|
meryemozcan
|
 |
« : Şubat 24, 2009, 11:10:36 ÖS » |
|
Hz. Mevlana ile ilgili ezber bozan iddia
Hz. Mevlana deyince herkes aynı dizeyi hatırlar: "Ne olursan ol yine gel"... Bu dizenin Hz. Mevlana'ya ait olmadığı iddia edildi.
Mevlana “Gel” Demedi 23 Kasım akşamı geç saatlerde başlayan ve 24 Kasım'ın ilk gün ışıklarına kadar devam eden bir TV programı pek çok kişinin ezberini bozdu. Programda Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Murat Bardakçı, "Gel, gel ne olursan ol yine gel" dizelerinin Mevlana'ya ait olmadığını söyledi. İki isme destek, konunun uzmanlarından Prof. Dr. İskender Pala ile Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç'tan geldi. Onlara göre de bu dize Mevlana'nın hiçbir kitabında yer almamıştı. Şiir, Orta Asyalı ünlü sufi Ebu Said Ebu'l Hayr'ındı. "Tanrı öldü", "Geldim, gördüm, yendim", "Dünyanın bütün işçileri birleşin", "Ama yine de dönüyor dünya" cümleleri nasıl Nietzsche, Napoleon Bonaparte, Karl Marx ve Galileo ile birlikte anılıyorsa "Gel, gel ne olursan ol yine gel" dizeleri de Mevlana Celaleddin Rumi ile o kadar özdeş. Ancak şimdi bu dizelerin Mevlana Celaleddin Rumi'ye ait olmadığı ortaya çıktı.
23 Kasım gecesi Habertürk televizyonunda Fatih Altaylı'nın programına katılan gazeteci Murat Bardakçı ve Prof. Dr. İlber Ortaylı dile getirdi bu gerçeği. Divan edebiyatı araştırmaları üzerine çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. İskender Pala ve tasavvuf tarihi araştırmalarının önemli ismi Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç da Bardakçı ve Ortaylı ile aynı fikirde. Dizeler Mevlana'dan önce yaşamış başka bir mutasavvıfa, Ebu Said Ebu'l Hayr'a ait. Mevlana'nın beyitlerinin yer aldığı farklı Divan-ı Kebir nüshalarında bu dizeler alıntılanmış. Ancak son yıllarda yayımlanan karşılaştırmalı metinlerde bu tartışmalı beyitler ayıklanmış.
Şiirin anlamı değişti 23 Kasım akşamı geç saatlerde başlayan ve 24 Kasım'ın ilk gün ışıklarına kadar devam eden bir TV programı pek çok kişinin ezberini bozdu. Habertürk televizyonunda yayınlanan Teke Tek programının konukları gazeteci Murat Bardakçı ile tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı'ydı. Osmanlı tarihinden başlayıp güncel meselelere kadar uzanan programda bir ara söz döndü dolaştı Orhan Pamuk'a geldi. Hemen ardından da izleyicilerden e-mail'ler gelmeye başladı Teke Tek'e. Bu e-mail'lerden bir tanesinde bir izleyici Mevlana Celaleddin Rumi'yi intihal yapmakla suçluyordu: Bir başka şairin dizelerini Mevlana kendi kitabında kaynak göstermeksizin yayımlamıştı. Bu, Mevlana ile özdeşleşen "Gel, gel ne olursan ol, yine gel / İster kâfir, ister Mecusi, ister puta tapan ol, yine gel / Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir / Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!" şiirinden başkası değildi. Programda ilk itiraz Prof. Dr. Ortaylı'dan geldi; "Ne münasebet. Mevlana'nın hiçbir kitabında bu dizeler bulunmaz. Bu şiir Mevlana'dan sonra ona isnad edilmiştir. İntihal suçlaması mesnetsizdir" dedi. Murat Bardakçı da şiirin Ebu Said Ebu'l Hayr'a ait olduğunu söyledi. Şiir de zaten bizim anladığımızın dışında başka manalar da taşıyordu ve bu Farsça aslında yapılan kelime oyunlarının arkasına saklanmıştı. Ebu'l Hayr burada "gel" derken "pişman"lıkla eş anlamlı bir kelime kullanmış, çağrısını aslında "İslam'a gel" olarak yapmıştı.
