|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #225 : Ağustos 07, 2010, 02:32:38 ÖS » |
|
SİZ NASIL ÇALMAK İSTERSİNİZ?
Adı şaibeli birçok hadiseye karışan bir politikacı,edebiyat tarihçisi İbnülemin Mahmut Kemal'in konağında verilen musiki faslı sırasında bir ara:
"Siz burada ne çalıyorsunuz?"diye laf atar.
İbnülemin gayet veciz bir şekilde:
"Biz burada saz çalıyoruz,ya siz mecliste ne çalıyorsunuz?" cevabını verir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #226 : Ağustos 07, 2010, 09:01:19 ÖS » |
|
KÜÇÜK ŞEYLER
Ne kadar haklı olursa olsun, eleştirileri anlayışla karşılamak çok az insana nasip olan bir olgunluktur. Bu, ilim, irfan,mevki sahipleri; sanat ve edebiyat adamları için de geçerli bir tespittir. Yahya Kemal de büyük şairligine, yurt dışına yayılmış ününe rağmen bu olgunluğu gösteremeyen bir sanat ve edebiyat adamıdır. Bırakın eleştiriyi, yarı şaka yarı ciddi küçük dokunmalara bile alınganlık gösterirmiş. Bir gün kendisine yöneltilen basit bir elestiriyi hazmedemeyip öfke ile ileri geri konuştuğu bir sırada bir dostu teselli etmek için söyle demiş:
— Üstadım, ne var bu küçük eleştiriye kızıp köpürecek? Üzerinde durulmaya değmeyecek kadar önemsiz şeyler bunlar.
Yahya Kemal dostunu terslemiş:
— İnsanı esas rahatsız eden bu küçük şeylerdir. Koca bir dağın tepesine oturabilirsin de, bir iğnenin tepesine oturamazsın!..
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #227 : Ağustos 07, 2010, 09:09:09 ÖS » |
|
İNSAN GÖRÜN
Edebiyat öğretmeni, şair, yazar Arif Nihat Asya, bir dönem politika ile de ilgilenmiş. 1950 seçimlerinde DP Adana listesinden aday olmuş. Adaylığı kesinleştikten sonra bazı dostları A. Nihat’a:
— Sen, CHP’nin Adana’dan Kasım Gülek, Kemal Satır, Cavit Oral gibi devlerinin karşısına hangi cesaretle çıkıyorsun,demişler.
Seçim öncesi bir mitingde konuşan A. Nihat Asya sözlerine dostlarının uyarılarından ilham alarak şöyle başlamış:
— Sevgili Adanalılar! Politikaya soyunmamızdan sonra bazı dostlarım bana “Sen CHP’nin Adana’dan falan filan devlerine karşı hangi cesaretle çıkıyorsun?” diye sordular. Gerçekte ise bu söz bana cesaret verdi. Çünkü şimdiye kadar sizin karşınıza hep birtakım devler çıktı. Biraz da insan görün diye ben huzurunuza çıkmış bulunuyorum!..
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #228 : Ağustos 31, 2010, 11:15:54 ÖS » |
|
Kiralık Ev
Bir toplantıda bazı büyük adamların ölümünden sonra onlara yaşadıkları evlerin bir müze haline getirildiği ve üzerine levhalar asıldığı konu edilirken, toplantıya katılan şair Nazım, Süleyman Nazif`e dönerek:
-Üstat ben ölünce kapımın üzerindeki levhaya ne yazarlar?
Süleyman Nazif gayet ciddi:
-Kiralık Ev.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #229 : Ağustos 31, 2010, 11:38:13 ÖS » |
|
Hangi Kitapları Okur
Eski kitapçılardan Arif Polat`ın dükkânına gelen bir tanıdığı, çeşitli kitapları inceleyip:
—Bazı kitaplara bakıyorum da; bunları kim okur, diye merak ediyorum" deyince, Arif Polat başını kaldırmadan şu cevap vermiş:
— Ben de bazı insanlara bakıyorum da, bunlar hangi kitapları okur, diye merak ediyorum.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #230 : Ağustos 31, 2010, 11:39:38 ÖS » |
|
Bülbül
M. Akif yapmacıklı jest ve mimiklerle şiir okuyanlarda hoşlanmazdı. Bir gün böyle biri, Taceddin Dergâhında Akif`in bülbül şiirini okur. Bu okuyuşa canı sıkılan Akif, şöyle söylenir:
— Bu bülbül bizim Bülbül`e benziyordu ama adam ne kanadını bıraktı, ne kuyruğunu!
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
glsh142
|
 |
« Yanıtla #231 : Ağustos 31, 2010, 11:42:02 ÖS » |
|
Kiralık Ev
Bir toplantıda bazı büyük adamların ölümünden sonra onlara yaşadıkları evlerin bir müze haline getirildiği ve üzerine levhalar asıldığı konu edilirken, toplantıya katılan şair Nazım, Süleyman Nazif`e dönerek:
-Üstat ben ölünce kapımın üzerindeki levhaya ne yazarlar?
