeler ger eyledise sirkati

Yelkavan veş ruzü şeb zevki içün çeksin taab
Soksun akrebler vücudın göre rencü mihneti

Kıldı rekkası felek çerh gibi sergerdan beni
Nice dolaplar ile virdi bana çok zahmeti

Yetdürür zinciri zülfü yâr ile bend olması
Kayd olup derdü game çekmekden ise firkati

Ben Feride veş gamü mihnetle ferdim dehrde
Geçmedi alâmsız biçarenin bir saati

(Kocasının ölümü üzerine yazdığı gazel)

GAZEL

Âşık isen salika âyine-i didare bak
Masıvanın zulmetinden kurtulub envare bak

Dürri pendin guşuna menguş idersen ey gönül
..... den dembedem keşf olunan esrare bak

Masıvanın kesretinden fariğ ol itme nizâ
Hazreti şeyhin tutub destin heman bu kâre bak

Na'rei sırrı ....dan haberdar olmağa
Âşk yolunda terki can etmiş olan berdare bak

Talibi âşkı hakikat buldu encamı necat
Ey Feride sen heman ihlâs ile ezkâre bak

(.... okunamayan sözcükler)
HATİCE NAKİYE HANIM

Müneccimbaşı Osman Saib Efendi'nin kızı. 1846'da ikiz kardeşiyle birlikte dünyaya geldi. Sıbyan mektebinde okudu. Annesini küçük yaşta kaybetti. Teyzesi tarafından büyütüldü. Darülmuallimat'tan mezun oldu. Yenikapı Mevlevihanesi müritleri arasına girdi. Ali Fuat Bey'in Maarif Nazırlığı döneminde Darülmuallimat'ta öğretmenliğe başladı. Farsça ve tarih öğretti. Lügati Farısiye sözlüğünü hazırladı. Bir süre Mısır'da kaldı. Sultan Mehmet Reşat döneminde bazı şehzade ve sultanlara öğretmenlik yaptı. II. Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. 1899da yaşamını yitirdi. Yenikapı Mevlevihanesi Çınaraltı Kabristanı'nda toprağa verildi. 40 kadar gazel, methiye, şarkı, müstezad, tahmis, terci-i bend ve kıt'a yazdı. Döneminin kadın şairlerinden Şeref hanımın yeğeni idi. Onun divanının ikinci basımını hazırladı. Dergilerde dağınık halde olan şiirleri derlenemedi. Bir bölümü Türkçe olan bu şiirlerden bazıları kardeşi Nebil Bey'in Divan'ının sonunda, bir kısmı da Ahmet Muhtar Bey tarafından yayımlandı. Hiç evlenmedi.

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

GAZEL


Bir gamze hun rize şikâr oldu bu gönlüm
Şeb ta seher aşuftevü zar odu bu gönlüm

Bir çaresi yok derde giriftar olub eyvah
Bir gonce içün âleme har oldu bu gönlüm

Gülçini visal olmak içün bağı tarabda
Bir bülbüli şurideye yâr oldu bu gönlüm

Gülşende edüb nağmei bülbül ana tesir
Feryad ile manendi hezar oldu bu gönlüm

Geçdi neyü meydan işidüb savtı hezarı
Medhuş olarak maili zar oldu bu gönlüm

Rüyet hevesile Nakiyye bir kez o şuhu
Akdamı rekibane gubar oldu bu gönlüm

ŞARKI (Hezlamiz)

Olamaz bir kimse hem halin senin
Yokdur eşşeklikde emsâlin senin
Geçmede lanet ile salin senin
Yokdur eşşeklikde emsâlin senin

Benzemez etvarü halin âleme
Gelmemiş mislin vücudi âdeme
Kendine âdemlik isnad eyleme
Yokdur eşşeklikde emsâlin senin

Namını yâdeylemez emma beşer
Rekş eder efkârına gâvanü har
Sözlerin hayvanları hayran eder
Yokdur eşşeklikde emsâlin senin

Anırırken sen o savt ile heman
Hep gelir şevka güruhi merkeban
Ursalar şayan sana al bir palan
Yokdur eşşeklikde emsâlin senin

KOŞMA

Eyvah aşkınla yandım
Sonra cevrinle kandım
Aldandım sözlerine
Seni vefalı sandım

Ver bir dolu içeyim
Gör aşkınla niceyim
O mahmur gözlerinden
Ben nasıl vaz geçeyim

Kadehler durmasun boş
İçüb olalım serhoş
Çünki ağyar sözünden
Yâr ile aram bir hoş

Şimdi dil biçaredir
Aklım pek âvaredir
Ayrılık ateşinden
Ciğerim pür yaredir

Sinemi hicri dağlar
Gözlerim irmakdır çağlar
Nakiyye'nin halini
Gören kâfirler ağlar
Logged

"Bu memlekette sağcı solcu yoktur, ilerici gerici yoktur.
- Bu memlekette namuslular ve namussuzlar vardır."