Prof. Dr. Ortaylı ve Bardakçı'ya destek, Prof. Dr. İskender Pala ve Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç'tan geldi. Pala, divan edebiyatı üzerine yaşayan en önemli uzman olarak kabul ediliyor. Prof. Dr. Kılıç ise tasavvuf tarihi konusunda araştırmalarıyla tanınıyor.
Manası Mevlana ile uyumlu İskender Pala'ya göre bu sadece Mevlana Celaleddin Rumi'nin başına gelmemiş: "Yunus Emre'ye ait olmayan pek çok şiir ona isnad edilir. Tüm güzel sözler en ihtişamlı olana dayandırılır. Döneminde de Mevlana'nın eserleri en önemli ve güzel eserlerdi. Dolayısıyla halkın arasında bilinen, beğenilen beyit ve dizeler Mevlana'ya izafe edildi. Bahsi geçen dizelerin hiçbirisi Mesnevi'de, Mevlana'nın kitaplarında yer almamıştır." Hatta bazı meşhur beyitler zamanla atasözüne dönüşmüş. Bunu da İskender Pala, şiirin şairden daha meşhur olmasına bağlıyor. Fıkralarda da Nasrettin Hoca'nın başından geçmeyen pek çok olay, sanki Hoca'nınmış gibi anlatılmakta Prof. Dr. Pala'ya göre. Tasavvuf tarihi alanında yaptığı çalışmalarla bilinen Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç da İskender Pala gibi düşünüyor. "Gel, gel ne olursan ol, yine gel" dizeleriyle başlayan şiirin içerik itibariyle Mevlana'nın felsefesine aykırı olmadığına dikkat çekiyor. Bu yüzden bu yanlışlık günümüze kadar gelmiş; "Mana olarak şiir Mevlana'ya aykırı değil. Mevlana'nın eserleri karşılaştırmalı metin olarak son 15-20 yılda basılmaya başladı. Böylece metinler arasında farklılıklar ortaya çıktı. Zaten Mesnevi'de böyle bir problem yok. Sadece Divan-ı Kebir'in nüshalarına bu gözle bakmak lazım."
Kılıç'ın anlattığına göre bazı Divan-ı Kebir nüshalarında beyit sayısı 60 bini buluyormuş. Bazılarında ise bu rakam 15 binde kalmış. "Bu fark anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir fark değildi" diyor Prof. Dr. Kılıç. İran'da hazırlanan son "karşılaştırmalı metin" çalışması tüm bu tartışmalara son vermiş; "İran'da basılan Divan-ı Kebir'in karşılaştırmalı nüshası çok titiz bir çalışmanın ürünüdür. Daha sonra içine katılan farklı şairlerin şiirlerinden temizlenmiştir. Artık elimizde temel alacağımız, temiz bir nüsha var. Sözünü ettiğiniz şiir de Mevlana'dan sonra hazırlanan bazı Divan-ı Kebir nüshalarında vardı. Ama kesin olarak bu şiir Mevlana'nın değildir. Şairi, yine çağının büyük mutasavvıflarından Ebu Said Ebu'l Hayr'dı."
Ebu Said Ebu'l Hayr, Orta Asya'da yaşadı. Gazneli Mahmud, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey ve ünlü devlet adamı Nizamülmülk, Ebu Said ile çok iyi tanışıyorlardı. Ebu Said Ebu'l Hayr, Horasan'da Meyhene (Mihene) şehrinde 967 yılında doğdu, 1049 yılında öldü. Babası halkın çok saygı gösterdiği Ebu'l Hayr Muhammed'di ve çevresinde dindarlığı ile meşhurdu. Ebu Said küçük yaştan itibaren babasının rahle-i tedrisinden geçti.
Ebu Said'in hayatının tüm safhası söylencelerle, menkıbelerle örülmüş. O kadar ki bu söylenceler çocukluğundan başlıyor. Onun ileride büyük bir mutasavvıf olacağını başka bir mutasavvıf olan Ebu'l Kasım Bişr keşfetmiş, babasına çocuğunu nasıl yetiştirmesi gerektiği konusunda yol göstermiş. Küçük Ebu Said'i daha fazla ibadet etmesi için yönlendirmiş. Hayatları birbirine benziyor.