Süleyman Nazif gayet ciddi:
-Kiralık Ev.
Çok hoş yaaaa.Sağolun hocam anekdotları ayrı bir seviyorum.
|
|
|
|
|
Logged
|
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. 
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #232 : Ağustos 31, 2010, 11:44:35 ÖS » |
|
Rica ederim canım.Ben de. 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
TeBeSSüM
|
 |
« Yanıtla #233 : Eylül 04, 2010, 05:29:17 ÖS » |
|
YIKA DA GETİR
Süleyman Nazif ve Abdülhak Şinasi birlikte yemek yerken, Şinasi garsonu çağırır ve su ister. Şinasi’nin kirden ve mikroptan eldivenle el sıkacak derecede korktuğunu bilen Süleyman Nazif garsona seslenmeden edemez:
-Oğlum, beyefendinin suyunu yıka da öyle getir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
TeBeSSüM
|
 |
« Yanıtla #234 : Eylül 04, 2010, 05:31:53 ÖS » |
|
AKŞAM YEMEĞİ
Yahya Kemâl, dostlarından birine: -Bu akşam yemeği benimle yer misin? Diye sorunca, arkadaşı: -Hay hay! Der. Çok memnun olurum. Hiçbir mazeretim yok! Yahya Kemal gülümseyerek karşılık verir: -İyi öyleyse, bu akşam size geliyorum.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
TeBeSSüM
|
 |
« Yanıtla #235 : Eylül 04, 2010, 06:10:48 ÖS » |
|
Düşmanın Canı
Şair Nef’ i bir toplantıda konuşurken, düşmanlarından biri içeri girmiş, fakat herkese selam verdiği halde kendisine: —Merhaba canım! demiş. Nef’i durur mu? Hemen cevabı yapıştırmış: —Derhal çıkıyorum.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Lâle
|
 |
« Yanıtla #236 : Eylül 05, 2010, 11:28:10 ÖÖ » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
meryemozcan
|
 |
« Yanıtla #237 : Eylül 05, 2010, 09:29:15 ÖS » |
|
Sigara..
Necip Fazıl çok fazla sigara içer. Bir gün bir öğrencisi ona gelir ve der ki: -"Hocam bugün bir rüya gördüm bütün bitkiler Allah'a secde ediyordu, bir tek tütün etmiyordu." Üstad cevabı yapıştırır: -"Getirin o kafiri yakalım..."
|
|
|
|
|
Logged
|
 Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
|
|
|
|
TeBeSSüM
|
 |
« Yanıtla #238 : Eylül 13, 2010, 09:42:25 ÖS » |
|
Böyle Korunur
Çok değerli olan kütüphanesini millete vakfeden Koca Ragıp Paşa, onların bakımı için tanıdıklarından birini memur tayin eder.
Bir gün ansızın kütüphanesini ziyarete giden Paşa, etrafı ve kitapları toz, toprak içinde bulunca canı çok sıkılır ve belli etmemeye çalışarak:
—Seni tebrik ederim yavrum, der. Gerçekten de emniyetli bir adammışsın. Teslim edilen şeylere hiç el sürmemişsin, âferin!
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
TeBeSSüM
|
 |
« Yanıtla #239 : Eylül 13, 2010, 09:52:20 ÖS » |
|
Nazım Hikmet'in Bursa Cezaevi'nde tutsaklık günleri. Koğuş arkadaşlarını okumaya yazmaya yönlendiren Nazım, aynı zamanda cezaevi yönetimine de yardım etmektedir.
Cezaevi denetimine Adalet Bakanlığı'ndan bir müfettiş gelir. Bir kaç gün denetim yaptıktan sonra müdüre: - Nazım da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir? der. Nazım'i odaya getirirler. Müdür koltuğuna iyice kurulan müfettiş Nazım'ı tepeden tırnağa süzer ve: -Demek Nazım sizsiniz, der. Nazım'a oturması için yer göstermez. Kısa bir konuşma sonrası, gidebilirsiniz, der. Nazım tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe: -Ömer Hayyam adını duydunuz mu? diye sorar. Müfettiş hemen atılır: -Kim duymaz Hayyam'i. Nazım:Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi? diye sorar. Müfettiş şaşırır. Nazım konuşmasını sürdürür, görüyorsunuz sanatcıyı anımsadınız ama hükümdarı anımsamadınız. Yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin Adalet Bakanı'nı ve sizi kimse anımsamayacak, der çıkar. Müfettiş yaptığı yanlışı anlar, Nazım'ı geri çağırır ama Nazım koğuşunun yolunu tutmuştur.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|