Cemil Meriç

Ölmez bu vatan, farz-ı muhâl, ölse de hattâ,
Çekmez kürenin sırtı o tâbût-ı cesîmi.

Mithat Cemal Kuntay
Maverâ_Erbil
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1046


Ve bir orman gibi kardeşçesine ...


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #7 : Ekim 14, 2010, 02:49:59 ÖS »

Türk edebiyatını kadınlar yönetiyor     
Yıllardır kütüphanelerimizde yer edinen romanlar, şiirler, öyküler ve daha pek çok kitap kimlerin tezgâhında yoğ-rularak önümüze düşüyor? Kimlerin onayından geçerek okurla buluşuyor? Bugüne kadar belki de hiç düşün-mediğimiz bu soruların cevabını hemen söyleyelim: Can'dan Timaş'a, Doğan'dan Metis'e, Varlık'tan Turkuvaz'a, Oğlak'tan Altın'a, Günışığı'ndan Erdem'e, Kırlangıç'tan Uçanbalık'a Türkiye'nin köklü kitabevlerinin çoğunun ya-yın yönetmeni kadın. Türk edebiyatını yöneten bu kadınları bir araya getirdik.

"Fransa'nın dünyaca ünlü gazetesi Le Monde, 65 yıllık tarihinde ilk kez bir kadını yayın yönetmenliğine getirdi. 55 yaşındaki yeni yayın yönetmeni Sylvie Kauffmann, 1988'den bu yana Le Monde'da çalışıyor." Geçtiğimiz haftalarda pek çok gazetede yer alan bu haber, erkek egemen medya dünyasının ruh halini bir çırpıda ele veriyordu. Hemen 'kadın/erkek yayın yönetmenleri/yazarlar türünden bir sınıflandırma olmaz' diye bir homurdanma yükselebilir. Haklılık payı da yok değil. Lakin özellikle medyadaki bu cinsiyetçi politika artık yavaş yavaş kırılıyor. Peki ya edebiyattaki kadın/erkek ayrımı? Bu yıllanmış soruyu deşme niyetinde değiliz.

Virginia Woolf 'Kendine Ait Bir Oda'da yazıya tutkun kadınlara seslenerek şöyle der: "Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!..." Woolf'un bu esaslı öğüdü pek çok kadına ufuk açmıştır kuşkusuz. Edebiyatın sıkı okurları arasında kadın oranının çokluğunu da düşününce kadının yayın dünyasındaki yeri daha içine çekiyor, merak uyandırıyor. Bu ince ve narin izleri takip ettiğimizde yıllardır kütüphanelerimizde yer edeninen romanlar, şiirler, öyküler ve daha pek çok kitap kimlerin tezgâhında yoğrularak önümüze düşüyor? Kimlerin onayından geçerek okurla buluşuyor?

Bugüne kadar belki de hiç düşünmediğiniz bu sorunun cevabını hemen söyleyelim: Türk edebiyatını kadınlar yönetiyor. Zira Türkiye'nin köklü kitabevlerinin çoğunun yayın yönetmeni kadın. Şu liste bile çok bir şey söylemeye hacet bırakmıyor aslında: Can Yayınları; Zeynep Çağlıyor, Varlık Yayınları; Filiz Nayır Deniztekin, Everest Yayınları; Sırma Köksal, Metis Kitap; Müge Sökmen, Turkuvaz Kitap; İlknur Özdemir, TİMAŞ Yayınları; Emine Eroğlu, Erdem Yayınları; Melike Günyüz, Oğlak Yayınları; Senay Haznedaroğlu, İmge Kitabevi Yayınları; Şebnem Çiler Turan, Doğan Kitap; Deniz Yüce Başarır, Alfa Yayınları; Rana Gürtuna, Günışığı Yayınları; Mine Soysal, Altın Kitap; Oya Alpar, Uçanbalık Yayınları; Aytül Akal, Ayla Çınaroğlu, Kırlangıç Yayınları; Aysel Gürmen... Ve bu listeye eklenebilecek pek çok isim vardır muhakkak. VirginiaWoolf, kadın egemen bu listeyi görmüş olsaydı şaşıracaktı şüphesiz. Çokça da sevinecekti. Yayın yönetmenlerinin geneli bu tabloyu kadın okurların çokluğuna, yayıncılık işinin sabır ve incelik gerektiren bir iş olmasına bağlıyor. Yayınevlerinde kadın yöneticilerin yanı sıra kadın çalışanların sayısı da bir hayli fazla. Ortaya çıkan bu tabloya sevinen yayın yönetmenleri, sayılarının daha da fazla olması gerektiğine inanıyor. Çünkü yayıncılığın tam da onların işi olduğunu düşünüyorlar.