Ebu Said ilk gençlik yıllarından itibaren ünlü bir mutasavvıf haline dönüştü. Ne zaman şiirle ilgilendiği bilinmese de, günümüze kadar gelen özlü sözleri var ve yoğun bir sevgi çemberinin ortasındaydı. Geceleri, hali vakti yerinde olan babasının sarayından kaçarak küçük bir camiye ibaret etmeye giderdi. Ebu aid’in hayatı da Mevlana’ya benziyor. Her iki isim de yaşamlarını dünya zevklerinden olabildiğince uzakta geçirmeye çalışmış. Günlerce hiçbir şey yemeden yaşamaya alışmışlar. Bu arada bir sürü düşman edinmişler ancak hiçbirine karşılık vermemişler.
Ebu Said, Mevlana’nın aksine Hırıstiyanları ve Musevileri Müslümanlığa davet ediyordu. Bu uğurda kiliselere bile gittiği anlatılıyor menkıbe kitaplarında. Tabi bir çok Hıristiyan ve Yahudi’nin de bu çalışmalar sonunda Müslümanlığa geçtiği ilavesiyle. Bu gerçekten böyle oldu mu bilinmez ancak devlet adamlarının yanındaki saygınlığı konusunda kesin bilgiler var. Ölümünden yıllar sonra bile oğulları Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün yardımlarına mazhar olmuşlar.
Her şey Yunus Emre’ni bir dizesindeki gibi; “Mal sahibi, mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi”. Şiir ortada sahibi muhtelif. En azından kamuoyun nezdinde...
(samanyoluhaber)
Biz de İskender Pala hoca gibi düşünüyor; bazen söz sahibinden, şiir şairinden meşhur olup kabulumuz makbul,ve dahi ''galat-ı meşhur lugat-i sahihten evladır'' .diyoruz.
|
|
|
|
|
Logged
|
 Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
|
|
|
|
canan75
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #1 : Şubat 25, 2009, 12:09:34 ÖÖ » |
|
Teşekkürler Meryem, ben de Mevlana sever olarak sanki bir şeyler yazmak ihityacı duydum,Yunus Emre'nin bir sözüyle noktayı koymuş haber, Mülk gibi söz de, ne senin ne benim.İskender Pala' nın izahlarını çok yerinde buldum fakat, yeterli gelmedi bana, edebiyat fakültesinde okurken birden çok Yunus Emre'in oldugunu amma, Molla Kasım'ın asıl Yunus un şiirlerini ırmaga saldıgını ögrendiğimiz gün, evet Türk halkının sevdiği, kendini buldugu ,kendine sözcü seçtiği kişileri sanki yüz yıllara meydan okumak adına yaşatmaya çalışmanın bir çabası olduğun anladık..
Ünivesitede okurken Azeri arkadaşlarımız gelmişlerdi, nasıl olduysa konu Nasreddin Hoca'dan açıldı ,bir fıkrasına baya güldükten sonra nereli olduguna dair bir konuşma geçti aramızda, Akşehir mi, Eskişehir mi ,o göl de, yok bu gölde derken Azeri arkadaş Ramin dedi ki,''siz ne diyorsunuz Nasreddin Hoca Bakülüdür'' demez mi ,biz altı arkadaş birden daha fazla gülmeye başladık evet iyi bir espiri helal sana Ramin derken ,Ramin ciddileşti ''arkadaşlar o bizim hocamızdır şu köydendir,Azerbeycan'da şurada yaşamıştır'' diye ciddi ciddi anlatmaya başladı.O an,millet olarak her ne kadar kültürümüz arasına nifaklar ekilmeye çalışılsa da tabandan bir birine bağlı ve kopmaz bağlarımız oldugunu bir kez daha anladım.Ramin Nasreddin Hocayı bize vermeyecek kadar sahipleniyordu,biz de ona ispat etmeye çalışıyorduk bir takım belge ve bilgilerle.
Evet Mevlana nın sözü olmayabilir,bu ne Mesnevi'de ne Divan-ı Kebirin'de de yer almamış olabilir fakat, ne eksiltir bu Mevlana'dan ne de azaltır.Halk yüceltmek istediğini, ki bu her zaman yerinde bir yüceltme olmuştur gerçekten ,Yunus u Mevlana yı ;Yunuslar Mevlanalar tahtına oturtmuştur.