Deniz Yüce Başarır Doğan Kitap: Kadınların kitapla ilgili işlere ilgi duyması çok doğal


Bu tablo, bir rastlantı olsa gerek. Eminim, oturup düşünsek bir o kadar erkek genel yayın yönetmeni çıkar. Ama şu da var: 'Bu ülkede kitap okuru kadınlardır.' denir ya hep. İyi bir kitap okuru olmadan da yayın yönetmeni olunmayacağına göre... Kadınların kitapla ilgili işlere, editörlük, redaktörlük gibi sabır gerektiren, el oyalayan ince işlere ilgi duyması da doğal. Bizim yaptığımız iş de editörlük neticede. Geneli gören, yöneticilik de yapan editörleriz diye düşünüyorum. Biraz obsesif olmayı gerektiren bir durum bu. Kadınlar daha obsesif oluyorlar gördüğüm kadarıyla. Ayrıca şunu da söylemeliyim; Doğan Kitap'ın genel müdürü Gülgün Çarkoğlu, o da bir kadın. Pazarlama direktörü Ayşegül Kirpiksiz, o da bir kadın. Editöryal kadronun % 70'i de kadın. Bence iyi bir araştırma yapmak lazım bu konuda.

Zeynep Çağlıyor Can Yayınları: Erkeklerle şartlarımız eşit


Yayın yönetmenlerinin kadın ve erkekler olarak ikiye ayrıldığı kanısında değilim. Meslektaşlarımın kadın olması mutlu edici bir tablo ama ben böyle bir ayrım yapmadan algılıyorum birlikte çalıştığım insanları. Birçok yayınevinin genel yayın yönetmeni hanımlar olabilir ama birçok başka yayınevinin başında da erkek genel yayın yönetmenleri var. Sadece sayımız artıyor olabilir. Umarım giderek her iş alanında erkekler kadar kadınlar da var olacak. Kadınları da erkekler gibi gayretleri, sebat edişleri, yaratıcılıkları ve deneyimleri bu noktaya getiriyor; bu noktada şartlar eşit diye düşünüyorum.

Emine Eroğlu-TİMAŞ Yayınları: Kültür yayıncılığı, entelektüel doğurganlık iklimidir


Kültür yayıncılığı, onlarca kazanda farklı yemeklerin piştiği bir mutfak gibi. O kazanların altı sürekli kaynıyor. Hangisinin tuzu, hangisinin yağı eksik, yemekler damak zevklerine göre hangi tabaklarda servis edilir, açlara hangisi, toklara hangisi sunulur, çok iyi hesap edilmesi gerekiyor. Diyeceğim o ki kültür yayıncılığı "erk"ten çok dikkat, titizlik, detaylara hakimiyet, sabır, takip, kontrol, ama aynı zamanda coşku ve heyecan gibi kadının fıtratında taşıdığı vasıfları gerektiriyor. Sadece yayın süreçlerinin değil, entelektüel ilişkilerin yönetiminde de "kadın eli" dediğimiz "dişil bir üretkenlik" ihtiyaca dönüşüyor. Teşbihte hata olmasın; Bediüzzaman, Mısır'daki El-Ezher Üniversitesi'ne telmihen, "Ezher" müzekker, yani erkek bir kelime olduğu için doğurgan olması mülahazasıyla kurmayı düşündüğü üniversiteye müennes (dişil) "Zehra" (Medresetü'z-Zehra) ismini veriyor. Kültür yayıncılığı bana göre tam da böyle bir entelektüel doğurganlık iklimi. Alanda kadınların bunca başarılı oluşunun tesadüfî olmadığını düşünüyorum.
   

Sırma Köksal Everest Yayınları: Bu oran yine de çok küçük


Türkiye'de kayıtlı yayınevi sayısına bakıldığında bu temsilin yine de çok küçük bir oranda kaldığını düşünüyorum. Belki şöyle düşünmek gerekiyor: Ancak bakış açısı geniş olan, iş hayatında kadın erkek ayrımı yapmayan yayınevleri büyüyüp gelişiyorlar. Kadına karşı bunca ayrımcılığın olduğu bir ülkede bu başarı hiç değilse bazı insanların bakışını değiştirmeye yardımcı olsun diye umalım.

Filiz Nayır Deniztekin-Varlık Yayınları: Keşke medyada da aynı gelişmeye tanık olsak


Bence bu olgu, kadınların toplumsal yaşamda giderek daha fazla yer almalarının doğal bir sonucu. Kadınların düşünsel olarak erkeklerden aşağı kalır bir yanı olmadığına, hatta kimi durumlarda sağduyu, duyarlılık, sebat ve benzeri bakımlardan üstün olabildiklerine göre, bunda şaşılacak bir şey olmasa gerek. Oysa bu konunun gündeme gelmesi bile şaşırtıcı bir şeymiş gibi ele alındığını gösteriyor. Her alanda olduğu gibi, yayıncılıkta da önemli olan, yöneticinin cinsiyeti değil, yetkinliği ve yeterliliğidir. Dünyanın her yerinde kadın yayıncıların, yönetmenlerin sayısı gitgide artıyor. Türkiye'deki sadece buna paralel bir gelişme. Keşke ana akım medyada da aynı gelişmeye tanık olsak diyorum.

İlknur Özdemir-Turkuvaz Kitap: Sektörde kadınların sayısının artacağına inanıyorum


Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de yayıncılıkta kadınların sayısı erkeklerden fazla. Yurt dışındaki kitap fuarlarına gittiğimizde görüştüğümüz on kişiden 7-8'i kadın. Orada yayınevinin başında daha çok erkekler var ama bir alt kademeden başlayarak kadınlar yönetici ve seçici konumundalar. Türkiye'de de ilk başta yayınevleri hep erkekler tarafından yönetildi. Bu sektörün profesyonelleşmesiyle birlikte kadın yöneticilerin sayısı arttı. Yayınevi sahibi olan kadınların sayısı az ama genel yayın yönetmeni ya da yönetici olan kadınların sayısı artmakta. Kitap okurlarının çoğunluğu da kadın olduğuna göre bu durumu bir yandan kadının kitaba olan genel ilgisine bağlayabiliriz, diğer yandan sanat ve kültüre olan içgüdüsel yakınlığına, yaratıcılığına, becerisine, dikkatli, disiplinli, yaratıcı, çoğaltıcı çalışmasına da. Her sektörde olduğu gibi burada da kadınların sayısının artacağına inanıyorum.

Melike Günyüz Erdem Yayınları: Yayıncılık, kadın fıtratına çok uygun


Yayın sektöründe üst düzey yönetici konumunda kadınların gözle görülür düzeyde bir artışla istihdam edilmesi konusunu öncelikle kadınların iş dünyasındaki varlığı ile açıklamak gerekmektedir. Yayın dünyasında kadın çalışanların sayısı sadece yayın yöneticiliği pozisyonunda değil editör, editör yardımcısı, redaktör, grafiker gibi tüm masa üstü yayıncılık alanında hızla artmaktadır. Bunu birkaç nedene bağlayabiliriz. Öncelikle bir kitabın ortaya çıkması, bir projenin kitaplaşması süreci ciddi emek ve sabır isteyen bir aşamadır ve bu süreç, kadın fıtratına çok uygundur. Öte yandan çocuk kitabı yazarlarına baktığımızda tüm dünyada baskın bir çoğunlukla kadın yazarları görüyoruz. Toplumsal bilinçaltında bu işin kadınlardan beklendiği gibi bir sonuç da çıkarabiliriz. Her anlamda toplumu yönlendiren konumdaki kadın, toplumu iyi okuyan kadın olarak yayın dünyasında da kendini gösteriyor.