Söz başkasına ait olsa da, sözcüye söylettiği sözü ona yakıştırmıştır halk.Ayrıksı durmamıştır Mevlana'nın denizine uymuştur . Bozulan ezber tabiriyle, sanki ''bak bak onun değilmiş bu söz gördün mü'' gibi bir mana çıkarılırsa sahiden çok üzülürüm,Ahmet Yesevi ile başlayan ve Anadolu da zirveleşen 'tasavvuf kültürü ve öğretisi' geniş bir cografi anlayışın toplamıdır.Hani 600 sene süren ,Hoca Dehhani ile başlayan sevgili tasviri ,o güzel, o ahu ,o kafir sevgili divan edebiyatında nasıl ki basit bir algılama tekrarı değildir,bu söz de ister Mevla'nın ister bir başaksının olsun temayı bozmaz.
Bu söze dair aklıma gelmişken, ben ezberimi bozmadan diyorum ki bu söz Mevlana'da zirveleşmiş,Mevlana'da yerini ,uygulama sahasını bulmuştur.Dergahı herkese açık 'gel' diyen bir nidadır Mevlana ,ki hala da öyle değil mi? gelllll gell... amma şu eşikten içeri girdikten sonra sorumlulukların görevlerin ve veballerini bilerek gel....
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
canan75
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #2 : Şubat 25, 2009, 12:28:25 ÖÖ » |
|
belki Mevlana demedi o sözü amma, en güzel ''gelll !!!''i o dedi 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
canan75
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #3 : Şubat 25, 2009, 12:31:36 ÖÖ » |
|
Öyle bir ''gelll!!!''e kim 'hayır' diyebildi 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
canan75
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #4 : Şubat 25, 2009, 12:35:00 ÖÖ » |
|
SANKİ ''Gelll''sözü onun ağzından çıkınca şekere döndü 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
canan75
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #5 : Şubat 25, 2009, 12:36:07 ÖÖ » |
|
Mıknatıs gibi zerrelerini bir araya topladı çeliğe su verdi 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
meryemozcan
|
 |
« Yanıtla #6 : Şubat 25, 2009, 12:36:56 ÖÖ » |
|
Mevlana şekeri ...
|
|
|
|
|
Logged
|
 Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
|
|
|
|
canan75
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #7 : Şubat 25, 2009, 12:37:56 ÖÖ » |
|
''gelll'' çagrısına kulak veren herkes o eşikten farklı döndü
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
canan75
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #8 : Şubat 25, 2009, 12:38:38 ÖÖ » |
|
Mevlana şekeri ... gülbeşekerim 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
fuzuliye
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #9 : Şubat 25, 2009, 12:45:27 ÖÖ » |
|
Ben de Farsça'da farklı anlamdaki dizenin "Ne olursan ol, gel!" şeklinde yanlış çevrildiğini okumuştum... Eğer doğruysa bu iddialar, insanlık tarihinin inanılmaz yanlışlarından birini yaşıyoruz.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
canan75
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #10 : Şubat 25, 2009, 12:54:23 ÖÖ » |
|
Hocam çeviri mazurdur,onu tahlildir mühim olan.Mevlana bir deryadır,bizler onun kıyısında testimizin dagarcıgına sığanı alabiliyoruz.Hatta Mevlana'nın sözleri o deryanın yansımasıdır,kendisi değil.O bizim tasavvurumuzun da ötesinde bir takım yıldızı. Kendisi bunlara vakıftır, ki olmasaydı der miydi: ''damla ne bilsin deryanın halinden''
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
fuzuliye
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #11 : Şubat 25, 2009, 04:21:35 ÖS » |
|
"Bâzâ u bâzâ her ân çi hestî bâzâ Ger kâfir u gebr u putperestî bâzâ În dergeh-i mâ dergeh nevmîdî nîst Sedbâr ger tövbe şikestî bâzâ"
Yukarıda geçen "bâzâ" sözcüğü Farsça "vazgeçmek, vazgeçerek gelmek" anlamına geliyor, asıl şekli "bâzâmâden". "Ne olursan ol gel!" değil, "Ne olursan ol (Hıristiyan, Mecusi, putperest, kafir) ondan vazgeçerek gel!" şeklinde geçiyor şiirde. Ki doğru şekli kullanılsa çok daha iyi olurdu.
Çeviri yanlışlığını da mazur göremiyorum, bu yanlışın yaygınlaşmasını da. Mevlânâ'nın görüşlerinin evrenselliği ve insan sevgisi temelinde oluşu, yanlış çeviriyi kullanmamıza neden değil diye düşünüyorum.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Şubat 25, 2009, 04:28:08 ÖS Gönderen: ƒuzuℓїyє »
|
Logged
|
|
|
|
|
meryemozcan
|
 |
« Yanıtla #12 : Şubat 25, 2009, 04:43:50 ÖS » |
|
"Onun dergâhında solunan hava, buram buram bir İslami havadır". Mevlânâ, Müslüman kimliğinden ötürü Mevlânâ olmuştur. Ancak Batı dünyası Mevlânâ’yı İslam dini ile bir arada düşünmek istemiyor korkularından ötürü. Mevlana'nın daveti İslam'adır. Barış ve kardeşlik duyguları ondan sonra gelir diye düşünüyorum.
|
|
|
|
|
Logged
|
 Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
|
|
|
|
meryemozcan
|
 |
« Yanıtla #13 : Şubat 25, 2009, 05:06:36 ÖS » |
|
"Bâzâ u bâzâ her ân çi hestî bâzâ Ger kâfir u gebr u putperestî bâzâ În dergeh-i mâ dergeh nevmîdî nîst Sedbâr ger tövbe şikestî bâzâ"
Yukarıda geçen "bâzâ" sözcüğü Farsça "vazgeçmek, vazgeçerek gelmek" anlamına geliyor, asıl şekli "bâzâmâden". "Ne olursan ol gel!" değil, "Ne olursan ol (Hıristiyan, Mecusi, putperest, kafir) ondan vazgeçerek gel!" şeklinde geçiyor şiirde. Ki doğru şekli kullanılsa çok daha iyi olurdu.
Çeviri yanlışlığını da mazur göremiyorum, bu yanlışın yaygınlaşmasını da. Mevlânâ'nın görüşlerinin evrenselliği ve insan sevgisi temelinde oluşu, yanlış çeviriyi kullanmamıza neden değil diye düşünüyorum.
Fuzuliye arkadaşımızın dediği gibi bu rubai gerçekten tartışmalı. bâz ameden" fiili "günahlardan tövbe etmek, pişman olmak, nedâmet getirmek" anlamına da geliyor diğer anlamlarına ilâveten... Rubâînin, Kur'an-ı Kerîm'de Zümer Sûresi'nin 53. ayeti "(...) لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ (...)" "(...) la taknetu min rahmetillah (...)" "(...) Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin (...)" yorumlanarak, hatadan dönülmeye çağrı yapıldığı belirtiliyor. Selçuk Üniversitesi İlahiyât Fakültesi eski dekanı rahmetli Prof. Dr. Orhan Karmış da rubaînin tercümesinin "yine gel" olarak değil, "vaz geç, tövbe et" olarak yapılması gerektiğini ileri sürmüşler. Orhan Karmış konu ile alâkalı olarak şöyle der: Bu kelime "tekrar gelmek, asla rücu etmek, asla dönmek" anlamında tercüme edilse bile, hiçbir zaman putperest ve kâfirlere "olduğun hâl üzere gel" çağrısı yapılmamıştır. "Tövbeni bozmuş olsan da, imandan küfre dönmüş olsan da tekrar imana gelmen şartıyla ilâhî rahmet kapıları sana açılabilir" demek istenmiştir. Tövbe et, tövbe et, ne olursan ol tövbe et, İster kâfir, ister mecûsî, ister putperest ol, tövbe et, Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir, Yüz kerre tövbeni bozmuş olsan da tövbe et.
|
|
|
|
|
Logged
|
 Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
|
|
|
|
meryemozcan
|
 |
« Yanıtla #14 : Şubat 25, 2009, 05:10:22 ÖS » |
|
Hz.Mevlânâ'nın dergâhının kapısının üstünde şu ifadenin yazılı olduğu söylenir:
کعبه العشاق باشد این ﻤﻗﺎم
هر که ناقص آمد اینجا شد تمام
***
“Ka'betü'l-u'şşâk bâşed în mekâm Her ki nâkis âmed, încâ şod temâm”
***
“Âşıklar kâbesidir bu makâm, Her kim nâkıs gelir, kâmil olur.”
Hz. Mevlânâ, "hatalarınıza, kabahatlerinize, günahlarınıza takılmayın. Vazgeçin, tövbe edin, gelin, davetimize icâbet edin... Bu dergâha noksan gelseniz de kemâle erer, buradan öyle ayrılırsınız" demek istiyor...
|
|
|
|
|
Logged
|
 Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
|
|
|
|