Mine Soysal Günışığı Kitaplığı: Çocuk yayıncılığında kadın sayısı artıyor


Hiçbir konu ve durumda, insanları kadın ya da erkek kimlikleriyle algılamak, görmek, düşünmek zorunda kalmadım. Üstelik, 'kadın' yayıncılar, 'erkek' beyin cerrahları vb. gruplamaların doğru olmadığına inanıyorum. Ben, kitaplarla çocukların ve gençlerin ilişkisine dair, edebiyatla ilintili olarak ülkesinin geleceğine dair hayaller kurabilen bir insan olduğum için Günışığı Kitaplığı'nı kurdum. Benimle yola çıkan arkadaşlarım da 'kadın'dır. Ancak cinsiyetlerimiz, yalnızca birer rastlantıdır. Bu genel yaklaşımın ışığında, yayıncılık alanında 'kadın' iş sahiplerinin ya da yöneticilerin sayısı azken, çocuk ve gençlik kitapları alanında bu sayının yükseldiği bir gerçek. Bunda kadının annelik deneyiminin ve toplumdaki kucaklayan, koruyan, yetiştiren 'anne' simgesinin, çocuklar ve gençler söz konusu olduğunda profesyonel yaşamda da işleyeceğinin sanılmasının rolü büyük bence. Ancak iş yaşamı, ekonomik koşullar sadece bu deneyimle yetinmiyor. Ülkemizde yayıncılık temel ilkeleri ve standartları gelişmemiş, çok büyük sorunları bulunan bir alan. Düşünsel olgunlaşma ve seçimler, kurumsal, kişisel gelişim, uzmanlaşma, bilgi ve teknolojiyle donanma gibi belirleyici temel etkenler olmadan, yalnızca 'kadınca' ya da 'anaç' duygu ve düşüncelerle bunların altından kalkmak mümkün değil.

Müge Sökmen Metis Kitap: Sektörde kadın yöneticilerin şansı daha yüksek


Kısaca 'Kemalist feminizm' diye adlandıracağım, bölgesel ve sınıfsal farkları pek ortadan kaldırmadan işlemiş bir tür kadrolaştırma yönelimi sayesinde, Türkiye'de genelde kadın yöneticilerin sayısı, ülkedeki diğer verilere bakarak bekleyeceğinizden daha yüksek (tıpkı 'erkeklere özgü' çeşitli mesleklere mensup kadınların, yükseköğrenim gören kadınların vb. sayısının görece yüksek olması gibi); dolayısıyla yayıncılıkta da böyle bir tablo beklenebilir. Ayrıca belki okurların yarıdan fazlasının, yazarların da epeyinin kadın olduğu bir sektörde kadın yöneticilerin şansının daha yüksek olduğu söylenebilir. Belki de kadınlar günümüz dünyasında var kalmakta daha çok zorlandıkları için kitapların dünyasında yaşamak onlara daha cazip geliyordur, düşünmem lazım!
Logged

"Bu memlekette sağcı solcu yoktur, ilerici gerici yoktur.
- Bu memlekette namuslular ve namussuzlar vardır."

Cemil Meriç

Ölmez bu vatan, farz-ı muhâl, ölse de hattâ,
Çekmez kürenin sırtı o tâbût-ı cesîmi.

Mithat Cemal Kuntay
meryemozcan
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8580


Güzel olan sevgili değildir,sevgili olan güzeldir


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #8 : Ekim 14, 2010, 05:10:29 ÖS »

Türk kadını doğuştan sanatkar bir ruh taşıyor sonuç bu... Mutluyum onurluyum.
Logged


Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
Maverâ_Erbil
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1046


Ve bir orman gibi kardeşçesine ...


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #9 : Ekim 14, 2010, 10:21:06 ÖS »

Türk kadını doğuştan sanatkar bir ruh taşıyor sonuç bu... Mutluyum onurluyum.

Bende Türk Kadınları mutlu olduğu için bir kat daha mutluyum  Kahkaha
Logged

"Bu memlekette sağcı solcu yoktur, ilerici gerici yoktur.
- Bu memlekette namuslular ve namussuzlar vardır."

Cemil Meriç

Ölmez bu vatan, farz-ı muhâl, ölse de hattâ,
Çekmez kürenin sırtı o tâbût-ı cesîmi.

Mithat Cemal Kuntay
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM